Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6 7 8   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: e.min yorumlar / Asi-Demir  (Okunma Sayısı 15910 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #30 : 04 Ağustos 2010, 21:17:22 »

İlk yayın tarihi 3 Mayıs 2010

YİRMİSEKİZİNCİ BÖLÜM

Ben de Asi Nehri Gibi Tersine Akıyorum...


Bugün dünün tekerrürü... o sözleri unutmak mümkün mü?  Asi, Demir’in gözlerinde görüyor o günü. Takip eden sözü, derinleştiriyor alevden  izi,... “Bilmem... bana yakıştırıyorlar galiba” ... ...Demir’i izliyor Asi... onun her bir anında yaşadıklarını görmez mi... bugün onu yoksayan sevdiği belki anlayabilir bir nebze Asi’yi. Asi’de yok sayıyor işte Demir’e özeli... Kısa ömürlü Asi’nin bakışları, mızıkçı Demir, kapattı çoktan kapılarını. Babasıyla ve Ali’yle  devam ediyor Asi’nin de  konuşmaları...

Yemeğe geçiliyor nihayet... Ali nezaketle sandalyesini tutarak yerleştiriyor Asi’yi yanına... Demir’in yüzünde o kas, geriliyor boydan boya... Asi’nin yüzündeki gülümsemeler ancak bu noktada varıyor sevdiği adama... Demir’de buz gibi bir ifade ama dayanamıyor, bakıveriyor Asi’ye göz ucuyla... Yerleşiyorlar sonunda masaya. Asi’nin gözleriyse, cezasıyla küsmüş çocuğunun üzerinde dolaşan anne emsal... demir adamda.

Ali, “Yalnız insan hiç bir yere ulaşmayan bir merdivendir” diyerek başlıyor konuşmaya... Yalnız başına hiç bir şey yapamayacağını bilerek geldi buraya. Paylaşmaya, dayanışmaya inandığını söylüyor. Babasının toprağında... çocukluğundan beri onun büyüleyen anlatışlarıyla... kafdağının ardına gelmiş gibi hissediyor kendini. İhsan’sa Demir’e çekiyor Ali’nin dikkatini... bölgeye yatırım yapan iki genç işadamının, iyi anlaşacaklarını düşünüyor... dışarıdan da öyle görünüyor... ama insanoğlu bazen yanılıyor. Derken sıra Asi’ye geliyor... Asi, veteriner hekim ama çiftliğin işlerini idare ediyor... tek başına birkaç çiftliği bile idare eder o... Demir’in çiftliğinde de beraber çalıştıkları gündeme geliyor. İhsan’ın bıraktığı yerden Demir devam ediyor... “Asi sayesinde bizim çiftlik rayına oturdu... herşeyi yeniden var etti.” ... var olan aslında kendi... Peşine Kerim tanıtılıyor Ali’ye... İhsan’ın damadı, Demir’in de iş ortağı.  Ali’nin ilgisi Demir’de kalmış gibi... soruyor, “Demir Bey’de akrabanız mı?” Demir doğalca itiraz ediyor bu soruya...  “Hayır... değiliz?”...ama şaşırtıyor Asi onu... “Uzaktan akraba diyebilirsiniz...” İhsan-Süheyla-Aslan ilişkisini atlayıp “... ablam Defne, Kerim ile evli” diyor Ali’ye... aileden sayılır Demir’de... Demir, kendini bir parçası hissetti bu ailenin her nedense... dışlandı, yardımları kabul edilmedi ama o, orada olmaktan hiç vazgeçemedi. İşte Asi’den duyuyor şimdi... İhsan’da şahidi ve onaylar gibi... uzaktan  olabilir ama o aileden biri. Yemeğine dönen gözleri saklıyor karnındaki burgulananan o hissi. Birden kendini bu kadar iyi hissetmesinin nedeni tek bir söz olabilir mi? Biraz evvel onu cezaya koyan Asi, okşuyor sanki. Mükafatını nerelere koyacağını bilemeyen çocuk gibi... ya bunun onlar böylesi kırgınken gelmesine ne demeli!

Yemek sonrası tesisi geziyor davetliler...  Asi, Kerim ve Ali  birlikte yürürken, bir taraftan da sohbet ediyorlar. Ali Uygur adı birşeyler anımsatıyor Kerim’e...  Fransa’da derece alan rali sürücüsüyle isim benzerliği olmalı sadece... ama ta kendisiymiş işte. Heyecanla durdurup Ali’yi, peşlerinden yürümekte olan Demir, İhsan ve Leyla’ya veriyor bu bilgiyi... Demir’in pek ilgisi yok rali ile ama ‘hoş’ buluyor bu başarıyı yine de... Kerim’se hala heyecanını yenememiş halde... Ali kupayı kazandığında, tirübünde nasıl havalara uçtuklarını anlatıyor herkese... Asi’yi güldürüyor bu taşkınlık... Demir’in dikkatini çekiyor  bu gülüş. Yüzünde suçlar bir ifadeyle bakakalıyor Asi’ye, sanki nasıl böyle gülebiliyorsun diye... Ne bekliyordu... gülmeyi bile unutacak mıydı Demir ona uzak duruyor diye. Burulduğunu bilmesine gerek yok bu arada Asi’nin de... kendi de şaşıyor bir an için, bu gün nasıl ağladı Demir kendini geri çekti yine. Nasıl bedbahttı ... ve nasıl gülebiliyor şu anda gerçekten de. Ama insan herşeye alışıyor olmalı, takip ediyor devam eden Kerim ile Ali’yi peşlerine... Demir kendi kendini suçlasın geride.

İhsan,  Asi ile Demir arasındaki uzaklığın farkında... kendisine hiç bir şey açıklanmamış olsa dahi dayanamıyor daha fazla... durduruyor kolundan tutup Demir’i... derin bir nefes ardından soruveriyor bir çırpıda, “Asi ile aranızda ne sorun var?” Geldiklerinden beri farkında iki çift laf etmediler birbirleriyle. Demir’in gözleri dönüyor yere... Kızına at hediye etti, buna bile birşey demedi ama şimdi soruyor işte bu baba, Asi ile sorunlar görüyor aralarında. Asi’nin bir suçu yok halbuki... “Sorun sadece benimle ilgili” diyor... “Ailevi meseleler”... Başka bir şey söylemesine gerek yok, İhsan anlıyor.  Süheyla ile konuştu ve zor günler geçirdiklerini biliyor. Belli ki, Demir’de onunla yakından ilgilenmeye çalışıyor. Bu dönemde en çok iş de Demir’e düşüyor. Kimseye bu vahim olaydan söz etmeyeceğini söyleyerek onu da rahatlatıyor. Demir belkide, teyzesinin intiharından beri ilk defa zaten olan biteni bilen İhsan’ın yanında nefes alabildiğini hissediyor. Çok değil belki... tamamını değil belki... buzdağının üstünü hiç değilse bu adama göstermeye cesaret edebiliyor. İhsan’ın onun söyleyemediklerini de anlayacağını biliyor. Demir ve ailesi çok hassas bir noktadalar... Teyzesinin sağlığı o kadar aklını kurcalıyor ki Demir’in, şu an ailesinden başka hiç bir şey düşünemiyor. Orada sağlıklı bir düzen kuramazsa... kendi hayatında da kuramayacak, bunu çok iyi biliyor... çünkü tamda hayatını kuramadığı o naktada duruyor. Bir müddet kendini iyi hissettiği bir yerde yaşadı Demir... başkaları için değil, kendi için yaşadı... herkesin kendi başının çaresine bakabileceğini sandı... ama gördü ki, yanlış yaptı... teyzesinin intiharı... kardeşinin hatırladıkları... korku... onu uçurumun kenarına kadar taşıdı ve şans onları neyse ki orada durdurmayı başardı... herşeyden çok şu anda kendine tutunmaya ve ailesini tutmaya ihtaycı. Keşke teyzesine verdiği şu söz olmasaydı... belki bu kadarcık izzah Asi’yi de kendini de rahatlatmaya yarardı.

Davet yavaş yavaş sonlanıyor... Ali’de tesisin bahçesinde... misafirlerini tek tek uğurluyor. Demir’den Asi’ye  gelen ‘iyi geceler’ ise bir göz teması kadar olabiliyor. Nasıl böyle uzak durabilmeyi başarıyor... Demir’in ‘iyi geceleri’ Asi’yi üzmekten, daha fazla kırmaktan başka hiç bir işe yaramıyor. Şaşıyor... Bu sevdiği adam mı, kasıtlı mı yapıyor... inanamıyor. Dokunuşlarını, sevgi sözcüklerini... her şeyi... herşeyi ne kadar çabuk kendinden uzaklaştırmış görünüyor. Ali ise Asi’ye özel bir ilgi gösteriyor... aslında ona sormak istediği bir şey var ama nereden başlayacağını bilemiyor... Arabasına binmek üzere olan Demir bu sözlere kulak misafiri oluyor... bir his... ilkel... ketum... ama o her neyse işte... Demir’e çöreklendiğini hissettiriyor. Gözle görünür bir neden yokken soğuyor. Bütün duyuları sanki bir tehtid hissetmişçesine dikleniyor.  Geç oldu ve uygun bir zaman olmadığını düşünüyor Ali Asi’ye her ne söyleyecekse... anlaşıyorlar sonra gürüşmek üzere. Asi arabasına yöneliyor, Demir’in gözü ona. Bu hissettikleri de ne... korkuyla karışık bir kıskançlık hissi mi yoksa...  sanki daha bile fazla... böyle bir hissedişe gerek var mı... emaneti sımsıkı Asi’nin boynunda.

İhsan ve Asi geliyorlar çiftliğe sonunda... Asi’nin ağzını bıçaklar açmıyor yol boyunca... çiftliğin avlusuna girer girmez ise ahıra bakmak istediğini söylüyor babasına. İhsan onun çelişkilerinin, sessizleştiğinin... yüzünün hiç gülmediğinin farkında. Bırakamıyor tabi, takip ediyor onu ahıra... neler oluyor, söylesin bakalım İhsan’a. “Birşey yok baba” diyor Asi... sadece atına bakmak istedi... ama İhsan zorluyor kızını... yemekte durgundu, Demir’e ters davrandığı da gözünden kaçmadı... anlatsın bakalım olanları.  Dengesinin bozulduğunu söylüyor, Asi... Demir’in onu şaşırttığını da... at hediye ediyor ve ardından mesafeler koyuyor aralarına... anlayamıyor asla. Babadan medet umuyor, “Neden böyle yapıyor sence?” o da bir erkek... belki anlayabilir Demir’i ve  anlatır neler oluyor kızına. İhsan,  Demir’in sırrını da koruyarak kızını bu üzüntüden uzaklaştırmak durumunda. Demir’in zor bir dönem geçiriyor olabileceğini söylüyor... belki Asi’nin haberi olsun istemiyor... herkesin böyle dertleri olmuştur hayatta, kendi kendilerine kalıp çözmek istemişlerdir.  Asi’yi rahatlatmıyor ama bu açıklama. Hani birbirlerine daha özenli olmaya karar vermişlerdi o sahil kenarında. Tanıdığı, bildiği Demir dokusunu olduğu gibi taşıyor şu anda sevdiği sırtında. Hiç gayret göstermiyor Asi’nin onu anlaması adına. Bir sürü cevapsız soruyla bırakıverdi onu ortada. Ne istediğini bile tam anlamış değil, yoksa yine duygularından e.min değil mi diye bile düşünüyor Asi oysa. O hiç bir şey söylemeyince fırsat kolluyor ona gelmek için bütün olumsuz sebepler sanki. Bezgin Asi... bu kaçıncı geri çekilişi. Demir’in bir derdi varsa da ,  farketmiyor mu Asi’nin nasıl incindiğini. “Bana karşı açık olmasını isterdim.” diye yakınıyor babasına.  Birbirini seven kişilerin arasında yeri yok böyle gizli kapaklı işlerin... olmamalı da. Ama sorunların zamana ihtiyacı oluyor kimi zaman...  kendilerinden bir örnek vererek rahatlatmaya çalışıyor İhsan kızını da.  Bazen Neriman’da bir sıkıntı sezer... kocasına söyleyemeyeceği bir şeydir bu mutlaka. Bekler... birkaç gün sonra, annesi ya sorunu neyse çözmüş olur... yada  çözemediyse gelir anlatır ona. Asi, Demir’e bu kadar yandaş bir sohbet beklemiyor babasından...  kendi mi bu kadar dert ediyor... baksanıza babası sanki Demir’i anlıyor... ona sabırlı olmasını telkin ediyor. “Paylaşarak, birlikte çözmek daha iyi olmaz mı?” diye sormadan edemiyor. Ne yazık ki bazen bu mümkün olmuyor. “Öyle ince şeyler,  öyle zorlu meseleler vardır ki... bunların çözümü insanın kendi içinde bir yerdedir. Bulup çözmeleri için onlara zaman tanımak gerekiyor.”  Ayrıca bir şey söylemesine gerek var mı? Asi babasının Aslan’ı öğrenişini ve bunun sarsıntısıyla hepsinden uzaklaşışını çok iyi hatırlıyor.  

Babasıyla gece sohbetinde gerginliğinin biraz azaldığını hissediyor Asi... ama yeterli değil bu onun için. Bir bakış açısı getirdi babası.. Demir’e de uyan... her sorununu kendi çözmek ister ve içine kapanır bunu yaparken sevdiği adam... ama yine de ‘olmaz olmaz’ diyen ses durulmuyor içinde. Demir’in ona söyleyemeceği ne olabilir... söyleyemese bile uzaklaşmasını gerektiren. Bunu anlayamıyor işte.  Atından medet umuyor... ona aşkla gelenden...  O çayıra gitsinler mi yarın  birlikte... yaşasınlar o güzel günü tekrar...  atı söyleyemiyor, belki söyler rüzgarlar... Asi’nin mi Demir, bütün kalbiyle , bütün ruhuyla... hala?

Gonca ve Ziya’nın evlililği... Ziya’nın çiftlik hayatına ve yeni işine uyum çabaları içinde geçiyor. Gündüz işte çalışmak gece de çiftlik işlerine yardım etmek onu hayatında hiç olmadığı kadar yoruyor... Gonca hep alttan alıyor...  mide bulantıları ve kusmalar başlıyor.  Uykusuz gecede babasının ve Asi’nin eve döndüğünü görüyor... Asi’yi aranıyor onu ahırda buluyor. Ablası atıyla konuşuyor.  Asi inkar etesede, ne kadar üzgün görünüyor... ama onun sırdaşı Defne, kendine hiç bir şey söylemeyeceğini biliyor. Gonca kendindeki hüznün de farkında değil... evliliğe ve kocasına alışma süreci onun için de hiç kolay geçmiyor. Hiç birşey doğal gelişmiyor. Kendi çoktan hazır ablasıyla konuşmaya... o hazır olduğu zaman konuşmak için yanında olduğu söylüyor.

Demir’lerin çiftliğinde de uykusuz birileri... Melek abisinin dönüşünü bekliyor...  Demir kardeşinin bu saatlere kadar uykusuz kalmasını istemiyor ama bu Melek’in hislerini değiştirmiyor. Abisi yokken huzursuz oluyor. Kıvırcık lüleleri  abinin okşayışlarını beklemiş bu akşam... Demir, artık geç gelmemeye çalışacağını söylüyor. Demir onları mutlu etmek için bir araya getirdi ama abisi olmayınca Melek hep yalnız kalıyor. Aslan’a da tahammül edemiyor artık, ona sinirleniyor. Herşey o aileye katılınca böyle oldu... hiç birşey artık eskisi gibi değil. Değişenler içinde, değiştiren içinde hiç kolay değil artık hayat... Süheyla intiharı çevresindeki bu üç genci arzuları hilafına kendi etrafına topladı ama zorla birlikte yaşamaya tahammül hiç kolay değil... Hiç haberi olmadan bütün bu mutsuzluğu yaratan kişi olarak, Aslan’a da hiç yaramıyor abi-kardeşin konuşmasına kulak misafiri olmak....

Ertesi sabah Demir ve Süheyla’yı görüyoruz... evden çıkıp bahçeye yürüyorlar... Demir, Teyzesi ve kardeşiyle birlikte üçünün  biryerlere gitmesini teklif ediyor. Süheyla çiftlikten biraz çıksın istiyor. Hava değişiminin hepsine iyi geleceğini düşünüyor. Aslan’ın olmadığı bir ortam yaratmaya çalışıyor. Teyzesi eniştelerinin mezarına gitmek istemişti... bunu hedef edinebilirler kendilerine... İskenderun’a gidebilirler birlikte... o biraz atla dolaşıp dönecek, bir düşünsün bu önerisini teyze.

Asi söz vermişti atına... o güzel çayıra gideceklerdi birlikte... keyifsizce atını süren Demir’e rastlıyorlar yol üstünde... Demir, Asi’yi farketmiyor... farkettiyse  bile durmuyor...  Hesap sormaz mı Asi... böyle birbirlerine uzakken bile, onun ardından yetişiyor... dün akşam sadece bir ‘iyi geceler’e aşklarını sığdırmışken bile sormaktan çekinmiyor...”Beni gördüğün halde neden beklemiyorsun”... Demir şaşırıyor... “Görmedim seni... görsem tabi ki beklerdim.”  Asi, telefonumu açtığın gibi mi, diye düşünüyor!... Gerçi, Demir samimi görünüyor... görse gerçekten beklerdi... ama Asi’nin inancı sarsıldı bir kere, onda artık kuşkular kol geziyor.  “Bana o kadar uzak duruyorsun ki... ne düşüneceğimi şaşırıyorum.” Demir’in onu cevapsız bırakışı, gözlerini kaçırışı, aslında bütün bunları bildiğinin en net yanıtı. Asi de pek çok şeyi biliyor artık onunla ilgili... “Demir sıkıntılı günler geçiriyorsun, farkındayım.” diyor. “Zamana ihtiyacın varsa, tamam... ama bunun neden aramızda mesafe oluşturduğunu anlayamıyorum. Neden bana anlatmayı denemiyorsun Demir?”  Gizlenen gözlerini döndürüveriyor Asi’ye... O aşkla başkalaşmamış, tam kıvamında bir Demir olsaydı diye düşünüyorum bende... Asi asla bu noktaya kadar bile gelemezdi Demir’le... suçluluk duygusuyla gelen kapalılığı çok daha uzun sürerdi... bir ışık görmeden asla gevşeyemezdi... hatta ömür boyu bu konu hakkında konuşamazdı... ama Asi ve bizlere yeterli gelmeyecek olsa bile... Demir kendi için gerçek olamayacak kadar çok konuşuyor orada. “Sana anlatmayı çok isterdim. Ama bende daha içinden çıkamıyorum ki...”  

Demir’i anladığımı hissetsem de, başka türlü davranmanın onun için imkansız olduğunu bilsem de,   suskunluğunu kabullenmek ve Asi’yi mutsuz ettiğini görüyor olmak zorluyor bir kadın olarak beni de. Onu affedebilmemin tek yolunun  daha iyi  ve her seferinde biraz daha derininde onu anlamaktan geçtiğini farkediyorum bu bölümlerde. O bir mühendis alt yapısına sahip. Matematik eğitiminin bir parçası... genel temayül ve e.min yanılmıyorsa, mantık ve felsefeye de ilgi duyuyor olmalı... ondan beklentimiz doğru ve tutarlı bir düşünme tarzı. Ama eğitimle onun olan bu özellikleri... hiç bir zaman içgüdüsel dürtülerinin önüne geçemiyor. I.Pavlov’un köpeklerini anımsıyorum... eğitimle gelen kazanımlarını, koşullanmalarını... ama ardından da bir travmaya maruz bırakıldıklarında nasıl bütün bunları sıfırladıklarını. ‘Akıl, mantık, öğreti veya istek’ diyorum... içteki özden daha kuvvetli olamıyor asla... böyle bakmaya çalış e.min, ona. Üstelik biliyorum ki bu hünüz Demir’in sıfırlandığı nokta bile değil daha.

Belki birlikte içinden çıkabiliriz diye öneriyor Asi... bildiği tek yol bu sorunları çözmekteki. Demir’se hayatında hiç ikili veya çoklu yaşamamış ki... ve uzun bir müddet de yaşamayacak ki...  Aşk’da bir araya gelen bu ikili bir anda kendini değiştiremiyor ki... Asi’de Asi’liğini sürecek... Demir’de Demirliğini...  “Babamla konuştunuz mu?” sorusu kendine getiriyor Demir’i... Yoksa İhsan Bey, Asi’ye bir şey mi söyledi... endişelendiriyor bu onu.  Devam ediyor Asi...” Sana hak veriyor. Ama aramızdakileri bilse o da benim gibi düşünürdü.”  
 
-Şimdi Asi nehri tersine akıyor. Ne varsa önüne katıp götürmek istiyor. Herşeyi allak bullak ettiğini bilmiyor... bilmiyor. Çünkü doğası böyle. Önce hayatımdaki sorunları çözmeliyim . Nehir tersine akarken seni mutlu edemem.

Bir ‘bekle beni’ den mahrum bırakıyor sevdiğini Demir...  ‘Ben beklerim’den mahrum bırakıyor kendini de... Asi yokmuş gibi davranmasaydı, o zaman konuşabilecekleri güne kadar beklerdi Asi... Ama artık o da Asi nehri gibi tersine akıyor... Asi’nin doğası da burada kendini gösteriyor... Sorunlar her ikisi içinde büyüyor.

Ali çiftliği ziyarete geliyor, İhsan’ı soruyor. İhsan’ın Asi ile birlikte tarlada olduğunu öğreniyor. Ne yazık ki İhsan şehre inmiş, onu karşılayan Asi oluyor... zaten Ali’nin de Asi ile konuşacakları vardı, İhsan’ın olmayışını çok da dert etmiyor. Fabrikasından bahsediyor. Yönetimi tasarlarken Fransa’daki tesislerden yola çıkmışlar. Burada benzer bir model oluşturdular. Sistemin işleyeceğinden hiç kuşkusu yok. Ama her şeyden önce işten anlayan, hayvancılık konusunda bilgisi olan, hayvanın ve sütün kalitesinden anlayan, aynı zaman da da bölgeyi bilen bir yöneticiye ihtiyaç duyuyor. Bu iş için de Asi’yi düşünüyor. Yönetici pozisyonunda çalışmasını öneriyor. Bu teklif Asi’yi şaşırtıyor... önce ciddi olduğuna bile inanası gelmiyor. Deneyimi yok... ama babasıyla konuşacağını ve düşüneceğini söylüyor.

Kaplıca tatili bitiyor... Cemal Ağa ve Sarmaşık sonunda konağa dönüyor...  Ona hoşgeldine ziyarete giden İhsan, Süheyla ve Asi... Sarmaşık’ın da yine Cemal Ağa ile birlikte olduğunu görüyor. Bu vesile ile Asi dedesine Ali Bey’in teklifini aktarıyor. Kurt, Cemal Ağa... bir kuru maaşa talim etmek yerine... hisse istemesini tavsiye ediyor. İhsan’da bu teklifi kaçırmaması yönünde Asi’yi telkin edince, Asi’de hazır şehirdeyken  Ali ile bir buluşma ayarlıyor. Sürekli gittikleri Cafe burası... Ali ve Asi, arabalarını aynı anda yola park edip, Cafe’ye girerken, ofis dışında katıldığı bir toplantıdan çıkan Demir onları görüyor. Bu da ne... onları bir arada görmeye... yalnız görmeye hazırlıklı değil Demir. Marazi o duygu yine bir anda kendini hissettiriyor.  Asi ise etrafıyla hiç ilgilenmiyor... oturur oturmaz masaya, hızlı bir giriş yapıyor... Ali’nin teklifini kabul ettiğini söylüyor. Ama anlaşmaları gereken bir konu var... bir şirkette maaşlı çalışmak ona göre değil... yaptığı işi sahiplenmek, bir parçası olmak ister. Uygun bir hisse karşılığında, bütün emeğini ortaya koymayı teklif ediyor.  Asi’nin hemen çalışmaya başlamasına, bu arada da birbirlerini tanımaları  için zamanları olacağına karar veriliyor. Son olarak da, İhsan’ın Ali’yi çiftliğe davet edişi konuşuluyor. Ali’de kahvelerini bitirdikten sonra birlikte çiftliğe gitmeyi öneriyor.  

Demir ofise dönüyor dönmesine de... aklı orada... Arabasıyla caddeden geçerken takip ettiği, Asi ile Ali’nin Cafe’deki o görüntülerinde takılı hala. Sorular... sorular... sorular kafasında... zaten ailesiyle yaşadığı sorunlar aklını kurcalarken şimdi Asi ile ilgili düşünceler de kafasını meşgul ediyor bir başka kutupta. Dikkatini toplayamıyor... Asi’den başka bir şeye aklını veremiyor. Asi ve Ali’yi birlikte görmenin onun ruh halini nasıl bu kadar değiştirdiğini de hiç bilemiyor. Bir çocuk gibi ofisin pervazına dayanıp Asi’nin kamyonetini oradan geçerken görmeye çalışmanın anlamı var mı.... ama işte buradan ayrılamıyor... Çalan telefon onu kendine getiriyor. İhsan Bey arıyor... Onu ve Kerim’i bir konu hakkında görüşmek için çiftliğe davet ediyor.

Çiftliğe önce Asi ve Ali’nin arabaları varıyor. Neriman, Defne ve Gonca misafirlerini karşılamak üzere dış avluya çıkıyor. Hava çok güzel... İhsan konuklarını kapalı ofiste kabul etmek yerine, taraçada  ağırlamayı tercih ediyor. Ali, gelir gelmez buyur ediliyor. Neriman onu kocasının yanına çıkarırken, Kerim ve Demir’in arabaları avluya giriyor... Kerim karısını orada bulmaya şaşmasa bile, Defne kocasının gelişine şaşırıyor. İhsan Bey’in onları çağırdığı öğreniliyor. Arabasından çıkan Demir’in yüzünden düşen bin parça. Defne’nin selamına bir baş işaretiyle cevap veriyor... Asi’nin ikisine birden yönelttiği ‘hoşgeldin’ ise kaşları siper oluyor. Demir parantez katmerlenmiş sabahtan bu yana... sabah üzgün bir Demir vardı karşısında... şimdiki kızgın... bakmıyor bile andan yana. Demir soğukluğun derecesini hisseder oldu artık Asi... buzlar tutuyor şu an bu adamda... Şu anki haline neden  sabahki konuşmaları olmalı... Onu yine düzüne akmaya ikna etmek yerine böyle ters davranmak yakışıyor mu aşklarına. Ne oldu “Senden asla vazgeçmeyeceğim” diyen adama... Anlamazlıkla bir kez daha... elleri sarkıyor iki yanında.

İhsan apartopar çağırdı onları... ne var ki iş biraz acil. Avrupa Birliğinden alınan destekle, İskenderun’da bir kalkınma projesi başlatılacak. Büyük bir arazi üzerine, istihdamı yüksek bir işletme kurulması planlanıyor. Yeterli kredi ve destek verilecek projeye ama bunu doğru kullanacak insanlara ihtiyaç var. Böyle bir projenin üstesinden kim gelebilir diye düşündüğünde, İhsan’ın aklına ilk onlar geldi. Soruyor Demir’e, ilgilenir mi bu projeyle? Ali ile birilkte bu işe girişebileceklerini düşünüyor. Ali’nin Antakya’da kurduğu fabrikanın devamı niteliğinde bir süt ürünleri fabrikası kurulabilir o arazide... varlar mı bu işe?... Ali, iyi fikir olduğunu düşünüyor. Kerim’se pratik bir yol izliyor... Ali üretmeyi biliyor, onlar yöreyi ve talepleri... Demir önce bir araziye baksın, sonra tekrar bir araya gelip konuşulsun. Demir düşünceli... toplantı boyunca ağzını açıp söylediği tek laf  “Olur” oluyor görüşmede. Bir an evvel gidip yere bakılmasını hatta eğer uygunsa, işlemleri de başlatmayı öneriyor İhsan’da...

Neriman yemek vakti evine gelmiş kişileri asla bırakmaz oturtmadan masaya...  toplantının bitip bitmemiş olması önemli değil onun için, Asi’yi gönderiyor herkesi masaya çağırmaya. Asi’nin babasına seslenişiyle dönüyor Demir’in gözleri ona... misilleme yaparcasına içindeki kızgınlığa ve karmaşaya, boş bulundu yine ona... ve kala kaldı orada. Bu gün ne işi vardı Ali ile o cafede’nin cevabı verilemedi daha... yarattığı girdap dönüp dönüp duruyor hala... “Annem herkesi yemeğe çağırıyor” diyor sevdiği... o kalamaz oysa... tepe aşağı gidiyor birşeyler onun ruhunda... intihar olayından sonra... Asi ile bu noktaya gelmek ardçıl depremler gibi etki ediyor onda... gerçek şiddetlerinden çok daha fazla... Neriman’ın davetini konuklarına yineleyen İhsan’a... “Teşekkür ederim ama ben kalamayacağım” diyerek  izin istiyor Demir... ama müsade etmiyor İhsan onun ayrılmasına. İhsan Demir’e olurunu her fırsatta gösteriyor ona dokunuşlarıyla... işte bir kez daha eli Demir’in omuzunda...  “Olmaz öyle şey... bahane arama Demir... yemeğini ye... sonra gidersin”... diyor babaca.  Demir’in gözleriyse Asi’de...  bahane aramasına da gerek yok eğer İhsan söylüyorsa öyle... yemeğe geçiliyor hep birlikte.

İhsan, yemekte açıklıyor toplantı konusunu... Ali, Demir ve Kerim... belki birlikte yapacakları  bu işi. Ertesi gün Demir ve Ali İskenderun’a gidecek, Demir arazi işinden anlıyor, önce onun görmesi uygun görünüyor.  Demir bedenen orada ama kafaca da orada olmaya gayret ediyor. Aslında İhsan’ın önerisi iyi bir iş gibi görünüyor... içindeki isteksizliğin nedenini çözememekle birlikte, bunun Ali’den kaynaklandığını hissediyor. Hele yarın araziyi bir görsün... bu ona konu üzerinde düşünmek için zaman da verecek diye umuyor... O bunları düşünüp yemeğini bitirmeye çalışadursun... gecenin haberi Ali’den geliyor. Ali, İhsan’a dönerek, “Asi’ye iş teklif ettim, o da kabul eti” deyiveriyor... Demir’in uzlaşmacı bütün duyuları o anda artık bedenini terkediyor... ‘Olmaz!... Olmaz! ’ diyerek bağırmak ve o masada olan biten her şeye itiraz etmek istiyor.  İhsan Bey... Neriman Hanım... herkes... hekes nasıl yemeklerine devam edebiliyor... neden kimse bir şey söylemiyor... birileri itiraz etsin istiyor... bekliyor!.. Hayal meyal Kerim’i duyuyor... “Nasıl yani...  Asi, Ali ile mi çalışacak?” Kerim’e yanıt Ali’den geliyor... birlikte çalışmaya karar verdiklerini söylüyor. Kerim’in gözleri faltaşı gibi açılıyor, bu işin Demir’in hiç hoşuna gitmeyeceğini biliyor. Demir’se kafasında gittikçe daha yüksek perdeden çalan bu davullar onu sağır etmeden müdahale etmesi gerekiyor... varını yoğunu ortaya koyuyor,  gözlerini Asi’ye çevirip sakin bir sesle “İş aradığını bilmiyordum!” diyebiliyor...  laf düşmüyor ona ama bu meseleye dokunmak zorunda hissediyor. Aramıyordu zaten Asi... Ali teklif edince neden olmasın dedi...  Demir dönüyor yemeğine geri... Onunla konuşmak da hiç aklına gelmedi değil mi. Tek başına kararlar vermeye devam ediyor gibi... birşeyler başlattıklarını sanmıştı... ama ondan habersiz hareket etmesi... onu yok sayması sinirlendiriyor Demir’i...  Asi’den duymadı mı daha bu sabah bu sözleri...  Bu ne karmaşadır... bu ne çelişki?..  Neden herşey üst üste gelmek zorunda ki? O içi içini yiyedursun, kontrolsüzce uzaklaşıyor  kendinden Asi. Yanında Asi’ye dönmüş konuşan Ali’yi duyuyor... İskenderun seyahatine Asi’yi de davet ediyor... bir çiftlikten büyük bir parti hayvan alımı yapılacakmış. Gitmişken bir kontrol edip rapor etse iyi olacağını söylüyor. Asi’de yeni işine başlamak için acele ediyor...  Artık hiç bir tepki gösterecek halde değil Demir... Elindeki çatal düşmesin diye tabağına bırakıp kolunu masaya dayıyor... vücudu sanki bir laçkalığı yaşıyor. Asi’nin onunla ilk iş gününde yaptığı da hayvan alımıydı...  davullar gerçektende sağırlaştırmış olmalı kulaklarını... masada konuşulanlardan uzaklaşıyor... Garip bir şekilde ona emir ve talimatlarını veren kendini beğenmiş sesini duyuyor.... “Bugün hayvan alımı halledilsin... Akşama kadar, getirilecek hayvanların adedini, kaça mal olacacağını bana bildirin.”... Her şey şaka gibi... ama neden hiç komik gelmiyor...  önündeki bardağa uzanıyor... bir yudum sudan medet umuyor. Kendine geldiği ilk anda müsade kalkmak için müsade istiyor.

Ali’de onunla birlikte kalkıyor... Ev ahalisi misafirleri geçirmek için avluya doğru giderken, Neriman Kerim’i yemek salonunda alıkoyuyor... “Ne olacak bu Defne’nin hali” diye soruyor... Her gün çiftlikte... evinde durduğu yok... yuvasını bilsin istiyor. Kerim Defne’yi kırmak istemiyor... zamanla alışacağını umuyor. Ama Neriman’dan akıl geliyor... otoritesini kullanması istiyor.

Ziya yorgunluklarından şikayet edip dursa da işinden ilk maaşını alıyor... bunu da Gonca ve ailesi ile harcamak yerine, arkadaşlarıyla içki aleminde kutlamak istiyor... gittikleri yer ise Sarmaşık’ın çalıştığı pavyon... Cemal Ağa’ya yakalanıyor.

