escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan

Jale Arıkan : “Tarlabaşı’ndaki ortam, insanlar beni çok etkiledi…”

Dizi Röportajları, Sinema 07 Mayıs 2013

JALE-ARIKAN4TRT Haber DD Jale Arıkan’la Çok Özel Bir Röportaj Gerkleştirdi…

“Zeynep’i kendi zor zamanlarımdan yola çıkarak hissetmeye çalıştım..”

“Tarlabaşı’ndaki ortam, insanlar beni çok etkiledi…”

“İç dünyamda çok Türküm, çok İstanbulluyum; ama tabii ki Almanya’dan da çok etkilendiğimi hissediyorum.”

JALE ARIKAN (1)Oyuncu Jale Arıkan henüz altı yaşındayken ailesiyle beraber Almanya’ya gitti. Eğitimini Almanya’da tamamlayan Arıkan, ilk oyunculuk deneyimini de Almanya’da yaşadı; ayrıca ”kadın sorunlarını”Alman toplumuna yansıtmak  için de çeşitli çalışmalarda bulundu.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışan ‘Zenne’ filmiyle dikkatleri üzerine çeken ünlü oyuncu, geçen sene yine Antalya’da yarışan Erdem Tepegöz’ün yönetmenliğini yaptığı Zerre filmindeki ”Zeynep” karakteriyle dikkatleri üzerine çekti; başarılı oyuncu sinema macerasını, oyunculuğunu, festivalleri, Almanya’da Türk olarak yaşamayı ve hayallerini TRT Haber DD’yi anlattı.

Zerre filminde Zeynep karakterini canlandırdınız ve oyunculuğunuz övgüler aldı. Almanya’da yaşıyorsunuz. Nasıl dâhil oldunuz ‘’Zerre’’ filmine?

Ben de çok mutluyum Zeynep’i oynayabildiğim için. Ben Almanya’daydım, Almanya’dan aradılar Erdem ve prodüktörümüz Kaan Bey. Çok heyecanlıydılar, şöyle bir senaryomuz var, lütfen okuyabilir misiniz dediler. Noel tatiliydi, misafirlerim vardı. Bütün işler bitmiş, tam tatile giriyorsun. Dedim tamam, en kısa zamanda okuyacağım. Sonra bir ara elime aldım, hiç bırakmadan bir solukta okudum. İlginç bir hikâye. Hiç bırakmıyor hikâye beni, hiç bırakmadı Zeynep. Gözümün önüne gelen resim, zamanımızın büyük şehirlerinde imkânları az olan insanların, bir kadının yaşadığı hayat ve böyle bir koşturma içinde olması. O resmi beğendim, etkiledi, nasıl bu resmi doldurabilirim acaba diye sorular geldi. Kafamda soru işaretleri oldu ve böyle bir maceraya çıkmak istedim.

JALE ARIKAN (2)İnsanı derinden etkileyen bir hali var Zeynep’in. Ve dolayısıyla akıllara şu soru geliyor: Zeynep’i kendinizde bulabiliyor musunuz?

Tabii ki Zeynep’te gördüğünüz haller bende de var. Yoksa orada gösteremem, oynayamam; ama onları arayıp içinizde geliştirmek, daha doğrusu bulduğunuz o odaları diyeyim, belki tanımadığınız odaları, kendi evinizdeki, onları açmak, insanlara göstermek oluyor, bir karakteri hazırlarken onun ön çalışmasında. Zeynep için de o bahsettiğim resmi koşturan kadının dıştan görünüşünü ve onu nasıl doldurabilirim diye düşünürken, kendi hayatımın zor zamanlarını hatırlamaya çalıştım. Tabii ki o zor zamanları arka arkaya yaşadığım zor günlerin bedende bıraktığı etkiyi hissetmeye çalıştım. Onun kendine göre bir duruşu vardır, bir his vardır. Zeynep’ i on gün takip ediyoruz Zerre’de. Bu on gün içinde bu durumdan hiç çıkmıyor, hep aynı sıkıntı içinde, zaman yetmiyor, bir şeyleri elde etmesi lazım, evi elinden alınıyor, kızı elinden alınacak, hep bir şeyin peşinde koşturuyor ve onu kendi zor zamanlarımdan yola çıkarak hissetmeye o ruh haline girmeye çalıştım. Zeynep’in yaşadığı şeyleri sette çekim esnasında oynuyorsunuz ve o bir şekilde birleşiyor, seyrettiğiniz gibi Zeynep ortaya çıkıyor.

Zeynep sürekli bir mücadele halinde; fakat kriz geçirip isyan ettiğini görmüyoruz?

