escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan Pendik Escort

En Yeni Dizi Magazin Haberleri

Yayında Olan Diziler

Tüm Günlük Diziler Burda

Güncel Dizi Fragmanları

Senaryo Yazarı Nuran Evren Şit ile Özel Röportaj

fotograf-9

Röportaj: Furkan SÖĞÜT – Televizyon Dizisi
https://twitter.com/furkansogut

Şimdiye kadar birçok yapımda cast asistanlığı ve yönetmen yardımcılığı yapmış olan, daha sonra senaryo yazmaya ilgi duyduğunu anlayınca bunun eğitimini alıp kendini bu alanda geliştirmeyi çalışmış olan ve ‘Aşk Tesadüfleri Sever’, ‘Elveda Rumeli’ ve ‘Hanımın Çiftliği’ gibi fenomen olmuş projelerin senaryosunu kaleme almış olan başarılı senarist Nuran Evren Şit ile röportaj yaptık.

Bugüne kadar bir çok projede yazar olarak yer aldınız. Peki tanımayanlar için Nuran Evren Şit Erdik kimdir?

– 1980 Ankara doğumluyum,  yaklaşık 7 yıldır sinema ve televizyon için senaryo yazarlığı yapıyorum.

Sizin bu sektöre girişiniz nasıl oldu? 

– 7 yaşındayken, TRT’nin çeşitli programlarında çocuk oyuncu olarak setlere adım attım, o andan sonra da sinema televizyon alanından çalışmak tek hayalim oldu. Ama oyuncu değil, yönetmen olmayı koymuştum kafama… 1998’de Mimar Sinan Üniversitesi Sinema TV bölümüne girdim. Bir yandan da sinema ve reklam setlerinde çeşitli görevlerde çalıştım…Cast asistanı olarak başladım, sonra yönetmen yardımcılığı ve senaryo yazarlığı geldi… Okul süresince çektiğim kısa filmlerin senaryolarını yazmıştım, hatta iki tanesi pek çok yerde ödül kazanmıştı.  Ama senaryo yazarlığını profesyonel anlamda yapmaya başlamam daha sonraya denk geldi.  Sette çalışırken, kendimi senaryoların üzerine notlar alırken replikleri değiştirirken buluyordum,  hiç haddim olmadığı halde… Sonunda sette çalışmayı bırakıp, senaryo yazarlığı için iş aramaya başladım…

Mimar Sinan Sinema Televizyon bölümünde eğitim aldınız. Senaryo yazarlığıyla ilgi duyan genç senarist arkadaşlarımıza da bu okulda eğitim almalarını uygun görür müsünüz? Size ne gibi faydaları oldu burada eğitim almanın?

– Mimar Sinan; bünyesinde barındırdığı hocaların doğrudan üretimin içinden gelen ustalar olması bakımından diğer okullardan açık ara öndeydi. Lütfi Akad, Metin Erksan, Memduh Ün, Duygu Sağıroğlu, Feyzi Tuna bizim hocalarımız oldular. İlk kısa film senaryomu  Memduh Ün atölyesinde yazdım. “Bunu ben çekmek istiyorum” dediğinde havalara uçtuğumu hatırlıyorum… 80 yaşını devirmelerine rağmen, hocalarımın gözlerindeki ateş,  bana bu işi yapmakla ilgili en büyük ilhamı verdi sanırım… Devamlı bir yenilenme ve üretme hali içindeydiler. Metin Erksan bizzat tanıma şansına eriştiğim, zekasına hayran olduğum bir ustaydı. Duygu Sağıroğlu ise bana göre Türkiye’nin en iyi senaryo hocasıdır. İlhan Arakon’u 90 yaşında kaybettiğimizde hala bilfiil hocamdı, yazdığım senaryoya en az benim kadar hakimdi… Okuldaki süreç bana her şeyden önce, bu işin bir meslek olmanın  çok ötesinde, bir varoluş biçimi ve yöntemi olduğunu öğretti…

Elveda Rumeli’yi yazmadan önce bir çok projede yönetmen yardımcısı ve cast sorumlusu olarak görev aldığınızı biliyorum. Bu diziye dahil olmanız spontane bir şekilde mi gelişti?