İhsan’sa Asi’nin Ali ile çalışacak olmasına henüz alışamadı... kızına, yeni durumların onu ürküttüğünü söylüyor. Asi ise artık başkalarına muhtaç olmak istemiyor. Dedesinin önerisine uyup, Ali’den maaş yerine hisse istediğini İhsan’a söyleyip babasını şaşırtıyor. Toprakları bazen onlara oyun ediyor... artık bu korkuyu yaşamak istemiyor. Geleceklerini garantiye almak için gerekirse gece gündüz çalışacağını söylüyor.

Demir çiftliğe döndüğünde heryeri karanlık buluyor... Süheyla sadece ayaklı bir gece lambası yakmış, gözleri yere odaklanmış, kolları önünde kenetli, yalnız başına oturuyor. Doktor uğrayacakmış o gün... ama iyi olduğunu söyleyerek istememiş Süheyla... oysa hiç iyi görünmüyor. Melankolik halini üstünden bir türlü atamıyor.  Demir birazcık gayret göstermesini istiyor. Sabah önerdiği İskenderun seyahatini düşünüp düşünmediğini soruyor... kendisinin de bir işi çıktı... Melek’i de alsınlar birlikte gitsinler, o da eniştesinin mezarını ziyaret eder. Süheyla keyifsiz... yine de onaylıyor... bunun hepsine belkide iyi geleceğini söylüyor.  

Asi... yatağında... elinde İstanbul resimleri... parmakları dolaşıyor resimdeki Demir’i... boynundaki emanetini...  veryansın ediyor onlara olanlara yüreği. Kapısı açılıyor yavaşça, Gonca görünüyor aralanışında... iyi geceler dilemek için gelmiş ona.  Asi ne bilsin Ziya hala gelmedi ve aslında o da konuşmak istiyor ablayla...  Birşeye baktığını ve onu görünce gizlemeye çalıştığını farkediyor Gonca... gördüğünü söylüyor...  Bunları hiç onunla paylaşmadı Asi... ama alışkanlık sadece... herşeyi Defne ile paylaşmaya öyle alışmış ki, Gonca’nın ne kadar olgunlaştığını göremedi. Yana kayıp çağırıyor yanına kardeşini... Gömülüyorlar birlikte yatağa...  Resmini gösteriyor Asi...  Bu fotoğrafta, Aşiyan tepesindelerdi, İstanbul’da. Demir, bütün gün yanından ayrılmamıştı. Şimdi aralarının çok kötü olduğunu söylüyor Gonca’ya...  evet... bukadarcık açıklama yetiyor ona...  Tanıyor bu sözleri o da. Bu sözler... o kadar çıplaklar ki... ve o kadar oldukları gibi. O kadar gerçek... ve o kadar yoldan çıkmış bir acıyı saklıyor ki.  Başka hiç bir açıklamaya ihtiyaç duymuyor Gonca... ve ağlamaya ihtiyaç duymuyor Asi... Demir’e uzanıyor eli... okşuyor... resmi, teni...  “İnsan güvenini kaybedince çok kötü hissediyor” diyor. Gonca bilmez mi?  Onunda odasında dönüşünü bekleyen bir boşluk... Asi gibi...

Ertesi sabah...

Süheyla, Melek ve Demir hazır İskenderun’a gitmek için. Tam çıkmak üzerelerken Ali arıyor. Gelip onu almayı ve İskenderun’a birlikte gitmeyi teklif ediyor. Ama Demir ailesiyle beraber gideceği için kendi aracıyla seyahat etmeyi tercih ettiğini söyleyip teşekkür ediyor.  Ali, Asi’yi de arıyor. Asi’nin ‘zahmet etmeseydiniz’ demesi bir şey değiştirmiyor... ayrı arabalarda gitmelerinin manası yok, onu almak için ısrarcı oluyor. Tam vaktinde de gelip onu alıyor.  Demir ve Ali’nin araçları aynı zamanlarda yola koyuluyor. Demir arabasını ana yola çıkarmak için yan yolda durdurduğunda arkasına yanaşan ve çıkmak için bekleyen araç dikkatini çekiyor. Ali değil mi o... yanındaki de Asi... bunu nasıl tahmin edemedi. Onun dikiz aynasından arkadaki arabaya bakışı Melek’in de dikkatini çekiyor... soruyor, “Asi’nin yanındaki kim?”...  Varsın gelmesin bu soruya cevap... olmaz mı. Ama lafı uzatmadan söyleyiveriyor Demir, “Asi’nin yeni patronu”. Melek’in pek hoşuna gidiyor bu... çok da yakışıklı buluyor onu. Fransız patron işte... bu kadar usul biliyor... Demir’in yanından Asi’yi çekip alıyor... arabasına bindirmiş götürüyor...  bu bize neler hatırlatıyor?

Demir, teyzesini ve kardeşini Hamit Beylerin yanına bırakıp işiyle ilgilenmek üzere yanlarından ayrılıyor. Bu arada Ali ve Asi’de alım yapılacak hayvanların olduğu çiftliği denetliyor. Sonra da Demir’le buluşacakları, tesisin kurulması planlanan arazi’ye gidiyor. Ali bu işlerden anlamaz... Demir’i beklemeyi öneriyor. Asi’nin onunla tanışıyor olmasını avantaj olarak görüyor... birlikte çalışma konusunda sıkıntı çekmeyeceklerini düşünüyor... Bu sırada Demir’de onlara katılıyor. Tamamen iş çerçevesinde bir merhabalaşmanın ardından, birlikte mekanı geziyorlar.  Ardından da hazırlamaları gereken raporlarla ilgilenmek üzere akşam konaklayacakları otele gidiyorlar. Ali kayıt işlemleriyle uğraşırken, Demir ve Asi Lobi’de bekleyebilecekleri koltuklara yerleşiyor. Bu Demir’in onunla yalnız kalabildiği ilk an... Huzursuz... ilgisi Asi’de... sormak istediği şeyler kafasında... tahammülü yok daha uygun bir zaman beklemeye. Kolları bacaklarına dayalı, elleri önde bağlı... Asi’nin sehpadan bir gazete alıp okumaya başlamasına aldırmadan soruyor... “ Ali’yle çalışmakta nereden çıktı?”... Gözleri gözlerine bile bakamıyor daha Demir’in... ya bu soru da nereden çıktı. “Böyle uygun gördüm” deyip dönüyor gazetesine Asi. Demir kararlı cevap almaya... hesap sormaya... diretiyor biraz daha... gözleri de dönüyor artık ona, “İş aradığını bilseydim, birlikte başka seçeneklerde bulabilirdik.” Şaşırmaması mümkün değil Asi’nin buna... “Birlikte mi? diyor... Hangi birliktelikten bahsediyor. Geri çekilen o...  tek bir açıklama yapmayan,  o... hem suçlu hem güçlü, kızgın olan da, yine o... hangi birliktelik miş bu?  Demir, “Bunu konuşabilirdik Asi?” dediği anda daha fazla laf ettirmiyor ona... “Seninle konuşulabilse tabi ki konuşurduk. Ailem sorunlu bir dönem yaşıyor. Ve benim onlara destek olmam lazım. Başımın çaresine de tıpkı senin gibi, tek başıma bakacağım. En azından babamın da güvendiği biriyle çalışacağım.”  Demir, Asi’nin söylediklerinin doğru olduğunu biliyor... ‘Sen bana bakma, ayrıcalığım var, çünkü ben Demir’im ‘ diyemiyor... onu ikna etmek için başka bir yoldan üstüne geliyor... “Birinin yanında maaşla çalışmanı anlayamıyorum Asi!”... Asi’nin maaşla çalışacağını kim söyledi... “Hisse karşılığı anlaştık” deyince Demir kendini koltuğa dayayıveriyor... Sadece iki gün oldu Ali’nin geldiği, burada neler oluyor... kafası daha da karışıyor... soruyor, “Çok hızlı yol almışsınız, Sen Ali’yi önceden tanıyor muydun?” Asi’den gelen “Hayır” a inanmakta güçlük çekiyor. Ne yani!.. Ali’nin yüzüne baktı ve onun güvenilir biri olduğuna karar verdin öyle mi? Evet, aynen öyle oldu. Asi’ye güven verdi. Demir’in aksine durumlara göre değişen biri gibi görünmedi. Asi, gazeteye sığınmaya çalışmasının faydasızlığının ve sorularının devamının geleceğinin farkında. Katlayıp kaldırarak, dönüyor sevdiği adama... “Artık bir hedefim var Demir. Bir gün çiftliğimizi senden alabilecek kadar başarılı olmak istiyorum.” Asi sadece tersine akmıyor... akıp varacağı yeri de söylüyor ona.  Ali elinde oda anahtarlarıyla geliyor yanlarına...

Önce odalarına yerleşiyorlar...  ardından büro hizmetlerini de alabilecekleri toplantı odası tarzında bir yerde çalışmaya başlıyorlar... İlgililerle temas edilmiş, detayların onlara ulaşmasını beklerken, diğer taraftan da harita ve proje üzerinde o günki gözlemlerine dayanarak bir değerlendirme yapmaya çalışıyorlar. Tesisin çevresinde, istihdam yaratacak köyler mevcut, bölge de süt açısından zengin... projeye olumlu bakıyor Demir... Melek’in telefonu bölüyor konuşmasını... Teyzelerinin,  mezarlık ziyaretinden sonra iyice kötüleştiğini bildiriyor kardeşi... keşke  biran önce gelebilse abisi... “Tamam” demekten başka var mı çaresi... Dağıtıyor Demir’i bu telefon görüşmesi, daha iyi olmasını umarak geldi teyzesinin, neden istediği bir şeyi yaptığı için kötüleşsin ki. Keşke doktora danışsaydı önce, bu mezarlık ziyareti başka şeyleri mi tetikledi.. Cismi var, kendi yok yine Demir’in orada... daldı gitti bir yerlere, dönüp duruyor herşey kafasında. Bu telefon görüşmesinin onu değiştirdiğinin de Asi farkında... gözlerini dikip ona bakıyor... bunun bile görmüyor Demir o anda... tamamen farklı bir dünyada.  “İyi misin Demir?” diye sorma ihtiyacı hissediyor ona. Demir’in ona şaşkınlıkla dönen yüzünde kendinden başka bir şey görebiliyor mu Asi acaba? Ne Ali umurunda, ne başkası Demir’in... Asi bu endişeli gözlerle ona bakıyor ya... kendini nasıl yaslamak istiyor sevdiği kadına. Farketmez kim kimin omuzunda... hissetsin yeterki... Asi onda. ‘Hiç iyi değilim’ demek istiyor... “hem de hiç...” herşey üstüme üstüme geliyor senin yokluğunda. Gücümü kaybediyorum, hiç bir şey doğru gitmiyor hayatımda  sen olmayınca. Neden böyle olduk biz, nasıl bu hale geldik bir anda. Sana benden, bana senden başkası var mı bu dünyada? Bilgisayar başındaki Ali’nin sesiyle kendilerine geliyorlar... bekledikleri veriler ulaşıyor sonunda.  Fabrika alanı ve diğerleri düşüyor birer birer ekrana... İletilere dönen Asi ile Ali’ye bakıyor geriden Demir... sevdiği kadın bir başka adamla yan yana.Yanlış olan bir şeyler var bunda... ... İşleri bitiyor sonunda. Ne yapacaklar bu yabancı ortamda? Demir, ailesiyle geldiğini, onlarla birlikte olacağını söylüyor, akşam yemeğine yetişebileceğini düşünüyor... Asi’de odasında biraz dinlenmek istiyor. Akşam yemekte buluşmak üzere sözleşiliyor.  

Gonca mide bulantısından, yemek yiyemeyişinden süphelendiği için gebelik testi yaptırıyor. Bir bebek beklediğini öğreniyor. Haberi paylaşmak için ofise gidiyor. Ziya yok, Kerim ile görüşüyor. Kocasının o gün izinli olduğunu öğreniyor. Genellikle uğradığı yerlerden birinde bulmayı umuyor. Nitekim de onu görüyor. Oturmuş arkadaşlarıyla sohbet ediyor. Daha çok dert yakınıyor. Evlendi mi, cehenneme mi düştü belli değil. Fırsatını bulunca boşanıp gidecek buralardan... o üstüne düşeni yaptı... kızın namusunu temizledi ama kendisini ömrünün sonuna kadar ona köle etmeye hiç niyeti yok... Bu duyduklarından sonra, Gonca’nın Ziya’ya bebek konusunu açması mümkün olmuyor.

Demir, Süheyla ve Melek’i alarak sahile götürüyor...  ayakkabılarını çıkararak suya girmek... dalgalardan kaçamayarak sırılsıklam olmak hepsine çok iyi geliyor. Teyzelerinin de bu eğlenceden kaçmasına fırsat vermiyor Demir... iki kardeş onu da aralarına alıyor. Asi ise hava kararana kadar istirahat ediyor... zaten uykuları düzensiz, bu mola da, ona iyi geliyor. Akşam yemeği için hazırlık yapıyor. Demir’li gecenin hatırasını, siyahını kuşanıyor... Ama bir fark var bu akşam, boynunu Demir’in emaneti perdahlıyor... Onu takarken söylediklerini hatırlıyor... ve kendi sözlerini. Emanetini taktığı günden bu güne ne çok şey değişti... böylesine birbirlerine uzak düşecekleri o an asla aklına gelmezdi. Sözlerle boynunu bulan emaneti o sözler sekteye uğramışken, yakıyor onu şimdi.  Sevdiğinin geri çekilişi karşısında onu hala boynunda taşıyor oluşu ise savunmasız hissettiriyor, zayıflatıyor direncini...  bozuyor eşitliği. Acıyan Asi’yi saklıyor Demir’den... saklayacak emanetini de... o, görmek zorunda değil ki!

Ali çoktan inmiş bahçeye... Asi geliyor peşine. Emanetini uçları eteklerini bulan siyah bir flara gizlemiş, kendini yeşil gözlerine... parlıyor yine bu gece. Demir gelene kadar biraz yümeyi teklif ediyor Ali... Demir yetişiyor hemen onların peşleri sıra, garson yönlendiriyor onu masalarına... soruyor, arkadaşları nerede? Garson bilgi veriyor... sahilde. Yine... yine... yine ikisi birlikte... yine ikisi yanyana... yine Demir’in izlerinde yürüdü mü Ali, Asi’yi gördüğünde siyahında... varsın gelmesin bu sehven rastlayışlar... çok fazla oluyor Demir için, alışmak istemiyor bu anlara. Asi ile ilgili yaşadığı karmaşalarda, Kenan pürüzünü saymazsa,  hep kendi vardı onun yanında...  İkiydiler... ‘biz’ diler... kavgalarında da barışlarında  da... şimdi bu hal... bir üçünkü kişinin oralarda olması sarpa sardırıyor herşeye daha fazla.  Nasıl başa çıkacağını bilemiyor bu durumla. Hakkı olup olmadığına bakmaksızın yerleşiyor gözlerine... kıskançlık... öfke... suçlama.

Sahilden dönüyor Asi ve Ali... onlarda Demir’i bekliyordu oturmak için... yerleşiyorlar  oyalanmadan masaya. Demir’in gözleri bakamıyor bile  emanetlerinin yokluğuna...   Sandalyesine yerleşen Asi’nin eli flarında... iyi bir bahane oluyor bu Demir için, peşine düşüyor emanetinin daha ilk anda... “Fların çok güzelmiş...” Asi’nin eli kalakalıyor boynunda, emanetini kontrol edecekti, hala emniyetli bir şekilde saklı mı kumaşın kıvrımları arasında... ama geri çekiyor bu soruşla... Demir devam ediyor yavaşça...” Boynunda genellikle bir altın kolye olurdu?” Asi sessiz kalıyor sebatla... onun farkedeceğini biliyordu ama beklemiyordu bu hesap soruşu daha en başta... Ali kendince katılıyor konuşmaya... flarında çok yakıştığını söylüyor, safça...  Demir’in emanetini aranan sözleri devam ediyor, “Kolyenden sıkıldın galiba?” ... devamı gelmesede sevdiğinden biliyor  ne söylüyor içinden... ‘Hiç boynundan çıkarmayacağını söylemiştin, oysa”...

Kadehler kalkıyor ‘birlikte geleceğe’ o masada.... Demir daha iyi tanıması gerektiğini düşünüyor bu adamı, gittikçe daha çok yer almaya başladı çünkü Asi’nin hayatında ...  Ali zorluk çekmiyor hiç kendi kendini anlatmada... ‘kaçık’ derlermiş ona...  dostluğunu kolay sunuyor, çabuk iletişim kuruyor o her nasılsa. Bazen yanlış algılanabiliyor... içtenliği bazen güvensizlik yaratabiliyor... Demir’de işte aynen böyle hissediyor. Aceleyle gelen, iki güne sığdırılmış içtenlik ona kesinlikle güven vermiyor.  Çok da sorumluluk almamış gibi hayatında.  Gerçekten de almadı, ama artık olgunlaştı, bir yerde durup kök salmalı o da. Asi ve Demir’den bahsetmek istiyor biraz da... Demir ağzını açıp tek laf etmeyecek...  Asi tanıtıyor onu, ortağına. “Demir... sizin tam tersiniz... İçinde olanları asla farkedemezsiniz!” Sözler uçucu, bakışlar kalıyor aralarında. Alaka göstermek zorunda bırakıyor Asi Demir’i bu yorumuyla. “Kendimden bahsetmeyi pek sevmem” diyor... “Belki de içe dönük biriyim. Çok sevdiklerim, yani ailem bunu bilir... İyi tanımadan yaklaşamam insanlara... bu yüzden yeni ilişkilerde de biraz zorlanıyorum.”... Ağzında lokmalar büyüyor Asi’nin... yutkunmak da, nefes almak da, orada olmak da zorlaşıyor... Çok sevenim olsan, içe dönüklüğümü anlardın demeye mi getiriyor?  Yaklaşmak mı dedi birde... yaklaşmalarına uzaklaşmaları egemen, bu gezginlik Demir’e normal mi geliyor? Asi’nin çok gücüne gidiyor, sersemletiyor. İlişkilerinde zorlandığını sanıyorsa asıl burada yanılıyor, kendiyle sarpa sardığını düşünüyor.   Ali az duydu ama çok doğru bir tespitte bulunuyor...  “Kendinizi bu kadar korumayın... bazen rüzgara kapılıp gitmek iyidir” diyor...  Demir’in kapılıp gittiği hatıralar hep o gecede... rüzgara sevdiğini bırakır, geçsinler saçlarının arasından, dolasınlar yüzüne gözüne... “Öyle...” diyor... “durduğum yerde... yağmura bırakırım kendimi... iyice ıslanmadan anlayamam... “.. bu da onun yaşam biçimi... artık Asi’nin de.

Ali, Asi’ye dönüyor... sıra ona geldi de... yepyeni bir işe başlıyor, çok sıkı bir karar da verdi kendince. Ama aklına anlatacak bir şey gelmiyor Asi’nin...  Demir’in sözleri dolanıp duruyor beyninde... “Pek ilginç biri değilim galiba” diyerek savuşturuyor Ali’yi... Demir anlatmaya başlasın istemiyor Asi’yi... Daha tabakları yemek, bardakları şarap dolu... ama o kalkmak istiyor, izin verirlerse. Böyle aniden gitmek istemesi, “Asi iyi misin?” diye sorduruyor Ali’ye.  Üşür gibi olduğunu söyleyor Asi’de... biraz da başı ağrıyor... Demir yaslanmış geriye, olan biteni seyrediyor,... baş Asi’de, gözler gidip geliyor ikisi arasında sadece. Saydam sevdiği Demir’e... gitmek istediği gerçek ama üşüdüğü bahane... Ondan uzaklaşmak istiyor, neden bu olmalı ani gidişe. Ali, hayıflanıyor kendi kendine, onu dinlemeyip kapatmalıydı arabanın kliması gelirlerken bu şehre. Asi uydurduğu bahane yüzünden, Ali’nin kendini suçladığını görüncede, vicdan azabı duyuyor... gülüveriyor içtenlikle... alnına uzanıyor Ali’nin eli, kontrol ediyor ateşini...  O dokunuş ateşini düşüyor Demir’e... daha fazla bakamıyor olan bitene... bu adamın Asi’ye dokunmadaki rahatlığı hadise çıkartmak üzere... Tipik mimiklerinden biri, en uç noktalarda görünüyor Demir’de... boğuluyormuşçasına  o ağız açılıyor bu karelerde. Her ikisine de ‘iyi geceler’ dileyerek kalkıyor Asi, makul olmayı başaramayacak, sevdiğinin her söylediğini üstüne alınacak bu gece. Demir’de hareketleniyor onunla birlikte... bedenlerinin bildik sınırları... önceden hissediyor yönelecekleri açıyı... sağlı sollu yaklaşmaları, Demir’in Asi’nin önünü kesen yaylanışı... uzanamaz durdurmak için beline Ali’nin önünde, sesleniyor sadece... “Asi... yapabileceğim bir şey var mı?”... Çok şey var yapabileceği Demir’in, hemde pek çok şey... en basitinden başlayabilir ve konuşabilir kendiyle.... Sözlerini yönetebileceğini sanmıyor Asi daha fazla bu gece, görebiliyor mu Demir bunu gözlerinde!

Ali geride kendine söylene dursun... Asi’nin adımları yavaşlıyor ve duruyor, çıktığında onların görüş mesafesinin ötesine.  Ruhu dar... sıkıştı göğsüne, yatışmak istiyor Demir’le.  Tehir etmeye çalışıyor herşeyi biraz ve biraz daha öteye, her seferinde... ama biriktiler ve dayanıyorlar çıkmak için içinden orta yere... Odasına gitmek istemiyor... belki kendine gelir oyalanırsa biraz daha bahçede... çimlerin üzerindeki güneşlenme şezlonglarından birine yöneliyor eli giderken boynundaki emanetine. Orada... emniyette... onunla yatışıyor bir parça.  Aklı başında hareket etmek mümkün mü aşkta? Onun yüzüne bile bakmamalı aslında ama inatçı geçinen yüreği az daha çözülecekti o kendini anlatırken masada. Kızgın olmalıydı sözümona...  

Demir ve Ali bitiriyorlar yemeklerini... paylaşacak çok bir şeyi yok bu adamların... tek ortak ilgi alanları Asi. Demir’de kalkıyor... Ali yalnız kalıyor...  bu kadar güzel bir gecede, hemen yatmaya niyet etmiyor. Demir  odalarının bulunduğu koridorda görünüyor...  keyifsiz gelişi. Kapısına geliyor, duruyor... ama giremiyor içeri.  Zaman belki teyzesi ve Melek için doğru işliyor ama onların aleyhine gibi... Asi’nin kolyesini çıkarmış olmasını bir türlü hazmedemiyor yüreği... Sevdiğinin tabiatını biliyor, ona bu aralar çok kızgın olduğunu da... ama söz vermişti... ne kadar öfkeli olursa olsun çıkarmayacaktı emanetini. Öfkenin de ötesinde bir şeyler var onda... kolyesini çıkarmaya elleri gidebildi. Konuşmaları gerekiyor hemen... hemde hemen... gecikmeden... hatta şimdi.  Adımları onu Asi’ye döndürüyor... kolay bir konuşma olmayacağını, ondan alamayacağı kadar çok şey öğrenmek isteyeceğini biliyor... ama bu halde bırakamaz Asi’yi. Bu halde bırakamaz kendini. Tıklatıyor kapısını...  Cevap alamıyor...  sesleniyor, “Asi... konuşmamız lazım.” ... ses yok sevdiğinden, duymaması mümkün değil ama yok sayıyor bir kez daha işte Demir’i.  Kötü hissediyor kendini... konuşmak istemeyecek kadar onunla ilgisini kesti mi?.. Bir an düşünüyor, ısrar etmeyi... ama faydasız, düşüyor omuzları, dönüyor odasına gerisin geri. Nasıl çözecek bu işi... konuşmayı bile reddediyor artık Asi... biraz hava almak için balkona atıyor kendini. Aldatan bir sakinlik üzerindeki... Asi’nin başağrısı da belki gerçekti çünkü onun da beynini oyan bir ağrı başladı şakaklarından içeri... açık hava iyi gelir belki. Etrafta gezdiriyor gözlerini... çimenlik alanda, şezlonglardan birindeki karaltı çekiyor dikkatini. Kaşları çatılıyor, bu Asi... kıvrılmış öylece uyuyor sanki. Uyuyanın üzerine kar yağar, zaten iyi hissetmediğini söylemişti, hepten hasta edecek sevdiği kendini. Başağrısı da geçiyor, ümitsizliği de... demek ki odasında olmadığı için açılmamış o kapı... reddetmemiş Asi, Demir’i.

Derhal içeri girip bir battaniye alıyor, aşağı iniyor. Doğru gömüş, Asi uyuyakalmış bebekler gibi.  Dikkatlice yerleştiriyor onun üzerine elindekini. Eğiliyor yanıbaşına, düzgün örtebilmek için battaniyeyi... Kalakalıyor o anda da, Asi’nin boynundaki fların arasından altınları gözkırpıyor ona... haber salıyor her nefeste oynayarak yanıp sönen yıldızlar gibi, ‘Ben buradayım hala... “... Bu kadın aşık bana... sözünde durdu o, saklıyor aşkımızı koynunda... Seni aptal... seni aptal deyip duruyor içinde bir ses, dön bak ona... gözleri kayıyor Asi’nin kapalı göz kapaklarına. Hak etmiyor bu kadının aşkını ona yaptıklarından sonra. Ama dünyada kim seni benim kadar sevebilir... içim akıyor sana, öl de öleyim şu anda. İtiraz geliyor Asi’nin uykulu bedeninden buna... huzursuzlanır gibi kırıpdanıyor uykusunun arasında. Biliyor onun istediği bu değil... dönüyor yine boşluğa... geri getiremez  bazı şeyleri, fakat düzeltmeli hızla... hızla...  Demir’in geri çekilişine rağmen kendi sözüne hala bağlı olduğunu gösteren o altını boynunda tutmanın, ağrına gittiğini biliyor... bu saklanış, Asi’yi saklıyor aslında.  Konuşacak onunla... olabildiğince çok... olabildiğince açık... en kısa zamanda. Saklanmasın hiç... ağrına gitmesin hiç... o altınlarını boynunda taşıyorsa, Demir’de Asi aşkını taşıyor her yanında, herkesin gördüğünü sanıyor bunu bir bakışta.

Gidemiyor bu ruh haliyle odasına... sahile uzanmaya karar veriyor o da, iyi gelir belki karmaşasına...   Ali’yi görüyor orada, elinde şarap bardağı, gecenin tadını çıkarıyor hala. Yakamoz mu vuran yoksa sahilin ışıkları mı suya... kayalara kavuşan suyun sesi ulaşıyor kulaklarımıza...  Demir’in de ona katıldığını görünce, “Çok güzel bir geceydi’ diyor Ali... geldiklerine değdi... “Geceyi daha da güzelleştiren, Asi’ydi”... Ali... kolay... çabuk... ama doğru... Bu gecede güzel tek bir şey varsa, Asi’ydi bu... Yanlışsa, bunu Demir’in Ali’den duyuyor oluşu.  Kader,  birbirinin tam tersi olan iki adamın aynı izde oluşu... Demir’in başı dönüveriyor Ali’ye doğru. Daha neler duyacak bu adamdan sevdiği kadınla ilgili... ‘yeter, yeter’... deyip duruyor ama duyuramıyor kendini... devam ediyor Ali...  “Onda garip bir şey var. Hem çok uzak, hem çok yakın. Hem çok sıcak, hem çok soğuk. İnsanda tanıma arzusu uyandırıyor. “ Bir yudum şarapta dinlendiriyor kendini ve Demir’i... devam ediyor... Şehre daha yeni inmişti... sokakta gördü onu... kim olduğunu bilmiyordu... tek başınaydı, Asi... ağlıyordu... Onu kimin yada neyin üzdüğünü gidip sormak istedi... Yapamadı tabi...” Böyle birini kim üzmüş olabilir” diyor dönüp Demir’e doğru...

Asi ile epeyidir tanışıyor, Demir’e bir şey sormak istiyor... Demir’de Ali’ye doğru dönüyor. Geleni tahmin etmiyor, artık biliyor... Ali onun söylediklerini söylüyor... Ali onun yaptıklarını yapıyor... Ali onun düşündüklerini düşünüyor... Demir’i kimse böyle etkilememişti... orada kendisinden ayrılıyor,  uzun zamandan beri kimsenin onu böyle etkilemediğini söyleyip, soruyor... “Demir... Asi’nin hayatında söz verdiği biri var m?”

Demir’i anlatmak bana düşüyor ama onu kaplayan çirkinliği anlatacak kelimeler aklıma gelmiyor. Şeytani bakışları, bela arıyor... Biraz evvel onun için ölebileceğini düşünmüştü... şu anda onun için öldürebilir gibi görünüyor.
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:00:02 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sponsor Baglanti

Logged
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #31 : 04 Ağustos 2010, 21:29:55 »

İlk yayın tarihi 10 Mayıs 2010

YİRMİDOKUZUNCU BÖLÜM

Sana Sadece Zamana İhtiyacım Var Demiştim...


Ensesindeki tüyleri diken diken eden eden içgüdülerine daha çok güvenmeliydi... hiç gidecek gibi görünmüyor o uyaranlar, sanki Demir’in süreklisi oluyor. Sevdiğine mesafeliyken o, Asi’nin sıradışılığının etkisindeki Ali’nin varlığı büyüdükçe büyüyor. “Bir ilişkisi varsa, elimden kaçırdım demektir” diyecek kadar kapılmış görünüyor. Demir’le konuşmasındaki bu rahatlığı kişisel girişkenliğinden mi... yoksa farklı bir çevrede yetişmişliğinden mi geliyor?  Herşey Demir’in umurunda artık. Bir zamanlar önemsemediği bu adamla ilgili herşeyi bilmesi gerekiyor.

Asi’ ile çalışmak istediğini sandığını söylüyor Ali’ye. Bir alev topu Asi... gelişine mani olamadı, iki meseleyi birbiriyle karıştırmak istemiyor Demir gibi Ali’de. Buraya yeni gelmiş olması, bu insanları  yeni tanımış olması sadece Demir için bir şey ifade ediyor, Ali için böyle bir kıstas yok.  Etkilendiği kızın biriyle beraber olup olmadığını soruyor dürüstçe ve açıkça Demir’e. Öyle mi gerçekte? Ben de Demir gibi, Ali’nin gözlerinde gizlenmişlik arıyorum... farklı bir soruş bakışların gerisinde. Hissediyor mu Asi-Demir’i... onun da tüyleri diken diken oluyor mu Demir’i Asi’nin yanında görünce... delice çalışıyor beyni Demir’in... ne saçma sapan halkaları bağlıyor içinde birbirine.   Bu mu sebep bu geceye? Güvence veriyor birde Demir’e... Onu rahatsız edecek bir davranışı olamaz... babasının arkadaşının kızı en nihayetinde... Ali’nin Demir’i uzak akraba algılayışı hem neden hem de engel öğrenmek istediklerine.  Asi’ birine bağlı mı... özgür mü...  “Canım ne isterse...” havalarındaki bu adamı püskürtmeli geriye... Demir böyle bir şeyi sormazdı kimseye... “Bence... sende sormamış ol” diyor Ali’ye. Onu yeterince tanıyınca sorularının yanıtını bulacak... daha fazla uzatmadan bırakıyor Ali’yi bulduğu yerde.  Kolay mı kurtulmak Ali’den acaba hakikatte?

Ali’yi sahilde bırakıp dönerken odasına, Asi’ye göz atmak istiyor bir kez daha...  bırakamaz onu şezlongta. Fakat, Asi uyanmış ve çoktan çıkmış odasına. Yatağa kıvrılmış ama uyku gelmiyor kolayca. Eli boynundaki altınında... O battaniyeyi kim örtmüş olabilir üzerine o uyurken aşağıda? Yorucu bir gündü... yorucu bir akşamdı... yorucu bir Demir vardı hep onunla, gün boyunca. Demir’le İstanbul’da kaldıkları günü ve geceyi hatırlıyor... ne çok şey oldu ve hiç bir şey olmadı aslında o günden bu yana. Yine ayrılar... yine Asi’yi cevapsız sorular kaplamış durumda. Yine uzaktan bakıyor sevdiği adama.

Sabah... Asi tam odasından çıkmak üzereyken, eli kapıyı çalmak üzere havada Ali’yi buluyor karşısında. Kahvaltıya birlikte inmek için gelmiş onu almaya. Demir’se çoktan kalkmış... inmiş bile aşağıya. Kahvaltı salonunun terasında bir masaya oturmuş. Gözünü kırpmadan baktığı uzaklarda... o kız ve o adam, sarmaş dolaş sahilde, söz veriyorlar ayrılmamak üzere birbirlerine. Özlüyor Asi’yi Demir... Özlüyor mu Asi’de onu böyle... Öpüşmelerini unutamıyor... tadını unutamıyor... o sahilde kendine sahip çıkışını unutamıyor Asi’nin.  Başını boynuna uzatıverdiğinde bulmak istiyor yine onu yaslanmışken kendine... kendi yok ama herşeyi Demir’de... Onların gelişini farkedince gözleri dikkatlice bakınıyor sevdiğine. Onu bilerek özlemek daha yakıcıymış... merak içinde. Nasıl bu sabah?.. Dün gece bıraktığında karmakarışıktı?.. Toparlamış görünüyor kendini... hatta yakınıyor bile ona... “Keşke beni de uyandırsaydın” diyor Demir’in onlardan evvel hazırlanmış olduğunu görünce. Ama hasta gibiydi dün gece... şefkatle dolanıyor gözleri Asi’de... kıyabilir mi ona... uyusun uyuyabildiğince.  Kardeşiyle teyzesinin kendisini beklediğini söylüyor... yine gözleri Asi’de...  izahat veriyor gitmek zorunda oluşuyla ilgili sevdiğine, muhatap olmuyor Ali ile.  Ali sanki dün akşamki konuşma hiç olmamış gibi... bu adam tarafından hiç terslenmemiş gibi ilgi gösteriyor Asi’ye... yumurtasını bile soyabilir isterse. Bu sabah yumurta yemeyecek Asi... ‘hayır’ diyor Ali’ye. Sadece o masadakileri değil... oteldeki bütün yumurtaları onun başında kırmak istiyor Demir... lokmasını çiğnerken bir bir kırıyor da... zevkle. Bunu onun gözlerinde görmek müthiş eğlendiriyor beni bu sahnede.  Oyalanmadan kahvaltısını ediyor. Kardeşi ve teyzesi onu bekliyor .. kalksa iyi olacak... derken telefonu çalıyor.  Melek arıyor... teyzesi evde yok, telaşe ediyor. Bu telefon Asi’yi meraklandırıyor... “Ters bir şey yok, değil mi?” diye soruyor. Yok... sadece merak etmişler. Daha fazla oyalanmadan yanlarından ayrılıyor.

