Warning: file_exists(): open_basedir restriction in effect. File(/home/televizyondizisi/forum) is not within the allowed path(s): (/home/televizy:/usr/lib/php:/usr/php4/lib/php:/usr/local/lib/php:/usr/local/php4/lib/php:/tmp) in /home/televizy/public_html/forum/Settings.php on line 57

Warning: file_exists(): open_basedir restriction in effect. File(/home/televizyondizisi/forum/Sources) is not within the allowed path(s): (/home/televizy:/usr/lib/php:/usr/php4/lib/php:/usr/local/lib/php:/usr/local/php4/lib/php:/tmp) in /home/televizy/public_html/forum/Settings.php on line 59
 Öyle Bir Geçer Zaman Ki Basın Haberleri


Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: 1 ... 41 42 43 44 45 [46] 47   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Öyle Bir Geçer Zaman Ki Basın Haberleri  (Okunma Sayısı 104806 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
_kivancfan_
-Kuzey & Güney-
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 24121


Kuzey Tekinoğlu


« Yanıtla #675 : 15 Eylül 2012, 12:09:52 »

Gün Koper, Osman rolünü inceden inceye araştırmış!
Evde oturma bağımlısıyım'

'Öyle Bir Geçen Zaman ki'dizisinin Osman'ı büyüdü; bu role Gün Koper hayat verdi...

'Öyle Bir Geçer Zaman ki' geçtiğimiz salı üçüncü sezon bölümüyle Kanal D'de yayınlandı. Dizi her yıl olduğu gibi yine izlenme rekorları kırdı, sosyal medyada en çok konuşulan konu oldu. Dizinin adından en çok söz ettiren karakteri elbette Osman rolündeki Gün Koper'di. 300 kişi arasından seçilen Gün Koper, Osman karakterine çok yakışmıştı. Onun gülüşünü, duruşunu anımsatacak şekilde oyunculuğunu ortaya koydu. Oyuncu-yönetmen-senarist Macit Koper ve oyuncu Berrin Koper'in oğlu olan Gün Koper bilinmeyen yönlerini anlattı. Gün Koper anne tarafından bir paşa torunu. Bu nedenle de tarih tutkunu. Ailesine dair ne kadar doküman varsa topluyor...

Anneniz oyuncu Berrin Koper, babanız da oyuncu ve yönetmen Macit Koper. Siz nasıl bir ortamda büyüdünüz?
Annen-baban CEO ise özel bir şirkete gidiyorsun, annen-baban tiyatrocu ise tiyatro sahnesine gidiyorsun. Fark yok. Benim de ister istemez bunun üstüne kurulu bir hayatım oldu. Evde tiyatrocular, senaristler yemek yer, sohbet ederdi. Hayatımda kendi setime gitmeden önce sadece bir kez annemin rol aldığı 'Baba Evi'nin setine gitmiştim. Tiyatro kulisine ise sürekli gidip geliyordum. Kulis “Bir çocuk için ne kadar büyülü bir yer, sahne açılacak ve tiyatro yapılacak” diye düşündüğüm bir yer olmadı. Benim için sadece annemin-babamın çalıştığı yerlerdi kulis, sahne... Oynadıkları oyun bazen beni etkileyebiliyordu, o kadar. “Sahnenin tozunu yuttum, büyülendim ve oyuncu oldum” diye bir şey söyleyemem.

Hayaliniz neydi?
İlkokuldayken arkeolog olmak istiyordum. Olmayacağımı anlayınca Şişli Terraki Lisesi'nde amatör olarak tiyatroyla ilgilendim. Mesleğime karar verirken annemle babama danıştım. “Sizce benden oyuncu olur mu?” dedim. Onlar “olur” deyince, güç aldım ve oyuncu oldum.

Oyunculuktan ilk ne zaman para kazandınız?
Konservatuarın üçüncü senesiydi. Akatlar'da Beşiktaş Belediyesi'nin, başında Zeliha Hoca'nın (Berksoy) olduğu bir oluşum vardı. Ekipte ben de vardım. Haldun Taner'in oyunu 'Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım' adlı oyunda rol aldım. İlk paramı oradan kazandım. Kazandığım para da öyle büyük değildi, ancak büfeden alışveriş yapabilecek kadardı.

Diziyi seyreder miydiniz, neden sizi seçtiler?
Osman'ın kim olacağını merak etmiyordum. Çünkü diziyi seyretmiyordum. Osman'ı minik, sevimli bir çocuk olarak hayal ediyordum. Televizyonda bir iş yapmaya karar verdiğimde, Osman karakterinin arandığını duydum. Eşe dosta sordum. Herkes diziyi delice seyrediyordu. Ben de Osman'ı tanıyabilmek için diziyi sonradan seyrettim. Önceden de diziye bir kez rastlamıştım. Seyrettiğim Osman ile babası Ali Kaptan'ın sahnesiydi. Yeni Osman'nın arandığını duyunca cast şirketine fotoğrafımı yolladım. Prodüksiyon Osman üzerine çok titizleniyordu. Osman rolünü iyi oynayabilecek birini arıyordu. Seçmelerde de beni seçtiler.

Osman çok sevilen bir karakterdi. Sizi bu mu cezbetti?
Hayır. Bir oyuncu her role “Oyunculuğuma ne kazandırır?” diye bakar. Kendimden farklı bir rol oynayacağım için hoşuma gitti.

Nasıl bir fark bu?
Osman küçüklüğünde kötü bir çocukluk geçirmiş, trajedinin içinde gülümseyen bir çocuk olmuş. Bense hiç mutsuz bir çocukluk geçirmedim. Mesele yeni Osman'ı tekrar kurgulamaktı, Osman'ı oynamak değil, onu başarmaya çalışıyorum.

Osman karakterine hazırlanırken belirli bir hazırlık yaptınız mı?
Birçok rol için teorik çalışma gerekebilir. Örneğin Rus bir tiyatro oyunu oynarken. Bilmediğimiz bir kültür çünkü. Dizi için 80 dönemiyle ilgili teorik bir çalışma yapmam gerekmedi. Bu dönem, o yıllar zaten bu toplumun yarası. Bu yarayla büyüdük. Bildiğim bir konuydu. Karakter için de oturup geceleri düşünmedim. Dedim ya, derdim Osman'ı tekrar kurgulamak.

Osman için büyük beklenti var. “Ya beğenilmezse” diye bir korkunuz var mı?
Her projede böyle bir kaygı olur. Özellikle televizyonda her kişinin salonuna giriyorsanız bu kaygı daha büyüktür. İzleyen insanlardan çok kendimi tatmin etmem lazım. Osman beklentisi var büyük, doğru. Ama benim ilk görevim bekledikleri Osman'ı seyirciye göstermek değil, oyunculuğum adına iyi iş yapabilmek. Çıkardığım rol kötü olursa, rezalet bir iş çıkarmak seyirciden çok beni etkiler.

Şehir Tiyatroları'nda yapılması öngörülen değişiklikten dolayı mı televizyona geçmek istediniz?
Evet. Ben tiyatro yapmak istiyordum. Tiyatro yuvamdı. Televizyona geçmemin en büyük sebebi budur. Belirli bir güven arayışı beni televizyona getirdi.

Babanız da çeşitli nedenlerle uzun yıllar televizyona girmemiş. Sizin televiyona iş yapmanıza tepkisi ne oldu?
“Yolun açık olsun” dedi. Çünkü kendi de aynı yoldan geçti. Son 15 yıldır tiyatroda yönetmenlik yapıyordu ve dizi senaryosu yazıyordu. Babam tiyatrodan emekli oldu. Emekli olunca 'tiyatroya devam ederim diyordu, çeşitli nedenlerden dolayı devam edemedi. Erkekler emekli olunca ne yapacağım diye kalır ya, babama öyle oldu sanırsam. Bir anda film teklifi gelince kabul etti. Evet dediğinde “Eğer oynarsam ve olmazsa” gibi bir korkusu varmış. Oynayarak korkusunu da attı. Babam “Çok haklısın tiyatro bu durumda, sen de televizyona geç” dedi.