O da beni çok etkiledi. Senaryoda da öyleydi, ben de öyle görüyorum. Senaryoda öyle olsaydı çok drama girmemesini tavsiye edecektim. Bence de bu yaşadığımız zamanın her yerde görebileceğimiz yanı. Hele büyük şehirlerde o kadar çok koşturuyoruz ki o kadar zorluklar var ki üzerimizde yani ufak şeyler bile, bir yerden bir yere gitmek, trafik, dramımızı yaşamaya vakit bile kalmıyor neredeyse. Öyle oluyor ki bazı gün oturup ağlamaya bile vaktiniz kalmıyor. Yorgunsunuz kendinizi kötü hissediyorsunuz, boşalamıyorsunuz, o vakit yok ve bu ilginç bence.  Nasıl bir insan sürekli haftalarca aylarca koşturur, o enerjisini nereden alır, hiç rahatlığa varmadan bunları keşfetmek, yaşamak, hissetmek istedim.

JALE ARIKANÇekimlerin Tarlabaşı’nda gerçekleşmesi rolünüze hazırlanırken size yardımcı olmuştur diye düşünüyorum.

Film çekmesini çok severim. En çok sevdiğim tarafı da her şeyin gerçek olması. Sahiden o mekânlarda olmanız, sahiden anlatılan şeyleri yaşayabilmeniz. Çünkü o mekânda olmakla yüzde ellisini yaşıyorsunuz zaten. Orası çok ilginç bir taraf, orada çok şey öğreniyorsunuz, çok şey görüyorsunuz. Tabii Tarlabaşı zor bir ortam, terk edilmiş bir ortam, onun da hüznü var. Orada kalan aileler, demek ki gidecek başka yer daha bulamamışlar, bu da çok üzüntülü bir şey. Gidebilenler gitmiş, onlar kalmışlar, ne olacaklar acaba… Tarlabaşı’ndan bir kere geçmek farklı bir şey, hepimiz geçmişizdir bir yanından, aradan, bir sokağından; ama biz iki hafta, 15 saat oradaydık, her gün neredeyse. Tabii ki değişik, etkileniyorsun. O ışıklar yanıyor, evlerin içini görüyorsunuz, insanlar giriyor, insanlar çıkıyor… Bu insan nasıl oldu da buralara geldi, niye burada yaşıyor acaba diye kafanızda soru işaretleri oluyor. O ortam çok etkiledi tabi.

Tarlabaşı, aslında sorsanız, herkesin bildiğini söylediği aslında hiç bilmediğimiz bir yer…

Aynen bence de. Tabii ki biliyoruz; çünkü Taksim’in hemen yanı; ama tabii ki bilmiyoruz çünkü oralarda dolaşmıyoruz. Oralarda tur atmak başka bir şey; ama bütün bir gün orada durmak bambaşka bir şey. Çünkü, o insanların yaşamını izliyorsunuz. Dükkâna gidiyor, yine gidiyor, iki saat sonra bir şey alıyor, ne alıyor o bütün gün diyorsunuz. Perdesi olmayan gazetelerle kaplı pencereli evden çok tatlı, hoş, iyi giyinmiş bir hanım çıkıyor ve diyorsunuz bu ne yaptı burada niye girdi, niye çıkıyor; yani ilginç izlediğiniz şeyler, uzun süre orada kalırsanız. Onun için tabii ki hepimiz biliyoruz ama aynı zamanda bilmiyoruz da.

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” kategorisinde en çok konuşulan isimdiniz. Bu kadar konuşulduktan sonra ödül alamamak nasıl hissettirdi?

Ben esasında ödül alacağım diye yola çıkmadım bu film için. En büyük ödül zaten bir karakteri sevmek onun heyecan vermesi. Ben bunu oynamak istiyorum; çünkü bir şeyler keşfetmek istiyorum; çünkü o bir şeyleri içimde daha bir bulmak istiyorum. O işin başarılı olması, insanların beğenmesi, bu benim için en büyük ödül. Tabii ki güzel olurdu bana Antalya’da ödül verselerdi; vermediler. Bu bir festivaldir. Zor olan bunların hepsini yaşamak. Herkesin “siz ödül alacaksınız”; herkes siz siz siz, bununla girdiğin ruh… Ben bunları esasında biliyorum ve kendime de diyordum “sakin ol, sakin ol” ama tabii ki olamıyorsunuz o kadar. O akşam herkesin o beklenti içinde olması, beni seyretmeleri, kameraların ilk anda beni göstermesi, ben almadığım halde, bunlar zor. Çünkü ne yapacaksınız? Gerçek yüzünüzü mü göstereceksiniz; yoksa böyle çok rahat “ne olsun canım” mı yapacaksınız? Ama tabii ki o an için bir şey oluyorsunuz “vermediler” böyle; ama güzel şeyler bunlar, aslında mesleğimizin büyük heyecanları. Bazen çok zor oluyor, hatta bazen çok acıyorum kendime “neler yaşamam lazım” diye. Ama ne güzel şeyler yaşıyoruz.