Demir ve Melek mezarlıkta buluyorlar teyzelerini. Uyuyakalmış kabir başında... orada ne aradığının bile farkında değil ayındığında, Süheyla... Eve çağrılan bir doktor önemli bir şey olmadığını söylese de oradakilere... teyzesinin psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu söylüyor özelden Demir’e... sakın ihmal etmeyin diye de tembihliyor dikkatlice. Bu uyarı sarsıyor Demir’i. Çoktan toparlanmasını beklediği teyzesi... kötüleşiyor göz göre göre. Ne olduğunu öğrenmek istiyor...  oturuyor teyzesinin dizinin dibine. Birden kaybolunca merak ettiler... neden haber vermedi, Demir götürebilirdi mezarlığa Süheyla’yı... ne oldu birden öyle? Gece uyuyamamış Süheyla... dolanıp durmuş...  ne yapacağını bilememiş... sonunda ayakları onu eniştelerinin mezarına götürmüş. Eve gitmek istiyor şimdi de.

Demir Teyzesinin yokluğuyla boğuşa dursun... Asi ve Ali otelden ayrılıp geri dönüş yoluna çıkıyor. Demir ve Asi herşeye hakim, Ali için işleri kolaylaştırdılar.  Asi sayesinde de iyi vakit geçirdiler, keyifli Ali... Demir’e geliyor mevzu... “Bir kere bile gülümsediğini görmedim” diyor. “Hep böyle ciddi midir?”... Aşırı kontrollü ya da aşırı gergin.  Tam çözememiş. “Sen farkında değil misin?” diye soruyor Asi’ye. Ali iyi bir gözlemci. Hakkını yememeli... Demir hem aşırı kontrollü, hem de aşırı gergin... hele şu son sıralarda. Nasıl olmasın ki. Ama Asi biliyor onu... sıcacık bir kupayı eline tutuştuduğu o sabah ayazından beri  içinde onun gülümsemeleri... her biri bir inci tanesi... o kadar azlar ki... Ya ona kalbini, ruhunu verişi... ürkek... saklanarak gelişi... Ya onu öptüğü zaman yüzündeki ifadesi... kendini Asi’ye teslim etmiş hali... Asi, Demir’in o kadar farklı hallerini biliyor ki... Sahilde birbirlerine sarılıp oturdukları o sayılı dakikalarda, parmaklarının altındaki teni, sokulup sokulup durduğu o demir kuytusu...  kokusu... ürpertiyor hatırlayışlar Asi’yi... özledi Demir’i. Yol arkadaşına cevap vermeli... “İşine fazla odaklandığı için olabilir” diyor... dişliyor kendi kendini.

Antakya’ya yaklaşmak üzereyken, Samandağı’nın ovaya hakim bir tepesindeki harabeler dikkatini çekiyor Ali’nin... durmak istiyor... Tamamı beyaz mermerden inşa edilmilmiş, şu anda sadece birkaç sütünbaşı görülen harabenin temel taşları üzerinden ilerleyerek muhteşem bir manzaraya ulaşıyorlar.  Burası bölgenin ender Dor mabetlerinden biri...  zamanın kralı tüm şehri görecek bir konumda inşa ettirmiş... Uzaklarda bir şey daha dikkatini çekiyor Ali’nin...  Titus Tüneli... Azmin mabedi...  Asırlarca uğraşmış insanoğlu suyla... sel olmuş akmış, dağları deldirip çare aratmış...  ama neticeye baksanıza! Varsın ters akıyor olsun şu anda... varsın önüne katıp götürsün, allak bullak ettsin herşeyi... değiştirmiyor gerçeği... Demir’in azminden kurtulamayacak oda. Ali’ye rehberlik ediyor Asi, götürüyor onu bu müstesnalığa... zıtlaşma gibi görünen karışmışlığa...  toprakla suyu barıştırana... çare olana. Bu gün tek bir soluk bile olsa almaya ihtiyacı var onun, o taş fanusta.  

Sonunda çiftliğe vardıklarında,  onları karşılayan İhsan ve Neriman soğuk birşeyler içmeye davet ediyor Ali’yi, bahçede... Asi ise izin isteyip üstünü değiştirmeye gidiyor... Ali’yi bırakıyor ailesiyle... atıyla çıkacak gezmeye. Asi yokken biraz mahzunlaşmış... fayda etmemiş Defne’nin gelip onu dolaştırışışı, öyle bilgi veriyor Ökkeş Efendi... Asi’nin yeri ayrı. Çıkıyorlar birlikte... Asi atının üzerinde... dolu dizgin...  özgürce koşsun kalbinin, ruhunun koşamadığı yerlerde. Farketmiyor bile, Ali ve babası izliyor onu bahçede.

İhsan ile görüşmesi biten Ali, arabasına girmek üzereyken... Asi görünüyor... ana girişten geri dönüyor... Ali’nin gitmemiş olduğunu görünce onun yanında durduruyor atını...  Ali sormadan edemiyor... “Adı ne?”...  Adı yok... kendisi kadar değerli bir isim bulana kadar isimsiz bırakacak Asi onu... Acı bir çığlık kopuyor Titus’da... zamanın ölçülemediği bir noktaysa eğer  bu... Asi’den hemen sonra... O ruha yakışan ad bu bölümde zaten konmuş mu yoksa... Geriye dönük pek çok hatıra, Demir’in garip halkaları gibi benim de  içimde, açılı açılıveriyorlar peşpeşe.  Gözlerimi yaşartıyor bu ismi yakıştırmak küheylanın güzelliğine... Sana mı düştü, diyorum... bu ne cürret... ama bunun benimle bir ilgisi olmadığını anlıyorum... ortık onu başka bir isimle düşünmemin mümkün olmadığını biliyorum. Asi-Demir’in açık halkalarından birini burada e.min için kapatıyorum.

Melek’in ve Demir’in, Süheyla’yı rahatlatma çabaları yol boyunca sürsede fayda edermiş gibi görünmüyor... Çiftliklerin yoluna girildiğinde Süheyla artık iyice sessizleşiyor. Kozcuoğlu Çiftliği’nin önünden geçerken Asi’yi Ali ile girişte konuşur gören Melek, abisini durdurup arabadan iniyor. Asi’yi görmekten çok, şu yakışıklı patronla tanışma isteği ağır basıyor. Onları farkeden Ali el sallıyor Demir’e... bir baş hareketiyle gördüğünü belli ediyor Demir’de. Asi ise atının yularını tutmuş... ona bakıyor sadece. Ne hissettiğini görebilmesi mümkün değil bu uzaklıktan Demir’inde. Devam edip ulaşıyorlar sonunda çiftliğe. Hiç iyi görünmüyor, hemen bir doktor çağıracak teyzesi için. İtiraz ediyor Süheyla yeğenine. Bu böyle olmayacak, çok düşünmüyor uzanmak için telefonuna. İhsan’ı arıyor. Mümkünse görüşmek istiyor...  özel bir konu için çiftliğe davet ediyor. Telaşeli adımlarla iki çiftlik arasındaki yolu kafasında sorularla aşan İhsan’ı Demir bahçede karşılıyor. Teyzesinin hiç iyi olmadığını söylüyor... olan biteni anlatıyor. Hiç biriyle konuşmadığı gibi psikiyatrist önerisini de kabul etmiyor. Demir ona ulaşamıyor... onun ruhuna ulaşacak biri gerekiyor.  Bir zamanlar bu iki insanın birbirine çok yakın olduğunu biliyor. Belki İhsan Bey bunu başarabilir... umut ediyor.  

İhsan, Süheyla ile konuştuktan sonra Demir’e hak veriyor. Böyle devam ederse onun yanında olmaları fayda etmeyecek. Doktor yardımı alması  ama öncelikle bunu kabul etmesi gerekiyor... Demir teyzesini nasıl ikna edeceğini bilemiyor.  Bu arada, akşama, İskenderun işinin detaylarını konuşmak için bir toplantı ayarladığını söylüyor İhsan. “Hep birlikte konuşalım” diyor... Demir’de zaten bu konu hakkında konuşmak istiyordu. İhsan’a Ökkeş’ten gelen telefon Demir’in sözlerini yarım bıraktırıyor. Çiftliğe müşteri gelecekmiş, unutmuş telaşeyle. Hemen çiftliğe dönmesi gerekiyor. Konuşma akşama kalıyor.  İhsan koşar adımlarla merdivenlerden inerken, Demir ancak arkasından bakabiliyor. İçinde birikenleri düşününce, korkuluklarının nasiplendiği demir yumruk, okşama gibi kalıyor.

Kozcuoğlu çiftliğinde ayaküstü sürüyor Asi, Melek ve Ali arasındaki sohbet.  Ali anlamıyor hiç nasıl geçiyor hanımların yanında zaman... sonunda izin isteyip ayrılıyor çiftlikten. Asi, biraz dolaşmayı teklif ediyor Melek’e...  Melek dünden razı onunla gezmeye.  Ali’ye ilgisini besleyecek bilgiler edinmeye... O yanlarından ayrılmış olsa bile, Asi ile onun hakkında sohbet etmeye. Soruları dikkatini çekiyor Asi’ninde... Ali yeni geldi ya... hakkında hiç bir şey bilmiyorlar... merak etti Melek öylesine.

Asi sonunda dönüyor eve... seyehatinin detaylarını öğrenmek istiyor anne... soruyor, gezi nasıldı... Ali yine kibar mıydı?..  Herkese aynı mı davranıyor yoksa Asi’ye mi farklı?  Ya Demir’le ikisi, iyi anlaşıyorlar mı, nasıl araları?.. Sorular kurcalıyor Asi’nin kafasını. Neriman’a sorarsanız, Demir’in yeri ayrı... Demir iyi çocuk, esaslı çocuk, sözünün eri. Artık onun nasıl biri olduğunu anladılar. Ali’yi bilemiyor, onu yeni tanıyorlar. Birilerinin ilgisine kapılıpta birilerinin gönlünü kırmamalı. Annesinin karşısındaki koltukta... elindeki salatalığı ara ara ısırıp yerken Asi... ne demek istiyor annesi? İhsan bölen oluyor bu sefer de, akşamki İskenderun toplantısını haber vermek için, bu anne-kız konuşmasını...
 
Gün içinde Aslan’dan Ali Bey’in Kozcuoğlularındaki toplantıya geleceğini öğrenen Melek... hazırlanıyor.  Tam Aslan toplantıya gitmek için arabasına bindiğinde, o da yanına kuruluveriyor. Aslan şaşkın... soruyor... “Hayrola... nereye?”... Hiç kitabı kalmadı da Melek’in, Asi’den kitap almaya geliyor.  Leyla’nın birazdan eve döneceğini, teyzesinin yalnız kalmayacağını düşünüyor. Halbuki Asi, Demir’le daha önceden yapmış oldukları konuşmalar üzerine Kerim ve Leyla’yı toplantıya çağırdı. Bunu bilmiyor. Bu arada toplantıya gelen Kerim, karısını bütün verdiği sözlere rağmen yine anne evinde bulunca çok şaşırıyor... gözlerine inanamıyor. Ama bu sefer Neriman çağırdı onu... Defne bir kabahati olmadığını söylüyor.  

İskenderun toplantısı için konuklar gelmeye başlıyor. Arabalar peş peşe çiftliğin girişine diziliyor. Önce gelen Demir’in arabası, ilk olarak da, o iniyor. Gözleri  misafirleri karşılamak üzere onlara doğru yürüyen Asi’de.  Sevdiği ‘merhaba’sını bir baş selamıyla kabul ediyor. Hala annesiyle yaptığı sohbetin etkisinde. Annesi de babası da Demir’e güveniyor gibi görünüyor.  Kendi de Demir’e olan güvenini muhafaza edebilse... ama edemiyor işte... çünkü  onlardan daha farklı şeyler yaşıyor Demir’le. Üstelik uzaklaşan Demir... Asi bu durumda ne yapabilir?

Bu gün şaşıran şaşırana... Melek’i farkeden Demir’in ona çıkışan sözleri Asi’yi kendine getiriyor... “Sen neden geldin Melek?” deyişine bir anlam veremiyor. Abi-kardeş olmalarına aldırmıyor, ben kimim demiyor. Melek onu da ilgilendiriyor... kendini Demir’e “Neden gelmesin?” diyecek rahatlıkta hissediyor. Uzak durması hiç bir şeyi değiştirmiyor. Demir Asi’nin ve Demir’le birlikte herşeyi... ona müdahale etmekten kendini alamıyor. En olmadık şeyleri beni eğlendirdiği gibi bunlarda işte beni çok acıtıyor. Böylesi varılmış bir noktada olmak... inanılmaz bir doruk... ve ondan azına razı gelmek... o doruk orada dururken bakmakla yetinmek... sadece istemdışı anlarda kendini orada buluvermek ve geri düşmek... gerçekten acıtıyor. Hayat benim  durdura durdura ilerlemelerime hiç benzemiyor... akıyor. Demir’in Asi’ye dönen düşünceli yüzü yere çevrilirken Aslan izzah etmeye çalışıyor... kitaplara gömülmüştü, biraz kafası dağılsın diye burada Melek... Ali’nin Melek’e seslenişiyle ortam değişiveriyor... onlar konuşa konuşa yanlarından ayrılıp avluya doğru yürürken Asi Demir’e bakıyor. Melek’in evlerine gelmesini neden istemiyor... Demir’in aklından neler geçiyor... ne kadar garip davranıyor? Birbirlerinin yörüngesine girdiler ama  artık orada... başkaca söze gerek kalmıyor. Bedenlerinin ahenklerine bağlılığına akıl sır ermiyor... gözlerinden başlayan bu salınımları onları avluya kadar getiriyor.  Gelen gurubu içeridekiler karşılıyor... Kerim, Leyla... Neriman Hanım, İhsan Bey... herkes orada... Hadi buyursunlar içeri... ama Demir geride kalıyor... Melek’e tekrar müdahale etmekten kendini alamıyor “Teyzemi yalnız bırakmamalıydın!”... Bir gurup girmiş eve ama onlarla dışarıda kalan Kerim ve Leyla... Asi gibi... anlam veremiyor bu ısrarcı sözlere... Süheyla Hanım, kocaman kadın, yalnız kalabilir evde... neden üstüne gidiyor Demir Melek’in anlamıyorlar nedense... Aslan hak veriyor Demir’e... İskenderun’da olanları bilmiyor olsa da, intihar olayını biliyor, bu yetiyor da artıyor bile. Toplantıya katılmayı kendi istemişti, ama vazgeçip geri dönüyor... gitsin ilgilensin biraz annesiyle. Kitap almak için geldiğini söylemiş olsa bile, Melek’de geri dönüyor hiç bir şey almadan onunla birlikte. İhsan Bey, Demir’in kötü adamı oynamak zorunda kaldığını farkediyor kardeşiyle... belli ki Kerim ve Leyla bilmiyor intihar olayını... ama yalnız kalmasına da müsade edemezdi Süheyla’nın... o bizzat şahit, yalnız bırakılmamalı Süheyla bu haliyle. Sadece Süheyla’ya değil, Demir’e de yardımcı olmak istiyor... içini rahatlatıyor... “O daha küçük... gün gelir anlar... abisini de, herkesi de anlar. Ama açık açık yardım iste... Çekinme!”... giriyorlar birlikte içeriye.

İş çıkışı Gonca’yı almaya gidiyor Ziya. Sabah çok ters davranmıştı karısı ona... şu anda da daha farklı değli... Arkadaşlarıyla konuşmasını duyduğundan habersiz, o da bir anlam veremiyor karısının davranışlarına. Biraz konuşmak istiyor... bir yerlere gitmeyi öneriyor. Ama gerek yok buna. Ne konuşacaklarsa konuşabilirler orada... Yol ortasında tanıştılar, yol ortasında da bitirebilirler... kendisini sevmeyen, boşanmak isteyen biriyle yaşamak istemiyor zaten Gonca’da. İstediği zaman gidebilir Ziya. Ona zorluk çıkarmayacak Gonca. Bu kadar kolay vazgeçeceğini hiç düşünmemişti oysa Ziya... üzülür, ağlar sanıyordu... Sevgi zorla olmuyor, kim kendini zorla sevdirmeyi başarmış ki karşısına. O zaman en kısa zamanda bir avukat bulup hallederler bu işi... şimdi arkadaşlarıyla içmeye gidebilir Ziya.

Bu akşamki İskenderun toplantısı daha geniş bir katılımla gerçekleşiyor. İlk bilgiler edinildi, detaylar masaya yatırılıyor. Toplantı bittiğinde Demir gün içinde söyleyemediklerini yalnız bir anını yakalayıp  İhsan’a söylüyor... Mazur görsün, kendince nedenleri var Demir’in, ama bu işten çekilmek istiyor. Birden bire karar değiştirmesinin sebebini soruyor İhsan...  bahaneler hazırda... uydukent... kalan zamanında da Süheyla. Asıl nedeni ise İhsan koyuyor ortaya...”Asi ile de sorunlar var gibi geliyor bana”   Düşünülenler farklı şeyler ama gerçekten de asıl neden Asi aslında. Toplantıda tek kelime konuşmadılar. Asi çoktan indi aşağıya ama gözleri aranıyor onun kaybolduğu boşlukta... onun kendine yeni bir yol seçtiğini söylüyor babasına. Düşündürüyor bu İhsan’ı... çalışmaya başlamasını mı kastediyor Demir acaba? Neden ayrılmak istediğini bilmiyor ama “Bu işi bırakma” diyor ona... Bir şaşkınlık daha Demir’den bu akşama... sen bilirsin, demesini bekliyor olmalı İhsan’ın... ama demiyor işte bu baba. İhsan öncelikle Demir’e güveniyor... yoksa ne anlamı vardı. Dürüstlüğüne güvendiği, her işin üstesinden geleceğine inandığı için Demir bu işin içinde olmalı. Bir küçük mola versin...  düşünsün... hiç istemiyorsa da, iş oturana kadar başında olsun bari. Sonra başkalarına devreder...  buna ne der?.. “Pekala” diyor Demir... İhsan Bey’in dediği gibi olabilir.

Ali ile arabasına yürüyen Asi övgüler duyuyor at binmesiyle ilgili... iyi at binmesi ona özel bir şey gibi gelmiyor, çocukluğundan beri at üzerinde çünkü. Konuşmanın sonu  Asi’nin Ali’ye at binmeyi öğretme sözüyle bitiyor...  bir isteğine daha ulaşıyor Ali. Misafirler teker teker ayrılıyor... eller sallanıyor... Herkes arabasına yöneliyor. Ali ise Demir’i aracına girmeden durduruyor... çok suskun... hiç konuşamadılar... “Ne oldu, bir sorun mu var?” diye soruyor. Demir’in suskunluğu hala devam ediyor. Onun suskunluğunun kendinden kaynaklandığını düşündü bir an Ali... “Asi hakkındaki konuşmamız yüzünden mi” dediği anda hem bedensel... hem sözel... sessizliği bozuluyor Demir’in... “O konuyu tekrar açmasan iyi olur!” diyor... ‘O konuyu’ kaşlarının arasına sıkıştırıp, Ali’ye geri veriyor... Asi hakkında tek bir laf dahi kaldıracak durumda değil Demir. Ali ise, Demir’in gergin yüz ifadesine baka baka... “Yoksa Asi ile aranızda birşeyler mi var?” diye devam edebiliyor.... Aklına gelenleri söyleyivermek gibi bir huyu var bu adamın, Demir buna söyleyecek tek söz bulamıyor. Sanki yeni farketmiş gibi kendi kendini eleştiriyor Ali... Demir’e saçma bir soru sorduğunu farkediyor.  Lafı Demi’in itiraz edemeyeceği bir noktaya çekiyor... yine de inatla Asi hakkında konuşmaya devam ediyor... “Çok usta binici... “ olduğunu söylüyor... Demir’se onun oyununa gelmeyecek... Ali ile muhatap olmayacak... “Kusursuz” diyor... “...evet... iyi binici”...   başkaca birşey söylemeden arabasına biniyor.

Demir biliyor artık,  yalnız başına Süheyla’ya yardım edebilmesi mümkün değil... önce Asi’yi dışladı bu sorunu çözmeye çalışırken... ardından konuyu bilmeyen diğer yakınlarını... kırabiliyor da aynı zamanda bilenlerini, bu akşam bunun tanığı.  Bu iş gizli kalamaz artık Süheyla’nın istediği gibi.  Bilmesi gerekenlerle paylaşmalı. Telefon ederek Kerim’e döndürüyor yoldan onları.  Toplanıyorlar evde... konuşmaları lazım birlikte.  Hepsi sarsılıyor Süheyla’nın ölmek istediğini  duyunca. Kerim’in ilk tepkisi Demir’e... kızıyor bu olayın onlara şimdi söylenişine...  Ama o kadar hassas bir konu ki...  Teyzesinin isteklerine saygı gösterdi ve konunun iz bırakmadan kapanacağını sandı Demir.  Belki en çok Defne’yi irkiltiyor burada duydukları... kardeşinin intiharı sonrasında doktorun onlara  uyarısı... bu durumun tekrarlanma ihtimali, meselenin aslı. Bu gün intiharına sebep olan Ziya’ya başkaldıran, direnen Gonca gibi olmadı  gerçekten de Süheyla’nın intihar sonrası. Demir’in beklediği gerçekleşmedi... o düzelmedi. Ruhen iyi değil. İçine kapandı. Mutsuz. Ne yapılması gerektiğini de bilmiyor Demir. Ama bu aralar hepsinin ilgisi şart... en kısa zamanda da bir psikiyatrist ile görüşmesini sağlamalılar. Melek’e kayıyor Demir’in gözü... yanına gelip oturuyor koltuğunun koluna... omuzunu sıkıp öpüyor yine kıvırcık saçlarını... fazla üstüne geldi ... özür diliyor, ters davrandı.  Aslan vecizelerinden beri yetişiyor imdada... “Abi-kardeş arasında olur öyle şeyler. Yanaktan bir makas alırsın, geçer gider”...

Gonca, Ziya ile sokak ortasında bitirdi sansa da her şeyi... kafasında hiç bir şey daha bitmedi. Asi’ye sığınıyor o akşam... biriyle paylaşması lazım... tek başına işin içinden çıkamıyor çünkü. Test yaptırdı, hamile... ama Ziya boşanmak istiyor.  İlk haber sevindirirken ikincisi hayrete düşürüyor As’yi... “Nasıl?.. Hamile bir kadını mı boşayacak?”... İki gecedir uykusuz Gonca... düşünmekten yoruldu. Bu bebeği istemiyor...  aldırmayı düşünüyor.  Asi teskin etmeye çalışıyor kardeşini... dursun... hemen karar vermesin... e.min olması lazım. Gonca çoktan araştırmış. Hemşire bir arkadaşı ertesi sabah kürtaj olabilmesi için doktortan randevu bile almış. Bu çok önemli bir karar... ya sonra pişman olursa? Ama onu yalnız bırakmayacak giderken o doktora.

Sabah...

Erkenden düşüyor iki kardeş yola. Doğru mu... yanlış mı... Gonca ne yaptığını bilemeyecek durumda. Asi, kardeşinin düşünmek için biraz daha kendine zaman tanımasından yana. Ziya ile ayrılacaklar, babasız nasıl büyüteceğini düşünüyor çocuğunu kardeşi... ama güven veriyor Asi ona... eğer isterse herşeyin altından kalkabilir o da. Çocuğunu doğurmaya karar veriyor Gonca... Genç o... içinde yeni filizlenen bir yaşam var... hayat önünde... Asi’nin çizdiği müşfik anneanne ve teyze görüntüleri minik bebeğinin çevresini sarıveriyor kolayca... biraz gayretle, yanıbaşında gördüğü sevgiyle, olumlu bakabiliyor herşeye. Bir daha asla düşünmeyecek yaşamdan vazgeçmeyi Gonca.

Demir bahçede oturur buluyor teyzesini... etrafında pırpır eden baharı görmüyor hiç,  belli...  gözleri açık ama yaşama kapalı sanki. Soruyor dayanamayıp... “Ne düşünüyordun?”... Bu dünyaya ait olmadığını, bir işe yaramadığını, gereksiz olduğunu, düşünüyor teyzesi. Tek bir bakışı bile bunu anlatmaya yeterli. Teyzesinin geçmişin acılarını unutması lazım. Bir doktora gitmesi konusunda ısrar ediyor, başka ne yapacağını bilemiyor çünkü. Süheyla, Aslan’dan ümidini kesmiş gibi, gidenlerle derdi... ruh doktoru onları geri getirebilecek mi?  Getirmeyecek... getiremez de... ama yaşadığı travmayı atlatması için yardım edebilir belki. Yanındakilerin anlayabileceğinden çok daha derin bir şeyler yaşıyor, bu tablo karşısında çaresiz sevenleri. Uzanıp cebine bir kart çıkarıyor ve masaya bırakıyor Demir... eğer isterse arayabilir teyzesi.

Elleri ceplerinde, bahçe girişine doğru yürüyor Demir... Süheyla’nın aksine, hissediyor baharı bütün bedeninde. Bu keyifsizliğinde görmek istemese bile, orada güneşin vurduğu yeşil... rüzgarın hışırdattığı taze  yaprakların  sesi...  Farklı mı oluyor ne, baharda bu ses bile? Sıcağı hissediyor içinde, dışında... teninde... Çiçeklenen her ağacı, açan her çiçeği, uçan her böceği hissediyor. Yaşamın kokusunu salıyorlar sürekli Demir’e. O kapı önünün hatıraları gönüllü geliveriyorlar kendine. Gözleri dönüyor Asi’nin ona gelip durduğu yola... kararlı adımlarla  Demir’e gelirdi her defasında. Kimi zaman öfkeli, kimi zaman burnu havada... kimi zaman sevgiyle... durdururdu onu, tek bir bakışıyla, tek bir sözüyle.  Bırakıyor bağrını, yakalarını çırpındıran esintiye...  boynundan yukarı onu hissediyor teninde... hissettiği bahar mı... Asi’mi... karışıyorlar ılık ılık bir yerde.

Dikkatini çekiyor arkasından gelip parkeden araç... Ali mi o?  Ne işi var onun çiftliğinde? Kaşları çatılıyor ve kalıyor öylece. Kerim’le konuşmuş Ali... atını ödünç alacakmış...  eğerleyip İhsan Bey’in çiftliğine götürmesini istiyor Arif Kahya’dan. “Asi bana at binmeyi öğretecek” diyor Demir’e de... “...ona at binmeyi bilmediğimi söyledim”... Aklının bu sözleri vardırdığı noktaya inanmazlıkla ulaşabiliyor Demir ancak...  “Biliyor musun peki?” deyiveriyor öylece... “Elbette biliyorum” diyor Ali. Allayıp pullayacak hali yok bir sonraki sorusunu Demir’in, “Yalan söyledin yani!” ... ... “Ufak bir yalan... kimseye zarar vermez” diyor Ali, başlıyor Kozcuoğlu çiftliğine doğru yürümeye...  Ardından bakarken onun, neye daha çok şaşsın kestiremiyor Demir...  Hayatı oyun gibi gören haylaz bir çocuk sanki Ali... düpedüz yalan söylüyor... bununla istediğine ulaşıyor... sanki yalanıyla  gurur duyar gibi gelip Demir’e söyleyebiliyor. Korkutucu bir rahatlık bu... ne düşüneceğini bilemiyor.

Asi, Kerim’in atını getiren Arif Efendiye,  onu geri götürmesini söylüyor. Kendi atını çıkarmış, onunla öğretecek biniciliği Ali’ye...  Bir dizi talimatla  başlıyor ilk dersleri daha onlar bahçedeyken... çiftliğin hemen yanında, sakin bir toprak yolda devam ediyor çalışma... Ali farkediyor önce... patikadan onlara doğru gelmekte olan Demir’i... at üzerinde o da. Sesleniyor “Demir!”... aynı anda dönüyor Asi’nin başı da uzaktan onlara doğru gelmekte olan adama... Demir Ali ile konuşmalarını açık edemez burada... sanki yazılı olmayan erkeksel bir anlaşma. Belki bir soru işareti koyabilir ama Asi’nin kafasına... Sevdiği kadın karşısında, emaneti boynunda... atı yanında ama bambaşka şeyler oluyor orada. Ağrına gidiyor üstelik Ali’nin Asi’yi aldatıyor oluşu da, ona hediye ettiği atıyla Asi’nin Ali’ye at binmeyi öğretmeye çalışışı da. “Senin gibi adrenalin bağımlısı biri, bu olayı çoktan çözmüş olmalıydı!” diyor. Sanki Asi orada hiç yok... konuşma iki erkek arasında geçiyor. Demir doğru söylüyor, at binmek yüksek performanslı bir spor araba kullanmaya benzer derler... güç ve kontrolü aynı anda hissetmekse, ikisinde de aynı duygu. Yalnız önce dizginleri iyi tutsun Ali... hız kesmek için frene basmak o dizginlerle oluyor. Aslında bu bile ne büyük bir ip ucu Asi’ye... Ali dizginleri eline almak istemişti, içgüdüyle... ve itiraz gelmişti Asi’den Ali’ye... onun biniciliği yeni öğrenmekte olduğunu sandığından, dizginlerin kontrolünü kendi üstlenmişti,  öğrencisi emniyette olsun diye.  Ali, Asi’ye bırakıyor bunu, cevap versin Demir’e... “Önce at binmeyi öğrensin” diyor Asi... “O, sonraki ders”... dikleniyor Demir’e.  Ne desin Demir... bir yalana inanıyor ve Ali’nin oyununa düşüyor Asi. “Size kolay gelsin” diyerek ayrılırken oradan... bir numara  daha geliyor Ali’den... dengesini bulamamış gibi haykırıyor aniden...  Neye uğradığını şaşırıyor Demir atını yeniden onlara doğru döndürürken... ‘Sırrımı gizledin, afferin... bak ne güzel eğleniyorum’ der gibisinden bir göz kırpışı da geliyor Demir’e Ali’den.

O gün... daha sonra... Asi, Demir’in şirketinde bir kez daha... Sekreter görür görmez hatırlıyor onu... ismini vermediği için bekleyen, sonrada patronuna ‘izzah istemiyorum’diye çıkışan  Asi Hanım bu... Demir Bey’e haber versin hemen, bir tatsızlığa neden olmasın yeniden. Ama Ziya ile görüşecek Asi bu sefer. Ziya dışarıdaymış... ama birazdan döner. Toplantı odasına buyur ediliyor Asi... orada bekleyebilir kendisini. Elinde bir dosya sekretaryaya gelen Demir görüyor içeride Asi’yi... neden geldiğini unutup oraya, yanına giriyor sevdiğinin... Çenesi eline... eli masaya dayalı... duruşu sanki kaygılı!  Onu mu görmeye geldi? “Hoşgeldin” diyerek dikkat çekiyor kendine... Ziya ile konuşmak için geldi Asi’de... dışarıdaymış, onu bekliyor, bu sefer o izzahat veriyor Demir’e... Onun için gelmemiş olması canını sıksada, sabahtan beri içinde birikenleri söylemesi için bir fırsat işte... Dersleri çabuk bitmiş... arkadaş zorluk çekmiyor gibiydi... Yiyor içini kızgınlığı. Ali’nin İstanbul’daki kurtlardan daha beter olduğunu nasıl anlamaz Asi. Herkese bu kadar kolay inanmak zorunda mı...“Tabi... öğretmeni bu kadar hevesli olunca!” diyor kinayeli kınayeli... Hışımla dönüyor Asi... “Sen ne demek istiyorsun Demir?”... “Öğretmenliğe bu kadar hevesli olduğunu bilmiyordum”diyor Demir.  Ali’ye heves ettiğini mi ima ediyor yoksa.... Umuyor ki böyle değildir ama onunla geçirdiği vakte içerlediği apaçık ortada. Kıskanıyor mu yoksa? Ne oldu? Onun ne yaptığıyla ilgilenecek kadar zamanı yok sanıyordu? Demir sadece “zamana ihtiyacım var” demişti... Bir ara da bunu anladığını sanıyordu. Bilmiyorum bu hangi araydı ama Asi onu asla tam anlayamadı. Vazgeçemediği Demir’di... tutunduğu içinde ki sevgiydi... Demir onun göremeyeceği bir uzaklığa çekilmişken neyi görebilir, neyi anlayabilirdi? Gözlerinde görmeye çalışıyor birşeyleri şimdi. Vakitsiz gelen bu karşılaşmalarında birde sitem ediyor... “Ama fikrin değişiyor gibi!”  Bu haksız yakıştırmalar aşkın yansıması, biliyor Asi... dikiliyor karşısına, cevap versin sorusuna... “Neden bu kadar kızıyorsun Demir?”...  ‘seviyorum seni de ondan’ desin bu kıza... ama demiyor inatla. Gurur köşe kapmaca oynatıyor aşka... kızdığı falan yok Demir’in... Asi bildiği gibi devam etsin yoluna... Demir sığınsın suskunluğa.

Ziya şirkete döndüğünde Asi’nin konuşmak için kendisini beklediğini öğreniyor. Bu işten hoşlanmıyor. Gonca ile arasındakilerin, Asi’yi ilgilendirmediğini düşünüyor ama bu görüşmeden baba olacağını öğrenerek çıkıyor.