Adınızı 'Gün' koymak kimin fikriymiş? Hikayesi var mı? Enteresan.
Uzun süre isimsiz kalmışım. Adımı babam 'Alkış' koymak istiyormuş. Annemin tarafı da 'Kamil' koymak istemiş. Çünkü anne tarafından büyük dedelerim Karadeniz Ereğlisi'nden paşa. Madencilermiş. Anne tarafım sonradan 'Madenci' soyadını almış. Kamil ismini koymak gelenekselleşmiş. Büyük dedenin adı Rıfat Kamil, oğlunun adı Turgut Kamil, onun da adı Rıfat Kamil. Dedemlerin ailesinde erkek çocuk olmadığı için ben doğunca 'Kamil' ismini taşımamı istemişler. Dedemler 'Rıfat Kamil' ya da 'Turgut Kamil' koyalım demişler. Hatta Gün Kamil olsun diye bile kovalamışlar. Alkış'tan annem, Kamil'den de babam sayesinde kurtulmuşum. İsmim uzun süre konulamayınca, bir gün birisi İsim Ansiklopedisi getirmiş. Bakmışlar 'Gün' diye bir isim var. Beğenmişler, ben de memnunum. “Romantik ve iyi bir sevgiliyim”

Sosyal biri misiniz?
Evde oturmaya bağımlı biriyim. Ama yalnız kalmaktan da hiç hoşlanmam. Bu nedenle yanımda arkadaşlarım, sevgilim mutlaka olur. Bir yere gidilmesi gerekiyorsa, senede üç beş dışarı çıkasım gelir. Bu da eşi dostu kırmamak, sevgiliyi mutlu etmek için. Onların da ihtiyaçları var sonuçta. Yoksa arkadaşlarım “Bir yerlere gidelim, iki kadeh bir şeyler içelim” dediklerinde, “Gelin ben içecekleri alayım evde içelim” derim. Uzun zamandır bir meyhaneye gitmedim. Eğer biri gidelim derse şu aralar gitmek isterim.

Evde kendinize nasıl bir dünya kurdunuz?
Ailemin 150 yıllık sürecinin peşindeyim. Belge ve aile fotoğraflarını topluyorum. Tarih aşığıyım. Odamda yerden yarıya kadar gazeteler, fotoğraflar, diyalar vardır. Ayrıca politika, tarih konulu kitapları okumayı severim.

Kız arkadaşınız kim? O evde oturmayı sevmenizden memnun mu?
Melike Manav. Devlet Opera ve Balesi'nde balerin. O da alıştı benim bu durumuma. Zaten benim bu durumum arkadaşlarımdaki ev sevgisini de ortaya çıkarttı.

Bir balerinle bir oyuncunun birlikte olması nasıl bir şey?
Onların temposu tiyatrodan daha yoğun. Bale vücutla alakalı. Bu nedenle her gün egzersiz yapıyorlar. Benimse boş zamanım oluyor. Ama bir bankacı da olsa yine işe gidip gelecekti. Yine bir araya gelecektik. Ben zaten evde oturmayı seviyorum.

Nasıl bir sevgilisiniz, romantik mi?
Romantik olarak adlandırılmayı isterim. Çünkü iyi bir sevgiliyim.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Sponsor Baglanti

Logged
_kivancfan_
-Kuzey & Güney-
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 24121


Kuzey Tekinoğlu


« Yanıtla #676 : 25 Eylül 2012, 01:34:51 »

Çağrı’ya danışmadan adım atmam
“Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisinin Ahmet’i Tolga Güleç, geçtiğimiz günlerde 31’inci yaşını kutladı. Bu özel günde, İzmir’de yaşayan annesi Emel Hanım da yanındaydı. Yeni sezonu konuşmak için Güleç ve dizideki eşi Berrin’i canlandıran Yıldız Çağrı Atiksoy’la buluştuk, Emel Hanım’ı da yakalamışken Güleç’in çocukluk yıllarına döndük...

Emel Hanım, oğlunuz 31 yaşına girdi. “Evlen artık oğlum” diyor musunuz ona? 

Emel Güleç: Yok, demiyorum. Kendisi ne derse o olur, ben karışmam.

Tolga Bey’in oyuncu olacağı çocukken belli miydi?

Emel Güleç: Belliydi. İnanın abartmıyorum. Önceleri darbukada “Oy Oy Eminem” çalıyordu. O zamanlar ona oyuncak sazlar, darbukalar alırdık. Bir gün bayılma numarası yaptı, gerçekten inandık. Anneannesi o zaman dedi “Bu artist olacak” diye...

“Öyle Bir Geçer Zaman ki”yi takip ediyorsunuzdur mutlaka, oğlunuzu ekranda görünce neler hissediyorsunuz?

Emel Güleç: O anlatılmaz ki... Çok acayip bir duygu... Bazen gülüyorum, bazen gözümden yaş geliyor. Çok kaptırıyorum kendimi izlerken. İzmir’de yaşıyorum ben, o yüzden özlem de oluyor, çok duygulanıyorum.

Konu komşu neler diyor?

Emel Güleç: İzmir’de yolda yürüyemiyorum ilgiden. Eleştiri yapıyorlar bazen, “Oğlun çok yaşlanmış” ya da “Oğlun Berrin’i bıraksın” diyorlar. Diziyi gerçek zannedenler var! (Gülüyor)

TOLGA’NIN STAND-UP CD’LERİNİ TİYATROCU KOMŞUMUZA GÖTÜRDÜM

Tolga Bey size oyunculuk okumak istediğini söylediğinde ne tepki vermiştiniz?

Emel Güleç: Ben teşvik ettim onu zaten. Bizim bir komşumuz devlet tiyatrosu sanatçısıydı. Tolga’nın da evde stand-up CD’leri vardı, bir gün onları aldım götürdüm o komşumuza. “Bu çocuk jön! Çabuk çağır, sınavlara sokuyoruz” dedi. Tolga Adana’daydı, çağırdık...

Tolga Bey, anneniz sayesinde bilinmeyen bir yönünüzü keşfetmiş olduk. Demek stand-up’a yeteneğiniz var...

Tolga Güleç: Öyle bir iddiam yok. Adana’da öğrenciyken kendi aramızda eğleniyorduk sadece. Birbirimize hikâyeler anlatıyor, o anları da kameraya çekiyorduk o kadar. Yoksa öyle özel bir vasfım yok. Altılı ganyan oynamaktansa tiyatroya sarmıştık işte.

Emel Hanım, son dönemde magazin basınında oğlunuzla ilgili çok haber çıkıyor. Bu haberlere kızdığınız oluyor mu?

Emel Güleç: Kızmıyorum da, bazen haksız yere suçluyorlar, üzülüyorum.

Çocukken yaramaz mıydı Tolga Bey?

Emel Güleç: Şımarıktı. Tek çocuk çünkü.

Bu arada Tolga Bey, yeni yaşınızı kutladınız. Yaş 31, yolun neresi oluyormuş?

Tolga Güleç: Kariyerimizde henüz emekliyoruz. Daha dur, ilk dizimizi, ilk uzun metrajlı filmimizi yeni çektik...

BİZ OLSAK ÇOCUĞA GERÇEĞİ SÖYLERDİK

Gelelim “Öyle Bir Geçer Zaman ki”ye... İzleyici ilk bölümlerde Berrin ve Ahmet karakterlerindeki değişimleri gördü ama bunları bir de sizden dinleyelim...

