Ateş Böceği Dizisi Ne Zaman Başlayacak?

Necip Memili, yaz ekranında Star’da başlayacak “Dolunay” dizisinde

Cesur ve Güzel Finali ile Hüzünlendirdi

Arka Sokaklar’ın Sezon Finalinde Neler Olacak? Suat Ölecek mi?

Survivor’ı Anlama Kılavuzu

Editörden, Survivor, Tv Magazin 06 Mart 2016
806 views

Aylardan Şubat. Karşımızda, bu sefer her zamankinden biraz daha erken olarak ? Mart gibi başlamışına alışmıştık- ekranların reyting canavarı addedilen programı Survivor 2016: Ünlüler Gönüllüler var. Muhtemelen program, zaten bir kısmı O Ses Türkiye’den hazır olan seyircisini ilk bir ay içinde evvela kenetleyecek ardından da büyütme gayretinde olacak. Arzulanan izlenme oranları yakaladığı andan itibaren de yayın günleri bir bir artış gösterecek. Anlayacağınız Survivor yine, ülkede televizyonun en çok izlendiği zaman aralığı olan, prime time olarak bildiğimiz o dilimi 3 ay kadar kontrolü altında tutacak.

Televizyon esasında kaygan bir zemin üzerinde icra edilen bir sektör. Belirsizlik, zamansız trend değişimleri bu sektörün fıtratında var. Ancak ortaya koyulan işin markası Survivor, uygulayıcısı da Acun Ilıcalı olunca fal açacak halimiz kalmıyor. Merakımı asıl cezbeden mevzu bu yıl diğer kanal yöneticilerinin “bir Survivor panzehri” yaratma teşebbüslerinin olup olmayacağı. Milyonlara eklenip Survivor’ı takip ederek Ilıcalı’dan arta kalanlarla mı yetinecekler yoksa “imkansızın” peşine mi düşecekler? Zaman bu merakı giderecek, bekleyelim.

Survivor, Türk televizyonlarında 10. kez izleyici karşısına çıkıyor. İlk kez 2005 yılında Survivor Türkiye: Büyük Macera ismiyle yayınlandı. Sanılanın aksine bu ilk Survivor’un Acun Ilıcalı’yla bir ilgisi bulunmamakta. Sunuculuğunu Ahmet Utlu’nun üstlendiği programın yayıncısı da Kanal D idi.

Peki Survivor hakkında yeteri kadar bilgi sahibi miyiz? Bu format nasıl doğdu, fikri kime ait? Nasıl oldu da dünyanın en çok rağbet gösterilen yarışma programı haline dönüştü? Bu yazı Survivor’u bir nevi anlama kılavuzu olacak. Alakanıza mazhar olabildiysem, buyurun devam edelim.

castaway_logo_landingBu hikayenin en kilit karakteri hiç şüphesiz Charlie Parsons. Kendisi İngiliz bir televizyon yapımcısı ve uzunca bir süreden beri de Castaway Television Productions şirketinin CEO’su. Survivor’un uluslararası televizyon piyasasındaki tüm ticari hakları bu beyefendinin kontrolünde.