Demir, Asi’nin şirketinde olduğunu bilerek rahat rahat çalışabilir mi? Tesadüfe bırakmıyor işini, oyalanıyor oralarda. Sekreterden öğrenmiş olmalı Ziya’nın geldiğini ve görüşme halinde olduklarını içeride. Elinde bir dosya ile gelmişti Demir... onun üzerinden çalışanına talimatlar veriyorken koridorda,  Asi görünüyor kapıda... Çalan telefonuna cevap veriyor bir yandan da... akşama bir program yapılıyor, “Olur, gelirim” diyor sevdiği.  Özel birşeyler olmadığı müddettçe çıkmaz o geceleri. Ne olabilir diye sormaya korkuyor, bu aralar heryerden Ali çıkıyor gibi.  “Ali Bey aradı...” diye başlıyor nitekim yanına geldiğinde Asi. Sözleşmeler hazırmış, akşama gidip imzalayacaklar... “Sende geleceksin, değil mi?” diye soruyor.. ‘gel’ diyor sesi... gözleri. Yumuşacık şu anda ona Asi... diklenen, neden kızgın olduğunu soran Asi değil karşısındaki. “Gelirim tabi” diyor... Asi’nin rahatladığını görüyor... “İyi”...  İstediği bu değil aslında... Ne işi var Ali’nin Asi-Demir yanında... ama kontrolsüzce ve o hiç bir şey yapamadan geldiler bu noktaya... yalnız mı bırakacak Asi’yi... her şartta orada ve onunla olmak zorunda.  ... ... Bir kez daha gördü işte Demir’i Asi... tam da zamanında, Ali Bey onları sözleşme için çağırdığında. Ziya ile konuştu içeride konuşmasına ama aklı hep ondaydı aslında. Kıskançlıkla ona hesap soruşu... onunla ilgilenişi... kızgınlığı bile ne güzel geldi. Asi’ye istendiğini, sevildiğini hissettirdi. Zaten hiç düşünmedi onun kendini istemekten vazgeçtiğini... sevmekten vazgeçtiğini. O da kendi gibi ... asla vazgeçemezler birbirlerinden ki. Ama değişsin istiyor Demir... artık onun da olduğunu kabul etsin hayatında ve paylaşsın herşeyini. Bir yabancıymış gibi, uzak tutmasın onu sorunlarından... kendinden... hiçbirşeyinden.  Açık olsun... apaçık olsun... zarar gelmez kendinden... korumasın Asi’den Demir’i. Anlamıyor mu, o böyle uzak durunca... bir güvenilmemişlik hissi yakıyor Asi’yi. Ne güzel bakıyor şimdi ona gözleri. Kızgınlığı gitmiş... Her dediğine ‘peki’ diyecek gibi. Hiç ikiletmiyor akşama ikisi için onay verdiği programa, hemen ‘gelirim tabi’ dedi.  

Sözleşmenin imzalanma aşamasına gelindi.  Demir topluyor Leyla ve Kerim’i...  Kurmaylarının fikirlerini almak istiyor... ne düşünüyor bu ortaklık için en güvendikleri. Sormaya bile gerek yok, Kerim’e kalırsa... Avrupa Birliğinin kalkınma projelerinden birinde yer almak büyük prestij...  Ali ile iş yapmakta da ilginç olabilir. Onun farklı bir perspektife sahip olduğunu düşünüyor Kerim. Aklına takılan bir şey mi var Demir’in? İşin içinde İhsan Bey olmasa, bu ortaklığa katılmayacağını söylüyor Demir... içine sinmeyen birşeyler var! Kerim koyuyor noktayı... “Asi, Ali ile çalışıyor diye mi gerildin?”... “Bilmem!”... Bu büyük bir yüzdesi içindeki olumsuz hissedişin... ama ötesinde çok temel bir şeyler varki... kişisel duruşuna da şüpheyle yaklaşıyor Demir Ali’nin...  Ali konusunda karmaşa yaşıyor... onunla ilgili düşüncelerini netleştirmek için kayda değer dayanakları yokken, içgüdüleri onu şiddetle Ali’ye karşı uyarıyor... birde işin içine sevdiği kadın girince, bu hissedişler işsel içgüdüler mi... kişisel kıskançlık mı kestiremiyor. Kuru kalmış bir şeyler var, Ali’yle iklimleri uyuşmuyor...  ilişkilerindeki parıltılı boyanın altında gerçekte ne var... bilemiyor?

Süheyla Hanım ilk kez Kerim ve Defne’ye gelecek... Beşamel Soslu Sebzeli Tavuk yapacak Defne misafirlerine... Kerim’de pilav... karı-kocadan tam bir dayanışma... Asi’de yardım ediyor ablasına mutfakta. Defne yemek ile uğraşırken, salatayı hazırlıyor o da... sohbet ediyorlar bir yandan da. Asi, akşam fabrikadaki toplantıya Defne’den gitmeye karar veriyor. Hızla iş kadını oluyor... onun bağ-bahçe, tarla iş yaparken giydiği kıyafetler pek de bu yeni ortamına uymuyor. Bu akşam da Defne’nin gardorobuna başvuruyor...  harika bir işi olacak ama Asi pek keyifli görünmüyor... Onun da bilmediği şeyler var... “Üçümüzün olduğu bir masa beni ürkütüyor” diyor ablaya... Demir’in onun Ali ile çalışıyor olmasından hiç hoşlanmadığını biliyor. Araları açıkken bile ona açık açık söyledi... suskunken bile hissettirdi... bu onu elbette düşündürüyor. Defne durup dururken... “Asi bu aralar Demir’in üzerine fazla gitme  olur mu?” diyor... bunun için endişe etmesine gerek yok Asi’nin, zaten Demir hiç konuşmuyor. Ne biliyor... belki konuşamıyordur. Defne, Asi’nin huyunu bildiği için üsteliyor... “Sen yine de Demir’le didişmek yerine biraz anlaşılı ol!.. Tamam mı?”... Asi mi anlayışlı olacak?.. Neden miş o? Bir bilinmeyen daha çıkıyor...

Asi hazırlanıp fabrikaya gidiyor. Ali onu odasında bekliyor. Demir’i orada görmeyince Asi soruyor...”Erken mi geldim... Demir yok mu?”... Ali şaşırıyor, “Demir gelecek miydi?”... Yoksa gelmeyecek mi?.. Körler sağırlar diyaloğu gibi oldu bu... Anlaşılıyor sonunda, Demir’in sözleşmenin imzalanacağından haberi olduğu. Ali hiç hoşlanmıyor bu işten... onca hazırlık... özel yer, yemek, şarap seçimleri... bir üçlü yemek yok aklında, hele yüzü hiç gülmeyen, gergin bir adamla... Demir’i beklerlerken sözleşmelere göz atmak isteyen Asi’yi yalnız bırıkıp odasında dışarı çıkıyor, Demir’i arıyor ve sözleşmelerin geciktiğini bildiriyor. Başka zaman imzalarlar artık... Demir sorun etmiyor. Akşamki planları iptal olunca Kerim onu da yemeğe bekliyor.

Yeni geline yemek davetine gidecek misafirler telaşeli... ev hediyesi almak için yollara düşülüyor... ihtiyaç mı alsınlar... süs eşyası mı... bu telaşenin en iyi tarafı, Süheyla Anne’yi de evden dışarı çıkardı. Çalınıyor sonunda Defne-Kerim’in kapısı... hoşgeliyor misafirler... elleri kolları dolu paketler... nereye koyacaklar, ne çok şey almışlar... tehtit geliyor Leyla’dan... bir görmesinler bunları ortada, gözlerini oyarlar. Bu evliliğin mimarlarından Demir giriyor en son eve...  kendi sıkıntısına rağmen, misafirlerini ağırlarken evinde,  dostunu böyle mutlu görmek,  mutlu ediyor onu...  umutlandırıyor da... Şenleniyor ev bir anda.

Asi ve Ali arabada...  Yemek yiyecekleri yerde mi buluşacaklarını söyledi Ali, Demir’le... onlar önden çıkmış yola. Hava kararmış artık... araç bir loşlukta ilerliyor hızla...  bir ses yükseliyor radyodan... “ben kime bağlanmışım, ağlıyorum gizlice” yanık yanık yükseliyor Asi’ye... durgunlaştırıyor...  ruhunu sarıyor onun da gece... gözünden hiç gitmiyor yabancılaşan o gözler de... Değiştirmesine izin vermiyor Ali’nin... kalsın ‘Hasret’i   (I) Asi’de. ... ...Limanda bir dalış teknesinin üstünü hazırlatmış Ali... ortada üç kişi için düzenlenmiş tek bir yuvarlak masa... Mendireğin oluşturduğu havuzda deniz sakin görünüyor... teknenin hafif sallantısı görüntüye yansıyor ama dalga sesleri ulaşıyor kulaklarımıza... Bu ses... Demir’i hatırlatıyor... bu bile yetiyor Asi’ye. Gelecek ve oturacak o da birazdan karşısındaki yere.

Demir şu anda tam da ablasının karşısında oturuyor ve onun yardımıyla hazırlanmış yemekleri yemeye başladı oysa... Herşey nefis olmuş... evin hanımı gururlu... beyi de öyle... yüzde gülücükler, yemekler hızla tükeniyor tabaklarda. “Keşke Asi’de olsaydı” diyor Defne... Aslında  sözleşmenin imzalanması başka bir zamana ötelenince, onunda bu yemekte olacağını ummuştu Demir... hayalkırıklığına uğradı bir parça. “Demir sen niye toplantıya gitmedin?” diye soruyor Defne doğallıkla... Toplantının iptal olduğunu söylüyor Demir... “Ama Asi gitti!” diyen Defne’nin sözleriyle bastırmaya çalıştığı iç sesleri... kurtuluverip dizginlerinden bir anda,  doluveriyorlar her yanına... Boşa değilmiş  demir uyaranlar... bakışlarını koyacak yer bulamıyor orada, Asi şu anda bir başka masada Ali’nin karşısında. ... ... Ali’nin, Asi soruları... bu sabahki yalanı...  sözleşmenin yetişmediğini söylerken o, nasıl... nasıl da inandı!..  Kuruntu değil yaşadıkları... o tuzağa düşen bir avcı. Sevdiğinin de bu tuzağa yakalandığı bilmesi ise en katlanılmaz olanı. Ve o, hiç bir şey yapamıyor... elleri kolları bağlı.

Asi’nin gözü telefonun saatinde... gecikince Demir, başlıyorlar yemeklerine...  Herşeyi özenle seçti Ali bu akşam için ... şarabı da öyle...  Seçtiği şarabın geldiği Bordeaux yöresinden bahsediyor. Bir azap şehirinden bahsediyor... karanlık... kasvetli... delirmemek için kaçmak istenen bir şehirden bahsediyor... Azap çekmek nedir... Ali ne biliyor? Bu akşam Antakya, Bordeaux’u andırıyor...
Bu akşam,

Gonca ve Ziya için bir dönüm noktası...  Gonca bebeğini yalnız büyütmeye razı ama vazgeçiyor Ziya gitmekten... hamile bu kız onun karısı.  Kasvetli bir gelecek buradan bakılınca görünen ama denemeye kararlı...

Süheyla gençlerin arasında çok fazla duramıyor... üstkata kaçıyor... elleri, alıpbaşını gerilere giden düşünceleri tutamıyor... Biraz uzanıyor Defne’nin yardımıyla,  lakin göz yaşları buluyor onu sığındığı yalnızlığında. Kapkaranlık her yer Süheyla’ya...  

Demir’se kalkmak istiyor...  Yakınları yanında... sevdikleri... ama canı kapanda... durduramıyor Demir’i daha fazla orada. Kerim, erkenden gitmelerine müsade etmemişti, ne zamandır toplanmadıkları için böyle bir arada fakat Demir’in huzursuzluğunun da farkında... Asi’nin Ali ile oluşunun onun dengesini bozduğunu görebiliyor davranışlarında...  çıkıp biraz hava almasını öneriyor dostuna... gereği yok eziyet etmenin ona. Kırmak istememişti Demir, Kerim’i... dediği gibi toplanmamışlardı çoktandır ama şimdi can havliyle sarılıyor onun bu önerisine... sorumluluklarını da devrediyor Kerim’e bir akşamlığına... “Herkes sana emanet” deyip çıkıyor... Delirmemek için kaçmalı yalnızlığına... burada olmak azap artık ona...

Evden çıkar çıkmaz eli uzanıyor telefonuna... bir mesaj, cevapsız bir arama, herhangi bir şey aranıyor gözleri ışıklar saçan ekranda... hiç bir şey yok ama. Parmakları tuşların üzerinde dolanıyor... Asi’yi arasa mı... yok, aramasa!...  İlk defa karşılışıyor böyle bir durumla... işsel haksızlıklara, adaletsizliklere hiç benzemiyormuş sevdiğinin de alet edildiği bu aldatmaca... burnundan soluyor... geçkin bir soluklanma bu... rahatlatmıyor. Yeni kızgınlıklar ekliyor yalnızca... Gidici değil bu his anlıyor... evin yolunu tutuyor. Çiflik yolunda, Kozcuoğlluların girişinde durmadan yapamıyor. Gözleri sevdiğinin balkonuna takılıyor. O balkonda yanyana duranları görüyor... kız saçlarını toplamış, erkek boynuna aşklarını takıyor... Böyleydiler işte... oradaydılar... yanyana... göğsü sıkışıyor. Öylesine evin girişine çevirdiği gözlerine Ali’nin aracı çarpıyor... farları yanık... sahibinin ya içinde, ya yakınlarda bir yerde olduğunu gösteriyor. Arabasının tekerlekleri çiftlik yoluna dönüyor... ardından araç hareketleniyor... nedendir bilmiyorum bu görüntü beni ürkütüyor... Demir’i göremiyorum o an ama aracını kullanış şekli bile onun içindeki keskinliği sanki belli ediyor. Bu adam dürüst hareket etmiyor... Demir’de sertleşiyor. Aracını biraz ilerletince, avlunun girişinde konuşan Asi’yi ve önünde elleri ceplerinde Ali’yi görüyor.  Konuşma çok uzamıyor... Asi içeri giriyor... Demir arabasından çıkıyor. Ali kendi aracına dönerken ancak, onu farkediyor... Selam sabah yok Demir’de... soruyor “Anlaşmayı mı kutladınız?”... Ali gülüyor... yakalanmış bu gülmeyen adama... ne kadar da inatçı, üşenmeyip gelmiş oralara... Demir e.min olmalı... devam ediyor... “Demek.. avukatların anlaşma metnini hazırlayamadı ha...! Peki Asi ile neyi kutladınız?” Bir an düşünüyor gibi Ali... gülümsemesi hala suratında... Ne kadar da uzattı Demir bu meseleyi... Doğruyu söylemek en doğrusu olacak galiba...  “Başbaşa yemek fırsatını kaçırmak istemedim. Meseleyi büyütmeye gerek yok. Tamam mı? Ali’nin sesinde ‘yalanını’ önemsiz gören bir yumuşama... uzanıyor Demir’in koluna. Bir yakınlık, bir samimiyet yaratma çabası içine giriyor akılsızca. Biraz da üstten bakar havalarda.  Demir soluk alıp verebiliyor mu... çok farkında değil o anda. Zararsız bir yalan olduğunu düşünüyor sa bunun da... kurtulamayacak bu sefer ama... Arabasına dönüyor umursamazca Ali... lakin Demir’in milim kımıldamadığının farkında... Birşeyler dürtüklüyor onu da... Demir’in ilgisi ne bu konuya... o sadece uzak bir akraba... bugünki at binme konusundaki erkekçe anlayışını göstermiyor akşam ona... Dönüp Demir’e... “İstersen bir dahakine senden izin alırım?” dediğinde... yiyor yumruğu yüzüne... bir pislik bulaşıyor böylece Demir’in ellerine.

(I)
HASRET
o gözler bana eskisinden yabancı
içimdeki bu sevda hiç dinmeyen bir acı
ruhumun kederinde gözlerim yasla doldu
ağlıyorum derdimden bana bilmem ne oldu
en candan arkadaşım ruhumu saran gece
ben kime bağlanmışım ağlıyorum gizlice
kimsesiz sararmışım derdime şifa verin
kalbimdeki yara daha cok daha derin..

Söz-müzik Şefik Gürmeriç
Yorumlayan – Sema Moritz
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:01:50 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #32 : 04 Ağustos 2010, 21:37:22 »

İlk yayın tarihi 16 Mayıs 2010

OTUZUNCU BÖLÜM

Emanetim Nerede Asi?


Karşısındaki Asi olsa... “Gözümden kaçtı sanma...” derdi ilk anda... “Ali yanımdayken... yüzünü gördüm... öfkeden delirdin” ... haklı da olurdu, baştan sona. İyi gelsin istiyor yumruğu Demir’e... bir anlık rahatlama ama, hepsi o kadar işte. Sorunlarının hiç birini çözmüyor... Demir’i değiştirmiyor. Sadece Ali’nin karşısına taşıyor. Ne yapmalı şimdi Ali... O da vurmalı mı Demir’e... kıyasıya dövüşmeli mi?.. Hayır... Öfkesini kusup rahatlamasına izin vermeyecek Demir’in... mahir onun mücadeleleri. Atlar... arabalar... ve kimbilir daha neler... denenmiş çoktan. Nasıl cazip görünüyor şimdi bir insanın üzerinde denemek gücünü ve kontrolünü acımasızca. Yepyeni bir meydan okuma çıktı karşısına... bayılıyor buna. Kıvrandırırken bu demir adamı orada, Asi’ye uzanmak farklı bir zevk olacak kendi adına...  Daha çok öfkelensin bakalım. Sonu nereye varacak. Bir anlam verememişti bu kadar mesafeli durmasına... şimdi taşlar yerine yerleşti anca.

Demir, Ali’yi dinliyor... gözlüyor... yanağında yumruğunun oluşturduğu berelenme apaçık ama bakışlarındaki ışıltı daha çok gözüne batıyor . Bu adam onu oyununa çekti, farkediyor.  Can mücadeleleri oldu Demir’in... yapay mücadeleler, senaryolaştırılmış güç denemeleri aramak zorunda kalmadı hiç... Bir sınavdı hayatı baştan beri. Dorukları, mükafatları... acılar sonrası dinginlikleriydi, şükretti vardığı o anlarına... Şimdiyse insanları da hayata bakış tarzına alet eden bir adamla baş etmek zorunda.  “... ama ben işimi böyle halletmem” dediği anda dayanamıyor daha fazla... “Senin neyi nasıl hallettiğini gördük” diyor... “Yalnış yaptın”...  Asıl yanlışı Demir’in yaptığını düşünse de Ali, uzatmak istemiyor bu konuşmayı Demir... “Asi’yi rahat bırak” diyor. Konuşmaya kalkışmayacak kadınını bu adamla... uzak durmasına gerek yok... rahat bıraksın, kirli oyunlarını oynamasın yeter... Asi bilir ne yapacağını onunla.  Kaldırıp koymayacak ama Ali bu konuyu bir yana... Asi’nin hayatında biri var mı diye sordu en başta ona... Asi’yi beğendiğini açık açık söyledi, Demir o zaman konuşacaktı, aralarında bir şey varsa. “Anlamış olmalıydın.... Cevabını da şimdi aldın” diyor Demir. Onun için bir olasılık bile olamayan bu açıklama bir şey değiştirmeyecekti yapılsaydı da... Şimdi biliyor da değişiyor mu... değişmez söz konusu Ali olunca. Kendi bildiği yolda devam ederdi, edecek de... açıkça söylüyor bir kez daha.  “O zaman ayağını denk al” diyor Demir... İstediği gibi at koşturmasına müsade etmeyecek, gözü hep üzerinde olacak, bilsin bunu da.   Bu yumruğun bedelini ödetecek Ali...  hedefi de belli... ‘Demir’in Asi’yi tamamen kaybetmesi”...  Demir’in gözleri... durmuyor... ‘benim olan hiç bir şeyi alamazsın sen’ diyor... Demir’i böylesi dik tutan, içindeki zorbanın gücü değil, sevdiğine güven. Onun olmadı Asi hepten ama  bu birşey değiştirmiyor... Demir’in kadını o... o kadar çok yolla birbirlerinin oldular ki... sevişmek gerilerden geliyor. Artık onu tanıyor... ne yapar biliyor... “Elinden geleni ardına koyma!” Ali. Demir seni bekliyor.

Saatler ilerliyor ama akşamın olayları durulmuyor...

Neriman... Asi’yi bekliyor salonda... işe girer girmez geç gelmeler başladı... hiç hoşuna gitmiyor ... söylüyor bunu kızına.

Süheyla...   gençler aşağıda film seyrederken kendi yarattığı görüntüleri izliyor boşlukta...  Ne hata yaptı... neden hala yaşıyor...  ne yapmak istediği bir şey var, ne de hayalleri şimdi. Gözleri kör eden bir aydınlıkta ablası görünüyor ona... yokluğunu taşıyamıyor onun Süheyla.

İhsan’ı rahatlatsa da Demir’in İskenderun işinin içinde oluşu... bu gece sözleşmeyi imzalaya gelmediğini öğreniyor Asi’den o da. Demir’le son konuşması dönüp duruyor kafasında.

Demir... eve geldiğinde, Kerim’lerde güle oynaya bıraktığı  kardeşlerini endişeli buluyor teyzesinin başında... Kendini iyi hissetmemiş Defneler’de, eve getirilmiş Süheyla.  Gençler, durumu değerlendiriyorlar hep beraber salonda. Melek izzah ediyor Demir’e... Hani Süheyla’yı uyur bırakmışlardı ya...  eve döneceklerini  haber vermeye yanına çıktığında, kendi kendine konuştuğunu duydu teyzesinin, Melek... hali hal değil Süheyla’nın...  Demir’in canı sıkılıyor duyduklarına... doktora gitmesi için ikna etmişti teyzesini... gitmiş... buna rağmen daha kötüleşmiş olmasını anlamıyor ne kadar uğraşsa da. Nasıl bir çaresizlik bu, başı ağrıyor artık bu gecenin olanlarına. Neyi eksik yapıyor olduğunu düşünüyor... tabi ya... doktoruyla temas içinde olması lazımdı... bunu düşünemedi nasılda. Aslan gönüllü oluyor bu konuda... ertesi gün gidip konuşsun annesinin doktoruyla.

Asi’nin ziyaretçisi var bu akşamda...  yatağında elinde kitabını okurken Gonca süzülüyor odasına... yer açılıyor yine bu sohbet yatağında ona... Yüzünde güller açan bir kardeş ama bu defa... Bebekleri olacağını söylemiş Ziya’ya... kocamanda bir öpücük geliyor Asi’nin yanağına. Bu bir sır mıydı yoksa? Ziyanın bunu öğrenince gitmekten vazgeçtiğini  söylüyor Gonca... sorumluluk almayacağını, kaçıp gideceğini düşünüyordu oysa. Zamanla birbirlerini daha iyi tanıyacaklarını düşünüyor Asi... sorunları yavaş yavaş çözecekler... herşey daha iyi olacak... görecek Gonca. “İnsan sevdiğini ihtiyacı olduğunda yanında istiyor... bulamayınca çaresiz ve güçsüz hissediyor”... Asi bunu kendinden biliyor... o çorak bir toprağın suya çaresizliğini yaşıyor Demir’sizken hayatında... güçsüz tutunmaya çalışan inancı, sevgisi, aşkı bu kuraklıkta...

Süheyla üzerinde kıvrıldığı koltuğunda... girmemiş bile yatağa... uyuyakalmış orada... sesler çağırıyor onu yanına... Aslan evdeki tıkırtılara uyanınca, annesinin yatağını boş buluyor... fırlıyor ardına.  

Süheyla’nın kararlı adımları bulduruyor ona acıları. Kozcuoğlu Çiftliği, ne çok ıztıraba ev sahipliği yaptı...  hatıralar hala eziyet çekerken orada... Süheyla’yı da çağırmışlar yanlarına... o ahıra. Acılar içinde bu kadın dolanıyor oralarda. İhsan’ı bulmak için çalışma odasına gelen Neriman farkediyor dışarıda bir hareketlenme... hemde gecenin bu saatinde... “Kim var orada?”... Kocasının çekmecesine uzanıp tabancasını alıyor... sanki kullanabilir lazım olsa... Elinde tutmayı bile beceremezken... yüzü korkudan bembeyaz, düşüyor dışarıdaki tıkırtının ardına o da...  Süheyla’mı o... Ne arıyor burada? Gecenin bu saatinde ödü patladı Neriman’ın da. Aslan yetişiyor tam bu sırada... Amann... Amannnn Neriman Hanım... dur... elinden bir kaza çıkacak... Aslan çağırdı Süheyla’yı buraya... sağolsun uğradı o da... korkuttular mı Neriman’ı... hemen gidiyorlar, iş çıkardılar başına. Neriman elinde silah... söyleniyor onlar giderken... Gündüzler çuvala mı girdi?... Koşa koşa İhsan’a gidiyor, anlatmaya... Aslan Süheyla’yı eve getiriyor ve yatırıyor yatağına ama ayrılmıyor bu defa... yalnız bırakmıyor onu, kalıyor başında.

Ertesi sabah... Antakya’da kahvaltı masalarını dolaşıyor  kameramız... hepsi başka bir dünya... durulmamış hiç birşey...  hızla oluyorlar hala...

Gonca ve Ziya bebekleri olacağını söylüyorlar  anne ve babalarına kahvaltı masasında...  İhsan Dede olacak, kendisiyse büyükanne... çığlık çığlığa ve gözyaşlarıyla veriyor bu haberi Neriman, Fatma Ana’ya...

Komşu çiftlik... Ana-oğul masadayken, Demir katılıyor onlara... birlikte kahvaltı yapmayı özlemiş onlarla... Neredeyse yataktan sürükleyerek çıkaracakmış Süheyla’yı Aslan... Demir takılıyor kuzenine... “Şııhhh... sen geldin, bizim pabucumuz dama atıldı paşa...”... Artık kendi de şaka yapabiliyor bu konuda... Ne kadar geride kaldı o endişe dolu günler... bambaşka kaygılar var şu anlarında.

Ali... şehirde... kahvaltısı geliyor oteldeki odasına, gazetelerle birlikte... 23 Mayıs... Hem gazetenin hem önündeki  evrakların üzerinde... Asi’nin doğumgünüymüş bu gün... onunla öğreniyoruz bizde...

Kerim ve Defne’nin de kalvaltı masasındaki konu da... Asi’nin doğumgünü...  ama ikinci bir haber ulaştırıyor Neriman onlara, telefonla... Bebek bekliyor Gonca...

Kahaltılar bitiyor sonunda... artık herkes işinin başında. Ali en hızlısı... biliyor ki, ailenin ağzından bilgi almalı... Kerim ve Defne ile bir öğlen yemeği ayarlıyor. O telefonu kapatırken, Demir içeri giriyor... Avukat aramış... sözleşmeler hazırmış... o evrakları alıp gelirken yalnız bırakıyor misafirlerini odasında...  Bir an yine kavga etmeye geldiğini düşündüğünü söylüyor Ali... olanlardan sonra, ilginç buluyor Demir’in ortaklıktan vazgeçmeyişini... Aksine beraber çalışmaya can atıyor Demir... görecek bakalım Ali işinde gözü pek mi?.. Ali içinse problem yok...  Asi’nin bir evvelki akşam imzaladığı evraklar geliyor Demir’e...  İmzasını koyuyor Asi’nin yanındaki yerine... ortak oluyor Ali ile.

Asi, İhsan’ın raporlarını ulaştırmak için Ali’nin ofisine geliyor... Aracını parkedip kaldırıma çıkarken, bir çiçekçi kadının önünden geçtiğini görüyor... sarı-beyaz papatyalar sepetinde... Kaçırmıyor baharın bu mütevazi habercilerini Asi. Gözleri takılı kalıyor çiçeklere. Demir geçiyor içinden, onlarla birlikte... ‘Neden?’ diye düşünemeden... karşısında buluyor onu... tam da Ali’nin şirketinden çıkmak üzere.  ... Asi’yi görmeyi beklemiyordu Demir bu kadar erken. Ama işte karşısında... gözleri papatyalara takılı Asi, sabahına giriyor aniden... o kadar garip yaşandı ki herşey, bir çiçek  bile veremedi sevgilisine daha... kucağındaki kankırmızı gülleri koklaya koklaya ona bakışı geliyor bir an için aklına...  inatlaştı, tek bir tane bile vermedi Asi’ye orada... pişman şimdi...  dünyanın bütün güzel çiçeklerinin arasında kaybolsun istiyor sevdiği... gözleri takılı kalıyor aşkına... sorunları kayıplara karışıyor bir anlığına. Papatyalar gibi taze sevgilisi bu sabah... bu aralar tek güzel şeyi... canlandırıyor Demir’i...

Demir  ‘merhaba’ diyerek ona doğru yaklaşıyor... içindeki bu hisse ne demeli... “Dün gece neden gelmedin?” demek oluyor ilk işi... sözleşmenin imzalanacağını ona söylemişti. Unutmuş olamaz.  Demir’in gözler kısılıyor, kaşlar çatılıyor... düne bir şey yapamaz ancak sevimsiz bir ifade, onun da bu gelemeyişten hoşlanmadığını  açık ediyor... “Biliyorum... ama gelemezdim. Son anda işim çıktı” diyor... Asi imzaladığını söylüyor... Demir’de az evvel halletti o işi...  Ali’nin telefonundan bahsetmek istemiyor Asi’ye.  Ali onun babasının güvendiği biri, kendi seçimiyle de bu adamla işe girişti... sanki ‘gör bak güvendiğin nasıl bir kişi’ der gibi Ali’nin yalanlarını yüzlemek istemiyor. Bunları Asi görmeli... bir gün görecek, biliyor adı gibi. Diğer taraftansa, merak sinsi sinsi içini kemiriyor... onu kendi haline bırakamıyor... soruyor,  “Akşam nasıl geçti. Ali ile iyi vakit geçirdin mi?”...  Sorusuna cevap gelmiyor sevdiğinden ama güzel bir yer seçmiş Ali. “Keşke gelebilseydin” diyor Asi. Akşam telefonun saatine kayıp duran gözleri... bir cevap aranıyor onun gözlerinden şimdi. Belki de gelmemesi daha iyi oldu. Pek eğlenceli olmuyor üçünün bir masada bulunuşu. Neden üzüyor ve düşündürüyor onu Demir’in bu sözü... Asi’yi de ürkütmüyor mu bu üçlü...  “Evet” diyor “İskenderundaki gece tatsızdı.” Hatırlamak istemiyor Demir İskenderun’daki geceyi... Ali uzanıp Asi’ye dokunduğunda, içini kasıp kavuran fırtınayı... gözleri puslu bu karelerde Demir’in... kara kara bakmıyor Asi’ye... belirsiz bir şeyler saklıyor geride. Farketmiyor Asi nedense... onun içini kasıp kavuran ise Demir’in kendisini her görüşünde içine kapanışı... geri çekilişi... yada bu herneyse Asi’yle ortaya çıkan ruh hali... artık taşınmaz hale geldi...  “Aslında senin beni görünce keyfin kaçıyor. Seni rahatsız ediyorsam söyle.”... Böyle mi görüyor sevdiği... Asi nasıl rahatsız eder Demir’i... şaşırtıyor söyledikleri. Demir böyle mi karşılık buluyor Asi’de...  nasıl ikna edebilir onu kendine... “Bu doğru değil Asi... ama yine de öyle hissettirdiğim için afedersin” Asi onu zorlamadan ağzından hiç laf alamayacağını anladı çoktan... yalan söylemez Demir... hiç söylemez istemezse, demek ki onu rahatsız etmiyor gerçekten de, sadece başka şeyler olup bitiyor içinde.... o iyi niyetle bunları düşünürken Demir hakkında... “Bazen dünya sadece senin çevrende dönmeyebiliyor” diyor Demir... Nee.. ne... seninle konuşmaya bile değmez Demir... git işine... bende öyle...

Hışımla arabanın arka kapısına yöneliyor, çantasını ve evrak dosyasını alıyor... ama aklı o kadar Demir’in tersliğinde ki... çantanın açık olduğunu farketmediği için bütün içindekiler kaldırıma dökülüyor...  Demir anında yanında bitiyor... Bir bu eksikti, Asi bir an evvel Demir’den uzaklaşmak isterken kendini onunla diz dizi yere eğilmiş buluyor.  Demir, Asi’yi kızdırdığını biliyor... Ağzına açmasına gerek yok, içinden söylendiğini görebiliyor. Ondan kaçmak isterken de çantasındakiler ortalığa saçıldı... arabasının kapısını ise sanki Demir’e ve aksilikere çarpıyor. “Dur ben hallederim” diyor... yerdekileri toplamak için eğilirken gözleri onunla birlikte eğilen Asi’de... bu eğiliş, sevdiğinin bluzunun altında kalan emanetini ortaya çıkarıveriyor... keskin bakışları bunu kaçırmıyor. Asi suskun... Demir konuşuyor...”Ben hallederim dedim. Benim yüzümden oldu!”... Dikkatini ne kadar yerdekileri toplamaya verebiliyor... elleri bir birbirini buluyor bir bırakıyor... değiyor... değmiyor... tereddütlerle uzanıyor geri çekiliyor... yerdekileri toplamak eziyet oluyor... “Aynan kırılmış”... Asi mahsunlaşıyor... bu ayna kırıklığını nelere yoruyor... Demir, gümüş aynasını silkeleyerek kırık parçalardan kurtarma çabasını seyrederken Asi’nin.. Ali’nin seslerini duyuyor... “Böyle birini kim üzmüş olabilir?” ... Demir üzdü... ve üzmeye de devam ediyor... daha fazla ona bakamıyor... onu böyle görmek kendisini de kahrediyor. Yanyanalıkları... emanetinin sevdiğinin boynundaki her kımıldayışı... buna rağmen, Asi’nin ondan inatla kaçırdığı bakışları... yüreğine saplanıyor. O mesul bu durumdan... o düzeltmek zorunda... ama ‘nasıl’ında takılıyor. Sadece duruma hemen el koyması gerektiğini biliyor. Çantadan dökülenler toplanınca, Asi tek söz etmeden ondan ayrılıyor.