Yıldız Çağrı Atiksoy: Berrin artık 30’lu yaşlarında bir kadın. O yüzden ister istemez duruşu, bakışı, oturuşu, düşünceleri değişti. Eskisi kadar fevri çıkışlar yapmıyor. Olgunluk dönemine geçti.

30’lu yaşlarda bir kadını oynamak nasıl?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Ben normalde de ağırbaşlı biriyim, dizide de artık o yönüm ortaya çıkıyor.

Ahmet, kendisinin olmayan bir çocuğu sahiplendi, ona babalık yapıyor. Zehra’ya babasının Hakan olduğunu henüz söylemediler. Siz böyle bir durumda olsanız ne yapardınız, söyler miydiniz gerçeği?

Tolga Güleç: Ahmet, istediği her şeyi elde etmiş, hırslı bir adam aslında. Çocuğu da benimsemiş ama ben olsam söylerdim.

Yıldız Çağrı Atiksoy: Ben de söylerdim. Çocuk büyüdükçe travması da büyür çünkü. Asla öyle bir risk almazdım, her şeyi söylerdim.

Siz Ahmet gibi hırslı mısınız Tolga Bey?

Tolga Güleç: Hayır, ben hırsı sevmiyorum. Hırsın fazlası zarar verir. Ben azimliyim sadece.

FARAH, BENİM SETTEKİ GÜCÜMDÜ

Çağrı Hanım, diziden ayrılanlara mutlaka üzülmüşsünüzdür ama sanırım en çok Aylin’i canlandıran Farah Zeynep Abdullah’ın yokluğu etkiledi sizi, yanılıyor muyum?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Evet, tabii ki ayrılan herkese üzüldüm ama Farah’la ayrı bir diyaloğum vardı. O benim sette gücüm gibiydi, yokluğuna hâlâ alışamadım.

Tolga Güleç bu yaz iki sinema filmi çekti. Sizin de var mı film projeniz?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Bana bu yaz üç sinema teklifi geldi ama hiçbiri istediğim gibi değildi. Ben konusu derin ve ağır, romansal ya da tarihsel bir işte yer almak istiyorum.

Ailenizden uzaktasınız. İstanbul’da tek başına yaşamak nasıl?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Kötü, (önündeki simidi gösteriyor) bak böyle simit yiyorum.

Yemek yapamıyor musunuz?

Yıldız Çağrı Atiksoy: İstesem yaparım ama sette oluyoruz sürekli.

Tolga Bey’in çocukluğunu annesine sorduk, peki siz nasıl bir çocuktunuz?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Çok yaramazmışım. Kendime çok zarar veriyormuşum. Kendimi yakıyormuşum, ortadan kayboluyormuşum... Elimi ocağa yapıştırmışlığım var. Bir keresinde de az kalsın çengelli iğneyle gözümü çıkarıyormuşum!

SEVGİLİM HARİÇ HERKESLE YAZILDIM

Geçtiğimiz aylarda İzmir’de çekilmiş bir fotoğrafınız yayınlandı, yanınızda da bir bey vardı. O kişi sevgiliniz miydi?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Orada arkadaşlarımızla birlikte yemek yiyorduk. Garson, mekâna asmak için fotoğrafımızı çekmek istedi, sonra bu haberler çıktı... Beni çıkan haberler değil, yalan haberler üzüyor. Bugüne kadar hakkımda çıkan haberlerin hepsi yalan. Tolga’yla arkadaşlığımla ve cildimle ilgili de hep yalan haberler yapıldı.

Tolga Bey sizin adınız da Tümer Metin’in eski eşi Cansu Hanım’la anılıyor...

Tolga Güleç: Adım çıktı çapkına! Cansu bizim arkadaş grubumuzda, o kadar. Şu an hayatımda biri yok, olsa zaten söylerim. Niye saklayayım?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Ben de bugüne kadar sevgilim hariç herkesle yazıldım!

Sevgiliniz var yani...

Yıldız Çağrı Atiksoy: Yok, olursa ben de söylerim.

DAHA OYUNCU DEĞİLİZ

Rollerinizdeki değişimi konuştuk. Peki diziye başladığınızdan bu yana sizde, oyunculuğunuzda ne gibi değişimler oldu?

Tolga Güleç: Eski bölümleri izlediğimizde kendimizi hiç beğenmiyoruz.

Yıldız Çağrı Atiksoy: Beğensek olmaz ki zaten. Beğenmeyeceksin ki gelişeceksin. Ben çok sabırsız bir insandım, bu sette sabretmeyi ve huzurun ne demek olduğunu öğrendim. Ayrıca insanların çok fazla önyargılı olduğunu gözlemledim. Bu arada hâlâ kendime oyuncuyum diyemiyorum...
Tolga Güleç: Biz büyüyünce aktör olacağız diyoruz. (Gülüyor)

TOLGA’NIN AYNASI GİBİYİM

Birbirinizi eleştirebiliyor musunuz?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Ben Tolga’nın aynası gibi oluyorum, eleştiriyorum. Hem özel hayatı hem de işle ilgili... En ağır şeyi bile söyleyebiliyorum.
Tolga Güleç: Akıl hocalığımı yapıyor. Ben her şeyimi ona danışırım, ona danışmadan adım atmam. Kıyafetlerime de karışır.

BU DİZİ İLK AŞKIMIZ

Bu işin kalbinizdeki yeri nedir?

Yıldız Çağrı Atiksoy: Benim ilk aşkım gibi. Sıfırdan başladık bu işe, hep beraber buraya geldik.

Tolga Güleç: Benim ilk aşkım. Toz konduramıyorum.

Yıldız Çağrı Atiksoy: O zaman bir kadın olarak benim çocuğum gibi diyeyim...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

_kivancfan_
-Kuzey & Güney-
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 24121


Kuzey Tekinoğlu


« Yanıtla #677 : 01 Ekim 2012, 01:58:46 »

Öyle Bir Geçer Zaman ki'deki dikkatsizlik
İzleyici Ayhan Ünlü'nün tespiti:

Öyle Bir Geçer Zaman ki'de Deniz yoldan kaplumbağayı alırken, onu ezmek üzere olan mavi renkli kamyonun önünde koskoca 'Bedford' yazıyordu. Diğer sahneye geçilip, çocuğu almak için oraya gelindiğinde ise kamyonun önden görünüşünde hiçbir marka ismi yoktu ve başka bir mavi kamyon duruyordu!
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

_kivancfan_
-Kuzey & Güney-
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 24121


Kuzey Tekinoğlu


« Yanıtla #678 : 02 Ekim 2012, 01:28:18 »

Bu aşk da imkansız mı?
‘İmkansız aşkların adamı’ Mete, bu kez de bir lise öğrencisine ilgi duymaya başladı. Ayça isimli bu kızın, kardeşi Osman’ın platonik aşkı olduğundan ise henüz habersiz. Acaba gerçek ortaya çıkacak mı? Peki ya Osman bu sürpriz ilişkiyi öğrenirse ne tepki verecek? “Öyle Bir Geçer Zaman ki” takipçilerinin cevabını merakla beklediği bu soruları Mete’yi canlandıran Aras Bulut İynemli ile Ayça rolüyle ekibe katılan Ece Çeşmioğlu’na yönelttik.

Öncelikle şu konuya bir açıklık getirelim; “Öyle Bir Geçer Zaman ki” yeni yayın dönemine 80’lerde başladı ama geçtiğimiz sezonun finalinde yaşanan olayların üzerinden kaç yıl geçti?