Almanya’ya altı yaşında gittiniz. Yalnız hissettiniz mi kendinizi?

Ailemle gittik, onlar yanımdaydı, o güzel bir histi. Çok büyük bir ailemiz vardı burada. Teyzelerim, amcam, yeğenlerim… Hepsinden kopuyorsunuz birden bire. Esasında dramatik bir şey; fakat günümüzde daha az dramatik. İnternet var. O zaman bunlar yoktu. Bir de insanlar daha büyüttüler bu olayı, sanki bir daha gelmeyecekmişiz gibi, onun bir üzüntüsü var tabii. Her gün beraber yaşadığınız insanlardan birden bire uzaklaşmanın üzüntülü tarafı da var muhakkak; ama annem, babam, kardeşim yanımdaydı. Onlarla beraber olmak güzel his, tek başıma gitmedim Allah’a şükür. En zor tarafı galiba lisanı bilmemek ve o insanlara alışkın olmamak. Alman toplumunun değişik bir toplum olduğunu fark ediyorsunuz. Tabii ki çocukken bunları böyle düşünmüyorsunuz, sadece hissediyorsunuz ve Türk toplumundan daha değişik yansımaları olan bir toplum. Türkler daha sıcakkanlı ve hissettikleri yüzlerinden bellidir. Beni beğeniyorsa gülümser; sevmiyorsa o da bellidir. Almanlar daha soğukkanlı. Bazı şeyleri hissettirmez ve ben çocukken hatırlıyorum “bu acaba beni seviyor mu? Yoksa şimdi sevmiyor mu, beğenmiyor mu?”diye anlayamıyordum. Yani farklı bir toplum olmasından kaynaklı zorluk olduğunu hatırlıyorum.

Oyunculuk anlamında iki ülkeyi kıyasladığınızda nasıl farklar görüyorsunuz?

Kıyaslamamak lazım; ama otomatikman yapıyorsunuz. Çok değişik yerler, neden kıyaslayacaksınız ki diye düşünüyorum; ama tabii ki yapıyorsunuz. Türkiye’de çok iyi oyuncular var, çok hisli olduğumuz için. O nedenle, her şey yüzümüzde belli. Oyunculukta çok önemli bir şey, içinde hissettiğini dışarıya yansıtabilmek. Bence Almanlar zorluk çekiyorlar, Alman sinemasında, Alman televizyonunda. Bir sürü psikolojik, ruhsal durumları yansıtamıyorlar, toplum olarak alışkın değiller. Türk oyuncular, Amerikalı oyuncular gibi, iç dünyalarını dışarıya vurabiliyorlar, onu çok iyi buluyorum. Tabii piyasada zorluklar var. Özellikle televizyon, dizi piyasasında bazı zorluklar var. Çok güzel diziler yapılıyor, gittikçe gelişiyor hikâyeler çok güzel; ama şartlar zor. Onlar da eminim değişecek. Tabi ki Almanya’nın, Amerika’nın prodüksiyon ortamı daha oturmuş, daha seri akıyor.

Siz kendinizi hangi ülkeye ait hissediyorsunuz?

İkisine de ait hissediyorum, evet. Böyle İstanbul’da da çok zaman geçirince İstanbul’a kendimi çok ait hissediyorum. İç dünyamda çok Türküm, çok İstanbulluyum; ama tabii ki Almanya’dan da çok etkilendiğimi hissediyorum. Çok şey öğrendim ve esasında mutluyum. Çünkü bu etki altına çocukken girmezseniz bazı şeyleri öğrenmek zor. Karakterimi hafif değiştirdiğini, etkisi olduğunu düşünüyorum Almanya’da büyümenin.

Oyunculuk kariyerinizde hayalinizde olan, oynamak istediğiniz bir rol var mı?

Hayalimde oynamak istediğim bir karakter şimdi söyleyemeyeceğim; ama Zeynep gibi karakterler güzel. Filmlerde ilginç kadın karakterleri, biraz değişik, iç dünyaları beni zorlayan kadınları oynamak çok güzel olur.

Nasıl bir karakter sizi zorlar mesela? Size, kişiliğinize yakın olan mı; uzak olan mı?

Bazen size çok yakın olan bir karakter sizi zorluyor; bazen çok değişik olan biri sizi zorluyor. Bu, sizin yaşadığınız ruh haline de yaşadığınız döneme de bağlı bir şey tabii. Bazen kendinize yakın oluyorsunuz bazen başkalarına daha yakın oluyorsunuz. Bu şimdiden, genel olarak söylenemez. Senaryoyu okuyup “işte bu diyorsunuz” o zaman oluyor.

loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

kaçak iddaa siteleri film izle güvenilir casino siteleri bahis siteleri iddaa siteleri Sayfa da47 sorgu var. 8,261 saniyede yüklendi.
bahis siteleri