Asi babasının gönderdiği raporları Ali’ye teslim ederken... Ali’de Asi’nin ağzını aramaya çalışıyor... Demir ile görüştüğünü, ortaklığa pek hevesli görmediğini söylüyor.  İmzalamaz diye düşünüyorken o, Ali’yi yanılttı ve imzasını attı. Ne yapacağını kestirmek zor... soruyor “Hep böyle midir?  Asi cevapsız bırakıyor Ali’nin sorunusu... Demir’le biraz evvel yaşadıklarından sonra, konuşmak bile istemiyor bu konuyu... binicilik derslerine kaydırıyor  onu...

Aslan doktoru görmeye gidiyor ama eli boş dönüyor. Sühayla’nın görüşmeye gittiğini ama psikoloğun yanına girmeden ayrıldığını öğreniyor... ... ... Defne, kocasını almak üzere şirkete geliyor. Leyla ile karşılaşıyor, ayaküstü sohbet ediliyor... Hayırdır, niye burada Defne?... Kerim’le çıkıp bu gün doğumgünü olan Asi’ye hediye alacaklar... Ayrıca kutlanacak bir şey daha var... Gonca bebek bekliyor. ... ...Öğlen yemeğinde Kerim ve Defne’yle buluşan Ali, Asi’ye yapılacak sürpriz doğum günü planlarına kendini de dahil ediveriyor. ... ... Süheyla, oğlunun işyerini ziyaret ediyor. İyi gibi görünüyor ama Aslan dün gece yaşananları unutamıyor. Annesine neden doktora görünmediğini soruyor. Süheyla, Demir’i kırmamak için gitmiş meğer randevuya,  doktorluk bir işi olmadığını düşünüyor... Ya bir önceki gece olanlar?... Ne olmuş ki? Süheyla karışık rüyalar gördüğünü sanıyor... İhsan’ların çiftliğine gittini hatırlamıyor. Aslan  daha da korkuyor.

Demir şirketine dönmüş. Ofisinde Leyla ile konuşuyor. Ali ile ortaklık sözleşmesini imzaladığını bildiriyor... Ne kadar çabuk... ama böyle uygun gördüğünü söylüyor. Kerim’i soruyor... Leyla heyecanla Defne’den duyduklarını onunla paylaşıyor... “Gonca hamileymiş... birde bugün Asi’nin doğumgünüymüş.” Kerim’in karısıyla birlikte hediye bakmaya çıktığını öğreniyor... Neler ile boğuşuyor!..  Bugünün sevdiği kadının doğum günü olduğunu bile bilmediğini düşünüyor. Hayatlarında hiç birşey normal seyretmedi. Hep zor ve çetrefilliydi... küçücük bu bilgi bile normal bir hayata ne kadar özlem duyduğunu farkettirirken ona telefonu çalıyor... Aslan arıyor. Haberler gelmeye devam ediyor... teyzesi doktora gitmemiş... üstelik dün akşamda yine kendini bilmeden evden çıkıp gitmiş... Aslan’ın  “İşin doğrusu korktum... Tek başıma halledebileceğim bir iş değil” demesini çok iyi anlıyor. Normal bir hayat mı demişti az önce... hiç kolay bulacağa benzemiyor.  O telefondayken Leyla çıkmış çoktan yanından... ama Aslan’la konuşması biterken Kerim giriyor kapıdan... Demir’in yüzünden düşen bin parça... ne yapacak Süheyla’yla... Kerim de farkediyor... “Ne oldu yine... yüzün düşmüş... Süheyla Abla mı... Asi mi?” diye soruyor.  

İkisiyle de durum birbirinden beter... ama teyzesinin sağlık sorunları ağır basıyor... Kerim’le bunu paylaşıyor... Teyzesinin durumunun pek iyi olmadığını söylüyor... Kerim’de buna katılıyor, ne yapabilirler bilmiyor? Her ikisi de endişeli... Kerim, ortamı biraz değiştirmek için Asi’nin doğumgünü olduğunu söylüyor. Demir bunu duydukça kendini daha garip hissediyor... kendi dışında herkes bunu biliyor... “evet... duydum” diyor... neyseki... etrafındakiler ona söylüyor. Aslan’ın telefonundan beri, elleri ceplerinde hop oturup hop kalkıyor... iki karışlık yeri arşınlayıp duruyor... yerinde kalamıyor. Kerim’den biraz daha bilgi gelmeye devam ediyor. Aile içinde bir kutlama olacakmış. Defne harıl harıl hazırlık yapıyor. O ne yapmayı düşünüyor?..  Demir ile Asi’nin arası pek iyi değil... “Siz keyfinize bakın” diyor. Can alıcı soru geliyor... “Asi, Süheyla teyzeye olanları bilmiyor hala değil mi?”.. Sorun bununla başlıyor. Demir’in gözleri dostuna dönüyor... Herkes kendi derdini kendi çözecek. Tek başına... Böyle kapanıp kimseye birşey anlatmazsa kim ne bilsin Demir’in ne yaşadığını? Kerim’e bile duvar gibi... Hadi o neyse... Asi ile niye konuşmuyor?..  Onunla dertlerini, kaygılarını neden paylaşmıyor? Demir, azar işiten bir çocuk... başı önünde, omuzları çökük, masasında küs, oturuyor. Kerim’in söylediği herşeyin doğru olduğunu biliyor. Meşum intihar olayının onu Asi’den uzaklaştırışına katlanamıyor... onunla ayrı düşüşleri hayatını zehir ediyor. Yalnış yaptığını biliyor, meydan verdi bu olayın onların arasına girmesine... boş bulundu... geri dönüşü olmayan bu hata, yutkunduruyor... gözleri yanıyor. Asi’nin gittikçe ondan uzaklaştığını hissediyor. “Ona taa başından anlatsam iyi olacaktı”... ama bütün bu karmaşanın içine onu sokmak istemedi... kendi de ne istediğini bilmiyordu ki... Suda birkaç kez teyzesini yakalayamadı. Bu sonradan öyle bir korku yarattı ki, elleri kaskatı kalacak, sevdiklerini koruyamayacak sandı. “Ahh Demir... işte bunlar...” bunları Kerim kadar Asi’yle de paylaşsan... adın gibi olmak zorunda değilsin ki. Teyzen için hassas bir konuydu... kimseye söylemeni istemedi... ama Asi ‘kimse’ değil ki... ona söyleyebilmelisin...  İşte Demir’in hayatında deneyimlediği bir başka ilk... Asi-Demir birbiri için ‘kimse’ değil artık... yalnışları yapan, bunu görmeyen Demir. Başını sallıyor, hak veriyor... “Hata ettim evet... ilk fırsatta konuşacağım zaten” diyor. Onu daha fazla üzmeyecek, Asi’nin bu günki kederli ifadesi içinde hala mücadele ederken, ne kadar kolay bunu söylemek.  Oysa bu hatasının yaşamlarındaki etkisi tahmininin üzerinde...  muhteris Ali’nin elinde çoktan oyuncak olduklarını o an farkedemiyor kendine duyduğu güvenle...

Demir, işten oyalanmadan çıkmaya özen gösteriyor... gidip teyzesine bakmalı... ama daha şirket çıkışında Aslan karşılıyor onları... Melek aramış, Süheyla’ya iyi gelecek birşey planlamış...  Leyla bu planlara dahil, Demir değil... onun aklı yatmazmış. Demir işgilleniyor... “Aslan... teyzemi hocaya, üfürükçüye götürmeye kalkışmayacaksınız değil mi?”... Yok canım, ne alakası var, sadece biraz gezdirecekler. Demir izin versin onlara... onlarda  izin veriyorlar Demir’e bu arada. Teyzesiyle olmak zorunda diye hiç bir plan yapmadı ama şimdi boşta kaldı akşamı onun da... Bugün sevdiğinin doğum günü... sarılıyor onunla konuşabileceği ilk fırsata... Kolunda sarı-beyaz papatyaların sepeti, çiçekçi kadın hayaller kurduruyor ona... düşüyor yollara.

“Bu gün benim doğum günüm... ama kimse hatırlamadı... resmen unuttular. Demir’le karşılaştık... yine herşey kötü gitti.  Anlayacağın harika bir doğum günü geçiriyorum. ” Dudaklarını büzüp bir ‘phırrr’ etmediği kalıyor  Asi’nin atına bu yakınışında. Sahibinin elinden taze otlarını yerken hiç umursamıyor bunları  o, oysa... iyice şımarmış... otlar yemliklikte duruyor ama o hala Asi’nin elinden yemenin peşinde... sahibinin parmaklarını yalıyor... burnunun nemli dokusuyla ıslatıyor... adeta ‘Boşver onları... bak birlikte ne güzeliz böyle beraber’ diyor... gerçekten de Asi ve Atı çok güzel görünüyor.

Kerim ve Defne geliyor akşama doğru Kozcuoğlularına... bir konuşma geçiyor avlunun kapısında, karıkoca arasında... Demir’in de bu akşam burada olması lazım... biliyor değil mi Asi’nin doğum günü olduğunu... ama bilse ne farkeder... gelir mi... gelmez mi... aralarının düzelmesi için ne güzel fırsat olur... ama Süheyla’ya canı sıkılıyor... zaten davet edilmeden gelecek hali yok ya... akşam Ali geliyor ama Demir yok... bu hiç içe sinmiyor... oturduğumuz yerde bizimde içimiz içimizi yiyor.  Ali’nin geldiğini bilirken neden Defne’de Demir’i davet etmiyor? ... ...Ali’nin arabası da köşeden görünüyor... binicilik dersleri için geldi... bu arada da kutlama için şampanya vesaire arabasında... hazırlık yaparken unutmasınlarda...  ... ...Gonca ve Ziya pastayı getiriyor... ... Neriman limonataları yapmış çoktan, hazır bekliyor... Cemal Dede, elinde hediyesi, “Nerede benim biricik torunum” diye bağıra bağıra arzu endam eyliyor, Neriman tarafından zor susturuluyor...

Gençler, Süheyla’yı köye doğru bir akşam yürüyüşüne çıkarıyor.  Melek, teyzesini köyde oturan Mehmene Hatunla tanıştırıyor. Aslan kendisini buraya kolu için getirmişti, onunla konuşmak çok iyi geliyor. Çekinmeden herşeyi anlatabiliyorsun, insan hafifliyor, içine huzur doluyor, bir konuşsun isterse... Demir’in hatırına psikoloğun kapısına gidip döndü, oğlunun hatırına bu kadından kaçmıyor. Süheyla, Mehmene Hatun’a itiraz edemiyor.
 
Bu gün Hüseyin’i bir sürpriz bekliyor. Demir abisinin ona işi düşmüş, okul çıkışında, kapıda bekliyor...  Bu demirden abi de, kendisi olmadan hiç bir işini halledemiyor...  Hüseyin ondan daha mı akıllı, daha mı becerikli bilmem ama daha konuşkan oluduğu kesin...  e.min Hüseyin’e güveniyor... Demir abisinin üzerinde biraz daha çalışırsa belki işe yarar diye düşünüyor.  Ama sorun, kız meselesiyse Hüseyin’den Demir’e fayda yok... o daha kendi başını bağlayamıyor. Küstürmüş kız arkadaşını... yüzünü çevirip, kaçıyor... Ahhh Hüseyin ahhh... Asi ablanda Demir abine öyle yapıyor. ... .... Demir Hüseyin’i almış arabasında çiftliğe doğru yol alınıyor. Hüseyin, sevdiği kızın fotoğrafını gösterecekmiş Demir’e... “Hani?” diye Demir soruyor. Ama Hüseyinler ayrıldılar, görünce insan daha da üzülüyor. Bu küçük adam tam onikiden vuruyor... Demir onun hiç mübalağa etmediğini biliyor, gözleri bulutlanıyor... “Ayrılık sevgiye engel değil ki Hüseyin, ayrı olsanda sevgin kalbinin içinde biryerde büyümeye devam eder” ... Hüseyin’i ikna ediyor bu sözler, resmini gösteriyor arkadaşının Demir abisine.  Biliyor mu ne... bu kızı tekrar kazanabilir Hüseyin eğer isterse... Nasıl yani?.. Gidip konuşmalı Hüseyin... duygularını açık açık söylemeli... yoksa nereden bilecek Hüseyin’in nasıl üzüldüğünü... arada sürprizlerde yapacak... sevdiğini hissettirecek...  hiç vakit kaybetmeden konuşsun Hüseyin...  hem de  hemen... “Geç bile kaldım” deyince anlıyor Hüseyin... Demir abisi kendi kendiyle konuşuyor...  aslında herkesin kendi konuşmasını kendisi yapması gerekiyor. ... Demir, Hüseyin’i çiftliğe yakın bir yerde indiriyor... Arif  gelip onu birazdan alacak, plan öyle yapılıyor.

Ali’nin çiftlikteki binicilik dersleri devam ediyor. Bitince de hemen dönmek istemiyor... gideceği yer bir otel odası... bekleyeni yok... Asi’nin var mı? Asi cevap vermiyor... Ali merakını gideremiyor.  Asi ve Ali, çiftliğe dönerken, dolaşmaya çıkan Melek’e de rastlıyor... Ali, Melek’e hep böyle tesadüf mü edecek... telefonlaşmalarını öneriyor.

Çiftliğin bahçesinde sürpriz doğum günü hazırlığı bitmek üzere... Ev ahalisi yavaş yavaş masa etrafında toplanıyor... ikramlar geliyor... Sarmaşık da duyunca doğum gününü, hazırlıksız yakalanmış, ne bulduysa alıp gelmiş, aileye katılıyor... Ali’nin getirdiği şampanya’da ortaya gelince onun da doğumgününe katılacağı öğreniliyor...  İhsan şaşırıyor... iyi etmişler bir mahsuru yok da “O zaman Demir’leri de çağırsaydınız bari... iş aile arasında olmaktan çoktan çıkmış!” diyor... Ama iş işten geçti artık...  Ökkeş Efendi, Asi ile Ali’yi peşine takmış evin köşeden dönüyor... Evin asi kızının doğumu “İyi ki doğdun Asi” dilekleriyle kutlanıyor. Kimsenin hatırlamadığını düşünen Asi’nin yüzü gülüyor. Bir an için mutlu... ailesi, sevdikleri... herkes burada... Herkes mi... hayır deği... biri hariç... Mutluluğu eksik ama yinede gülmek zorunda.  

Demir, Hüseyin’i çiftliğe yakın bir yere bıraktıktan sonra tamamen kendi dünyasına dalıyor. Arabasını kim sürdü... bagajdan aldıklarını kim çıkardı... herşeyi birileri yapmış, kendini rüzgarlı bir bayırda Asi’yi düşünür buluyor. Kadınının yumuşattığı dudakları tebessüm ediyor kendi kendine... kaşlar çatık, teni Asi beklentisinde. Gelecek Asi gevşetecek Demir’i kendine.... Bu gün ‘sen, ben... öfke, aşk mı karışacak birbirine...  Biliyor önce kafa tutacak Asi... ‘Beni ayağına mı çağırttın Demir?’ diye... öfkesi de olacak... hesap soruşları da... hep birlikte... Konuşamayacağını biliyor onu görünce... uzanacak sadece... mesafeleri bitirecek önce... elleri Asi’ye uzandığında huzur bulacak aklı da bedeni de... Konuşturmayacak  zaten Asi Demir’i bundan öte... bilecek ki konuşma anı geldi Demir’e,  lakin ilkin doyacaklar bir parça birbirlerine... çok özledi onu,  herşey sonra gelebilir bundan, Asi-Demir önce... dindirmeli özlemlerini kendince. Geçecek acıları Demir’in... öpe okşaya geçirecek sevdiğinin acılarını da... anlatacak demir adamın  yaptıklarını... ‘hata ettim’ diyebilir mi Asi’ye de... evet der... diyecekte. Sevdiği, engin deniz... kaldırır demir dalgaları, fırtınaları... anlayacak bu adamı. Papatyalarına bakıyor sevdiğine aldığı... onlar yanyanayken yudumlayacaklar şarabı... ve hediyesi... umuyor ki sevecek Asi... Rüzgar uçuşturuyor Demir’i... papatyalarını...  üzerinde oturmak için getirdiği yaygıyı... Şimdiden huzur buldu... şimdiden mutlu... Açıp yaygısını, yer hazırlıyor kendilerine,  oturuyor kendi payına düşene... yer bırakıyor yanında sevdiğine... elleri yine dizerinde. Gözlerini kapıyor yavaşça... işte buldu karanlığında onu... yanında oturuyor ... başını omuzunda dinlendiriyor... elleri yine Demir’e erişiyor... titretiyor. Kendini görüyor... kuytusundaki Asi’ye dönen sabırsız adamı... Kararlı ama bırakmayacak bu sefer, çekingen tutkusunda, sıkı sıkı kucaklayacak aşkını...

Çardakda herkes ayakta... doğum günü şerefine konuşma yapıyor bu gururlu baba... şampanyalar içiliyor  Asi’nin yeni yaşına... Ali, Asi’yi  kalabaliktan uzaklaştırıyor, herkesin içinde çekindiği için veremedi hediyesini ona... Lacivert bir kadife kutuda pırlanta kolye parlıyor zincirinin ucunda... Neriman’ın gözleri onlarda... Ali kolyesini takmasını rica ediyor Asi’den ama Neriman yetişiyor olanlanlara... “Ver bakayım ne var onun içinde.” ... Bir kolye... Pırlanta kolye fazla geliyor bu güne...  ağız, burun oynuyor bu annede... Asi’nin diğer hediyeleriyle birlikte götürsün bunu da eve.  Yönlendiriyor Ali ve Asi’yi pastalarını yemek üzere ileriye... Hüseyin çıkıveriyor aniden ortaya, nereden geldiyse...elinden tutuyor, bırakmıyor Asi’yi yine... diyeceği var, gelse... Bir yere gitmesi lazım Asi ablasının ama masadakiler sesleniyorlar... hadi ama onu bekliyorlar... Asi iki arada bir derede. Hüseyin’i kırmak istemiyor ama doğumgünü için gelmiş misafirleri bırakıp, Hüseyin’le gezemez dağ bayır bugünde. Ufaklık ne kadar ısrar ederse etsin “Benimle geleceksin” diye...  bırakamıyor Asi misafirlerini geride... Sarmaşık, hiç durmadan çağırıyor onu... gelsin, herşey hazır, şarkı söyleyecekler birlikte. Şimdi gelemeyeceğini söylüyor Asi, Hüseyin’e. Asi ablasının onu dinlemeyişi, şaşırtıyor Hüseyin’i... Asi’nin,”Nereye gitmem lazım söylesene?” sorununa cevap veremeden Arif geliyor kapıya. Bir korna sesi ile dağlıyor Hüseyin’in dikkati... Arabada görüyor sevdiğini... Arif’in yeğeni... İki arada bir derede... Ne yapsa dinletemiyor zaten Asi ablasını... barı kaçırmasın Arif’i...  Masadakilerin ısrarlı çağrıları, arabanın çalışan motoru... birde üstüne gelen korna sesi, boğuyor Hüseyin’in son gayretini... “Senin manzaralı yere gitmen lazım... orada sana bir sürpriz var” diyor demesine ama ne dediğini duymuyor Asi...  

Hava kararıyor yavaş yavaş. Acelesi yok Demir’in... bekleyebilir onu sonsuza kadar. Hiç endişelenmiyor... gelecek ona sonunda, bunu bilmek yetiyor. Zamanda bir beklenen varken ruh nasıl uysallaşıyor.  Şehrin üzerine çöken karanlıkta evlerin ışıklar tek tük parıldamaya başlıyor...  sevdiği de parlar böyle Demir’de... karanlığında... O fenerler asmıştı aydınlatmaya ama asıl Asi fener Demir’in ruhuna. Onunla aydınlık, onunla yolunu buluyor... yaşıyor onunla... Asi’siz Demir’i düşünemez hale geldi adeta. Nerede kaldı sevdiği? Yanındaki kutuya uzanıp hediyesini çıkartıyor. Gümüş bir ayna ellerinde parlıyor. Kırıp döktü herşeyi bunun gibi onarabilse... hayalini kurduğu bu, sabah o kendisini bırakıp gittiğinden beri geride.  Gözleri gelmiş bile... ellerindeki aynadan bakıyor Demir’e... eziyet çektirmesin gelsin artık Asi’de. Şaşkın... soruyor kendi kendine... “Nasıl bir şey oldun Asi, sen bende?”... Telefonunun sesiyle kendine geliyor Demir... İhsan arıyor. Gürültüler geliyor telefonu açtığında geriden,  biraz yüksek sesle konuşabilir mi İhsan Bey’de... Asi’nin doğum gününü kutluyorlarmış, “burada olsan ne iyi olur” diyor... üstelik Ali Bey’de orada, Melek’i ve Aslan’ı alıp Demir’de gelse.  Teşekkür ediyor Demir... Melek ile Aslan zaten yoklar... Demir’se... çok... çok uzak bir yerde... yetişmesi mümkün değil bu nedenle. O telefon bir hayalkırıklığına... bir yalnızlığa... bir Asi’sizliğe attı ki Demir’i... oradan çıkıp Asi’ye yetişmesi mümkün değil gerçektende. Kapanamaz bu mesafeler bu gece. Asi inancı çatırdıyor Demir’in onun gelmiyor olduğunu öğrenişiyle... mantıklı bir neden varsa bile bunu bulamayacak halde. İdrak edebildiği tek şey Asi’nin gelmiyor oluşu... içide, düşünceleri de çatlamış topraklar gibi paramparça... kuraklığına yağmurları yetemiyor artık, ne yapsa da.

Çöken karanlığa çardağın ışıkları yakılmış... fenerler, lambalar parıldıyor karanlıkta... Asi farkediyor babasının biriyle konuştuğunu... yanaşıp soruyor, kiminle? Demir’i aradı İhsan... müsaitlerse, Aslan’ı, Melek’i al gel dedi ama bu işin adabı daha erken aramaktı... herneyse... “Demir zaten uzaktaymış” diyor... Doğum günününü farketmeden bitiriyor Asi için  o gece. Demir’in ne kadar uzakta olduğunu tahayyül bile edemez babası... Asi, Demir’i kaybediyor gittikçe. Gözleri ateşler saçar Demir’e bakarken... oysa donuyor gözyaşları şu anda  içinde... Aşk, şarkılarını hep acıyla söyledi Asi’ye... alevden bir dil uzanırken yüreğindeki Demir’i yakmak için içinde, hiç bir şey yapamıyor, çaresiz bu kız gecede. Başlangıç neydi... onu kurtarışımı hayata... son böyle mi olacak... ‘uzak’la mı gelecek Asi’ye.  Doğru ne... gerçek ne... bu kadar kırılışları mı aşk içinde... sevgi, kaybedişleriyle gelmiş meğer Asi-Demir’e.  Bir parçasını daha kaybettiğini hissediyor içinde.

Demir papatyalarını, şarabını bırakıyor rüzgarlı geceye... hayallerini de... hediyesi ise ellerini kavuruyor taşırken gerisin geriye... Sakinleştikçe suskunlaştı... suskunlaştıkça kapandı hepten Demir’e... Münasebetsiz düşüncelerden başka hiç bir şey kalmadı beyninde. Çiftliğine geri dönerken görüyor Asi ve ailesini bahçede... çardağı süsleyen rengarenk lambalar alay eder gibi kendisiyle... Asi’yi görüyor, gülüyor diğerleriyle birlikte. Sessiz bir yelkenli gibi gelip geçiyor asi fenerini uzak denizlerde... onu ne kadar yalnız bıraktığını asla bilemeyecek o kalabalık içinde... nişan alsa bulamazdı onu yüreğinden böyle. ... ...İhtiyaç kadar önemli Demir’le soluklandığı her anı Asi’ye... yanında istiyor aşkını... şimdi istiyor... oysa sevdiği mesafeleri hiçe saymış, dokunacakken uzak geçiyor...  bu ne kadar çeresiz, ne kadar güçsüz bir an... Zamanda bir beklenen yokken yaşamak ruha nasıl külfet geliyor... Asi ümitlerini yitiriyor.

Süheyla’nın köye geldiğin duyan tanıdıklar bırakmıyorlar onları... tenceresini kapan geliyor Mehmene Hatun’un evine... çoçuklar gönderiliyor bakkala, içecek birşeyler alsınlar diye... yer sofrası kuruluveriyor zahmetsizce. Süheyla’ya iyi gelmiş geçmişinde olmak... burada olmak. Demir’e de telefon ediliyor, ne iyi olur o da gelse. Kırmıyor Demir’de teyzesini... katılıyor köydeki eğlenceye... Ablası gibi güzeldi Süheyla’nın seside, gelenlerden biri dinlemiş ikisini türkü söylerken beraberce... Demir’de Melek’de annelerinin intiharı dışında konu edilivermesine nasıl yürek kabartıyorlar... acılarının dışında, yaşayan bir kadınmış o... türkü söylermiş meğer teyzeleriyle. Oysa onlar hep çığlıklar, ağlayışlar duydular... senelerce. Süheyla bir hasret türküsü söylüyor o gece...

Gayri dayanamam ben bu hasrete
Ya beni de götür ya sende gitme
Ateşin aşkına canım yakma çıramı
Ya beni de götür ya sende gitme

Sen gidersen kendim berdar ederim
Bülbül gül dalına konmaz niderim
Felek gaddim büker kement ederim
Ya benide götür ya sende gitme

Gelmiyor Demir... götürmüyor Demir... Direnmek boşuna, vazgeçiyor Asi de o gece... elleri boş bırakıyor bağrını... Yaşı suluyor aşkını sakladığı toprakları... pes edişi öfkesi değil, acısı... öldürüyor içinde birşeyleri, Demir’i Asi’den çıkarışı.

Demir,  Kerimlerde sabah kahvaltısında... Havalar iyice ısınmış, bu gün balkonda hazırlanıyor masa. Beyler sohbet ederken, Defne  mutfakta.  Çok içti galiba Kerim, başı çatlıyor ama bu engel değil Demir’e çatmasına... Herkes oradaydı, bir Demir eksikti... “Gelmeyeceğimi söylemiştim” diyor Demir... bahsetmiyor kendi hazırladığı surprizden.  Ne inat şu Demir... İhsan arayıp davet etmiş, yine de gelmedi... Aile içinde bir kutlama olduğunu sanıyordu Demir. Kerim’de tuhaf buluyor ... Ali’nin orada ne işi vardı, anlamıyor. Hemde gelmek için bayağı emrivaki yaptı. Asi’nin yaşgününden ona ne?.. Ali bodoslama dalıyor maşallah... kimseden çekindiği yok. Neden aralarında olmaya bu kadar hevesli olduğunu anlamıyor... “Yoksa başka bir niyeti mi var?” diyor. Demir biliyor...  ama ne Ali’nin suratında patlayan yumruğu... ne yalanlarını... ne konuşmalarını... hiç bir şeyi Kerim’e söylemiyor. Kerim akşamın olanlarını anlatmaya devam ediyor... Ali şampanyaları yüklenmiş gelmiş... Birde Asi’ye aldığı hediyeyi görecek... abartmış. Daha dün geldi, neyine kolye hediye etmek... Demir bunu duymaktan hiç hoşlanmıyor. Bu adamı durdurmanın bir yolu var mı bilmiyor. Daha kahvaltıya bile oturmadılar ama Ali Kerim’i arıyor. Kerim’in konuşurken “Demir’e sorarım, haberlerişiriz” demesiyle, Demir’de dikkat kesiliyor. Ali ortaklıklarını kutlamak için Limanda davet veriyormuş Demir’i ve Asi’yi de yurtdışından ve İstanbul’dan gelecek arkadaşlarına bu vesile ile tanıştırmak istiyor. Demir’se söyleniyor...”Hiç boş durmuyor!”... Kerim’de aynı düşüncede, adam kesin hiperaktif... bir an boş durmuyor. Kerim bunun iyi niyetli bir davet olduğunu düşünse bile, Demir öyle olmadığını biliyor. Aslında dostunu Ali konusunda karanlıkta bırakması da haksızlık oluyor. Kerim’in, çevrelerindeki kötü niyetli  birinden haberi olması gerekiyor. Bu bilgisizliğin her ikisini de zora sokacağını nasıl göremiyor? ‘Kız yüzünden kavga eden delikanlı’ havasında Demir... işine kimseleri karıştırmak istemiyor. Ali’nin gerçek yüzü çıkmadı ortaya, hiç çıkmayacak da... şu ansa Demir onu yeterince tanımıyor... bu davete gideceğini de sanmıyor.

Defne kahvaltıyı hazırlamış... Kerim ile Demir’i masaya çağırıyor. Masada bir kutu duruyor. Asi’nin... aynası kırılmıştı, onun yerine yenisini aldı Demir ama veremedi. Bu konuda ne yapacağını bilemez halde, Kerim’e bakıyor... “Belki sen yada Defne... haa?” Gözleri nasıl kırılgan... ürkek... yeniden reddedilmekten korkak... Asi’nin neden gelmediğini bilmeden daha en kötüye hazır yüreğinde. Yeter ki yüzyüze gelmesin Asi’yle. Defne itiraz ediyor, onlara ihtiyacı yok Demir’in “İstersen kendin verirsi” diyor... Kapı çalınıyor, hediyesini vermeye hazır olsun, işte Asi geliyor. Defne kapıya giderken, kamera onun ardından bakan Demir’e dönüyor. Dizleri ona oyun edebilirdi şu an, iyi ki oturuyor. Hüseyin bile olsa orada, daha cesur dururdu gibi geliyor. Kerim’e dönen gözleri suçluyor... Dostu aklından geçenleri bildiği için cevap veriyor... “Hiç bana bakma, geleceğinden haberim yoktu?”... doğru söylüyor. Nasıl bir Asi bulacak onu bu sabah... Çağrısına gelmeyen sevdiğiyle bugün ne konuşacak. Gözleri koyulaşıyor... yüreği daralıyor. Dün akşama onu hazırlayan hayalleri tuzla buz oldu, yenilerini kurmak istemiyor. En kötüyü bekliyor. İki kardeş balkona geliyor... Defne Asi’ye bilgi veriyor... onlarda şimdi tam Asi’den bahsediyorlardı... “Neden?”... Demir Asi’ye bir doğum günü hediyesi almış da... Suspus Demir’in yolunu Defne açıyor... Demir sanki bir yabancıymış gibi, Asi “Zahmet etmişsin” diyor.  Kerim’in  çekiştirerek Defne’yi mutfağa götürdüğü ikisi tarafından hayal meyal farkediliyor.

Ne hayallerle almıştı hediyesini Asi’ye Demir... onu hiç konuşturmayacaktı bile.  Şimdi hediyesine uzanan elleri ona uzanacaktı önce... tereddütlerle kalkıyor yerinden, ellerinde kutusu, başı öne eğik bir iki adım atabiliyor sevdiğine... “Doğum günü gerçekten önemli değil... Zaten hiç konuşulmadı, bilmiyordun” diyor Asi... kızgın... gergin... gözleri bakarken başka yerlere... kalakalıyor Demir olduğu yerde... sevdiğini izliyor artık dikkatlice. Bir pişmanlık haliyle, gözleri üzgün söyledikleriyle, dönüyor Asi kendisine... “Afedersin, kendimi susturamıyorum... boş boş konuşuyorum, bundan vazgeçmem lazım!”... Demir’i kendine mal etti içinde biryerde, Asi görmese bile, içinde bir şeyler hak görüyor ona istediğini söylemekte, hesap sormakta, cevap istemekte. Kendini susturmalı o da Demir’in suskunluğunda... ama yapamıyor işte. Demir’se aynı fikirde değil Asi’yle... “Sen boş konuşmazsın” diyor... inanıyor söylediklerine. Meydan veriyor sevdiğinin bu sözleri Asi’nin içinden taşıp gelenlere...  ne kadar istedi dün akşam onu görmeyi... ne kadar acıttı ona gelmeyişi... hiç önemsemedikleri yanındayken Demir’in eksikliği. Onun için bir ihtiyaç olduğunu artık nasıl göremiyor sevdiği. Dün gece Asi Demir’i bekledi. “Neden babama uzaktayım dedin... bizim evin önünden geçerken gördüm seni...” Yaramıyor Demir’e Asi’nin sözleri,  hediyesini bırakıyor masaya geri... şimdi konuşmanın yeri...

 “Tamam...” diyor... “...sen dök içini ama sonra beni dinleyeceğine söz ver”... ters birşeyler var, biliyordu Asi onu beklediğini ama inatla gelmedi. Şimdi bu dedikleri de neyin nesi peki.  Kapıp koyveriyor artık bu izinle Asi’nin sözleri... bilmez mi, ne kadar inkar etsede, mutsuz ediyor Asi’yi görmek Demir’i...  dikleniyor çenesi, “Gelmek istemediğini söyle, rahatla” diyor... “Kimse seni mecbur tutmadı. Baksana hediyeni bile neredeyse Defne ile gönderecektin!”... “Ya ne yapsaydım” diyor Demir... “Davet edilmediğim yere mi getirip verseydim... Son anda baban aramasa haberim olmayacaktı... Sen istemiyorsan benim orada işim ne Asi?”... Neler diyor Demir... İstememek mi? İçindeki bütün kızgınlıkları zaten Demir’i istemekle ilgili... Nasıl düşünebiliyor bunu tersini? Önemsemiyor görünüyor Demir kendisini... ve kendisinin taraflı isteyişi incitiyor Asi’yi... “Kimse önceden çağrılmadı ki... en azından benim haberim yoktu... surpriz yapmak istemişler”... Demir’in dudaklarına gelen alaycı tebessümü gücendiriyor Asi’yi... “Ali Bey’de mi surprizdi?”... Asi, Ali’ye ne yapabilirdi ki... oradaydı, ‘git’mi diyecekti.  Onları uzaklaştıran şeyler başkalarını yaklaştırır gibi. Ali umurunda değildi Asi’nin... herhangi bir yerde olabilirdi... evde,  kaldığı otelinde yada dünyanın öbür ucunda bir yerde... Asi ilgilenmezdi bile. Demir uzaktı ondan dün akşam... Demir yoktu yanında... onu istediği anda... bununla nasıl mukayese edebilir Ali’yi... bu konuşmanın içinde olmasını bile gereksiz buluyor Asi.