Milyon dolarlık bu projenin ortaya çıkışının esasen çok şaşalı bir öyküsü yok. Parsons Network 7 kanalında çalışırken halk arasından, sıradan görünümlü 5 kişinin bir ıssız adada mahsur kalışlarını ve zamanla bu adanın zorlu koşullarına ayak uyduruşlarını konu alan bir skeç çekiliyor. Bu esnada Parsons’un kafasında ampuller yanıp sönmeye başlıyor. Bir grup sıradan insanın modern dünyanın imtiyazlarından ırak ve sıra dışı olaylar silsilesiyle baş etmek zorunda olduğu bir platformun cazibesini keşfediyor Parsons. Akabinde Bob Geldof ve Waheed Ali ile birlikte Planet 24 adlı yapım şirketini kurup, fikirlerini başarılı bir formata dönüştürmenin yollarını arıyorlar. Proje için seçtikleri ilk isim Survive! yani Hayatta kal!. Parsons ve arkadaşları ‘gerçeklik’ ve ‘eğlencenin’ harmanından bir yapı oluşturma fikrinde karar kılıyorlar. Tabii projenin merkezine de yarışmacıların birbirlerini adadan men edebilme yetkisine sahip olmaları yerleştiriliyor. Burası çok önemli! Yarışmacıların, adadaki kaderlerinin bir başkasının elinde olduğunu bilmeleri, onların öngörülemez davranışlar sergilemelerine neden oluyor. Formatın anlatısına boyut kazandıran en önemli nokta işte bu kestirilemezlik. Nihayetinde, Parsons ve ekip arkadaşlarının nasıl bir yarışma konsepti oluşturduğu hepimizin malumu: İki takım (tribe), üç günlük aralarla birbirlerine karşı dokunulmazlık (immunity) mücadelesi veriyorlar. Dokunulmazlık mücadelesinin galibi ada konseyinde (tribal council) gerçekleştirilen elemeden muaf tutuluyor. Takımlardaki elenme sayıları arttıkça, takım içi kenetlenmeler de artıyor. Başlangıçta takımlar arası tatlı sert bir mücadele söz konusu iken, zamanla bu mücadele “kanının son damlasına kadar savaşmaya” evriliyor. Elenen yarışmacıların kazananı belirleyecek olmasıyla da herkese bir ‘hesap günü’ şansı sunuluyor (Yarışmanın orijinal formatında bu kural mevcut, ancak Survivor Türkiye’de elenenlerin yarışmanın seyrini değiştirme şansı bildiğim kadarıyla bulunmuyor.). Sonuç olarak, bu zorlu ve komplike oyunu oynayabilmek için kişilerin hem mental hem de fiziksel açıdan kendileri en uzun süreyle hayatta tutacak stratejileri belirlemeleri gerekiyor.

51OYdMyXG3LProjenin başından geçenlere geri dönelim. Charlie Parsons’un aklındaki fikri bir formata dönüştürmüştü ve sıra satışına gelmişti. Evvela İngiltere’de ardından da Amerika’da şansını denedi. Ancak kanallar Survive!’a şüpheyle yaklaşıyorlardı, satışı bir türlü gerçekleşmedi. Nihayet, 1997 yılında İsveçliler projeye inanıp satın aldılar ve program ilk kez aynı yıl SVT kanalında Expedition Robinson (Keşif Robinson) ismiyle yayınlandı. Program İsveç’te epey ses getirmişti ve bu da daha önceden formata mesafeli duran kanalların kafalarındaki soru işaretlerini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı. Kısa bir zaman içinde Parsons, Amerikalı yapımcı Mark Burnett’in aracılığıyla CBS kanalından teklif aldı. Ufak birkaç rötuşla beraber – mesela programın ismi Survive!’dan Survivor’a değiştirildi.- 2000 yılının yazında program evvela Amerikalı izleyicilerin daha sonrada küresel TV pazarının huzuruna çıktı. Her ne kadar Amerika yayını öncesi, format İsveç ve Almanya’da başarı elde etmiş olsa da, Birleşik Devletler’de elde edilen sonuç Parsons ve Survivor’un kaderini tamamıyla değiştirmişti. Survivor, önceleri kanal yöneticilerinin şüpheyle baktığı, birçok yerden başı eğik ayrılmış bir proje iken, artık dünyanın dört bir yanındaki TV yapımcılarının ona sahip olma hayaliyle ellerini ovuşturduğu, global ölçekte milyon dolarlık bir iş pazarı demekti.

endemolCharlie Parsons’ın göz bebeği olan Survivor, bir yandan dünya televizyonlarındaki serüvenine başlamışken, bir diğer yandan da bu formatın şöhretinden nasiplenmek isteyen diğer TV projeleriyle karşı karşıya geliyordu. Hatta bunlardan bir tanesinde mevzu, hukuki zeminde hesaplaşılan bir mesele olmaya kadar varmıştı. Formatlara lisans sağlayıp küresel boyutta ticaretini üstlenen ve bu işin kompetanı sayılan Hollandalı Endemol şirketi, yakın bir zamanda (1997) yine bir reality show olan Big Brother’ı piyasaya sürmüştü. Daha evvelinde, 1996 yılında, bu şirket, Survivor’ın eski sürümü Survive!’ın yayın haklarını bir yıllığına satın almıştı. Amma ve lakin Endemol projeye müşteri bulamamış, Charlie Parsons da 12 ayın sonunda sözleşmenin bir kez daha uzatılmasını reddetmişti. Parsons’un iddiası şöyleydi; Big Brother ve Survive! arasında şüphe uyandıracak benzerlikler bulunmaktaydı ve Endemol, Survive!’ı kullanarak ‘kendi altın yumurtlayan tavuğunu’ üretmişti. Her ne kadar konu mahkemeye taşınsa da, jüri ortada herhangi bir intihal belirtisi olmadığına kanaat getirerek davayı düşürdü. Biri diğerinden çalıntı veya değil, burası yoruma açık. Ancak kesin olan bir şey var ki, reality şovları dönemi başlamıştı. İki format da izleyicinin dikkatini çekme hususunda birbirine benzeyen formüllerle çalışıyor ve başarıyı da bu sayede yakalıyordu.