– Setlerde çalışmayı bırakmaya karar verdiğimde, yaklaşık 6 ay işsiz kaldım. Sonra daha önce G.O.R.A’da birlikte çalıştığım arkadaşım Özge Efendioğlu beni Elveda Rumeli projesi için tavsiye etti. Serdar Akar’la okuldan doğru bir tanışıklığımız da olunca, junior yazar olarak ilk kez orda dizi yazarlığına adım atmış oldum…

elvd

Alican Yaraş ve Özge Efendioğlu’yla birlikte yazdınız Elveda Rumeli’ni. Dizi başarılı bir şekilde üç sezon boyunca sürdü. Bu üç sene boyunca nasıl tecrübeler edindiniz? 

 – Her şeyden önce üç kişi gece gündüz beraber olduğumuz bir 2,5 yıl geçirdik. Birlikte 83 bölüm yazdık. Ali Can Yaraş çok deneyimli ve donanımlı bir senaryo yazarı olmasının yanı sıra, çalışmayı keyifli hale getiren, klişeleri zorlayan uçuk diyebileceğim tarzıyla bana çok ilham verdi, çok sevdiğim bir ustam ağabeyim olarak bana çok yol gösterdi.  Süreç içinde yollarımız ayrıldı ama her ikisine ve bütün ekibe minnettarım o proje için…

Aşk Tesadüfleri Sever gibi gişede büyük sükse yapmış bir projenin senaryosunu üstlendiniz. Sizce izleyici bu projeyi neden bu kadar benimsedi? Özgür ve Deniz aşkını, filmlerde izlediğimiz diğer aşk ilişkilerinden farklı kılan şeyler neler oldu?

– Özgür ve Deniz benim de çok sevdiğim karakterlerdi. Senaryoyu yazmaya başladığımda, Belçim Bilgin ve Mehmet Günsür’ün onların oynayacağı kesinleşmişti… Birlikte çok vakit geçirdik, işin her aşamasında paslaştık… Onların hayatlarına da temas eden şeyler ekledik senaryoya. Böylece daha kişisel bir yerden bağ kurabildiler sanırım… Bu da perdeye ve izleyiciye yansıdı… Bir de senaryoyu yazarken; hayatın içinde tanıdığım bildiğim karakterleri, tepkileri, hal ve anları seçmeye gayret ettim… İlk sinema filmim olacağı için heyecanım ve duygusallığım had safhadaydı…. Aşk hikayesi olmasının dışında, özlediğimiz bir nostalji duygusu içinde Türkiye’nin 80’li 90’lı yıllarına gitmek de seyircide iz bıraktı sanırım…

Aşk Tesadüfleri Sever’in samimi bir film olduğunu; yaratmak istediği etkiye ve seyir keyfine, dolayısıyla da amacına ulaştığını düşünüyorum…

askt

2010 yılında Orhan Kemal’ın Hanımın Çiftliği’ni yazmaya başladınız. Dizide aslında birden fazla yazar yer aldı. Siz; toplu bir ekiple yazmayı mı yoksa birey olarak yazmayı mı daha uygun görüyorsunuz? 

– Hanımın Çiftliği’nin ikinci sezonunun tamamını Elif Usman’la beraber yazdık. Şimdi A.Ş.K’ı yazan Serdar Soydan ve en son İbreti Ailem’i yazmış olan Murat ve Emrah Kaman da bize yardımcı oldular.  Doğru ve etkili bir iş bölümü yapıldığı sürece dizide ekip çalışması çok değerli… Yeter ki; öyküyü ve dili kurarken; bir bakış açısı sabit olsun… Biz Elif’le hem yakın arkadaş olduğumuz, hem de aynı okuldan olduğumuz için, ortak bir dili kolayca kurabildik… Ancak ben toplu halde bir odanın içine kapanıp yazma haline girebilen biri değilim… Ekip olacaksak bile mutlaka iş bölümü yaptıktan sonra dağılmayı, yalnız çalışmayı, yazarak düşünmeyi ve sete gidecek olan senaryoda son sözü söyleyenin tek bir kişi olmasını tercih ediyorum… Dizi için ekip olmayı, sinema filmi için ise bireysel çalışmayı tercih ediyorum…

Hanımın Çiftliği reytinglerde hep başarılı oldu ve kanalı ve yapım ekibini tatmin ettiği başarılarıyla. Siz bu dizinin genel öyküsü ve karakterlerini oluştururken hangi noktalara daha çok önem verdiniz?