Aras Bulut İynemli: Geçen sezon da “Şu kadar zaman geçti” gibi kesin bir şey söylememiştik, bu sezon da söylemiyoruz. Ama şunu biliyoruz; darbe henüz olmamış. Yani 1980’i geçmemişiz.

Mete büyüdü, artık bir plak dükkanı var. Peki yaşadığı hayat onu tatmin ediyor mu?   

- Bu, hayattan ne beklediğiyle ilgili bir durum. Mete ablasını ve babasını kaybetti. Ki babasına ergenliğinden altı sene sonra ilk defa sarılmıştı, ondan belki 10 gün kadar kısa bir zaman sonra ölüm haberini aldı. Yani çok ağır şeyler yaşadı. Ama hayat devam ediyor. Ve Mete’nin, Akarsu ailesinin erkeği olarak belli sorumlulukları var.

Eskiden ünlü bir şarkıcıydı, şimdi ise şarkıcıların kasetlerini satıyor. Bu durum da onu üzüyor tabii...

- Eskiden bir rock star’dı sonuçta. Bir anda yaptığı şarkılar tutmamaya, besteleri dinlenmemeye başladı. Tabii ki bir sanatçı olarak bunun acısını, hatta kompleksini yaşıyor. Ama yine de bu başarısızlığa yenilmiyor ve müzikten ayrı kalamadığı için bir plak dükkanı açıyor. Dükkanı açma nedenlerinden biri de orada vakit geçirmek ve ailenin erkeği olarak evde boş durmamak.

METE’Yİ AYÇA’NIN NAİFLİĞİ ETKİLİYOR

Osman ve Mete, son dönemde bazı tartışmalar yaşasalar da birbirlerine çok düşkün. Peki Ayça bu iki kardeşin arasına nasıl giriyor?

- Sadece abi-kardeş değil, aynı zamanda iki yakın arkadaşlar. Ama Osman’ın içine kapanıklığı ve Mete’nin onun üzerine çok gitmesi aralarını biraz açıyor. Ayça da bir gün tesadüfen plak dükkanına geliyor ve Mete’yi beğeniyor. Mete de zamanla Ayça’nın naifliğinden etkileniyor. Tabii iki kardeşin de henüz Ayça’nın aralarına girdiğinden haberi yok. Ne zaman olur, bilmiyorum.

Ece Çeşmioğlu: Zaten Ayça, kardeş olduklarını bilseydi Mete’ye daha çekingen yaklaşırdı ve araya girmeyebilirdi. O zaman da hikâye daha farklı yerlere giderdi.

Mete, Ayça’dan yaşça büyük. Ne buluyor bu kızda? Nesinden etkileniyor?

- Mete’nin Ayça’yla ilişkisinde yaşadığı en büyük sorun da bu yaş mevzusu zaten. “Onu üzer miyim, kırılır mı, incinir mi” gibi kaygıları var. Ayça’nın yanındayken arada bir gözü uzaklara dalıyor mesela. Sebebi bu. Ayça’ya zarar gelmesin, o hiç kırılmasın istiyor. Bir de Mete, Ayça’nın naifliğinden etkileniyor. Lisedeyken İnci Hoca’ya aşıktı. Hocası ondan büyüktü ve o da çok naif bir kadındı. Tabii Ayça’nın onu beğenmesi de hoşuna gidiyor, heyecanlanıyor.

Mete, siyasi çatışmaların uzağında duran bir adam. Ayça’nın hayatına girmesi, siyasete bakışını değiştirir mi? Sonuçta Ayça’nın abisi, sağ görüşlü...

- Bu durum senaristimiz ne yazarsa ona göre şekillenecek. Şu an bir şey söyleyemiyorum...

Osman nasıl tepki verecek abisinin Ayça’yla ilişkisine?

- Hiç bilmiyorum ve inanın ben de çok merak ediyorum.

YENİ SEZONA BELGESEL İZLEYEREK HAZIRLANDIM

Sette 80’ler, gerçek hayatta milenyum... Arada kafa karışıklığı olmuyor mu?

- Her sezonun başında, fiziksel değişikliklerin yanında o dönemde neler olduğunun, siyasi durumun araştırmasını yapıyoruz. Ben bir sürü belgesel izledim mesela. Sonuçta o dönemde yaşamadığımız, olaylara birebir şahit olmadığımız için daha fazla bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Çünkü oynarken dönemin koşullarını göz önünde bulunduruyoruz. Çekimler sırasında “Kestik” denince de normale dönüyoruz. Bir kafa karışıklığı olmuyor...

Yeni aşkınız Ayça’yı, yani Ece Çeşmioğlu’nu nasıl buldunuz?

- Enerjilerin uyuşması durumu önemli. Çünkü gerçek hayatmış gibi oynamaya çalışıyoruz. Partnerinin sana yardımcı olması, senin ona yardımcı olman da çok önemli. O açıdan Ece’yle çalıştığıma çok memnunum ben.

Son olarak, sizce Mete’yle Ayça’nın aşkı nereye gidecek?

- Vallahi ben de merak ediyorum. Mete, Osman’ın da Ayça’ya ilgi duyduğunu öğrenecek mi... Ayça’nın abisiyle tanışacak mı... Gerçekten bilmiyorum. Ama zaten bilsem de söylemem. (Gülüyor)

BIYIKLA KENDİMİ DAHA OLGUN HİSSEDİYORUM

Bıyıkla oynamaya alışabildiniz mi?

- Alıştım, evet. Bana çok yardımcı oluyor. Oynarken onu kullanıyorum. Daha olgun hissediyorum kendimi. Ama belki ilerleyen bölümlerde senaristimiz kestirir...

Osman’ın duyguları Ayça için önemsiz

İki sezon boyunca izlenme rekorları kıran bir diziye dahil oldunuz. Bu durum bir oyuncu için rahatlatıcı mı?

Ece Çeşmioğlu: Devam eden bir işe sonradan dahil olduğunuzda bir adaptasyon süreci yaşıyorsunuz doğal olarak. Ama başta yönetmenimiz Zeynep Günay Tan ve Aras olmak üzere herkes çok samimi ve arkadaşça davrandığı için ben bu süreci kolay atlattım.

Sette ilk gününüz nasıldı? Rol arkadaşlarınız nasıl karşıladı sizi?

- Setin ilk zamanları her zaman soru işaretleri, kafa karışıklıklarıyla dolu olur. Zamanla, oynadıkça, karakter üzerine düşündükçe o soru işaretleri yavaş yavaş kaybolur. Ve oynadığınız karakterden zevk almaya başlarsınız. Ben de ilk gün çok heyecanlı ve tedirgindim. Okul sahneleriyle başladık çekimlere. Zeynep Hoca’yla da bol bol konuştuk. O beni çok rahatlattı. Oyuncu arkadaşlarım da çok pozitiftiler, o açıdan şanslıyım. Çok samimi bir ekiple çalışıyorum. Zaten işin bu kadar başarılı olmasının en önemli sebeplerinden biri de bu samimiyetin ekrana yansıması bence.

Ekibe katılmadan önce diziyi izliyor muydunuz?

- Evet, hem de beğenerek izliyordum. Çoğu duygusal sahnede, gözyaşları dökerek...

METE’YLE ÇOK MUTLU

Karaktere nasıl hazırlandınız?

- Öncelikle styling çalışmaları yaptık. Saç, makyaj ve kostümlere karar verdik. Ardından o dönem hakkında kitaplar okudum, Zeynep Hoca’yla da karakterim hakkında bol bol konuştuk. Senaristimiz Coşkun Irmak bizimle toplantılar yaptı. Ayrıca kendi lise yıllarımı düşündüm, gözlem yaptım...

Nasıl gözlem yaptınız?

