escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan
yıldırım escort
izmir escort izmir escort izmir escort
ümraniye escort
ataşehir escort
kadıköy escort
kartal escort
ümraniye escort
kadıköy escort
ataşehir escort

Usta İsim Çukur Kadrosunda

Çukur Dizisinin İlk Bölümünde Şok Ayrılık

Fox Tv’den Yeni Moda Programı: Stil Avcıları

Hangi Oyuncu Bizim Hikaye Kadrosuna Dahil Oldu

Negatifim Ben Ezelden!

Editörden, Kültür Sanat 20 Ocak 2013
281 views

  • ferhat-beydemirAa sevgilim, bak… Çiçekler harika görünüyor! İnanamıyorum yaaa, çok güzeller! Hava da bi harika! Hepsini içime çekesim, güneşin altında saatlerce yürüyesim geliyo…

  • Hmm! Öyle öyle!! Sen bir de onları güzde gör, hepsi sararıp solacaklar. Koskoca bir kışı geçirecekler ortalarda görünmeden! Güneşi zaten göremezsin o zaman… Varsa yoksa bulut! Off of..

  • Hı… evet… Neyse… Ağaçlar da nefis olmuş dimi sevgilim? Ben bayılıyorum açan şu çiçeklere. Gelinlik giymiş gibi… Etrafa yaydıkları şu kokuya baksana… Ohhh!

  • Evet, evet! Birkaç ay sonra görürüm ben onları. Bütün yapraklarını dökecekler, hiçbir şey kalmayacak böyle koku yayabilecekleri. Hatta meyvelerini de yiyen olmaz buralarda. Dökülür, çiğnenir hepsi. Ezilir giderler kesin, inan bana! Hatta istersen o zaman da geliriz, görürsün olanı biteni.

  • Yok yok, istemem. Bugün çok güzel bir gün ama neyse… Sen öyle diyorsan… Tamam, bırakalım bunları, bizim Sevgi ile Fatih var ya?

  • He, var.

  • Birbirlerine nihayet aşklarını itiraf etmişler. Zaten çok yakıştırıyordum ben onları. İyi oldu, kızcağız uyuyamıyordu geceleri resmen.

  • Ben görürüm onları evlenince… Fatih Sevgi’yi bir başka kızla aldatırsa geceleri uykusunu aşkı mı yoksa başka bir şey mi kaçırır anlarız. Off ya! Bu dünya böyle işte kızım. Zalim, gaddar! Bunlar dünyanın gerçekleri!!! Kabullenmek lazım, anlıyorsun değil mi?

  • Sen… Sen beni aldatıyor musun Niyazi?

Bu halet-i ruhiyedeki bir adama neyi gösterirseniz gösterin beğenmeyecek, hangi lezzeti sunarsanız sunun burun kıvıracak, somurtup her mesele hakkında olumsuz olmaktan başka bir şey yapmayacaktır. Hatta hayal edin böyle tipleri, kaşlar çatık, ağız biraz yana yamuk, kollarını göğüs hizasında birleştirmiş, sizinle konuşurken bir taraftan sağa sola anlamsız bakışlar atan, küfür etmeyi-eleştirmeyi-beğenmemeyi takdir etmekten, övmekten, güzel sözler söylemekten daha iyi beceren, “Batsın bu dünya!” havalarındaki adamlardır. Tek kelimeyle “Huzursuz”lardır. Konuşmalarına baksanız, memleketin ve dahi dünyanın kadim problemlerini bir kalemde çözen dehadırlar ama… Evinde ya da kendi dünyasında yaşadığı sıkıntılar, onun ne seviyede problem çözücü olduğunu gösteriverir acımasızca. Çünkü zavallı, bizzat kendisinin problem olduğunu bilmez, farkında değildir. İçinde yaşadıklarını dışarı vurur, içindekilerin dışında da var olduğuna kendini inandırmak ister. Çünkü olumsuzluğun yangınında kül olan yüreğini başka türlü rahatlatamaz.

Son dönemde gösterime giren yerli filmleri şöyle baştan aşağı süzseniz, özellikle festivallerden ödülle dönenleri, büyük çoğunluğunun izleyiciyi yoran hikâyeleri olduğunu göreceksiniz. Bir kasabada elleri domuz bağıyla bağlanıp daha ölmeden diri diri gömülen bir adamın cesedi bulunduktan sonra bir polis, bir doktor ve bir hâkimin o geceki yolculuğunu temele alan bir filmdi mesela “Bir Zamanlar Anadolu’da”. Hatta daha ilerisi de gösterilmişti devamında: Öldürülen Recep İvedik kılıklı adamın karısı, kocasını katil adamla aldatmış, hatta ondan bir de çocuk sahibi olmuştu. Üstelik adamın haberi yoktu, içip sarhoş olduklarında ağızdaki baklalar çıkınca kavgaya tutuşmuşlar ve sonunda adamın cesedi karanlık bir çukurun içine itilivermişti. Filmin ağır havası burada bitmedi, dahası da vardı. Yolculuğun devamında bir köy evine misafir olmuşlar, evin sahibi muhtar köyün dertleri arasında “morgun yokluğu”ndan bahsederken elektrikler kesilmiş, mum ışığı altında evin 15-16 yaşındaki kızcağızına koca koca adamlar yan gözle bakmıştı. Sonunda da böyle bir sahne vardı, ölen adamın karısı otopsi yapılmadan önce, içeriye çağırılmadan evvel, doktorun biraz dikkatini celbettiğini hissedince bacak bacak üstüne atmış ve ayağını sallamaya başlamıştı. Biraz sonra da bağırsakların dışarı çıkarılış sesini işitecekti izleyici, hiç ihtiyacı olmamasına rağmen.