– Dizinin ikinci sezonunda, işi devraldığımızda romana ait olan hikaye tükenmişti. Yeni öyküler kurmak, karakter ve olaylar yaratmak icap ediyordu. Bunu yaparken Orhan Kemal’in diğer romanlarından ve 1950’ler Türkiye’sinden ilham aldık. Romanda hiç olmayan uzantılar ekledik. Bunu yaparken hem Orhan Kemal adına yakışır kalmaya, hem de dönem koşullarını kurmaca bir hikayenin içine yedirmeye çalıştık… Mesela, Muzaffer’in katili olmasına rağmen Hamza’nın idam edildiği bölüm büyük beğeni aldı. Çünkü olayı, oğlunu ipe gönderen bir babanın bakış açısından anlatmayı seçtik Güllü’nün nefret ettiği ağabeyi Hamza’yı son anda affetmesini tercih ettik… Dizinin finali ise, nerdeyse birebir örtüştü romanla… Bir çember çizip tekrar o noktaya varabilmek bizim için değerliydi… Gurur duyduğum, hala da oturup izlerken duygulandığım bir final bölümü oldu…

hnmf

Şu ana kadar yazmış olduğunuz herhangi bir dizinin yeni bölüm senaryosunu gözden geçirip ve içinize sinmediği gerekçesiyle çöpe attığınız oldu mu hiç? 

– Hayır, maalesef olmadı. Dizi yazarken böyle bir şansınız olmuyor. Çok büyük revizyonlar yaptığımız 2. , 3. versiyonu yazdığımız oluyor elbette, ama sette senaryo beklenirken, “ben bu bölümü beğenmedim bir daha yazıcam” demek gibi bir lüksünüz yok. Yayın bandı kanala yetişmek zorunda… Senaryonun gecikmesi demek, setteki herkesin daha uzun saatler çalışması demek, işin veriminin düşmesi demek. O yüzden yapımcı ve kanaldan bir itiraz gelmediği sürece, sizin kendi senaryonuzu beğenmemeniz bir lüks gibi geliyor bana…

Bir dizinin yeni sezonuna başlarken nasıl bir yol haritası izlersiniz? Koca bir sezonda ne tür duraklıklar koyarsınız ve sezon sonunda nelerin olacağını daha önceden belirler misiniz?

– Aşağı yukarı planlar yapılsa da bunların çok fazla değişkene bağlı olduğunu düşünüyorum. Her an her şey değişebiliyor yani… Çoğunlukla da genel öyküye yeterli vakit ayrılmıyor zaten. 5-10 sayfalık bir metin üzerinden, projelere onay verilip senaryo yazılmaya başlanıyor. Hikayenin finali belli olsa da, zaten iş o finale giderken konulan basamakları doğru döşemek… Kimse dizileri sonunu görmek için izlemiyor, tam tersi o finale nasıl taşınacağını, karakterlerin o yolculukta nasıl değişeceğini görmek için izliyor aslında…  Ben 13 bölümden ötesini görebildiğim bir işte çalışmadım şu ana kadar, aksini söylemek yalan olur…

Show TV’de ekrana gelen Gün Akşam Oldu dizisinin senaryosunu da yazdınız. Ancak dizinin ömrü maalesef pek uzun olmadı. Halil Ergün’ün oynaması sebebiyle sanırım izleyici diziyi Yaprak Dökümü’yle çok karşılaştırdı. Size de zamanında bu tip karşılaştırmalar ve eleştiriler yapıldı mı?

– Tabi ki yapıldı… Haklıydı da eleştiriler…  O proje zaten İtalyan Tutti Bene filminden yola çıkılarak tasarlanmıştı. Ancak, demin bahsettiğim gibi genel hikaye çalışmasına yeterli zaman ayrılmadan sete çıkılması, o işin en büyük handikabı oldu. Halil Ergün’le bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum yayından kalkmasının, aksine dizinin en büyük artısı onun varlığıydı.  Kaldı ki, o zaman aldığı reytingle şu anda ilk 3 arasında yer alırdı o dizi, mesele reytingse tabi…