- Kardeşimi... Bir kız kardeşim var ve lise son sınıfta okuyor. O çok yardımcı oldu bana.

Ayça, Osman’ın okuldan arkadaşı. Onun varlığının hiç mi farkında değil?

- Farkında tabii ki. Ona baktığının da farkında. Ama bu, Ayça için bir şey ifade etmiyor. Osman, Ayça’ya sempati duyuyor ama Ayça’dan Osman’a bir karşılık yok...

Mete’nin nesi etkiliyor onu peki?

- Gözlemlerime ve tecrübelerime göre o yaştaki genç kızlar karşı cinsten çok çabuk etkilenebiliyor. Mete’nin duruşu, karizması, olgunluğu ve ünü de Ayça’yı etkiliyor. O yaştaki birçok genç kızı etkileyebileceği gibi... Bir de birlikte eğlenceli vakit geçiriyorlar. Tüm engellere rağmen mutlular. Konsere gidiyorlar, müzik dinliyorlar, uçurtma uçuruyorlar... Yani aslında Mete, Ayça’nın hayatındaki ciddi büyük bir boşluğu dolduruyor. Ayça, en yakınındaki abisiyle bile böyle eğlenceli vakit geçiremiyor.

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

_kivancfan_
-Kuzey & Güney-
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 24121


Kuzey Tekinoğlu


« Yanıtla #679 : 07 Kasım 2012, 13:29:26 »


Benim hayatımda hiç kurbağa olmadı
Elele dergisi, kasım sayısında “Öyle Bir Geçer Zaman ki”nin Cemile’si Ayça Bingöl’e uzattı kayıt cihazını; kadın olmayı, kadınların erkekleri eğitme meselesini, evliliğini, yeni evini ve yaşam felsefesini sordu.

* Dırdırcı, entrikacı, paragöz eltisinin karşısında namuslu, sadık, güçlü kadın Cemile... Bu roller, melek ve şeytan kadın ayrımını olumlamış olmuyor mu biraz?

- Evet, böyle olmamalı. Ben bireysel anlamda bu bölünmeye karşıyım. İyinin içinde kötü, kötünün içinde iyi vardır. Başka türlüsü de zaten hayatın bir parçası olmaz, inandırıcı olmaz. Saf iyi, saf kötü sadece masallarda vardır.

* “İki tür kadın var” diyor masal analizcisi Stephen Mitchell: “Prensle evlenenler, kurbağa ile evlenenler...” Bir kurbağa asla bir prens olamaz, ancak bir prens tipik bir evliliğin olağan akışı içinde kurbağaya dönüşürmüş...
     
- Yani sonuçta “Bütün erkekler kurbağadır” mı diyor?

* Orasını Mitchell açıklamamış. Sorum şu: Prensle kurbağa arasındaki farkı nasıl anlar bir kadın?

- Hiç bilmiyorum ki bunu. Yani benim hayatımda hiç kurbağa olmadı galiba.

* Kadınlar hayatına aldığı erkeği her zaman eğitmek zorunda mı sizce?

- Birinin birini eğitmesi bana çok ilkel geliyor. Eğitmek zorunda da değil. Zaten kişinin gelişimi kendi bakış açısıyla ve kendi dürtüsüyle olabilecek bir şey. Kimsenin kimseyi eğitmek gibi bir misyonu olmamalı. Kadın ya da erkek, herkes kendinden sorumludur.

BENİM KIRILMA NOKTAM  İTÜ’DEKİ MUTSUZLUĞUMDU

* 17 yaşına kadar yalnız bir çocuk olarak büyümüşsünüz, sonra kardeşiniz Ilgın doğmuş. Annelik provanız var, neden çocuk sahibi olmadınız?

- İş yoğunluğu, yaşam koşulları yüzünden erteliyoruz. Gelecekte istiyoruz tabii.

* Kimya öğreniminizi yarıda bırakıp konservatuvara geçmişsiniz. Böylesi bir kırılma noktasını yaşatacak şey neydi hayatınızda?

- O, tamamen çevrenin etkisiyle zorunlu bir seçimdi. Çünkü pozitif bilimlerin daha revaçta olduğu, gerçek işlerin onlar sanıldığı bir dönemde okuyordum. Klasik öğretiler işte. Üniversite okunacak, dershaneye gidilecek, meslek sahibi olunacak... Ben bunlara hiç kanmadım. Mutluluğun peşinden koşmak istedim. 19 yaşında “Ben ne yaparsam mutlu olurum?” sorusunu sordum. Bu yaşıma kadar yaptığım en iyi şeydi sanırım. Devam etseydim, mutlu olmayacağımı biliyordum. Çok küçük yaşta sahne deneyimim olmuştu. Sahne sevgisi içime düşmüştü. Lise çağlarında bunu yaşatmaya çalıştım. Yani benim kırılma noktam İTÜ’de okurken hissettiğim mutsuzluktu.

* Mezun olabildiniz mi?

- Hayır, yarıda bıraktım. Orada okurken ailemden gizli konservatuvar sınavlarına hazırlandım.

* Profesyonel oyunculuğa 1996’da Dormen Tiyatrosu’nda başladınız. “Çehov Makinesi” ile özlem gidermeye devam edecek misiniz?

- Bu sezon devam edecek mi, etmeyecek mi bilmiyorum. Eser, Devlet Tiyatrosu’nun repertuvarına girerse devam edeceğim.

GERÇEKTE EVLİLİK BİR PİYANGO

* Eşiniz Ali Bey’le devam edelim mi?

- Edelim. Zaten Ali hep röportajlarımda ondan nasıl bahsedeceğimi merak eder.

* Ne zaman evlendiniz?

- Biz konservatuvardan arkadaştık. Mezun olunca “hadi evlenelim” dedik ve evlendik. Bizimki daha çok beraber yol almak, ortak hayallerin ve hedeflerin peşinden koşmak gibi... Aslında gerçekte evlilik bir piyango. Kimse kötü olsun diye evlenmiyor. Bakalım, bizimki iyi çıktı şu ana kadar.

* Kaç yıl oldu?

- 12 sene olacak.

* Ali Bey doktora yapıyordu değil mi?

- Ali, mezun olduktan sonra akademik kariyerine devam etti. 9 Eylül Üniversitesi’nde master yaptı. Hâlâ da bitmeyen bir doktora süreci yaşıyor.

* Doktora yazan birinin eşi olmak zordur, büyük fedakarlık ister. Üstelik siz de yoğunsunuz, nasıl oluyor evin içindeki durumlar?

- Evet. O master yaparken çok yoğun çalışmıyordum. Ali’nin teknolojiyle pek arası yok. Elde yazar; kalem sesini duymak gibi bir takıntısı var. Dolayısıyla editörlüğünü ben yaptım, yani temize çektim yazdıklarını. O kadar zorlandığım 3-5 ay yaşadım ki! Hayatımın en kabus zamanıydı. O yüzden ”Doktora yaparsan bir satır yazmayacağım” diye yemin ettim.

* Ne oldu o yemin?

- O yemin bozuldu tabii. Bu konuda çok inatçı.

* Evdeki düzeniniz nasıl?

- Evde olduğum zamanlar, işim yoksa yemekleri ben yapıyorum. Temizlik yapmayı da severim. Şimdi taşınacağız. Orayı düzene sokuyoruz. Bu kış boş günlerimde evde, daha domestik yaşayacağım.

* Sizi en çok ne şımartır?

- En sevdiğim arkadaşlarımla oturup sohbet etmek. Güzel şarap içmek, müzik dinlemek...

* Son soru, yakın gelecek için bir plan var mı?

- Hayır, yok. Eskiden çok plancıydım, ondan da vazgeçtim. Artık plan yapmıyorum.