Asi bilmiyor ama Ali’nin işlerini nasıl hallettiği hakkında az buçuk fikir sahibi Demir... ısrarcı olmuyor daha fazla Ali ile ilgili... kendisi için de Asi’nin gelmeyişi önemli... hala kupkuru içinde birşeyler... “Peki sen neden herşeyi bırakıp... ...” derken durduruyor Asi’nin Demirsizliği kendini... Emaneti yok... sözleri yok... Ne zamandan beri ‘yok’ Demir Asi’de? İnanamıyor gözlerine... kolayca ayrılamıyor o yokluktan, zor dönüyor sevdiğinin gözlerine. ... ...Demir’den vazgeçmiş Asi, esir daha büyük üzüntülere.  Sen, ben arasına mesafeler girdi... yer, gök, deniz de savrulmuşlar başka başka yerlere yeşil gözlerinde. Demir’in ondaki yokluğuna bakan gözleri idare nedir bilmiyor... acıta acıta Asi’ye dönüyor... artık konuşacak bir şeyi kalmamış gibi... alıp başını gidiyor.

Demir işe gelebildiğinde Hüseyin’i buluyor ofisinde. Çok önemli bir konu var küçük dostunun konuşmak istediği kendisiyle. Zaten Demir’in de merak ettiği bir şey vardı sormak istediği Hüseyin’e... iki aşık dertleşiyorlar birbirleriyle... Asi’nin Hüseyin’in mesajını anlamadığı için buluşmaya gelmediği, Demir’in de verdiği akılların işe yaramadığı anlaşılıyor böylece.

Ali, Cemal Ağa ile Kozcuoğlu Çiftliğinde buluşuyor. Tarlalar geziliyor. Bu işten çok memnun... oraları hakkında gittikçe daha fazla bilgi sahibi oluyor. Üstelik Cemal Ağa ile iş yapmayı da düşünüyor... Çiftliğe döndüklerinde Asi’nin şehirden dönmüş olduğunu görüyor. Altın kolyesi yok boynunda, hediyesini de takmamış ama... beğenmedi mi yoksa?  Böyle üzerinde durunca, ayıp olmasın diye takıveriyor Asi’de kolyeyi boynuna. Bugün Ali, Asi’ye öğretmenlik yapacak... tekne kullanmayı öğretecek...  Asi’ye doğumgünü hediyesi vermeye gelen Melek’de katılıyor onlara... Defne’ye de haber veriyorlar telefonla. Buluşuyorlar limanda.

Defne, Kerim’i arayıp durumu haber veriyor. Asi’lerle beraber Ali Bey’in teknesine gidiyor... akşama limanda kocasıyla buluşacağını söylüyor... Kerim, karısının telefonu kapatırken Demir odasına geliyor... Kerim takılmadan duramıyor...”Demir allah aşkına bu kapıyı da çarpma... evdekini kırıyordun nerdeyse!”...Yüzünde gülücükler Demir’in şimdi, nereden geldiyse... “Sabah için kusura bakma” diyor... Çok gergindi... Herşeyi anladı, içi rahatladı ya... Anlatabiliyor arkadaşına da.  Gerçekten yok sabahki gerginliğinden bir eser şu an onda. Asi’ye doğum günü için bir surpriz yapacaktı. Haber vermesi içinde Hüseyin’i yanına yolladı. Ama ufaklık durumu tam olarak anlatamamış... Asi’de o yüzden gelmemiş. Boşuna tartışmışlar. Asi’yi aramak için uzanıyor cep telefonuna...  Kerim’in de söyleyecekleri şeyler var ona... Arasın tabi de, Asi, Ali’nin teknesine gidiyor şu anda Melek ve Defne ile birlikte. Bu durumda akşam kutlamaya gelir Demir heralde. Kutlama umurunda değil Demir’in, Ali’yi  ise olur olmaz etrafında bulmaktan bıkmış usanmış halde.  O kılı kırk yararken Asi’yle ilgili herşeyde... Ali, tanışıklıklarına orantısız ilgisiyle herzaman, heryerde. Hırsla kalkıyor yerinden, telefonu koyuyor gerisin geriye cebine... yüzleşemez şu an Kerim’le bile... Ölçüsü yok yaşadıklarının... öğretisi de yok... nasıl başa çıkacak üstüne üstüne gelenlerle... göremiyor kendini bile. Kerim patlıyor onun yerine... “Hala mı düşünüyorsun Demir yaa?.. Abi, peygamber sabrı mı var sende?.. Demir... sen bu kıza aşık değil misin?”... İrkiltiyor bu sözler Demir’i... dönüyor Kerim’e geri... böyle mi görünüyor dışarıdan çektikleri... önü, ardı olmayan bir yerde sadece Asi yaşadığı... zaman zaman unutuyor onu düşünürken nefes almayı... “Ben mi...” diyor... “Sence daha nasıl aşık olunur Kerim?.. Kafamda bütün gün onunla dolaşıyorum. Ben hiç bu kadar sevmedim!”...  Anlatmasına gerek yok... yüzünden akıyor zaten.  O anda çaresizlikle yanmayan tek bir hücresi yok bedeninde, belli bu her halinde. Ama partiye gelmeyecek, öyle mi? Meydanı boş bırakıyor yani?.. Kerim’de Ali’nin Asi’ye ilgisini anlamış gibi...

Ali, kızları gezdiriyor kiralık teknesiyle... öğretmenlik yapıyor Asi’ye de... İskeleyi, sancağı doğru bildi de, dalgaları karşıdan almasını söyleyen, nasıl bir öğretmense. Hayata bakış tarzı da böyle Ali’nin... kendisi ve beraberindekiler için  çalkantı taşıyor Ali kendinde. Herneyse... yanaşıyorlar sonunda davetin verildiği liman bölgesine. Hazırlıklar tamamlanmış, konuklar çoktan gelmeye başlamış... yanaşıyorlar teyneyle sahile. Ali kendinden e.min ve rahat... gelen konuklarıyla ilgileniyor hemen... şaraplar ikram ediliyor, insanlar birbirleriyle tanıştırılıyor... Melek hayran hayran onu seyrediyor. Sonunda Demir görünüyor... Ali onun gelişini hemen farkediyor... Davetini kabul edişini ve gelişini, barış sayıyor... Barış mı... daha savaşmadılar ki?.. Bugün kavga etmeye hiç niyeti yok ama Ali’nin... Herşey ortaklıklarının şerefine düzenlendi, Demir’in  partinin keyfini çıkarmasını istiyor... Demir’in gözleri ise, Leyla ve Melek’le konuşan Asi’de... anlamaya çalışıyor bugün geçirdiği vakit nasıldı Ali ile... Bir mahsunluk, hayat doluluğunu örten bir durgunluk var, sevdiğinde. Çok kızmış olmalı dün akşam ona gitmeyişine... sabahki tartışmalarında aklında kalan buydu kendinde...  ona hesap sordu... ‘neden uzakta olduğunu söyledin , gelmedin’ diye. Hala sızlatıyor emanetini çıkarıp bir yana koyuşu, ama Asi bu... öfkesini yenememiş olmalı...  hem o kolyenin kaderi değil mi... tekrar tekrar Demir ellerden Asi’nin boynunu buluşu.

Demir’in geldiğini farketmedi Asi... Ali’yle birlikte yanaşınca görüyor onu... Elinde bir kadah şarap, belli ki bir müddet olmuş onun da geldiği. Gözleri gözlerinde, ağzının içinden mırıldanıyor Demir ona ‘merhaba’sını... sesini biliyor olmasa tahayyül edemeyecek tonunu... müzik ve dalga sesleri bastırıyor onu. Ali, yeni ortağının keyifi olmadığını söylüyor bugün... uzanıp omuzundan sarılıyor Asi’ye Demir’in gözleri önünde... Ali’nin ortağı ve hissedarı artık Asi’de. Bir oyun bu Ali için... Demir biliyor ki, iyi niyet kısvesi altında söylenen bütün sözleri birer hamle... gözlerini deviriyor yere, kontrollü olmalı Demir’de...  Ali yanlarından ayrılıyor sonunda... zor bekliyor bu anı Demir... Asi’nin sabahki Demirsizliğini bile aratıyor bu anı ona... çünkü bir başka kolye parlıyor aşkında.  “Kim verdi bunu sana?” ... eziyet ettiğini biliyor aslında hem kendine hem ona... ama bu soru sorulmalı ve cevap vermeli sevdiği ona. “Hesap vermek zorunda mıyım?” diyor Asi... sabahki gibi çekip gitmesini mi bekliyor... ama gitmeyecek Demir... “Evet... hesap vermek zorundasın!”... İlişkileri bir çığın engellenemezliği gibi... başaşağı gidişin önüne ne geçebilir ki... kaybediyorlar bir bir Asi-Demir’e özel şeyleri... Alınganlıklar, gurur, güven kaybı... suskunluk... sarsılan inançları... yaralıyor aşklarını... Asi soruyor, “Ne zamandır birbirimize hesap verir olduk?”... Yutkunduruyor bu soru Demir’i. Bir başlangıcı yok  ki Asi-Demir’in herşeyin olduğu gibi... asılı kaldıkları zamanın başlangıcı olmadığı gibi... Onlar adeta yaratılırken ayrı düşmüş iki can...  bir bütünün erkek ve dişisi...  içi- dışı... tersi- düzü...  Ne demesini bekliyor Demir’den Asi... ‘Öpüştüğümüzden beri’ demesini mi...  bu koca bir yalan olurdu... onlar ezelden beri birbirinin...  karşılaşmaları ise Allahın bir lütfuydu... Sadece sorusuna cevap versin sevdiği...  “Emanetim nerede Asi?  Boynundaki kolyeyi kim verdi?”...

“Ben verdim” diyerek yanlarına geliyor Ali... “Beğendin mi? Bu gece taktığına göre sahibide beğenmiş olmalı!”... Daha fazla orada durmasına gerek yok... bırakıyor Asi-Demir’i ,  sapladığı zehirli hanceri  yapsın artık işini, yaysın yavaş yavaş zehrini...  “Bu doğru mu Asi? Bu kolyeyi takmak için mi diğerini çıkardın? “ ... Aşk çıkmak için yol arıyor... Demir’de kaba güç, Asi’de gözyaşı oluyor... Asi’nin “Evet’i” acıtıyor... Demir nerede olduklarını unutup Asi’nin kulunu tutuyor... sıkıyor... sıktığını farketmiyor... kendini de farketmiyor artık Demir... nerede olduklarını da... sevdiğini acıttığını da...  “Konuşmamız lazım. Beni dinleyeceksin...”diyor... “Dinlemek zorundasın”... Asi Demir’i böyle görmedi hiç... zorbalığını gördü ama bu halini değil... “Demir kolumu acıtıyorsun” ... duyuyor sonunda Demir onu... Asi’nin kolunu sıkan parmakları gevşerken, yaptığına dönüyor bakışları... nasıl ihmal edebildi sağduyusunu... bu o mu? Demir’in ne anlatacağı umurunda değil Asi’nin bu vakitten sonra... hata ediyor olduğunu bilsede, sırtını dönüyor Demir’e...

Demir kalmak istemiyor burada daha fazla... tahammül sınırını çok aştı bu gece... Kerim ve Defne’den rica edip, Melekleri eve getirmesini, uzaklaşmaya çalışıyor davetten...  herşeyden... tam kokteyl alanını terketmek üzereyken biri yapışıyor kolundan... “Ne olur benimle dans edin!”... Bu da ne... geldiğinde içkisini aldığı garson kız bu... iki çift laf etmişlerdi, bunun ilk iş tecrubesi oluşu üzerine... kimseyle uğraşacak hali yok... “Afederesiniz... ben gitmek zorundayım” diyor ama bırakmıyor kız onun kolunu... “Lütfen, yardım edin... çok zor durumdayım” derken, gözleri davetteki birine askıntı olmayı değil korkuyu taşıyor içinde... Doğal olarak etrafına bakınıyor, bu kızı tehtit eden ne olabilir çevrelerinde...  bu arada kız, kollarını uzatarak ona, saklıyor kendini Demir’in gövdesine... dans eden kalabalığa karışıyorlar birlikte.

Asi, Demir’i bırakıp Melek ile Leyla’nın yanına dönüyor... kimse onların ne yaşadıklarını farketmiyor... kolunun acısı geçti ama yüreğindeki iyice artıyor.  Neydi Demir’in yüzündeki o ifade, kolundan çok  bu acıttı Asi’yi de... orada mı hala... gidip sorsa... “Ne anlatacaksın bana?” Şöyle bir bakınıyor etrafa... kaşları çatılıyor... doğru mu görüyor gözleri yoksa. Sesler uzaklaşıyor Asi’den... bir müzik başlıyor ruhunda... Demir diye verir hep kendini rüzgara... yüzünü yalayıp geçen esinti bir anda yabancılaşıyor ona... dilini damağını kurutan bir yangın her yanında... Demir’in kollarında bir kız... mahçup, yaslanmış... dans ediyorlar ortada.... Azap yaşananlarla gelir ya, yangın yeri bir kez daha bu gece Antakya...
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:02:59 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #33 : 04 Ağustos 2010, 21:42:39 »

İlk yayın tarihi 2 Haziran 2010

OTUZBİRİNCİ BÖLÜM

Senin Hep Sırların Var Demir...


Bu kadar yeterli mi? Sorun bitti mi? Kime  soruluyor bu soru? Bize mi,  Asi’ye mi? Bu kadar yeter... hatta yeterden fazla. Ama Demir’in kollarındaki kız “Bilmiyorum” diyor...  Dansları bitiyor. Demir’de bir sorgulama... “Şefiniz mi azarladı... garsonluğu mu sevmediniz... sorun ne?”... İşiyle ilgili değil... Demir’de kızın rahatladığını görüyor bir parça... yapabileceği bir şey yoksa gitmek istiyor artık o da. Dans için teşekkür ediyor kıza... aldığı yanıtsa bir dans teşekkürüne gelemeyecek kadar fazla... “Hayatımı kurtardınız!”...  Allah allah... neler oluyor... kız uzaklaşıyor yanından hızla.

Demir arabasına dönüyor... birkaç dakikalığına kendi sorunundan uzaklaştı ama geri geldi işte herşey bakışlarına. Asi ile aynı yerde durmadıkları bir yer daha...  bir kez daha. Öfkeyle kolyesini çıkarması zaten onu böldü. Gidip geliyor gururuyla aşkı arasında. Bir de  yerine Ali’nin kolyesini takmasını hazmetmesi mümkün değil. O bir sözdü aralarında... sıkıldı mı gerçekten, yoruldu mu o sözü taşımaktan ... pişman mı yoksa? Bu garip yaşananlarda, tanıdığı Asi’yi bulmaya çalışıyor karşısında... Ne badireler atlattılar... sevdiğinin duruşlarını bilir... ama kesinlikle yabancı şu anına. Sorular dörtdönüyor kafasında... çoğalıyorlar o sıraladıkça... kıskandırmak için yapıyor olabilir mi bunu. Güvenini sarsmış olsa dahi, yine de yakıştırmıyor ona böyle bir şeyi.  O zaman, Ali’ye kayıyor olabilir mi... Yooo... bu da, her bir hücresinin reddettiği bir yakıştırma oluyor bu akşama. Ama olanların da başka bir açıklaması yok galiba... İçindeki sesler çekiştirip duruyor düşüncelerini bir o yana bir bu yana. Arabasında ... oturuyor hala... gözleri böyle dalmış, neler oluyor diye oturabilirdi  daha da... ama... bir hareketlenme ilgisini çekiyor park alanında...  Biraz evvel onu dansa zorlayan kız koşarak geçiyor önünden... bir genç ardından da. Arabasını çalıştırıp, düşüyor peşlerine o da... kızın korku dolu sözlerini hatırlıyor, hayatını kurtarışıyla ilgili... aldırış etmeyip bu telaşa bırakması mümkün değil onu tek başına. Koşmaktan nefes nefese kalan kızı alıyor yanaşıp arabasına... yetişemiyor kızı takip eden kişi onlara.

Aracını şehre doğru sürüyor Demir... kaldığı yere bırakacak kızı. Doğal olarak sorunu da öğreniyor yol boyu. Kızın adı Zeynep... peşindeki Galip, onunla zorla evlenmek isteyen kararlı bir delikanlı. Babasından istemiş kızı. Dükkan açmak için paraya ihtiyacı olan baba da, sırf bu yüzden evlenmesi için Zeynep’e baskı yaptı. O da ailesine karşı çııkıp evden kaçtı. Başka çare var mı?  Demir onu şehirde kaldığı otele getirdiğinde,  hiç uygun bulmuyor bir genç kız için burayı. Galip’inde onu burada kolaylıkla bulabileceğini düşünüyor... kızı Kuşlu Ev’in güvenli ortamına getiriyor. Ertesi gün de Mersin’deki arkadaşına gitmek üzere otobüse bindirmeye söz veriyor. Zeynep’e telefon numarasını veriyor... yalnız başına korkup korkmayacağını soruyor... “birşey olursa beni ara” diyerek, çiftliğe  gitmek üzere evden ayrılıyor.

Davet devam ediyor... Asi sıkkın... ama ev sahibine itiraf edemiyor.  Keyfi yok gibi ama bunun dışarıda vakit geçirmeye pek alışık olmayışından kaynaklandığını söylüyor... Asi, Ali ile konuşurken Demir’in gittiğini öğreniyor... şaşırıyor. Biraz evvel dans ederken gördü onu bir kızla... o kızla mı gitti sanıyor? ... ... Kerim ve Defne, dans ediyor. Kerim’in aklı Demir’de. Demir’in bu akşam yüzü görülecek haldeydi yine...  ama ne yapabilirler ki, bu ikisi arasında bir şey... gerçi Ali Bey’de Asi’ye soluk aldırmıyor, bu kadar tesadüf hayret edilecek şey. ... ...Leyla ve Melek, ellerinde birer kadeh şarap katılıyorlar Asi ile sohbet eden Ali’ye...  üzmemek için çok bahis konusu yapılmayan   ‘kolunu’ soruyor Ali, Melek’e... Artık böyle şeylerin tedavi yollarının genişlediğini, bir arkadaşının benzer bir sorun yaşadığını söylüyor Ali... Melek’den bahsetmiş ona da. İsterse rahat bir zamanında detaylı anlatabilir Melek’e... numarasını kaydediyor onun cebine, kendi elleriyle. Herkese mavi boncuk dağıtan bir tip Ali...  buradan mı geliyor ilişkilerindeki parıltı?

Davet dağılıyor yavaş yavaş... İki gece böyle üst üste, yordu Kerim’i de... mışıl mışıl uyuyacak, herkesi bırakıp evine. Ali kızları evine bırakmayı teklif ediyor... gitsin uyusun o erkence. Ama olmaaaz... Baldızını evine teslim etmesi gerek... ayrıca Melek’de ona emanet... Bu işler Fransa’daki gibi olmuyor öyle... Ali’ye, haddini bil der gibi tatlı tatlı Kerim’de.  

Kızlar sağ salim evlerine teslim ediliyor... Melek yatmamış,  elinde kitap bahçede Demir’i bekliyor... Melek bilmiş bilmiş abisine takılıyor...”Partiden niye erken ayrıldın diye sormayacağım ama eve de bizden geç geldin!”... Bu sahnede ne muhteşem şeyler oluyor... “Ooooo”... Demir’in yüzüne bir gülümseme geliyor... “Benim küçük meleğim abisini kontrol mü ediyor?”... Sevginin verdiği böyle bir özgürlük bu işte... Demir, ne zamandır abiler kardeşlere hesap verir oldu, diye sormuyor...  Sorgulamak için minicik yüreklerde dev gibi sevgiler boy veriyor. Melek, Demir’e iyi geceler diyebilmek için beklemiş biraz... ne var bunda... ama abisi geldi artık ya, gönderiyor onu uykuya. Bu sevgiyle doyurulamayan bir şey var ama onda. Özlemi kardeşçe sevgilerden fazlasına... Asi’nin olduğu bir dünyaya... Asi’nin sevgisiyle sarmalandığı bir yaşam hayal ediliyor o anda. Asi’ye gelinen bir ev... birlikte gidilen bir yatak... huzurlu bir akşam aşkla. Durduramıyor ama huzuru, aşkı, Asi’yi yanyana. Bu mümkün olabilecek mi acaba...  Merakla yol gözleyen bir Asi çok ama çok uzak ona.

Asi odasında...  Ceylan çoktan dalmış, kimbilir kaçıncı uykusunda. Ne gelen bir telefon var ne de bir ses, “sesini duymak istedim” diyen kulağında... bir dua gibi mırıldansın adını... bozmadan Asi’deki Demir’i kaymak isterken uykusuna... takılsın kardeşi, Demir’le olan konuşmalarına...  Yalnız hissediyor kendini, mutsuz hissediyor... Geçiyor aynanın karşısına... bugün kabalık etmemek için taktığı Ali’nin doğumgünü hediyesine uzanıyor parmakları... çıkarıyor bir hamlede, bırakılıveriyor muhafazasına.  Kafese konmuş gibi hissediyor kendisini... bir başka kutuya uzanıyor ... hemen oracıkda... başucunda... neler barındırıyor o kutu kuytularında. Aşkını emanet etti Asi ona. Altını parlıyor bordoluklardan ona... kadifenin ipek dokusu bile  aratmış Asi’nin tenini o altına... şifa dokunuşlarla uzanıyor ona. Bu gün altınını arananan Demir görüntüleri... Demir sözleri... gitmiyor gözünün önünden,  kulaklarında çınlıyorlar hala. Kala kala bunlar mı kaldı aşkından ona. Ne olacak sonları... Demir’le herşey gittikçe daha da içinden çıkılmaz hale geliyor adeta.

Ertesi sabah... Kuşlu Ev’in kapısı çalınıyor... Demir geliyor. Yiyecek birşeyler getirmiş. Mersin biletini de almış... hemen çıkıyorlar. Önce otele gidip Zeynep’in eşyalarını alıyorlar. Otobüs terminaline geldiklerinde Zeynep, Mersin seferine binen yolcuları gözleyen Galip’i  farkediyor... Demir “Şununla bir konuşalım bakalım” dese de Zeynep onu zorla uzaklaştırıyor. Bir faydası olmayacağını biliyor.  Ama Galip bu arada onları görüyor. Arabaya geri dönen Demir ve Zeynep’i takip ediyor, yetişemese bile, Demir’in aracının plakasını almayı başarıyor. Zeynep’in otobüs ile gidemeyeceğini anlayan Demir, onu Kuşlu Ev’e geri getiriyor. Günü burada bekleyerek geçirecek Zeynep... Demir de akşam iş çıkışı gelip onu alacak ve arabayla Mersin’e götürecek... böylece anlaşılıyor. Zeynep’in alternatifi yok... razı geliyor.

Demir bu işlerle uğraşırken işe gecikiyor... Daha yerine oturmadan, sekreteri elinde dosya onu takip ediyor... hemen peşine Kerim ve Defne geliyor...  Demir’in dikkati önündeki dosyalarda... Kerim söylenerek girdiği için farkediyor ama Defne’yi sonradan görüyor...
Kusura bakmasın Defne, kafasının çok karışık olduğunu söylüyor. Defne,  Demir’in de Asi’ninde kafasının  epeyi karışık olduğunu biliyor son günlerde. Zaten onun için burada. Demir’in konuşmazlık duvarını aşabilecek mi bilmiyor ama soruyor... “Neler oluyor?”... Demir’in bu sorgulamadan hoşlanmayacağını bilen Kerim “Vallahi engel olmaya çalıştım Demir. Ama beceremedim. Gördüğün gibi Defne kararlı, hesap soracak.” diyerek kendini aklamaya çalışıyor.  Oysa hesap sormuyor Defne... sadece üzülüyor. Demir niye Asi ile açık açık konuşmuyor? Niye olanları anlatmıyor? Demir’in böylesi sohbetlerde pratiği yok... hesaplaşmaları hep kendi kendiyle. Ne desin Defne’ye... Ne zamandan beri anlatmaya çalışıyor Demir olanları Asi’ye, ama pürüzler çıktı hep önlerine... artık sadece Demir’in müdahale edebileceği bir mesafeden fazlaca uzaklaştılar birbirlerine. “Bunları daha sonra konuşsak olur mu? “ diyerek ötelemeye çalışıyor Defne’nin merakını... anlıyor da bu kadını, biliyor Asi’yle Defne’nin yakınlığını.

Defne yansız bakabiliyor onlara... zaman kaybettiklerinin farkında. Söylemekten de çekinmiyor. Demir savunma ihtiyacı mı hissediyor kendini...  bir suçlama mı hissediyor bu ‘daha sonra’nın altında yatanlarda. “Defne ben çaba gösterdim. Anlatmaya çalıştım. Ama Asi’nin ilgi alanları çabucak değişti. Ona ulaşmak kolay değil artık.” Bölük pörçük de olsa netleştirdi bu yargıyı kafasında. Defne ise iki cümlenin yeteceğini düşünüyor herşeye... “Tezyem intihara kalkıştı. Ona söz verdiğim içinde sana söyleyemedim Asi...” böylece herşey aydınlanır. Bu kırgınlıkları da kapanır gider. Ama Demir’in yüz ifadesi farklı şeyler söylüyor... O da böyle düşünüyordu en başlarda. Demir anlatır, Asi anlar... oysa hiç bir şey bu kadar basit değil artık. Araya başka sözler... başka kişiler girdi. “O iki cümle hiç bir şeyi çözmeyecek Defne. Hatta artık olanları anlatmak bile gereksiz”diyor. “Ona verdiği kolye aralarındaki bağın simgesiydi. Hiç çıkarmayacağına söz vermişti. Ama şu anda yerinde üç gündür tanıdığı kişinin kolyesi var.”

Bir çaba yok gözlerindeki hayalkırıklığını silmek için. Asi bu meselenin üzerini o kadar kolay çizdi ki Demir içinde bitti. Peşinden koşmayacağım mı demeye getiriyor... bu bırakışa gücü yetebilir mi? Kerim dayanamıyor... “Nasıl biter ya. Delimisiniz siz? Defne de Asi’nin kolay ulaşılabilen bir yerde durmadığını biliyor, onunla konuşmayı kendi de denedi. Ama Asi’yi bu noktaya koyan Demir’in kendiydi.  “Demir sen en başından herşeyi anlatsan böyle olmazdı ki? Sonuçta Asi’den gerçekleri sakladığın için bu durumdasınız.”  Demir’de biliyor bunu. Zaten Asi’ye gösterdiği sabır da tamamen bu noktaya gelmelerindeki suçluluğuyla ilgili. Ama kendini de haklı görüyor... teyzesi için de, kendi içinde özel bir durumdu. O da zor günler geçirdi... “Biraz zaman istedim, sadece biraz zaman. Ama o bekleyemedi. Ben ne kadar suçluysam, Asi’de o kadar suçlu.” Arşınlamaya başlıyor odayı... ihtilafa düşmüş aklıyla duyguları... “Nasıl bu kadar kolay vazgeçer ya? Bir yabancıyla bu kadar yakınlaşır.” Hakim olamıyor sesindeki incinmişliğe. “Peki ben bunu kabul edebilir miyim? Asla... asla kabul etmem.” Tartmış, ölçmüş, biçmiş...  vazgeçmek için o da nedenler bulmuş... “Hatalı olabilirim, mesafe koymuş olabilirim ama bunu hak etmedim. Belkide iyi oldu. Bu hata sayesinde çok şey öğrendim. Asi’nin duygularının geçici olduğunu öğrendim en azından.”

Defne, Demir’in yanlış düşündüğünü biliyor... kardeşindeki asiliği Demir’in başlattığını da. Asi’nin de Demir’in koyduğu mesafeleri, asla... asla kabul edemediğini de.  O kadar inatçı ki ikiside... ve o kadar gururlu ki... bir çeşit ‘kendilerini kaybetmemek’ için direniyorlar birbirlerine... Asi vaktiyle düştü aşkının peşine... Demir’de öyle... ama ‘yenemediler gururlarını’... açamadılar kendilerini şu anki kadar bile. Kainatlar yaratmış tanrım birbirinden habersiz... tersine akabilirler aynı nehirde... karışmazlar birbirlerine... “Hayır Defne... direnemedi o. Eğer direnebilseydi, hayatımız bambaşka olacaktı. Ama görüyorum ki direnmeye çalışan bir tek ben varım. Biz bu sınavı geçemedik. Benim içinde bitti artık bu iş....” Kulak veriyorum sözlerine... bu nasıl bir şeydi diye. Gerçekten öyle mi diye sormak gerekiyor Demir’e... şimdilik öyle sansın kendi kendine.

Asi’nin ise bu gün şirketteki ilk iş günü... hanım hanımcık giyinmış... bu gün farklı görünüyor. Ali onu odasına götürüyor ve özel sekreterini tanıştırıyor... daha ilk günden önemli bir toplantıyla iş başlıyor.  Sekreteri ana taslağı ve ona yardımcı olacak ayrıntıları hazırlamış bile. Toplantı Demir’le mi? Önündeki dosyaları inceledikten sonra onu arıyor... İskenderun işini başlatmak için alınması gereken izinler var ve bir araya gelmeleri gerekiyor. Nasıl yapsınlar, Demir’in onlara gelmesi mümkün mü? Uygunsa ofisine buyurmalarını öneriyor Demir... bir saat sonra boş... gelebilirlerse, hallederler. Gözler boşlukta, temkinli her ikiside... söylenenlerden başka neler gizli seslerde. Demir telefonda Asi’nin aradığını gördüğünde nefessiz kalmış olduğunu farkediyor bir müddetliğine...  iş için arıyor olması  üzdü... ama alışması gerekiyor bu duruma galiba. Çekeceği var ümitlerinden... her ‘Asi’ Asi’yi getirecek ona ilk anlarda. Değişti ses tonu bunu farkettiği anda. Beklemiyorda aralarındaki sessizliğin anlattıklarını duymayı... sabır göstermeyecek bu defa...  “Bir an konuşamadım işte” diyen Asi yok çünkü orada... “Söyleyeceğin başka bir şey var mı?” diye sorarken sesindeki tını değişiyor ama hala aynı uzaklıkta...

Söyleyeceği hiç bir şey yok Asi’nin. Öfkeyle itip kakmak, Demir’in  tanıdık ama bir o kadar da yabancı ve alakasız o ses tonunu yerlebiredecek bir şeyler söyleme istiyor aslında. Sanki hiç bir şey yokmuş... olmamış... gibi aralarında, ne kadar rahat konuşabiliyor böyle onunla. Söyleyeceği başka bir şey var mıymış... var elbette... ama söylemeyecek işte. O kendisine böyle uzak durabiliyorsa, umarsamıyorsa, Asi’de olabilir aynı onunla. Demir’le konuşmasına tanık olan Ali farkediyor tersliği... “Bir şey mi oldu?”... Yoo.. herşey yolunda. Ali’nin toplantıyı  ertesi güne erteleme önerisini ise yaklaşmıyor bile yanına. Gerek yok... başa çıkmasını bilir Asi, Demir ile...  Başa çıkabilirdi de gerçekte... ama mücadele ettiği kendi duyguları, kendi kararları. Onu böylesine üzerken bile hala ondan kopamayışı. Sesini duymanın bile  onu maraton koşmuşçasına soluksuz bırakışı. Karmançorman kafası... bu ne kadar böyle devam edecek... Demir canı istediği zaman tek söz etmeden kendini çekecek,  sonra gelip ‘konuşmamız lazım’ diyecek. Bu arada Asi’yi nasıl üzdüğünü hesap etmeden, emanetlerinin hesabını isteyecek. Gel gör ki aşk Asi’ye  gelmiş gitmek bilmeyecek. Onu böylesine geren, kızgınlığına rağmen ayaklanan aşkına karşı durabilse çok iyi olacak. Belki de Demir onu gördüğünde  ‘...sen aslında... belkide o muhteşem gururuna sarınıp, bana aşık olmadığını söylemeye gelmişsindir...” diyecek. “...ama o gözlerin...  bana her bakışında o kadar aşkla dolu ki... bunu nasıl yapacaksın merak ediyorum?” Asi’nin içinden geçenler Demir için hep uluorta... “...benim sahibimmiş gibi davranmayı ne çabuk öğrendin...  kimsin sen... kim olduğunu sanıyorsun...  aşkın bu kadarına yeter Demir... söz geçiremezsin bana, bir alıp bir bırakamayacaksın, oynayamayacaksın aşkımla” diyemeyecek ona.... dili dese bile gözleri hep gerçekleri söylüyor olacak aşkına. Onu bu kadar iyi tanıyan Demir... karmaşasını da , incindiğini de görmüyor mu aynı oranda.

Asi-Demir  birbirlerini almak için hep hazır olacaklar, e.min bir tek bunun farkında. Aşka rağmen kararlar vermek zorlayacak, yaralayacak, bereleyecek ruhlarını... sakatlayacak acımasızca. Çoşkuya engeller... mekansal çitler... zamansal çitler... nedensel çitler koymak zorunda kalacaklar aralarına.  Buna rağmen görecekler ki bütün bunlar aşkı yok etmez, ulaşılmaz kılar yalnızca. Asi’nin sözleri geliyor bunları yazarken kulaklarıma... ‘yıkacak yeni çitlerim olsun’ diyor bana...  aşk bütün çitleri yıkmaya muktedir olmalı hayatta. Aşk değil yoksa?

Misafirlerini ofisinin penceresinden gözlüyor Demir... Aşkını, Asi ve Ali yanyanalığına mı kırdırmak istiyor, Demir... kendi kendine eziyet ediyor Demir. Ona gelmesine mani olamıyor hatıraların... bir zamanlar kendi vardı iş toplantılarına giderken Asi’nin yanında. Ali ile yanyana görünmekten hiç rahatsız olmuşa benzemiyor Asi şu anda... ne de onunla çalışıyor olmaya. Kararında bırakmayı becerebilecek mi hatıraları içi yanarken... gözlerini onlardan kaçırırken bir ipek dokunuş hissediyor avucunda... Asi’nin saçlarından sıyrılıp düşmüş... ağırlığı hala onda. Vazgeçmeli... vazgeçmeli bunlardan da. Ne çok Asi biriktirmiş varlığında, farkına varıyor o anda. Asi’li anılarını bir bir koparıp atsa, ne kalacak geriye acaba? Bu bir kıyım Demir’in yaşamında.