Bir dizide karakterin içsel tartışmaları ne kadar önem taşıyor? Çünkü bir oyuncu karakterini öyle canlandırmalı ki seyirci onunla empati kurup duygularını anlaması lazım…

– Sadece dizide değil dramanın her alanında, karakter ne kadar çok boyutlu olursa o kadar gerçeğe yakın oluyor. Dizilerde karakterler kartonlaşmaya çok daha meyilli, hem yazanlar hem de oynayanlar bakımından… Bu belki hızdan, belki genel geçer klişelerin birbirini tekrar etme huyunun hepimize bir parça bulaşmış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Gerçekten televizyona baktığımda her karakter her dizinin parçası olabilirmiş gibi bir hal görüyorum… Ayrışan çok az karakter çıkıyor, onlar da zaten unutulmaz oluyor…

Siz bir senarist olarak projelerinizde yazmış olduğunuz karakterleri oynayacak oyuncuları belirlemeyi uygun görüyor musunuz? Çünkü siz; canla, başla ve tüm duygularınızla yazdığınız karakterleri başarılı oyuncuların canlandırmasını istersiniz mutlaka…

– Elbetteki bu konuda kesinlikle söz sahibi olmaya gayret ediyorum. Oyuncusu belirlenmiş bir senaryoyu yazmak, o karakterin mimiklerini ses tonunu canlandırarak yazmak çok daha keyifli oluyor ayrıca… Ancak ben sıklıkla dizi devraldığım için, kurulmuş bir oyuncu kadrosu için kalem oynattığımdan, bu konuda genelde şanslıyım…

Sizin için yazdığınız dizilerin reytingleri ne kadar önemli? Sizce bir dizinin kalitesini ve başarısını sadece reyting mi belirler?

– Kesinlikle hayır. TRT1’de yayınlanan Sen de Gitme dizisi, yazdıklarım arasında en az reytingi alan ama en sevdiğim işti mesela… Yapımcı NTC Medya’nın ve kanalın, reytinglerin hesabını tutmadan, gerçekten bölüm güzel olduğu için sizi tebrik etmesi çok az rastlanır bir durumdu. Ama mesela İntikam gibi bir dizide, reytinglerin düşmesi, kanaldan sete, herkes de moral bozukluğu yaratacağı için, önemli hale gelebiliyor. Maliyeti yüksek dizilerin reyting kaybı, dizinin reklam gelirinin düşmesi demek… Bu da dizinin maliyetini çıkaramaması ve yayından kalkması tehlikesini beraberinde getiriyor. Bu dizinin iyi ya da kötü olmasıyla değil, aslında tamamen ticari hesaplarla ilgili bir mesele ki; ben bu konulardan gerçekten hiç anlamıyorum…

Siz yeni bir hikayenin karakterlerini yazarken birilerin üstüne biçerek mi yazarsınız? 

– Evet, ister istemez öyle yaparım… Ama tek bir karakterin değil, pek çok karakterin bileşimi olur genelde. Roman kahramanlarından, film karakterlerine, komşulardan, ilkokul arkadaşıma, kanal yöneticisinden, otobüs şoförüne kadar uzanan bir skalada, etrafımdaki herkesin her an bir senaryoya malzeme olması söz konusu olabilir. Arkadaşlarıma sık sık yanımda ne konuştuğunuza dikkat edin derim… Hele ki kocam Arda, kendi rutin repliklerini kim bilir kaç kere televizyonda duymuştur (Gülüyor)…

Serdar Soydan ve 6.bölümden itibaren Elif Usman Erügden’in yazdığı A.Ş.K. dizisinde sizin de çorbada tuzunuz oldu. Projenin gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?

– Ben ilk üç bölümde senaryosuna destek verdim projenin… Sonra sinema filmi ile beraber yürütemediğim için ayrıldım… Serdar ve Elif’le biz aynı okuldan arkadaşlarız, arada bir güçlerimizi birleştirip voltranı oluşturup sonra gene dağılabiliyoruz. (Gülüyor) A.Ş.K’ı ben bu sezonun Aşk-ı Memnu’su olarak kodlamıştım. Oyuncuların performansı ve yapımcının desteğiyle parlayan bir iş oldu… Önünün açık olduğunu düşünüyorum…

ask3532

Geçtiğimiz haftadan itibaren D Yapım’ın İntikam dizisini yazmaya başladınız. Bu projeye dahil olma sürecinden bahsedebilir misiniz?