AKIL VERMEYİ SEVMEM ÖĞÜDÜ BOŞ BULURUM

* Bana felsefeye ilgi duyan bir kişiliğiniz var gibi geldi. Arkadaşlarınıza akıl veren, akıl danışılan biri misiniz?

- Öğüt vermeyi, akıl vermeyi pek sevmem. Bu konularda söyleyeceklerimi kendime saklarım. Öğüdü biraz boş bulurum, çünkü insan en iyi yaşayarak öğrenir. Ben, eğriyi-doğruyu her şeyi yaşayarak öğrendim. Bunu tercih ettiysem sonucuna da katlanmam gerektiğini düşünürüm.

* Böyle bir olgunluk için fazla genç değil misiniz?

- 38 yaşındayım. Tabii haklısınız, çok büyük bir yaş değil ve hâlâ bir şeylerin başındayız. O süreç ölene kadar bitmeyecek. Değişmeye ve öğrenmeye devam edeceğim, ama bence biraz gençlikteki telaşın bu yaşlarda azalması iyi bir şey.

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #680 : 19 Aralık 2012, 14:13:06 »

Tuba Ünsal “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de

Tuba Ünsal, Kanal D’nin dizisi “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”ye transfer oldu.

Bu sezon başında kadrosuna Muhammet Uzuner, Mine Tugay ve Gün Koper’in katıldığı dizinin yeni oyuncusu olan Ünsal, heyecanını twitter sayfasından paylaştı.Dizinin adını gizli tutan Tuba Ünsal, “Ben şahane bir dizide oynamaya başladım. Şimdilik sürpriz. Bugün ilk set günümdü. Çok heyecanlı” dedi. Ünsal’ın dizide Soner karakterini canlandıran Mete Horozoğlu’nun Londra’dan gelen arkadaşı Filiz rolüyle seyirci karşısına çıkacağı öğrenildi. Ünsal son olarak 2 sezon “Tövbeler Tövbesi” dizisinde rol almıştı.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

_kivancfan_
-Kuzey & Güney-
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 24121


Kuzey Tekinoğlu


« Yanıtla #681 : 01 Ocak 2013, 16:48:59 »

İlişkinin akıbeti Cemile’ye bağlı
Kanal D’nin sevilen dizisi “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de bu akşam sürpriz bir gelişme yaşanacak. Osman’ı korumak için birlikte hareket eden ve zamanla aralarında duygusal bir yakınlık başlayan Cemile ile Arif öpüşecek! Cemile’ye hayat veren Ayça Bingöl ve Arif’i oynayan Muhammet Uzuner’le iki karakter arasındaki aşkı ve dizi hakkında merak edilenleri konuştuk.

Onların durumunda hayranlık da gelişir aşk da       

Muhammet Bey, “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisine üçüncü sezonda dahil oldunuz. Ekibe hemen mi adapte oldunuz, yoksa bir uyum süreci yaşadınız mı?

- Yaşadım tabii. Ama çok kısa sürdü, çünkü ekip çok iyi; hem işlerini iyi biliyorlar hem de iyi insanlar. Bir de yönetmenle aynı tarafta olduğunuzu hissettiğiniz zaman, uyum sağlamanın yanı sıra çok da mutlu oluyorsunuz.

Set ortamı nasıl, çekimler nasıl gidiyor? 

- Zamanımızın çoğu sette geçiyor. Durum böyle olunca, insan faktörü çok önem kazanıyor. Bizim şansımız, ekibimizin hızlı ve çalışkan olması. İnsanlar gerçekten canla başla çalışıyor. Üstelik birbiriyle de iyi anlaşan bir ekip. Hem teknik ekip hem de oyuncular, sorunsuz hatta yer yer eğlenceli biçimde çalışıyor. Burada yönetmenimiz Zeynep Günay Tan’a da ayrı bir parantez açmak isterim. Zeynep, her oyuncunun çalışmak isteyeceği bir yönetmen. Çok doğru yönlendirmelerle oyunculukları iyi bir düzeye çekebiliyor. Az önce de söylediğim gibi; yönetmenle aynı tarafta olmak, oyuncu için bulunmaz bir şans.

ARİF’İN RUH HALİ, SIRADAN BİR İLİŞKİ KURMASINI ZORLAŞTIRIYOR

Arif, kısa sürede dizideki en baskın karakterlerden biri haline geldi. Şimdi de Osman’ı gittiği yoldan döndürmeye, cinayet işlemekten vazgeçirmeye çalışıyor. Onu etkilemekte başarılı olacak mı sizce?

- Olacağına inanmak istiyorum.

Osman gibi bir çocuğunuz olsaydı, onunla nasıl başa çıkardınız?

- Bunu söylemek zor ama sanırım diyalog yoluyla halletmeye çalışırdım. Onu konuşarak ikna etmeye uğraşırdım. Zaten Osman’ın hayata baktığı yerde bir sorun yok, yöntemleri konusunda tartışırdım. Ama başarabilir miydim, bilmiyorum... O dönemleri yaşamış biri olarak, ikna çabaları boşa çıkan çok aile biliyorum...

Peki Arif, Cemile’ye açılabilecek mi?

- Açılıyor gibi oldu zaten, işin nereye varacağı Cemile’nin tavrına bağlı biraz.

Arif, Cemile’ye hayran mı, aşık mı?

- Arif, o kadar yaşanmışlıktan sonra -kendi seçimi ya da değil- yalnız kalmış bir adam. İçinde bulunduğu ruh hali, başkalarıyla sıradan bir ilişki kurmasını zorlaştırıyor. Ancak insanı hayatta en şaşırtan şeylerden biri, kendi benzeriyle karşılaşmış olması sanırım. Arif de şimdi bunu yaşıyor. Cemile de onun gibi ağır bir hayatla beraber yalnız kalmış. Böyle bir durumda hayranlık da gelişir, aşk da...

BAĞLAMA KONUSUNDA KIRK FIRIN EKMEK DAHA YEMEM GEREKİYOR

İlerleyen bölümlerde eler bekliyor bizi?

- Bilsem size de söylerdim. Haftalık yazılan bir dizinin senaryosu biz oyuncular için de her zaman sürpriz oluyor. O yüzden senaryo gelir gelmez merakla okuyorum hemen. Genel gidişatta bildiğimiz şeyler var tabii ama onu da burada söylemeyelim.

İlk başlarda Mete, Arif’i sevmiyordu. Mete’yle Arif’in ilişkisi bundan sonraki süreçte nasıl olacak?

- Evet sevmiyordu, çünkü kardeşinin saptığı yanlış yolların nedenini Arif’e bağlıyordu. Ama bunun böyle olmadığını anladı ve tavrı değişti. Bundan sonra da en azından bir süre böyle devam edecektir sanırım.

Bu arada merak ediyorum, bağlama çalmayı öğrenebildiniz mi?

- Her enstrüman gibi bağlamanın da kendine ait zorlukları var. Hele bir de benim daha önceleri bağlamanın yanına hiç yaklaşmadığım düşünülürse, zorluk katlanıyor. Basit parçaları minimum düzeyde çalabiliyorum ama diğer parçalar için kırk fırın ekmek daha yemem gerekiyor.

12 EYLÜL SABAHI ÖLMÜŞÜZ ASLINDA

Bir röportajınızda Arif karakteri için “En sevdiğim rolüm” demişsiniz. Arif karakterinin hangi özelliklerini sevdiniz?