Misafirlerini ayakta karşılıyor Demir... hala pencerenin yanında. Buyur ederken onları masaya, göz göze gelmemeye çalışıyor aşkıyla. Değil mi ki Asi sözünde durmadı, kolyesini bir tarafa attı, konuşacakta bir şey kalmadı onunla. Zaten Asi’nin gözleri bir an bile kaymıyor ona... hep meşgul birşeylerle, gururuyla tek parça Asi oturuyor yanıbaşında.  “Dün erkenden nereye kayboldun öyle... partiden sıkıldın mı yoksa” diye soruyor Ali, daha ancak oturmuşlarken yerlerine. Kusura bakmasınlar, veda edemedi Demir. “Seni eğlendiremedik galiba” deyişine ise katılıyor Ali’nin. Hiç eğlenmedi. Bu tür partiler ona göre değil. Gelmeseymiş daha iyiymiş. Demir’in Ali ile konuşmasını fırsat bilerek onu gözlüyor Asi... dün akşam onun için de hiç eğlenceli değildi. Ama şu anki kendi gerginliğiyle mukayese ederse, Demir çok iyi. “Neyse şimdi işimize bakalım” derken işten başka hiç bir şey düşünmüyor gibi.  Ondan öğreneceği çok şey var, aşklarına alakasız olacak o da iş konuşurken, önündeki dosyalarları tanzim ediyor Asi.  

Demir Ali’yi bırakıp, Asi’ye dönüyor... sebatla ve inatla ona bakmayan Asi’yi umursamıyor... kararlar verdi, uygulamaya koyacak, Asi’nin de bilmesi gerekiyor. Zaten söylediklerini duyunca yeşil öfkeler dönecek ondan yana, biliyor... “Asi sanırım senin düzenlediğin zamanlamaya uyacağız. Önce şunu bir netleştirelim. Bu günki toplantı için bir sorun yok ama...” diye devam ederken Asi daha fazla tepkisiz kalamıyor... sorunlu toplantılar olacak demek ki...  gözleri Demir’e dönüyor. Duyduklarına inanamıyor o devam ettikçe... bakışlarına havale ediyor söyleyemediklerini... kızgınlığı, öfkesi katmerleniyor Demir’in  tok sözleriyle... “..ben her aşamadaki toplantıya katılmayı düşünmüyorum. Şöyle bir formül öneriyorum. Aylık toplantıyı ben İhsan Bey ile yapabilirim. Ara aşamalarda Leyla’yı devreye sokmaya karar verdim. Böylece sonu gelmeyen toplantılarla zaman kaybetmemiş olacağım”... Derhal toparlamalı kendini Asi. Bir anlama geliyor Demir’in sözleri ama Asi henüz bunu çözemedi. Aşık Asi ile  işkadını Asi arasında gidip geliyor düşünceleri, Demir’in toplantılardan kaçışının nedir gerçek nedeni. ‘Zaman kaybetmek’ diyen adama isyan eden, alıngan davranan, neden aşık Asi? İşkadınını temsili bir ifade yerleştirip yüzüne, dönüyor sinir sevdiğine... “Toplantılar senin için zaman kaybıysa tamam.”... engelleyemiyor yeterince, içindeki yırtıcılığın yansımasını sesine. Demir onu kızdırdığının da, kararsız bıraktığının da çok iyi bilincinde. “Bu kadar işi bir arada başka türlü yürütemem” diyor, uydurulmuş bu bahaneyle ve tabi Asi’yi deli eden bir sakinlikle. Asi, Ali’nin konuşmaya dahil olmayışını garipsese de...”Kararları toplantılarda almayacak mıyız?” diye yine kendisi soruyor Demir’e. Tabi böyle olacak ama bütün kararlarda Demir’in olması gerekmiyor. “Ayrıca, ikinizin iyi bir takım olacağını düşünüyorum. Uyumlu bir ikili olacağınızdan kuşkum yok.”diyerek  Ali’yi gülümseten bir de yorum yapıyor birlikteliklerine...  bu söylem, üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor Asi’de ... yüreğine acılar vuruluyor bu sözlerle. Arda bakmayı Asi’de çok iyi  öğrendi Demir geldiğinden beri şehre. İhsan Bey’e verdiği söz dolayısıyla işbirliğine girdi, imzasını attı Demir. Sorumlulukları ihmal etmediğini de yakında görecekler... ‘Buraya kadarmış’ dedirtiyor Demir, Asi’ye... dudaklarını kenetliyor birbirine... acıtana kadar sıkıyor, ihtiyacı var birşeyler hissetmeye... dağılıp gidecek aksi taktirde. Demir’i kayboluyor, dosyalar, rakamlar, sayfalar arasında, gözlerinin önünde. Kim bu adam? Bilmiyor bile!.. Şimdi baksınlar artık, şu raporlar nerede?  

Ali’ye telefon geliyor bu arada, iptal edilemeyen bir randevu için  çıkması gerekiyor kısa bir süreliğine...  Asi-Demir devam ediyor işlere...  Bir firmanın ortaklığı dikkatini çekiyor Demir’in, anlamıyor,  soruyor Asi’ye... Avusturyalı ortağın tavsiyesiymiş... rapora bakmak için ona doğru eğilen Asi geri çekiliyor ama etkisi kalıyor Demir’de... gözlerini alamadığı bu görüntü tanıdık değil ama Demir’e... “Böyle başka biri gibi görünüyorsun” diyor Asi’ye. Bu çok kişisel bir yorum, beklemiyor Demir’den duymayı Asi... şaşırarak dönsede ona, göremiyor gözlerini, önündeki dosyada...  yanılmış olmalı bu sözlerini özele yormakla, kendi de hafife alırcasına bir şeyler söylemeli ona... “Bana da biraz garip geliyor ama tarlaya gider gibi de giyinemezdim.” Asi’nin öylesine söylediği sözleri, yere seriyor bütün kararlarını... Seviyor tarlalardan çıkıp gelen bu kızı... herhangi bir şey var mı değiştirebilen bunu? Bilmiyor sonlarını ama aşka alıştırdı bu kız onu... “Seni tarlada yada atın üzerinde görmeye alışmıştım. Şimdi karşımda sanki bir yabancı duruyor”... Demir mi söylüyor bunu... daha biraz evvel Asi kendine soruyordu... kim bu adam, bilmiyordu... yüreği sıkıştırılmış bir yumru... hayatları nasıl bu kadar anlaşılmazlarla doldu?... “Kim yabancı... sen mi ben mi?”...  Demir sandalyesine yaslanıyor, kendinin değişmediğini biliyor...  ‘biz’in cevapları Asi’de... söylesin herikisi içinde...”Sence hangimiz?” diye soruyor sevdiğine. Suçlu mu arıyor aşklarının bu hale gelişine...  Aşkıyla değiştiğini söyleyen Demir bir boyut ekledi kendine, zenginleşti, parladı, renklendi ama özünü değiştiremedi... değiştiremezde... geri çekilişleri, kendini saklayışları, suskunlukları, hatta korkuları artarak var olmaya devam etti içinde... Değişen Asi’de değil... başkaldırışları, hırçınlığı, öfkesiyle en doğal haliyle... Ne öyleyse?.. Asi’nin davranışları değişti Demir’e... bunu açık açık da söylemedi mi  ‘tersine akıyorum diye’... duymak istemiyor artık Demir’i... zorlamıyor ‘konuş’ diye... aşk yetmiyor yanan yüreğine. Bu değişimin Asi’den gelişi haklı yapmaya yetmiyor Demir’i ya, her neyse.

‘Sence’ sini yanıtsız bırakıyor sevdiği... ama cevabını sevdiğinin gözlerinden aldı yine. Duramıyor yerinde...  aşkları hiç değişmemiş Asi’de de. Ama birlikte yaşamayı da beceremiyorlar nedense. Bir ümit olabilir mi herşeye rağmen her ikisine... adı üzerinde bir ‘ümit’ işte... biliyorki Asi bu defa ona “Ne söyleyecektin?” diye sormayacak... ve kerim ne kadar haklı... deliler her ikisi de... böyle bir aşkı kurban ettiler bir hiç’e... O açık bir kapı bırakmalı Asi-Demir’e... “Hayat uzun bir yolculuk. Böyle dönemeçler hep olabilir” diyor dönüp sevdiğine... “Ama sen bekleyemedin Asi. Çabuk vazgeçtin. Böyle devam ederse ikimizde kaybedeceğiz.”  

Ali dönüyor geri...  kusura bakmasınlar, dışarı çıkmak zorunda kaldı, bir hata yapmış sekreteri. Çıkmışken de Asi’ye bir kazak aldı. İşde daha resmi kıyafeter giymesini rica ettiği Asi’nin ne kadar rahatsız olduğunu anladı. O böyle giyinecek biri değil... hatasını telafi etmek istedi. Demir’in gözleri dolanıyor kazakla Asi arasında... tahammül edemiyor daha fazla, eğiliyor önündeki dosyaya. Leyla onlara katılana kadar da kaldırmıyor kafasını bir daha. Asi, Leyla’nın bilgisayarından datalara göz atmak üzere çıkıntığında Ali ile yalnız kalıyor bu defa. Ali’nin işi gücü oyun... İş için ağzını açmayan o “Cephe gerisinde savaşmayı tercih ediyorsun demek” diye giriyor konuşmaya... Anlamamız mümkün olacak mı bu adamı tam anlamıyla?.. Dürüst olduğunu düşünüyor olabilir hala böyle konuşuyor olmakla. Bir vazgeçiş olarak mı alglamalı bunu, soruyor yine açıkça. Hiç bir şey olarak algılamasın Ali, işin sağlıklı yürümesi için böylesi gerekli.  Asi hissettiği kadar Demir’inse Ali’nin önemi yok ikisi içinde. Kıyamete kadar kalabilir Ali olduğu yerde. Savaşın kendine göre kuralları varmış... geri çekilerek olmazmış,  bunu da ögreniyoruz Demir’le beraber bizde. Ama madem Demir ‘in tercihi bu, yüzyüze keyifli bir düello yerine, böyle de oynayabilir Ali, Demir’le. Demir, “Herşeyi eğlence haline getirmeye gerek yok” desede... bir zarar görmüyor insanları alet ettiği bu eğlencesinde Ali. Demir’in bu kadar ciddi olmasını da anlamıyor. Hayatta ne zaman ne olacağını kim bilebilir ki... gelecek ne ki? Kim bilebilir ki bunu Demir’den iyi? Belli ki Ali çocukken kurşun askerlerle oynamayı çok seviyordu. Demir hiç sevmezdi. Onların gerçek insan olmadığını bilirdi. Artık Ali’de karşısındakilerin etten kemikten yapıldığını öğrense iyi olur. “Pusulanı düzelt Ali” diyor Demir...”Asi’nin de benim de sahici birer insan olduğumuzu unutma”...  Ali, nutuk için Demir’e teşekkür ediyor. Asi’yi bir kenara bırakıyor, Demir’inse damarlarında kandan çok gurur akıyor. Gurur tehlikeli birşey,  “Dikkat et seni zehirlemesin” diyor.  Gurur zehirlemez, sadece onurlandırır Demir’i... ama Ali unutmasın ki... hırsta insanı zehirler... farkında olmadan hemde, ne kaybettiğini anlayamaz bile. Çok geç olana kadar anlamayacak nitekim de...  

Demir ile olan konuşmasından bir netice alamayan Defne, dizginleri alıyor iyice eline. Zaten şehirde olan Asi’yi, Demir’in ofisinde yakalıyor ve buluşmak için diretiyor iyice. Asi’de toplantı çıkışında ablasıyla buluşuyor bir çaybahçesinde. Hiç uzatmıyor Defne... söyleyecekleri belli, eğer ikisi de böyle davranmaya devam ederse,  herşey daha da kötüye gidecek, müneccim olmak gerekmiyor bunu görmeye. Bu tatsızlığa bir son vermeleri lazım. Asi kafa tutuyor... bunu konuşmak için mi çağırdı apar topar onu... ne zamandan beri ablası Asi’nin özeline karışır  oldu... Kardeşinin kendisini de kale almadığının farkında Defne... önce bir dinlesin hele... biliyor ki bir noktaya kadar haklı Asi, aralarındaki bu soğuklukta Demir’in de payı var bu nedenle gidip Demir’le de konuştu. “Ne!!!”... Defne bunu neden yaptı, ne gerek vardı?.. Ne yapsın, ikisi birbiriyle konuşmayı beceremediği için mecbur kaldı ablası. Neden birbirlerini anlamaya çalışmıyorlar... niye oturup herşeyi açık açık konuşmuyorlar. Bunu yapmaya çalıştı Asi bir vakit... ama hüsranla kendini attığı ablası neticeye en yakın tanık... Demir’e sormalıydı neden aniden değiştiğini asıl Defne.  Sormadı gerçektende... çünkü nedeni biliyor Süheyla ve intiharı hakkında öğrendikleriyle. Demir Asi’den uzak duruyor olsa bile bu onu sevmiyor anlamına gelmiyor ki...  Aslında Asi’de  bu sevgiyi Demir’in gözlerinde görmekten hiç kurtulamadı ki... bu daha da anlamsızlaştırdı aralarındaki mesafeyi. Ablası savunmaya devam ediyor Demir’i... biraz zamana ihtiyacı var çünkü bu ara kendine ait dertleri var Demir’in, bunu Asi’ye de söyledi,... bu kadar sert olmasın kardeşi.   Defne konuşuyor karşısında ama kulaklarında ‘konuşmamız lazım’ diyen Demir’in sesi duyuluyor her nasılsa.  O zamanda anlatacakları umurundaydı... şimdi de... ama o gurur yok mu ya...  kendini üzdüğü gibi  Demir’i üzmek istedi o anda. Sertlikten mi bahsediyor ablası... Hıııhhh... Demir’in bu günki halini görseydi, böyle söylemezdi ona.

Asıl söylemesi gereken konuya geliyor Defne. Aslında bu bir aile sırrı ama artık Asi’de bilmeli. Süheyla Hanım kardeşinin atladığı yerden intihar etmeye kalkmış. Asi kavrayamıyor ilk anda duyduğunu... “Neee?”... Süheyla’yı tanıyan birinin tahayyül bile edemeyeceği bir şey bu. Demir son anda kurtarmış ama bütün aile hala bunun travmasını yaşıyor. Demir’in Asi’den uzak durmasının sebebi bu.  Asi haberi sindirdikçe... uzlaşmak yerine, tersleniyor iyice...  alınganlık falan değil vardığı yer, kabullenememe... fırtınalı bir gecede dışarıda kalmayı seçmiş sevdiği sığınmak yerine kendine...  “Bu kadar önemli bir olayı neden benimle paylaşmadı...  Bak gördün mü, mesele bu işte Defne...”  Demir’in, Süheyla Hanım’a söz verdiği için Kerim’e bile söylemediğini öğreniyor Asi...  Onunla yaşadıkları bir film şeridi...  kapısına gidişini hatırlıyor... dünyayla birlikte gururunu elinin tersiyle ittiği ve Demir’in peşine düştüğü o günü... Ailevi sorunlarından... ona ihtiyaçları olduğundan bahseden Demir anlam kazanıyor...  Yakınlarına neler olduğunu fark dahi edemeyen Demir için üzülüyor şimdi.

Melek Ali’yi arıyor... partide bahsettiği doktor arkadaşına nasıl ulaşabileceğini soruyor. Ali konuyu detaylı anlatabilmek için yüz yüze görüşmeyi teklif ediyor...  şehirde buluşmayı öneriyor... hem yemek yer hem konuşurlar. Melek bu öneriye sevinçle kabul ediyor. Onu bir sonra gördüğümüz sahnede üzerinde derin göğüs dekolteli siyah elbisesi, topuz yapılmış saçlarıyla karşımızda sanki bir başkası duruyor.  Ali bu arada doktor arkadaşıyla konuşmuş,  Melek’in kolundaki sorunu anlatmış...  bu tür rahatsızlıklar için Rolfing  denilen bir sistem varmış, çok iyi sonuçlar almışlar. Melek kararını verirse... gerisi kolay... öngörüşmeyi yapar, randevuyu alır Ali... Keyifli bir yemek yiyorlar birlikte... ama Aslan’a yakalanıyor Melek çıkışta.  Rezil oluyor onun sayesinde buluştuğu adama... ne hakla karışıyorki Aslan ona... Teyzesinin kızına karışmayacakta kime karışacak Aslan...  burası Ali Efendi’nin yaşadığı Paris değil... giyinip kuşanıp elin adamıyla öyle buluşamaz buralarda...  Ali’ye bir şey olmaz, Melek’e olur, Aslan’a olur... Melek pabuç bırakmıyor ama Aslan’a... Kimseye birşey olduğu yok... ne oluyorsa Aslan’ın örümcek kafasında oluyor.  Dünyadan haberi yok oysa Melek’in... çarşıda hakkında laf çıkarsa, katil olur Aslan burada.

Asi, Defne ile buluştuktan sonra çiftliğe dönmeye karar veriyor... yolda koyun sürüsünü otlatan Ökkeş Efendi ve Arif dikkatini çekiyor. Arabasını sağa yanaştırıp duruyor.  Özletti kendini, güler yüzle karşılanıyor. Hüseyin de oralarda... fazla gezmeye başladı bu ara buralarda... ama Hüseyin mutlu görünmüyor onunla karşılaştığına... “Kızdın değil mi bana? Küsüz değil mi?”... Asi anlamıyor ufaklığın neden bahsettiğini... neden küssün, Hüseyin ne yaptı ki... Şimdi şaşırma sırası ufaklıkta... “Demir abi söylemedi mi sana?”... Gerçek arkadaşmış vallaha... Asi öğrenmeli neler oluyor, anlatsın artık bu minik adam ona. Telefisi mümkün olmayan o doğum günü... beliriveriyor Hüseyin’in sözleri arasında. Demir sürpriz yapacakmış Asi’ye doğum gününde, hediyeler almış ,manzaralı yerde hazırlık yapmış... Hüseyin’se berbat etmeyi becermiş herşeyi bir güzelce... haber vermeye gelmişti ama yüklendiği vazifeyi yapamadı sevdiği kızı görünce... dediklerini duyuramadı Asi’ye. Neler duyuyor günler sonra Asi böyle... Onu görmek istemiş Demir doğum gününde, ama aksilikler peşlerini bırakmamış meğerse. Hemen Demir’i bulmalı... arabasına dönerken heyecanlı... Arif Efendi sesleniyor... Demir’i şehirdeki evde bulabilir, gitmesin boşuna çiftliğe...  Sabah  ayrılmadan çiftlikten Demir uyarmıştı Arif’i kendi gidecek, boşuna Arif gitmesin diye. Asıl amacıysa Zeynep’den uzak tutmaktı kahyasını, korkutmasın aniden gidipte kızı diye. Ama kader bir kez daha ağlarını örüyor ikisi içinde... aksiliklerin biri bitip biri başlıyor... yaka silktiriyor bize.

Asi ise mutlu... bu gün öğrendikleri yetiyor kendine. Demir’i bilmez mi... her zamanki gibi kapalı kutu... hele teyzesine de söz verdiyse söyleyememiş olmalı hiç bir şeyi Asi’ye... Şimdi gerçeği ablasından duyduktan sonra... ondan gelen üstü kapalı sözlere kulak verseydim diye pişman bile oluyor içten içe. Hem kendine eziyet çektirdi hem Demir’e... Nasıl şüpheye düşebildi... Demir’i bilmez gibi aldandı aklını çelenlere.  Ne güzel bir kadın bakıyor şu anda aynada kendi kendine... aşk dolu... gözleri, elleri, saçları... biliyor ki şu an teni buram buram Demir kokulu. Boş bağrı, emanetini arıyor... çok bekletmiyor, yalvartmıyor... hatıraları altınıyla boynuna geri getiriyor. Onu ne kadar özlediğini ona bunca yaklaşınca anlıyor. Gözün ambarı yokmuş... yüreğinde öyle... kendini Demir’e doyuramıyor. Az kaldı diyor ellerine... dokunacaksın sevdiğine... az kaldı diyor dudaklarına... uzanacaksın Demir’ine... ‘Ne kadar... ne kadar özlemişim seni öyle!”... Seviyor... seviyor... seviyor... papatyalara başka soru sormayacak... Asi’nin bütün yaprakları bunu yazıyor. Baharı bulan...  çayır çimeni ilk gören kuzular gibi atlayıp zıplamak istiyor... Demir zaman mı istiyor... bütün zamanları ona veriyor... başucundaki kum saatini yeni bir dökülüşe akar bırakırken, içindeki aşık kadını Demir’e göstermeye gidiyor. Aşk beklemekmiş her terse akışa rağmen... başka nasıl aşık olunur... bilmiyor. Yolda sırdaşı... biricik ablası... onu anlayanı... Defne’yi arıyor... “Defne... sen haklıydın... O beni hep sevdi, hiç vazgeçmedi. Keşke herşeyi açık açık konuşabilen biri olsaydı. Kuşkularıma fırsat vermeseydi” ... O yokken öyle çaresiz kalıyor ki. Anlamıyor o yollar nasıl bitiyor... şehirde ayakları sanki kanatlanıp uçuyor. Demir kapıyı çalarken bir an bile tereddüt etmiyor... gözlerinde yaş yok... sevinç var... yüreğinde acı yok, aşk var... yeşil yeşil parladığını hissediyor.  Kapıyı bir kız açıyor... dudaklarından “Demir”in çıkamadığını hayal meyal farkediyor... her acı yürekte farklı bir yeri vuruyor... şu an neresi kanıyor. Avluda gezinen gözlerine mütevazi hazırlanmış bir yemek masası çarpıyor. Bu kızı tanıyor... onu gördü... Demir’in kollarında dans ediyordu... sonradan pişman olacağı sözcüklere mani olamıyor... “Demir için gelmiştim ama...  yok galiba”... rahatsız etti... kusura bakmasın Demir’in misafiri. Biryerlere yaslamalı Asi’yi... ama burası değil orası. Bu şehrin sokaklarından nefret ediyor...  uzaklaşmaktan başka bir şey istemiyor... sonradan hissedecek damarlarına yayılan bu hissi... bir tek onu biliyor. Bu ne demek oluyor düşünemiyor. O kız ... Demir... öfkesi birbirine karışıyor... Gördüklerinin yerine ne koyabilir?.. Gördüklerini nereye koyabilir... aklı durdu... çalışmıyor.

Demir gelmeden evvel telefonla bilgi verdiği için, kapı çalınınca Zeynep hemen açıyor. Beklemediği birşeyle karşılaşıyor. Biraz evvel kapı çalınmış. Demir eve geleceğini haber verdiği içinde Zeynep o sanmış ve kapıyı açmış. Demir’i sormuşlar... ama çekinmiş Zeynep içeri davet edememiş... “Kimmiş?”... Zeynep adını bilmiyor... eliyle saçlarının boyunu kendinde tarif etmeye çalışıyor... “Uzun, siyah saçlı... çok hoş bir bayandı”...  başı dönüyor bu sözlerle Demir’in...  kan bir anda beynine fırlıyor... Aksiliğe bak, geldi Asi Demir’e... ve hiç tanımadığı bir kız karşıladı onu evde... Zeynep devam ediyor, “Sizi bulamayınca çok üzüldü...”... Hemen çıkmalı Demir... Asi’yi bulmalı... ‘Biraz evvel’ dedi Zeynep, çok uzaklaşamamış olmalı.

Evden dışarı adımını atar atmaz uzanıyor telefonuna Demir...  cevap alamıyor arayışlarına... Asi’nin aklına neler gelmiş olabileceğini biliyor. Demir açıklayınca anlayacağını ummak istiyor.  Asi Demir’i bu kadar mı tanıyor. Aksi şeytan Demir’i illet ediyor... yer yarılıp içine giresice aksilikler hep onları buluyor. Ana caddelerde biraz bakınıyor ama şehirde kalmayacağını az çok tahmin ediyor... gidebileceği  en yakın yere  doğru yola çıkıyor. Platforma gitmiş olabileceğini düşünüyor... onu Demir’e çağırdığı yere...  bir kağıt parçasına hapsolmuş görüntüleri gibi  hapsedebilse Asi’yi de keşke kendine... ama ne bu mümkün ne de Asi görünürde. Telefonu çaldırması fayda etmiyor yine... söyleniyor kendi kendine...”Asi hadi aç şu telefonu” ... Yardım alması gerektiğini farkediyor. Defne’yi arayıp, Asi’nin telefonuna cevap vermediğini, acil onu bulması gerektiğini söylüyor. Hemen ama...  hemen. Bekliyor... Nitekim hiç gecikmeden yardım yetişiyor... Defne Asi’yi aradığında, çiftik yolunda olduğunu öğreniyor... Demir bu haberin peşine düşüyor.  

Çiftliklere yaklaşmak üzereyken Asi’nin aracını görüyor... korna çalıyor... selektör yapıyor... Asi umursamıyor, arabasını durdurmuyor.  Demir’e, ani bir sollama yaparak önüne geçmekten ve  yavaşlayarak onu durmaya zorlamaktan başka çare bırakmıyor. Arabalar kullanılmaktan aşınmış asfalt yolda peşpeşe duruyor.

Tahminler gereksiz, Asi’nin emniyet kemerini çözüp geriye atarcasına bırakışından, ilk intibalarımız oluşuyor. Çoktan kararını vermiş bir kadın var orada... bir kez daha aşka aldanmış bir kadın... olanları nasıl hazmedeceğini bilemeyen bir kadın orada oturuyor. Demir’de bunu görüyor... ama dakikalardır ona ulaşamayışının öfkesinde o da...  “Kornaya basıyorum... duymuyor musun? “ diyerek önce yine hesap soruyor... Bu Asi’nin hiç umurunda değil, onun yüzünü bile görmek istemiyor  “Ne istiyorsun?” diyor. Konuşmak için mi... Demir’i dinlemek için mi... neden geldiyse Asi ona... zerresi yok şu an orada...  intizamsız yürek çarpıntılarını görebiliyor Demir onda... “Asi, defalarca aradım... niye açmıyorsun?...  Cevap yok Asi’den, inzivaya çekilmiş gibi arabısına sığınıyor adeta...  Orada bırakacağını, gözlerine bakıp neden onu aradığını görmeden uzaklaşacağını mı sanıyor yoksa... “İnermisin arabadan biraz konuşacağız.”... Ne konuşacaklar... yalnızlığa koşmalı artık yüreğini Asi... gördü ki aşk Demir’le olmayacak... “Bırak gideyim.”... İzlenimi o ki, Asi tatlılıkla onunla konuşmayacak... zorla  arabaya bindirdiği gibi indirir de Demir... uzanıyor arabanın koluna... açıyor anında... “Çık arabadan...”... Konuşmak istemiyor Asi.. ne farkedecek ki arabadan çıkması, çekiştiriyor açık kapıyı... Bir o kadar kararlı ama konuşmaya karşısındaki... “Boşuna direnme... göndermem seni”... inatla inmesi için açık tutuyor Demir kapıyı. Kabaca... zorbaca... konuşmak mı istiyor onunla... Tamam... konuşsunlar bakalım... iniyor o da. Demir’in kabadayılığı sökmez ama. Konuşmak istiyorsa önce cevap versin o kızın kimdi, en başta... “Biraz önce sana uğradım... evine... “... İsteğine kavuştu işte, Asi onun karşısında, konuşmak için indi Demir’e...  hiç uzatmıyor... hiç boş konuşmuyor bu kere de... ona uğradığından başlıyor sözüne... ama Demir kayboluyor sevdiğinin göğsüne doğru sarkan altın kolyesinde... gözlerinden önce emanetinden geliyor ona gelişinin sebebi... aşk... sadece aşk olabilirdi zaten Asi’nin nedeni. Ama gün sorunlu... neden geldiği önemli değil şu an bertaraf etmeli sevdiğindeki kuşkuyu... zorla koparabiliyor altınından demir ruhu...  “Sormayacak mısın o kız kim diye?”... biliyor Asi’yi yakan bu soru. Asi sormuyor artık bunu... ”Biliyor musun benden neden uzaklaştığını bir türlü anlayamıyordum. Ama şimdi anladım. Bir daha kapına gelmeyeceğim... merak etme. “ Bu netleşmiş bir yargı... Asi çoktan vermiş kararını... gururlu bu kadın, ikidir gelip kapısından acıyla ayrıldı.  Ama bunların hepsi yanılgı... durdurmaya çalışıyor, söyleyeceğini söylemiş, arabasına geri dönmeye çalışan kadını... “İyi ama izin vermiyorsun ki sana gerçeği anlatayım. Gördüğünü yanlış anladın. Biraz beni dinler misin?”...  Çoktan hüküm vermiş olduğunu bilsede, “Seni yargılayacak değilim... “ diyor. “Ali bey yüzünden bana inat mı yapıyorsun? Eğer böyleyse çok tehlikeli bir oyun oynuyorsun Demir”

Bazen işler ne kadar alakasızken birbirini bağlayabilir. Zeynep’in Ali’ye inat ortaya çıkmadığını ne yazık ki bir tek Demir bilir... Asi’yi  buna şu an kim ikna edebilir?... “O kızı tanımıyorum bile Asi. Herkes gibi biri işte. Başı beladaydı, yardıma ihtiyacı vardı. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum, hepsi bu. Ne sanıyorsun... daha dün tanıştığım biriyle beraber olduğumu nasıl düşünürsün?”...  İnanılacak şeyler söylemiyor Demir... o kızı tanımadığını, herhangi biri olduğunu söylüyor, öyleyse evinde ne arıyor. ‘Evimizde ne arıyor?’ diye sormak dilinin ucuna kadar geliyor... Bunu düşündüğüne inanamıyor... Ne belasından... ne yardımından bahsediyor. Kız hiç başı dertteymiş gibi görünmüyor. “Sana inanmıyorum” diyor. Demir gerçekleri söyledi... durumu açıkça özetledi...  Defne’nin iki cümlelik çareleri, netice vermiyor Asi ile belli ki. Asi’yi inandıramadıysa başka ne söyleyebilir ki... son bir gayretle  “Haksızlık ediyorsun” diyor.   Haksızlık mı dedi... hep sırları olan sanki başka biri...hayatında neler olduğunu en son öğrenen Asi. Haksız olduğunu nasıl söyler, ona inanmasını nasıl bekler sevdiği... İnançsızlığı söküp  atamazsınız, inancı getirip yüreğe koyamadığınız gibi. Demir, boşa çıkan umutlarıyla çekiliyor bir kez daha geri. “Peki... sen bilirsin Asi. İnanıp inanmamak sana kalmış. Kolyeyi boynundan çıkardığın anda benim sana olan güvenim sarsıldı. Beni suçlarken, dönüp bir de kendine bak Asi. Ne kadar kör olduğunu göreceksin.” Asi’nin inançsızlığı... Demir’in güvensizliği... bu dar yola sığamıyor ne yazık ki.

Asi, Defne’ye çiftliğe gidip yatacağını söyledi ama bunun mümkün olmadığını biliyor... yürüyüşe çıkıyor... Demir’in söyledikleri kafasında dönüp duruyor. Gerçekten ona haksızlık mı ediyor. Duyar duymaz Kuşlu Ev’e geldiğini peşine düşmüş olmalı... kendini ikna etmek için gayret gösteriyor. Ama o kadar inanılmız şeyler söylüyor ki... iki cümlelik açıklaması Asi’de karşılık bulamıyor.  İleriden dörtnala kendine doğru gelen atlı dikkatini çekiyor... bu Ali Bey değil mi... şaşırıyor. Ali at üstünde doğmuş gibi... hızla gelen atını, maharetle durdurup kendini yere bırakıveriyor... yuları alışık bir hareketle ağacın dalına tutturup Asi’nin yanına geliyor. Asi anlam veremiyor... “Çok iyi... nasıl bu kadar ilerlettin?”... Ali’nin gülüşü çok şey söylüyor. “Sen beni kandırdın değil mi? Aslında at binmeyi biliyordun” Ne yapsın Ali... onunla vakit geçirebilmek için küçük bir yalan söyledi. “Çok iyi bir oyuncuymuş” Ali... kızmasın, sadece ona yakın olmak istedi . Asi’de atını alsın, gün batımını izlemeye gitsinler. Yorgun Asi...  yorgunluğu hissi. Daha biraz evvel Demir’den duyduğu körlüğüyle karşı karşıya geldi... duyguları, kararları, yargıları ne kadar gerçek ki... Ali’nin bu kadar kolay yalan söyleyebilen biri olabileceğini düşünmemişti. “İş teklifi de bunun için miydi?”... Hayır... İş, sadece Asi’nin yeteneği ve donanımıyla alakalı bir şeydi. Sakın ikisini birbirine karıştırmasın, çok üzülür Ali. Başka bir yol bulsaydı, ona yalan söylemesine gerek kalmazdı. Ama yalan söylemek bir yol değil ki... sadece zaafiyet göstergesi. Cevapsız bırakıp Ali’yi eve gidiyor Asi.
 
Köy ziyaretlerinin Süheyla’ya iyi geldiğini gören Aslan, onu çocukluğunda çıktığı yayla’ya gitmeye ikna etmeye çalışıyor. Ne kendisinin, ne Demir’in ısrarları fayda vermeyince İhsan’dan yardım istiyor. Süheyla bu konuda hala kararsız ama İhsan onu yaylaya kendi götürmeyi teklif edince, kıramıyor. İhsan, bir çay içimlği oyalanıp yaylada, Süheyla’yı bırakmış geri dönerken, arabası bozuluyor... bir tamirci var ama hava böyle kararmaya durmuşken gelmez oralara... İhsan’a da yaylada kalması, ertesi sabah arabaya baktırması öneriliyor.