– Kanal D ve D Yapım’la zaten başka projeler için görüşme halindeydik, Hatta Hakan Bıçakcı ile birlikte yazdığımız bir projenin onayını bekliyorduk. İntikam’ın senaryosunda desteğe ihtiyaç olduğunu söylediklerinde hiç düşünmeden kabul ettim.

İntikam’ı daha önceden izliyor muydunuz? Nasıl buluyordunuz?

– İlk sezon bölümlerine ara ara bakmıştım ama çok hakim olduğumu söyleyemem. Devralacağım anlaşıldıktan sonra tamamını izleme şansım oldu. Adaletsizliğe karşı mücadele eden genç bir kadının hikayesi olması ilgimi çekti…Ayrıca oyuncu kadrosu ve yapım şirketi hep çalışmak istediğim insanlardan oluşuyor. Yönetmen Çağrı Lostuvalı da yakın arkadaşım olunca;  kolları sıvadım… Öykü desteği için Nergis Otluoğlu, editör olarak Hasan Cömert bana katıldılar. Ardından da Işıl Sönmez Sarhan, tretmancı olarak aramıza katıldı. Şimdi 4 kişilik bir ekibiz…

Dizi, Amerika’da yayınlanan Revenge’nin uyarlaması. Sizce yabancı dizilerden uyarlama yapılırken hangi konularda yapımcılar ve senaristler özen göstermeliler?

– Yabancı dizilerden uyarlama yaparken en büyük handikap kültür ve dil farklılıklarını, hikayeyi bozmadan adapte edebilmek… Umutsuz Ev Kadınları ve Galip Derviş bunun çok başarılı örnekleri…  Orijinaline fazla sadık kaldığınızda, Türk Seyircisi için soğuk kaçma riski var. Diyalogları ise kesinlikle birebir çevirmemek, tamamen yeniden ele almak gerektiğini düşünüyorum…

Nuran Evren Şit kalemiyle İntikam’da ne tür değişiklikler olacak? Çünkü izleyiciler; dizide çok olayın yaşandığı ama duyguların onlara geçmediğinden şikayetçiydi. Sizce bu durum değişecek mi? Daha duygulu bir İntikam mı izleyeceğiz?

– Umarım öyle olur… Dizinin orjinal halinden gelen bir defo bu, çok olay az duygu üzerine yaratılmış, devamlı yeni çengellerin atıldığı ve bazı parantezlerin ise hiç kapanmadığı bir yapısı var. … Hikaye çok fazla olaya yaslanırken, duyguların tam olarak doymadığı bir hız söz konusu. Bu bizim yabancı olduğumuz ve pek benimsemediğimiz bir durum… Zaten dizinin orjinali de Amerika’da bu konuda çok fazla eleştiri almış. Bizim yapacağımız değişiklik, tam da bu eleştiriye karşılık düşecek. 27. Bölüm itibariyle senaryoları bire bir adapte etmekten tamamen vaz geçip, bambaşka bir senaryo matematiği kurmayı hedefliyoruz… Biraz da sadeleştirmeye gideceğiz. Ama ne olursa olsun, orijinal hikaye ve karakterlere bağlı kalmaya mecburuz zaten…

6

İntikam dizisi kaç sezon için planan bir proje? Bu sezon sonunda bitecek mi?

– Henüz bir karar verilmedi sanırım, önümüzdeki aylar gösterecek…

Yeni yayın döneminde İntikam dışında yazacağınız başka proje olacak mı? 

– Geçen yıl Böcek Yapım için çalıştığım “8 Saniye” adındaki sinema filmi;  bahar aylarında çekilmeye başlanacak… Yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak yapacak. Heyecanla onu bekliyorum… Diğer yandan yaza doğru Hakan Bıçakcı ile birlikte 2 bölüm senaryosunu yazdığımız bir gerilim projesinin hayata geçme ihtimali var.  Bunun dışında hayat neyi getirir bilemiyorum şimdiden, ama bu aralar, gecem gündüzüm “İntikam” olmuş durumda…

logtww

loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

kaçak iddaa siteleri film izle güvenilir casino siteleri bahis siteleri iddaa siteleri Sayfa da93 sorgu var. 9,071 saniyede yüklendi.