- Evet, bu karakteri çok sevdim. Bir kere dizide anlatılan dönemde ben lise ikinci sınıftaydım. Yani çok iyi hatırlıyorum o zamanlar olan biteni. Çok sıkıntılı günlerdi. Her gün birçok gencin ölüm haberini, birçok işkence haberini alıyorduk. Her ne kadar ülkenin son derece yanlış yönetildiğini söylüyorsak da muhalefet etmenin başka bir yolu olması gerektiğini de tartışıyorduk. Gündelik hayatın üzerindeki can korkusu bizi de ailelerimizi de bezdirmişti. 12 Eylül sabahı ölümsüz bir güne başlamak hepimizi sevindirmişti. Kısa süre sonra anladık ki, o gün toparlanamamak üzere dağılmışız. O gün ölmüşüz aslında. Şimdi hâlâ o günlerin sıkıntısını çekiyoruz. Apolitik, iletişimsiz, teknoloji kurbanı insanlar olarak verilmiş bir görev gibi yaşıyoruz hayatımızı. İşte bunları anlattığı için seviyorum Arif’i...

Hazır okul yıllarınızdan bahsetmişken sorayım; dört defa okuldan atılmışsınız. Hikâyelerini biraz anlatır mısınız?

- Aslında hepsi aynı hikâye! Oyunculuktan önce ekonomi bölümünde okudum. Okudum derken, bulundum demek daha doğru olur. Okulda derslerden başka her şeyle ilgileniyordum; halk dansları topluluğu, satranç, tiyatro... Bunların dışında da gidip kendi derslerime değil, sevdiğim hocaların daha üst sınıflara verdiği başka derslere girerdim. Böylece sınavlarda başarılı olmam olanaksız hale gelmişti. En son yaşadığım tiyatro deneyiminden sonra çevremin de desteklemesiyle oyunculuk okumaya karar verdim.

BOŞ GÜNLERİMDE NE YAPACAĞIMI ŞAŞIRIYORUM

Setten, özel hayatınıza vakit ayırabiliyor musunuz?

Muhammet Uzuner: Çok az maalesef... Çekimler dışında oynadığım bir oyun ve verdiğim dersler de var. O yüzden çok yoğun bir tempodayım. Evde olduğum saatler aşırı değerli oluyor benim için. Bazen de boş günlerimde ne yapacağımı şaşırıyorum; birkaç günü bir güne sığdırmaya çalışıyorum. Bu da komik oluyor tabii.

Ayça Bingöl: Kader ortakları

Ayça Hanım, üçüncü sezonu ilk iki sezonla karşılaştırmanızı istesem, neler söylersiniz?

- En önemli fark, herhalde 1970’li yılların sonuna gelmemiz. Aradan geçen onca yıl, bize hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük izler bıraktı, bu sezona öyle başladık. Bu sene, aile içi hikâyelerin dışında, Osman’ın okuldaki arkadaşlarıyla yaşadığı o siyasal gündem çok ön planda. Herhalde en politik sezonumuz bu diyebilirim. Bir de aramıza yeni oyuncu arkadaşlarımız katıldı. Ekipten gidenler de oldu. Bunlar da diğerlerinden farklı kılıyor bu sezonu.

Bu sezon sizin için en büyük farklılık neydi?

- Fiziksel değişimim... Beyaz saçlar, sıfır makyaj... Artık acılarını daha derine gömmüş bir Cemile var diyebilirim.

Cemile, çok büyük acılar yaşadı. Tüm bunlarla nasıl başa çıkabiliyor?

- Bu kadar dert ve acıyla nasıl başa çıkabildiğini 95 bölümdür hep beraber görüyoruz. Her şeye rağmen hayatta kalma dürtüsü çok ağır. Çocuklarının yanında olma çabası, iyi insanlar yetiştirme çabası Cemile’yi hayatta tutuyor. Hayatta ne olursa olsun, ümidini yitirmiyor.

ORTAK NOKTALARI ACI DOLU HAYATLARI

Muhammet Bey’e sordum, size de sorayım; Osman gibi bir oğlunuz olsaydı, onunla nasıl başa çıkardınız?

- Birçok annenin başına böyle olaylar geldi bu ülkede. Ve birçok anne, bu olaylar yüzünden çocuklarını kaybetti. Çok acılı dönemler yaşadık ülke olarak. Hâlâ da yaşamaya devam ediyoruz. Allah kimseye vermesin diyorum en başta. Ama ne olursa olsun çocuğumun başında olurdum...

Cemile’nin hayatında yeni bir heyecan da var şimdi; Arif. Cemile, ona karşı neler hissediyor?

- Şimdiye kadar Cemile ve Arif arasında kader ortaklığı olduğunu gördük. İkisi de acılarla yoğrulmuş bir hayat yaşamışlar. İlerleyen bölümlerde de iyi arkadaş olabileceklermiş gibi hissediyorum.

Arkadaşlıktan öte duygusal bir ilişki yaşayamazlar mı?

- Valla bunu ben de merak ediyorum. İlerleyen bölümlerde hep beraber izleyip, göreceğiz neler olacağını.

EMEKLERİMİZİN KARŞILIĞINI ALIYORUZ

Dizi daha ilk bölümünde çok geniş bir seyirci kitlesine ulaştı ve halen her bölümü izlenme rekoru kırıyor. Neler hissettiriyor bu durum size?

- Yaptığımız işin beğenilmesi, seyredilmesi bizi çok mutlu ediyor tabii. Zaten işimizin en temel dürtüsü bu; seyredilmek ve beğenilmek. Emeklerimizin boşa çıkmadığını görüyoruz, karşılığını alıyoruz. Daha başka ne isteriz ki?

Cemile’nin size kattığı artılar var mı?

- Cemile karakterini oynamak ve şu dizinin içinde olmak, başlı başlına bir artı. Çünkü çok sevdiğim bir işte sevdiğim insanlarla çalışma fırsatı buldum. Ayrıca Türkiye genelinde birçok insanla buluşma imkanı elde ettim...

Son olarak; sizi bu yıl bir sinema filminde görebilecek miyiz?

- Görüştüğüm işler var ama henüz kesinleşmiş bir şey yok. Zaten temmuzdan önce bir filmde oynayamam tarihsel açıdan. Eğer olursa da bunu herkesle paylaşırım.

ÇEKİMLERDEN KENDİME BİLE VAKİT AYIRAMIYORUM

Yoğun set günlerinden, ailenize vakit ayırmakta zorluk yaşıyor musunuz?

- Kendime bile vakit ayıramıyorum dersem, yeterince açıklayıcı bir cevap vermiş olurum.

Dizinizi seyredebiliyor musunuz peki?

- Eğer çalışmıyorsam mutlaka seyrederim.

Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #682 : 03 Ocak 2013, 02:55:49 »



Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisini her salı kaçırmadan izlerim. Dünkü bölümde gözümden kaçmayan bir durum oldu. Soner, Bahar ve eski nişanlısı ile atışıyordu…

Soner, Bahar'a aşık olduğunu söyleyen eski nişanlısına tepki olarak arabanın camına vurdu ve kırdı. Ama bir sonraki sahnede kırılan ayna düzelmişti.

Nevzat
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #683 : 14 Şubat 2013, 02:30:22 »

BANYO SAHNESİ EKRANA KİLİTLEDİ



Kanal D'nin sevilen dizisi "Öyle Bir Geçer Zaman Ki'de" Soner ve Bahar'ın duş sahnesi geceye damgasını vurdu.

Soner ile Bahar’ın banyodaki sahneleri sosyal medyada da çok konuşuldu.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #684 : 01 Mart 2013, 18:56:32 »

Öyle Bir Geçer Zaman Ki'ye şok suçlama
Kanal D ekranlarında yayınlanan Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinin setinde ilginç bir olay yaşandı.