serkan-ercanÖrnekleri çoğaltabiliriz, mesela yine başarılı bir filmden devam edelim: Gişe Memuru. Rutin hayatın kalakları altında ezilmiş otuz beşinde bir adam. Babası kalbinden rahatsız, neredeyse evden dışarı çıkamıyor. Yan komşu kızı, her gün amcamıza bakmaya geliyor ama aslında gözü evin bekâr delikanlısında. Geceleri uyuyamayan Esas Oğlan’ın babası da güzel kızı oğluna yakıştırıyor, ama “Memur”umuz hiç oralı bile değil. Derken hadiseler öyle bir ilerliyor ki gitgide depresif sarsıntılar yaşamaya başlıyor delikanlımız. Babasıyla tartıştıkları bir gece yaşlı adam önünde yığılıyor, ilaçlarına uzanmaya çalışıyor, Esas Oğlumuz -biraz da hastalığının neticesi- ilaçları uzatmıyor ihtiyara. Çektirdiği yılların intikamını alıyor adeta. Netice çok hazin, baba oğlunun önünde can veriyor. Evlat, koltukta oturup yere yığılan babasının yanında sabahlıyor sonra. Evet, sabahlayabiliyor.

Bir örnek de “Güzel Günler Göreceğiz” filmi. İsmine aldanmayın hemen. Uyuşturucu bağımlısı rüşvetçi bir komiser, babasıyla tartışıp ayrılmış hatta evlatlıktan reddedilmiş bir çocuk, hapishaneden yeni çıkmış ama zan altında kalıvermiş bir “Doğulu” genç, eline düştüğü adamlardan kurtulamayan Rus asıllı bir hayat kadını, konuşmayı unutmuş sokakta kalmış, organlarını kötü adamlara kaptırmanın eşiğinde bir bicirik, yine ailesinin reddettiği bir “Doğulu” kız daha… Karakterler bunlar!!!

 Artık sorumu sormam lazım: “Neden böyle hikâyeler perdeye taşınır?”. Hedefsiz, amaçsız iş yapılmadığına göre dünyada, sorabilir miyim, “izleyicinin yüzde doksanının- doksan beşinin hayaline dahi uğramayacak böylesi problemli hayatlar neden gösterilir, berrak zihinler neden bulandırılır?”

güzel-günler-göreceğiz

Güzel Günler Göreceğiz

Yukarıdaki örnekten devam edeyim, ağaçların yapraklarını dökecekleri elbette bir hakikattir, ama aylarca yeşil kalmıyorlar mı, bu da gerçek değil mi? Capcanlı bir hayattan sonra kışta ölü gibi sessizleştikleri bir gerçek ama koca bir bahar çiçek açmadılar mı ve sonra yeşermediler mi, meyve vermediler mi? Özellikle bardağın boş kısmına adapte olmak, bir gül hakkında “Dikenli mikenli bir şey işte” demek gibi olmuyor mu? İşin ilginç tarafı, siz Gülün muhteşem kokusunu, harika renklerini işaret ettiğinizde yüzünüze bakıp pozitifliğinizle dalga geçercesine bakmaları… Hayatın gerçekleri ya hani negatiflik! Ve arkasından “Hayatın Gerçekler”inden şikayet kısmı başlıyor, basıyorlar feryadı:“Offf…Of!”

Bu kadar gayret, bu kadar emek, bu kadar masraf… ve sonra anlatılan hikayelere bak! Bilmiyorum, bana çok saçma geliyor, gerçekten çok saçma! Harcanılan zamana yazık!

Kendi dünyalarında büyük zorluklarla boğuşmakta olduklarını anladığım arkadaşlarımıza, hallerine gerçekten çok üzülüyorum. İnsan bu “hasta bakış açısı”yla derli toplu bir psikolojiye sahip olamaz ve sonra ne işinde, ne aile hayatında, ne toplumsal yaşamında mutluluğu bulamaz, gamın esiri olur. İnşallah tez elden kurtulurlar… Temennimiz budur.

Ferhat Nazım BEYDEMİR

fernazbey@hotmail.com

loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sayfa da121 sorgu var. 2,583 saniyede yüklendi.