reality-tv-2Reality TV’nin aslına bakarsanız çok köklü bir geçmişi bulunmamakta. 90’lı yıllarda ortaya çıkıyor, drama ve sitcom yapımlarıyla kıyaslandığında daha düşük maliyetlerle yapılıyor olmasından mütevellit kanallarca tercih edilir hale geliyor. Bu sebeple ‘reality tv nasıl doğdu’ gibi bir soruya tam olarak bir cevap bulmak mümkün değil. Ancak medya teorisyenlerinin araştırmalarına bakarak bu janrın menşesine dair bir fikir edinebiliriz elbet. Buna göre; Reality TV; tabloid gazetecilik, tv belgeselciliği ve popüler eğlence kültüründen mürekkep hibrit bir oluşum. Bu üç kategorinin birleşimi olarak, medya endüstrisinin 2000’li yıllarda bir pazar ekonomisine dönüşmesiyle ve televizyonun bütünüyle ticarileşmesiyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Tabloid gazetecilik nasıl ‘olağandışı’ medya içeriklerine yer vererek (mesela duşta Gülben Ergen şarkısı söyleyen Fatih’in meşhur olması), özel hayat ile kamusal hayat arasındaki çizginin kaybolmasını sağlıyorsa, bir yönüyle Reality TV de biz izleyicilere, birilerinin ‘işlenmemiş’ ve ‘olağandışı’ görüntülerini servis ediyor. Keza reality şovlarında belgeselciliğe has birçok ögeye şahit oluyoruz. Bir belge niteliğinde ‘yaşananların’ ekrana aktarılması bunun başlıcası. Big Brother evindeki gizli kameralardan kişileri ‘onların haberleri olmaksızın’ izlememiz veya Survivor’da yarışmacılarla yapılan röportajlarda sorulan soruları duymuyor oluşumuz ve yarışmacıların gaipten birileriyle sohbet ediyor gibi algılanması ‘gerçeğin’ belgelerini önümüze koymayı sağlıyor. Ve bu tip programlarda şöhret sahibi kimselerin de boy göstermesiyle popüler kültüre de selam çakılmış olunuyor.

survivorBir tv formatının, yayınlandığı hemen her ülkede izleyiciyi televizyon başına kilitleyebiliyor oluşu kayda değer bir başarı. Küresel başarıdaki birincil etken kuşkusuz, programın sabit dramaturjisinin, uygulandığı ülkenin lokal motifleriyle bir arada hareket edebiliyor oluşudur.  İsveç, Rusya ve Amerika gibi üç birbirinden farklı ülkeyi ele alalım. İsveç’teki Survivor İsveçli’lerin özel bir bayramına denk geldiğinden yarışma ödülü olarak kazanan takıma geleneksel bir İsveç kutlaması tertip edilebiliyor. Rusya’daki versiyonda erkek yarışması eşitsizlikten dem vurarak bir kadınla yarışmayı reddediyor ve bu herkesçe makul görülüyor veya Amerika’da ise bir yarışmacı fiziksel özgürlüğünü perçinlemek için adada çırılçıplak yaşamayı tercih ediyor. Bu örneklere Survivor Türkiye’den de eklemeler yapılabilir.

Survivor’u seviyoruz.

…Çünkü hem milli, hem yerli hem de evrensel.

…Çünkü kendimizi daha iyi hissetmek için birilerini eleştirmeye ve yargılamaya ihtiyacımız var. Ve Survivor, eleştirel ve yargılayıcı olmamız konusunda bizi fazlasıyla teşvik ediyor.

O halde şov devam etsin!

*Bu yazı daha önce tolgakucukcolak.com’da yayımlanmıştır!

Kaynakça:

  • “Castaway Television” Yapım Şirketi
  • “A Study of the reality game show concept ‘Survivor’ – how national identities are represented in a transnational reality format”
loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Sayfa da144 sorgu var. 4,302 saniyede yüklendi.