Ustura Kemal dizisinden 'Albay Alberto' karakterini canlandıran genç oyuncu Okan Metin, D Productions'ın yapımcılığını yaptığı Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisi ile anlaştı. Yapım şirketinin 4 bölüm için anlaştığı oyuncu Okan Metin 10 saniyelik görünütüsü için 26 saat, soğuk bir odada bekletildiğini iddia ederek setten ayrıldı.

Zamanının gasp edildiğini düşünen oyuncu, gönderdiği sitemli bir e-posta ile diziden ayrılmak istediğini belirtti. Cevap ise oldukça kısaydı 'Teşekkürler'
 
Haber: Sema SEZEN
 
Oyuncu Okan Metin'in gönderdiği e-posta;
 
"Öncelikle geçen hafta ilk defa yaşıyoruz dediğin aksaklığı bu hafta da yaşamış olmak muhtemelen benim şanssızlığım olabilir, ancak iki hafta boyunca toplam 20 saat hiç bir şey yapmadan soğuk bir odada beklemek beni çok mutsuz etti ve bugün gerçekten asabım bozuldu...

Sinirim bozulduğunda konuşamayıp, biraz sakinleşip derdimi anlatmayı tercih ederim ki ağzımdan kırıcı bir söz çıkmasın yahut fevri kararlar almış olmayayım...
 
Bu sebeple bugün, bir şey demeden hemen platodan ayrıldım... Ancak, yaptığınız işe ve mesleğime duyduğum saygının suistimal edildiğini ve bana aynı saygının gösterilmediğini
hissettim.
 
Sizler de farketmişsinizdir mutlaka, bugüne kadar bir defa ağzımı açıp da bir kelime etmedim.. Çünkü biliyorum ki bu işin yarısı beklemek... Çünkü biliyorum ki, elbette ki
ana cast oyuncularının bir önceliği var... Ancak maalesef bu işin yarısı değil, neredeyse hepsi beklemek oldu... Ve öncelik tanınmasın tabiki, ama ertelenme ve umursanmama da
olmasın ...
 
Bugün benim hayatımdan bu işe ayıracağım zaman maalesef ki doldu,bundan sonraki süreçte kendime ve mesleğime olan saygımı kaybetmek istemediğim için bu işe devam etmeyeceğimi bildirmek isterim... Çünkü hayatımda her şeyi yitirebilirim, ama kendime olan saygımı yitiremem...
 
Bunun yanı sıra varlığımın dizinin akışı açısından çok da önemli olmadığının farkındayım, kameranın bir başka açıdan çekmesi ile herşey yoluna girecektir ve yaklaşık 10 saniye
beni gören seyirci "bu adama ne oldu?" diye sormayacaktır...
 
Ben yine de size ve yaptığınız işe olan saygımdan ötürü bu mail'i yollama ihtiyacı duydum....
 
Yaptığınız işin zorluğunun farkında biri olarak, sizlerden özür dileyerek müsaadenizi
istiyorum..
 
Sizlere kolaylıklar diliyorum..."
 
Sevgiler
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #685 : 06 Mart 2013, 14:37:23 »

Öyle Bir Geçer Zaman Ki'de Ahmet öldü!
Kanal D ekranlarında yayınlanan Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinin dün akşam yayınlanan bölümünde dizide Tolga Güleç'in canlandırdığı Ahmet karakteri öldürüldü.

Sendikayı temsilen görüşmeye giden Ahmet ile Hakan'a pusu düzenlendi. Hakan'ın babası Ekrem Tatlıoğlu'nun adamları Ahmet'i kurşun yağmuruna tuttular. Hakan'ı sadece bayıltmakla yetinen katiller, onlarla birlikte hareket eden Ahmet'in şoförünü de öldürdüler.

BERRİN YETİŞMEYE CALIŞTI AMA...

Caroline, Berrin'i arayarak Ahmet'İn öldürüleceğini Hakan'ın kurtulacağını söyledi. Bu sözleri duyan Berrin, Ahmet'İn peşinden gitti ama çok geç kalmıştı. Berrin, Ahmet'in yerde uzanan bedeniyle karşılaştı.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #686 : 07 Mart 2013, 14:31:16 »

Ahmet ölmedi zombi oldu!
 Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinin bu hafta yayınlanan bölümünde Tolga Güleç'in canlandırdığı Ahmet karakteri öldürülmüştü.



Tolga Güleç, rol arkadaşları dizinin Berrin'i Yıldız Çağrı Atiksoy ve Hakan'ı Salih Bademci ile birlikte Ahmet'in ölüm anından sonra komik bir poz vererek bu anı ölümsüzleştirdi. Yakışıklı oyuncu Twitter'dan paylaştığı bu fotoğrafın altın ise "Zombieland" yazdı.

http://www.tvaktuel.com/haber/12661-ahmet-olmedi-zombi-oldu.html
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #687 : 25 Mart 2013, 04:45:23 »

Öyle Bir Geçer Zaman Ki Final yapıyor
Kanal D'de Salı akşamları 20.00'da ekranlara gelen, baş rollerinde Ayça Bingöl, Aras Bulur İynemli, Muhammed Uzuner gibi isimlerin bulunduğu Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisi 3. sezonuyla (bu sezon) ekranlara veda edecek. Daha önce biteceği konuşulan dizinin böylece bu sezon biteceği kesinleşmiş oldu.

İlk 2 sezonuyla reytinglerinde müthiş oranlar alan Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisi bu sezon düşüş yaşamıştı.

Dizinin biteceğini ise dizinin baş rol oyuncusu Ayça Bingöl açıkladı. Aras Bulut İynemli'nin baş rolünde bulunduğu Mahmut ile Meryem filminin galasına katılan Ayça Bingöl bu sezon final yapacaklarını belirtti.

Öyle Bir Geçer Zaman Ki finaliyle Haziran ayında Kanal D'de olacak!

http://www.tvaktuel.com/haber/13026-oyle-bir-gecer-zaman-ki-final-yapiyor.html
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #688 : 31 Mart 2013, 02:04:55 »

ESKİ DOSTTAN ANLAMLI HEDİYE



Yıldız Çağrı Atiksoy, önceki akşam 27’nci yaş gününü kutladı.
Nişantaşı’ndaki partide, ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ ekibi ve arkadaşlarının yalnız bırakmadığı oyuncu, en özel hediyeyi İngiltere’de yaşayan eski rol arkadaşı Farah Zeynep Abdullah’tan aldı. Atiksoy, “Çok güzel bir şiir yazmış, duygulandım” dedi.

http://cadde.milliyet.com.tr/2013/03/31/HaberDetay/1687301/eski-dosttan-anlamli-hediye
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

kimay
administrator
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 49343



« Yanıtla #689 : 06 Nisan 2013, 01:29:56 »



SEYİRCİNİN GÖZÜNDEN KAÇMADI

Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinin bu haftaki bölümünde Carolin ile Hakan’ın, Mete’nin dükkanına gelip içki içtikleri bir sahne vardı. O sahnede Hakan kadehlere ağzına kadar içki doldurdu. Ama Hakan kadehi eline aldığında kadeh yarımdı. Daha sonra kamera arkadan çekime geçtiğinde kadeh yine ağzına kadar doluydu. Bir sonraki sahnede Hakan hiç içkisinden içmediği halde kadeh yine yarım olmuştu. Seyircinin gözünden kaçmadı.

Sinem YAVUZ
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Sayfa: 1 ... 41 42 43 44 45 [46] 47   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  




Televizyondizisi.com forumu hiçbir kurumla bağlantılı olmayan yoruma dayalı bir platformdur.Forum içerisindeki yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.Televizyondizisi.com bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez.Forum yönetimi olası bir şikayet durumunda tüm yazıları silme veya düzenleme hakkına sahiptir.
Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2006-2009, Simple Machines