Demir’lerin çiftliğinde kimsecikler yok ortada. Süheyla telefon edip haber vermiş Melek’e, yaylada... Aslan ile Leyla da şirkette, gelmeyecekler onlarda. Melek telefon edip abisine soruyor... ne yapıyor bu akşamında. Belli değil henüz haber verir Demir ona... Yalnız kalmak istemeyen Melek’de Asi’yi arıyor... gelse keşke Asi, bahçede sohbet edip otururlar, yorgunsa bile Melek onu dinlendirir bıcır bıcır konuşmasıyla... hava karardı, Arif gelip alır evden onu ve bırakır sonra.

Kozcuoğlu Çiftliği de sessiz... Neriman oturma odasında tek başına. İhsan ne olduğu anlaşılmaz işi yüzünden yaylaya çıktı ve arabası bozulunca kaldı orada. Bebeklerini kutlamak için de dışarıda yemek yemeğe karar vermiş Ziya ile Gonca. Kötü de bir haber alıyorlar ama evdekilere ulaşmadı bu bilgi daha. Ya Ceylan... uyanık bücür... dedesiyle konuşmak için konakta...  geleceğiyle ilgili planlarını anlatmakta Cemal Ağa’ya. Asi’de Melek’e söz verdi, gitmeyebilir annesi isterse ama. Gerçi gitmese ne olacak... eline kitap alıp gömülecek odasına. Neriman el işi yapar oyalanır... gitsin Asi...  bütün gün çalıştı zaten, biraz açılır, diye düşünüyor Neriman’da.

Melek ve Asi bahçedeki koltuklarda... iyiki geldi Asi, yoksa Melek kalmıştı yalnız başına. Asi’ye de iyi geldi temiz havada olmak aslında. Bu gün çokca bunaldı. İlk iş günü ama günün özelleri yordu onu daha fazla. Demir olmasa bile onun yaşadığı yerde olmak ne kadar iyi geliyor ruhuna. Gün içindeki tartışmalarını bu akşam düşünmek istemiyor daha fazla. Hakvermese bile kabullenebileceği şeyler çıkıyor Demir’le ilgili herşeyin ardında.  Kafası karışık bu konuda... kulaklarında çınlıyor onun kendisine son sözleri hala. Ama Melek’in de biraz kafası karışık bu akşam... bir şey sormak istiyor ona. Unutup kendi sorunlarını, dinliyor dikkatle. Kolunun tedavisi için Paris’e gitme ihtimalı varmış. “Ne yapayım, gideyim mi sence?” diye soruyor Asi’ye. Ali Bey önermiş. Hatta Melek için konuşmuş bile. Önce kendi doktoruyla görüşmeli ama denemekte de fayda olabileceğini düşünüyor Asi. Demir ne düşünüyor acaba bu konuda, onu soruyor laf arasında. Şehirdeki evdeymiş bu akşam... orada mı kalacak acaba?.. O beyez demir kapının ardında Demir ama aramayacak onu bir daha. O kız da orada.

Demir Kuşlu Ev’de... Asi’yle konuşup geri dönene kadar akşam çökmüş Antakya’ya. Zeynep masayı kaldırmış, özel eşyalarını toplamış, hazır Demir onu götürmek istediği anda. Onu zor durumda bıraktığınında farkında. Demir’in arkadaşı yanlış anladı... çok üzgün... söylesin lütfen, yapabileceği bir şey varsa. Demir’in cevabı ise “Hadi çıkalım” demek oluyor ona. Emniyetli bir şekilde teslim etsin onu arkadaşına ve dönsün kendi sorunlarına. Yoldan Melek’i arıyor... hazırlansın gelip onu alıyor... birlikte Mersin’e gidiliyor. Yolda anlatır nedenini, telefonda oyalanmıyor.

Demir’in telefonu kızların gecesini kesiyor... şaşırtıyor. Mersin’e gece gece neden gidiliyor, ikiside bir anlam veremiyor. Melek hazırlansın... Asi’de eve yollansın. Asi’yi bırakması için Arif Efendi çağırılıyor. Asi Kozcuoğlu Çiftliğine dönerken ona eşlik ediyor. Yarı yolda ağaçlıklı patikayı bir aracın farları aydınlatıyor... Bu Demir’in arabası... yanında da Kuşlu Ev’deki kız oturuyor. Asi’nin kafasında düşünceler birbirini kovalıyor. Bu kız bir akraba olabilir mi?  Yakın bir akrabanın da hiç bahsi geçmedi, hatırlamıyor. Zaten Demir tanımıyorum diyor. Ama yanında çiftliğe getiriyor... kardeşini de alıp gece yarısı Mersin’e gidiyor... Gizli saklı bir şey olmasa gerek fakat bütün bunlar ne demek oluyor.  Kahyasıyla, Asi’yi yolda gören Demir duruyor. Arif patronuna bilgi veriyor... Asi Hanımı bırakıp dönecek miş... demek ki telefon ettiğinde Asi, Melek ile birlikteymiş... onun evindeymiş...  Şartlar farklı olsa, çiftliğe döndüğünde Asi’yi de kardeşiyle birlikte  onu bekler görecekmiş...  Asi’ye gelinen bir ev olacakmış bu akşam Çiftliği... dün akşam hayalerini kurduğu gibi... dalıyor bu rüyaya bir anlığına, gerçek gibi.  Ama değil... Asi hala ona çok uzak... o nasıl “İyi geceler” dileyişti... Zeynep yanındayken de başka nasıl davranmasını bekleyebilirdi... Kızı tehlikeden uzaklaştırsın, götürüp arkadaşına teslim etsin, sonra ilk işi... Asi.

O gece yörede kötü ruhlar dolaşıyor... Demir tehlikeyi  yeterince ciddiye almadığını farketmiyor... arabasının plakasından Demir’in izini süren Galip çiftliğine kadar ulaşıyor. Arabasını bahçe girişine parkedip dışarı çıkan Demir, kendine doğrultulan silahtan bihaber... gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine konu olabilecek bir maceraya sürükleniyor.
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:04:02 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #34 : 04 Ağustos 2010, 21:57:33 »

İlk yayın tarihi 6 Haziran 2010

OTUZİKİNCİ BÖLÜM

Konuş Asi... Şimdi Konuşmak Zorundasın...


Ökkeş Efendi çiftesi elinde, fişek dolu palaskası  belinde... çıkmış akşam bekine. Tam da Asi kıyısında çulluk  zamanı diyeceğim demesine fakat mevsimlerden de yaza girilmek üzere. Ama başka çulluklar düşüyor önüne... avdan eli boş dönmüyor yani  Ökkeş yine de. Galip’i ve Ekrem denen bir ‘Abi’yi buraya kadar getiren iki genç, arabalarının yanında, konuşuyorlar yolun ortasında... ne arkalarından geçen Ökkeş Efendi yi duyuyorlar, ne de ağızlarına sahip çıkabiliyorlar... Bunlar ne biçim delikanlılar... silahsız bir adama, Demir Doğan’a, kurşunları boşaltmaktan bahsediyorlar.  

Asi’yi bırakıp dönerken geriye, Arif görüyor Ökkeş’i, siper etmişken bir ağacı kendine... “Ökkeş Abi... ne yapıyorsun böyle”... Şşşıııhh... ses etmesin Arif... silahlı adamlar Demir Bey’den konuşuyorlar. Hiç hayra alamet değil... o polisi arıyor... Arif’de Demir Bey’e haber versin... Pusuyu bozacak hareket başlıyor, bu çulluklar  Demir’i kimsesiz mi sanıyor.

Demir bahçede kendisini bekleyen kardeşiyle Zeynep’i tanıştırıyor... Melek hazırsa çıksınlar. Ama Arif Kahya’nın bağırmasıyla kıyamet kopuyor... “Demir Bey dikkat! Silah...” bir el silah sesi gecenin sukünetini bozuyor... Demir kardeşine sarılarak kendini yere atarken, Zeynep’i de çömelsin diye bir yandan itiyor. Ardından peşpeşe silah sesleri duyulmaya başlıyor... Ava çıkan Ökkeş kurşunlarını bitirmeye kararlı... ard arda saldırganlara sıralıyor... göz açtırmıyor. Demir kızları eve gönderirken, Arif’in çıkardığı silahlardan birini havada kapıyor... o da ateşe başlıyor. Yeni fişeği namluya sürerken o, tüfekten duman yükseliyor... bir anda beni bir aksiyon filminin içine çekiyor.

Silah sesleri Kozcuoğlu Çiftliğinden de duyuluyor... Evin kadınları korkuyla dışarı uğruyor... Neriman, Demir’e gitmek isteyen Asi’nin koluna yapışıyor ve bırakmıyor... gitmeyecek Asi... duymuyor mu, silahlar patlıyor.

Siren sesleri duyuluyor, belli ki polisler haber almış geliyor... üstelik evdeki adamların hepsi silahlı, pabuç pahallı... tabanlar yağlanıyor, Galip ile Ekrem kaçıyor... Demir, Ökkeş ve Arif peşlerine düşüyor.  Kaçışlarını kolaylaştıracağını düşünen Galip ile Ekrem birbirinden ayrılıyor. Çevre onlara yabancı... Ekrem tesadüfen arabalı arkadaşlarına denk geliyor ve kurtuluyor ama Galip, Demir’in avucuna düşüyor... Bu sefer silahını doğrultan Demir... elinde bir süperpoze... görende sanki onunla doğmuş sanır. Bütün erkekler mi silahı tanır? Galip dursun bakalım... Kaçmaya çalışmasın sakın... ne istiyor, derdi ne, anlatsın da duyalım.  Etraf polis kaynıyor... zaten silahlı saldırıdan başı belaya girecek, silahını atmayıp tetiklerse birde adam vurmuş olacak, iyice batacak...kurtulurum derse yanılmış olacak. Galip sessizce dinliyor Demir’i... bu delikanlı deli değil, akılsız kanlı... Ökkeş ardından gelip seslenene kadar da hala düşünüyor silahını kullanmayı... ama görüyor ki hiç şansı yok iki kişiye karşı.

Kozcuoğlu Çiftliğinin kadınları hala avlu girişinde... bahçe lambalarının yer yer aydınlatabildiği yüzleri kaygılı. Fatma Ana ava giden Ökkeş’i arıyor... Neriman yaylaya çıkan İhsanı... Asi’nin gözleri ise Demir’in Çiftliğinden ayrılamıyor... Polis arabalarından etrafa yayılan kırmızı mavi ışıklar ve kesilen sesler rahatlatmıyor yüreğini. Neler oluyor orada... o silah sesleri neydi... Demir iyi mi?...  Kulaklarında hep onun... “başı beladaydı” sözleri... Melek de oradaydı ve o kız da... ama şimdi düşünemiyor bile onları.... Annesinin ve Fatma’nın telefonda oluşlarını fırsat bilerek kaçıyor... Nasıl kalabilir burada daha fazla, onu bulmalı.

Demir ve Zeynep polislere bilgi verirken, Galip getiriliyor bahçe girişine... ellerde kelepçe. Bu adam Zeynep’in peşinde, zorla evlenmek istiyor, kaçtı kendi de... Galip ise kendini savunuyor polislerin önünde, kimseye kastı yok, nişanlısı o kız, alıp götürmek için geldi. O zaman neydi o silahlar diye sormalı ya her neyse... Galip durmuyor devam ediyor...  sözlerinin arasında biryerde “... sonra bu adam çıktı, aldı çiftliğe kapattı” deyince Demir’in nevri dönüyor... hem suçlu hem güçlü, ‘çiftliğe kapattı’ da ne demek oluyor.   Sinirler gergin... Zeynep korkmuş durumda... o da ağzından çıkanı duymuyor, kendini savunmaya çalışırken, “Bu herifle tanışınca mı aklına geldi evlenmekten vazgeçmek” diyen Galip’i onaylayıveriyor. Ne dediğini bilmeden konuşuyor... işler çığrından çıkıyor. Polisler, güvenlik için  bir ekibi orada bırakıyor, ertesi gün de Demir ve bayanın gidip ifade vermesini istiyor.

Asi, Demir’in Çiftliğine  çok yaklaşmıyor... Bahçe girişini gören bir uzaklıkta kalarak olan biteni anlamaya çalışıyor... sesler ona yarım yamalak ulaşıyor. Çiftliğin önü polis kaynıyor... Demir elleri belinde... Çok şükür gözlerinin önünde... yürek ferahlıyor ama içine yağılanlar gitmiyor. Bütün bunlar ne demek oluyor. Melek’i onun yanında görüyor... o kız da hemen Demir’in arkasında duruyor. Ellinde tüfek Ökkeş Efendi, Arif... hepsi etrafta. Bir adam yakalamışlar... hiç tanımıyor. Adam’ın kızgın sözleri... ara ara ona ulaşıyor... ara ara geceye karışıyor... yavuklu, fedai lafları mı duyuyor... ‘namussuz’ diye bağırtısı çok net geliyor... o kız neden Demir’in arkasına doğru kendini saklıyor. Demir’in bahsettiği tehlike nedir... neler oluyor... ‘neler oluyor’ demekten yoruluyor. Ne kadar gayret etsede iyi gözle bakmayı beceremiyor... topyekün bir itiraz olup bitene içinde... ama fayda etmiyor. Geri dönüyor. Demir’i gözleriyle gördü ya, gerisini Ökkeş Efendi’den öğreneceğini biliyor.

Çifliğe geri dönerken Asi’nin yüreği ezik... içinden bir yerden mırıltılar yükseliyor... onlara meydan vermemeye çalışıyor... karşı duruyor... sussunlar istiyor. Ökkeş Efendi de mi sussun?.. yok... o anlatsın... “Ne olmuş” Asi doğrusunu ondan duymak istiyor... “Demir Bey eve bir kız getirmiş. Kimdir bilmem. Kızın akrabaları mıdır nedir... kim olduğu belli değil... birileri gelip silah çektiler. Kızla Demir Bey beraberler miymiş neymiş.... yeni tanışmışlar ama kız Demir Bey ile tanıştıktan sonra nişanlısıyla evlenmekten vazgeçmiş... kızın peşinde silahlı adamlar var. Gözleri nasıl dönmüşse artık, Demir Bey’e kurşun sıktılar. Adamlardan birini yakaladık... diğeri kaçtı. Kız bir süre Demir Bey’in çiftliğinde kalacakmış”... Tövbe, tövbe... bu ne ki böyle.... Fatma Ana konuşuyor dizide... bizse soruyoruz bu soruyu senaristlerimize.

Asi uykuda mı... bu bir karabasan olmalı. Gözlerinden başlayan bir donukluk bedeninde yayılıyor. Ağlamak istiyor... ama neye? Bu onun Demir’i olamaz... yalan söylüyor birileri biryerde. Demir’le en son yanyana gelecek şeyler yığılıp geliyor Ökkeş Efendi’nin sözlerinde Asi’ye... Kara bulutlar dağlarını aşmış... dünyasını kaplıyor bu gece... susuşlarında silah sesleri... sevinci yoktu ki kırılsın... Demir’i kalbinin pusularına salıyor bu gece. O pusularda kuşku bekliyor... öfke bekliyor... inanmazlık bekliyor... kıskançlığın kör ettiği aşk bekliyor... En yakın olmak istediği adam hakkında hiç bir şey bilmiyor... Demir onu suskunluğunda yine  güçsüz bırakıyor... yine çaresiz bırakıyor. O resim... İstanbul hatıraları.... şu an ne kadar sahte geliyor. Keşke yüreğinden de fırlatıp atabilse Demir’i o resim gibi...  ama olmuyor... Demir yine onu başlangıcı sonu olmayan o boşluğa itti... düşüyor.

Dışarıda yemektelerken, Ziya’ya babasının vefat haberi ulaşıyor. Gençler hiç oyalanmadan Gaziantep’e gitmek üzere terminale geliyor... Hısım akraba toplanmış... Minibüs kiralanmış... topluca cenaze evine gidiliyor. Eve haber vermek Gonca’nın aklına son dakika da geliyor.

İhsan o akşam Süheyla’nın zorunlu konuğu oluyor. O ikisi başbaşa öylece otururken yayladaki evin terasında, dünyadan uzakta... hayallere ulaşmak hiç de zor görünmüyor. Ruhta kanayan yaralar iyileşiyor... unutulmaya çalışılan rüyalar hatırlanıyor. Süheyla’nın hayalini kurduğu... sevdiğiyle, çocuklarıyla mutlu bir hayattı. Bunun basit olduğunu mu sandı? Ne kadar fevkalade bir şey Süheyla’nın arzuladığı... bu bir insanın en büyük şansı... en büyük zenginliği... insan bunu bulduğunda... anlamalı. Sıkı sıkı tutunmalı.  Süheyla soruyor... ”Ona da aşık oldun mu?”... Olunabilir mi, bu mümkün mü? Lakin, birine tutunmasa aşkının yokluğuna da dayanamazdı. Uzun süre dönüp duruyor sözleri beynimde. Ne zavallıca bir tutunuş... ne kadar haksızca hepsine. Söyleniyorum, ‘Aptal... aptal, aklın neredeydi... neredeydi mücadeleci yanın o zaman’ diye... Fakat yine de teşekkür ediyorum içten içe... adaletsiz olanlar ama artık kendine yalan söylemeyecek kadar onurlu davranıyor yine de. Gerçekler acıtır bazen... acıtıyor bunu itiraf etmek de şu an muhtemelen. Şartları oluşturamadı, gücü yetmedi birlikte olmaya aşkıyla... aşksızlığı ise bir sakatlık gibi taşıyacak yüreğinde yaşadıkça. Neriman’ın hırçınlıklarını göreceğiz ileride... hiç de sebepsiz değil bence. Kolay değil bir kadın için asla erişemeyeceği bir yer olduğunu bilmek kocasının yüreğinde. Geçmişte kaldığı sanılan... ama unutulması mümkün olmayan bir yaşanmışlık o gölge... orası zirve... ve düşünün ki bir dokunuşluk o zirveye dokunmuş biri sizden önce. O dokunuşu göreceksiniz sevdiğinizini gözlerinde ömrünüzce. Aşk böyle mi yaşanmalıydı... “O tutku dolu günleri için hayata teşekkür etmek” bugün ne kadar anlamlı. O günlere geri dönebilse... hatalarını telafi edeceğini söylüyor İhsan bize... Yazık, yazık, kocaman yazıklar e.min’de... bu kadar zaman almasaydı bunu görmek keşke.

Kerim ve Defne artık evde geçiriyorlar gecelerini. Defne de bir hamaratlık... dolma içi hazırlamış, pirinçler şişmeden sarmalı illaki. Kerim korku filmi almış... seyretsinler birlikte... ama Defne’nin rüyalarına giriyor o filimler, korkuyor bütün gece, müsade etmiyor kocasına bu nedenle... Ne yapabilirler birlikte, Defne bulsun birşeyler öyleyse... Ne demek istiyor Kerim, beraber hiç bir şey yapamadıklarını mı ima etmeye çalışıyor Defne’ye... Kerim buluyor yine çözümü, Defne’nin sardığı dolmaları yiyebilirler birlikte... derken Ali’den bir telefon yine... dışarıda içki içip sohbet etsinler mi, diye.... uçarak gidiyor Kerim bu davete.

Ama başka Ali’nin derdiyse... Kerim Demir’in en yakın arkadaşı... hem de çocukluktan beri... hatta kardeş diyebilir bile... bu yüzden konuşmak istiyor Kerim’le. Demir ile Asi’nin arasında bir şey olup olmadığını soruyor ona. Bu konu biraz karışık... birbirlerinden çok etkilenmelerine rağmen, hala birbirlerini anlamamak için de çok çaba sarfediyorlar... bu Ali’yi neden ilgilendiriyor... Kerim anlamıyor. Ali’de söylüyor... Asi’yi ilk gördüğünden beri onu çok beğeniyor. Onunla ilgili herşeyi bilmek istiyor. Hatta bu ilgisi artık beğeninin ötesinde. Kerim farkında, Demir ile Asi arasında olanlar durdurmayacak Ali’yi... her an Asi’nin peşinde. Bunları bilsede bilmesede birşey değişmeyecek... değil mi? Demir’e “Yanlışı sen yaptın”  baştan söylememekle diyen Ali ... orada da yalan söylüyordu... bu belliydi. Çok hızlı Ali... bu konuda çok çabaladığı da gözden kaçmıyor. Kerim sanki kendi kendine söylüyor bunları... Ali’nin başka yerlerde aklı...”Peki benimle Asi konusunda ne düşünüyorsun?”... Arkadan vurmaya çalışıyor Demir’i... dostuyla vurmaya çalışıyor... Demir bu akşam kalleşliklerle çevrili.... ruhu... bedeni. Buradaki saldırılara ise dostu siperi... “Ali bak... kime ne soracağını bence iyi tart. Bana bu soruları sakın bir daha sorma.” Ali’de farkında biraz fazla ileri gitti. Ama bütün bunları Demir’e de söyledi. Hatta restleştiler... söz konusu da Asi’ydi. Demir meydanı tamamen Ali’ye bırakmış gibi.  Diyelim ki öyle ama Ali’nin kiminle ne konuştuğu ilgilendirmiyor Kerim’i ve bu konunun içinde yer almak istemiyor... Tamam mı Ali?

Ceylan’nın dedesine yanaşması netice veriyor. Konservatuara gitmek için maddi destek sözü alıyor. Cemal Ağa’nın torunları için akan sular duruyor. Sevgilisinin kaset isteğine olumsuz cevap verip, torununa  destek çıkışıyla, Sarmaşık’ı kaybediyor. Sarmaşık Cemal’ın yanında sığıntı gibi kalmayacak... gidecek işini yapacak... iyi günleri için teşekkür edip, o gece konaktan ayrılıyor.

O gece herkes kendi derdinde... gecede güne ulaşmanın peşinde... sabah oluyor bir şekilde.
İhsan’ın arabasını erkenden tamir ettirmişler, o çiftliğe dönmek üzere yola çıkarken, karısının içi içini yiyor evde. İhsan durup dururken gitmez yaylaya... köyden gelen sütçü kadınların ağzını arasın bir Fatma Ana. Asi ise babası gelene kadar dolaşacak... yüzünün gülüşü sahte.

Demir’se, çiftliğin işçileri gelince gönderiyor polisleri geriye. Adamları göz kulak olur artık çevreye. Sakinleştiriyor, bir evvelki gece, sanki beraberlermiş gibi söz edişi yüzünden kendisinden özür dileyen Zeynep’i de. Biraz at binecek, hazırlansın Zeynep, karakola ifade vermeye gidecekler sonra birlikte.

Gün yeni doğdu ama dün gecenin olayları herkesi gerdi... Melek’te çıkmış gezintiye. Asi’ye rastlıyor yol üstünde. Sohbet ediliyor öylece... geceki silah sesleri duyulmuş yan çiftlikten de. Kendine gelemedi hala Melek’de. Atlatmışlar neyse. “Pek öyle değil” diyor Melek... kız hala onların evinde. “Kim bu kız Melek... yakınınız mı?”... Aydınlık ulaştı güne... bir aydınlıkta belki ulaşabilir Melek ile yüreğine... gece’yi güne kavuşturan tek bir ışık hüzmesi...  tek bir sözcük, bir ‘evet’ dünyaları değiştirebilir Asi içinde. Melek’den gelmiyor o ışık Asi’ye... gece kalıyor gözlerinde. Uzaktan Demir’in yaklaştığını görünce, oyalanmıyor daha fazla Melek’le... atını sürüyor ters istikamete.

Demir, Melek’e ulaştığında alıyor haberi... duyulmuş gecenin olan biteni... onu sordu Asi... “Ne sordu?” diyor kardeşine, sanki tahmin etmez gibi Asi’nin aklından geçeni.  Elbette makul bir neden arıyor, sevdiği... “o kızın yakınları olup olmadığının” peşindeydi... Çığrından çıkan olayların ise yok ki bir mantık silsilesi... Neden koruyor bu kızı’nın tek bir cevabı var; elini verdi alamıyor kolunu geri...   Melek bile anlamıyor ki Demir’i. Melek önemli değil ama gecikmeyecek bu sefer anlatacak Asi’ye herşeyi. Süheyla’nın başına gelenleri saklamak bir felaket getirdi. Böyle onları hiç ilgilendirmeyen bir nedenle kaybedemez sevdiğini.

Gözalabildiğine ayçiçeği tarlası... yeşil saplarının üzerinde nasıl da mağrurca salınıyor kozmik fiziğin anahtarları, bu papatya familyası. Sanki bilmiyormuşum gibi, sanki bıktıracak  kadar yazagelmiyormuşum gibi Asi-Demir’de hissettiğim mucizeleri, uyumu... kışkırtıyorlar daha da beni... ‘İşte bak doğanın altın oranı... aldık aramıza onları.’  Ne yorgunluk artık bu tesadüfler, ne de dermansız bırakılış... bir tür bakakalış. Okuduklarımla, gördüklerimle, inandıklarımla... benimle bu dizide buluşanlarla... hayal gücümü zorlayanlarla... sınırlara taşıyanlarla, kalakalış orada. Tanımazlıktan gelemiyorum bu defa da... bir kıskançlık miti dokunup dokunup kaçıyor aynı zamanda bana... her gün doğumunda tanrısına dönen o su perisinden farklı değil asi kızda... cezalandırıcı, sevgisi oranında.  Kaskatı kesecek Asi’yi kıskançlık da... Saçları... birtek saçları teslim olmayacak onunda... dönecek adanmışlıkla tanrısına daima. Altın oran ve kıskançlık... kucaklıyorlar benim uçuk kaçık hayallerimde birbirlerini burada.  

“Dur Asi... biraz dur.” Durmuyor Asi, zorlayacak kendini de sevdiği adamı da... Bu sefer çareyi atıyla yol kesmekte buluyor Demir kabaca. Kendi atından iner inmezde, Asi’nin atının yularına uzanıyor. Sevdiğinin ilk tepkisi “Bırakır mısın” buna... “Beni dinler misin Asi?” demesi Demir’in... atından hışımla inmesine neden oluyor onunda.  Münakaşa etmek istemiyor Asi... dünden farklı ona ne söyleyebilir ki...  hele inançsızlığını nasıl körükledi Demir’in dün gecesi... “Bırak... dün gece neler olduğunu hiç merak etmiyorum.” Demir’in de buna inanası gelmiyor, bir an için nutku tutuluyor... bu şaşkınlığı, Asi’nin yuları onun ellerinden kurtarıp ilerlemesine fırsat veriyor. Fakat çok uzaklaşamıyor. Demir’in aklı başına geliyor... kolundan tutup onu durduruyor... “Bana ne olduğu umurunda değil mi? Yaralanmış olabilirdim, ölmüş olabilirdim! Başıma ne gelidğini sormuyorsun bile!”... Zor zaptetti Asi’yi annesi dün gece... öldü öldü dirildi o silah sesleriyle... ama o kız işin içine girince... söylenecek hiç bir şey kalmadı geriye. “Gayet iyi görünüyorsun. Bence şu anda misafirinin yanında olman lazım.” diyor Demir’e... Asi delirmiş mi ne... nasıl dinlemez onu böyle... nasıl dönüp gider Demir konuşmak isterken kendiyle... konuşmazlarsa nasıl anlatacak derdini Asi’ye... o değil miydi  kızan, ‘Senin hep sırların var... seninle ilgili herşeyi en son ben duyuyorum” diye. Söylemeye geldi işte... ve dönüp gidiyor sevdiği... ne şiddetli bir kıskançlık gösterisi... aklı başında Asi nereye gitti. Koşup yetişiyor peşinden... laf dinletemezse ona... zorla alıkoyar sevdiğini... Sarıyor kollarını Asi’ye... sırtı göğsüne dayalı, hapsedecek onu böyle kendine... gerekirse ömür boyu Demir’e... “Bırakmayacağım seni. Ne yaparsan yap bırakmayacağım seni. Bu işkence yeter artık Asi. Takıldığın şey o kadar anlamsız ki.” Zorbalığı yine çaresizliği. Hissediyor onun geri dömezliğini... buna müsamaha gösterebilir mi.  Nahif bedeni ellerinin arasında bir oyuncak gibi... döndürüyor Asi’yi... görsün Demir’i... gözlerini... kıskançlığının temelsizliğini. Asi’den başkası parlayamaz onda... körlüğün nerelere vardı Asi? “Daha iki gündür tanıdığım biri aramızda sorun olamaz. Olmamalı.”  O nahif kadın bir itişte fırlatıyor bu adamı... “Anlamsızsa neden hayatını onun için tehlikeye attın.” Kim olursa olsun aynı şeyi yapardı Demir... çaresizliği gördüğünde herkese el uzatır Demir... sırt çeviremez Demir... bu hassasiyetini onun anlamayışına da bozuluyor Demir...”Ne yani... birine yardım ettim diye mi suçluyorsun beni?”

Kızdırıyor bu sözler iyice Asi’yi... ne yardımından sözediyor...  onu tanıyınca evlenmekten vazgeçen bir kızdan bahsediliyor... böyle bir kız için tehlikeye attı kendini sevdiği. İşte Zeynep’in sözleri... ulaşmış ona kadar demek ki... ama gerçek değil ki... daha başına gelenleri anlatmayı bile beceremedi, nasıl izzah etsin, korkuyla ona sığınan kızın yanlış sözlerini. Bir kovalamaca daha başlıyor ikisi arasında ayçiçeği tarlasında... artık güneşi bırakmış sanki onları izliyor gündoğanlarda... Asi önde, Demir arkada... “Anlamak istemiyorsun... Zeynep benim hiçbirşeyim değil. Neden inanmıyorsun” diyor Demir ama bağırıyor olması duyurabiliyor anlamına gelmiyor kendini. Gözünün gördüklerine mi inansın, Demir’e mi bir kez daha... ”Kızın uğruna silahlar çekiliyor. Onun için hayatını tehlikeye atıyorsun. Bu kadarı bana yeter.” İnanılmaz şeyler oluyor Asi’nin ruhunda, Demir’in hiç şansı yok gibi görünüyor şu an onunla.  Bir adım ötesini göstermeye çalışıyor aklına gelen son yolla... ortaya çıkacak yakında Zeynep ile gerçekler ya...  “Ya bütün bu kurguların boşa çıkarsa... ya bütün bunların hepsi senin yorumunsa...”... Asi bir kez daha fırlıyor yol ortasına...  yolda hızla ileryleyen bir araba... aniden kıvrılıyor direksiyon... Asi ezilmekten kurtuluyor son anda...

-Asiii...

Can havliyle sarılıyor Demir Asi’ye... ona bir şey olsaydı, yaşayamazdı Demir’de... “İyi misin?... İyi misin Asi?”... Ona yaslanan göğsünde kalp atışlarını duyuyor... delice atıyor... Korkudan mı... Demir’den mi... kendi kalp atışlarınınsa  nedeni Asi... ‘Bu sarılmışlığımızı bitirme’ diyor içten içe Asi’ye... bu bağra yaslanışa ölüyorum kapıma geldiğin ilk günden beri bende... bana sırtını dönme... sana ne söyleyebilirim kuşkuların için... ne... ne? Başını gömüyor saçlarına... hızlanan solukları buram buram onu taşıyor içine. Soluksuz bırakır, susuz bırakır, aç bırakır ona yaşam veren bu kız... öldürür Demir’i çekip gidişiyle.  

Çaresiz feryatlarını duymadı... iç seslerini de duymuyor Demir’in bu gün Asi... Kaskatı elleri... bir ihanete nasıl sarılabilir ki... yüreği “Tutun Demir’e, bitsin bu düşüşün” dese de... içinden ona inanmak gelse de... nasıl durduracağını bilmiyor Asi’yi... düşüşünün devam ettiğini görüyor sadece.  Sesler ulaşıyor ama ne dediklerini duymuyor Asi... yetemiyor kendine. Aşkının büyüklüğü Asi’nin zayıflığı... ihanetin yeşerdiği nokta da bu oluyor Asi’de... Uzaklaşmalı... yoksa yaslandığı bu ateş... bu sıcak beden... bu Demir adam, eritecek kendinde olanı... Asi’den, gururundan geride kalanı.

Demir’den çekiliyor Asi... endişeyle izliyor yine ondan ayrılışını...  bu hesapsız kucaklaşma nasıl da hatırlattı ortak arzularını... soluklandırmak istiyor onun dudaklarında dudaklarını... O kadar özledi ki bu teması... kendini durdurmayı başarsa bile bakışları onlara takıldı... Bir kez daha birbirini bulmalılar...  bir kez daha birbirlerinin olmalılar... yaşam orada saklı.  Demir tatmaya hazır acıyı... Asi dudaklarından alsın hıncını... bıraksın ama kendini ona, söndürsün kıskançlığını. Anlamıyor  “Gitmek istiyorum” diyen aşkını... gözlerinde taşıyor o da geldikleri noktaya inanmazlığını... böyle bir nedenle ayrılmaları olası mı?  “Yapma bunu asi... hep başkaları yüzünden hayatımızı mahvettik... artık bunu yapma.”... durduramıyor yalvaran sözleri kadınını, Asi’ye ulaşmayı ne kadar başardı?

İhsan dönüyor sonunda çiftliğe... Asi karşılıyor onu avlu girişinde...  yüzü öyle bir halde ki, “Neyin var senin, iyi misin Asi” geliyor babasından ‘günaydın’dan önce... Demir’in arabası görünüyor hemen akabinde... Yanında yine akraba olmayan o kız... duruyor İhsan’ı görünce. İhsanın ona sallanan eline ve “Merhaba Demir” deyişine... saygılı bir selam geliyor baş eğişle... Gözler anında dönüyor Asi’ye... İhsan’ın gördüğünü o da görüyor sevdiğinde... hiç iyi görünmüyor Asi... Aslında Demir’de öyle... onu dirençli kılan tek şey kadının boynundaki kolye... çok öfkeli... ama emaneti duruyor hala yerinde. Yoksa nasıl dayanabilirdi Asi’nin bu tavırlarına... bekleyecek, herşey çıksın ortaya. Sular da durulacak... Asi de... o zaman inandırmayı başarabilir sevdiğine de. Bir taraftanda sohbet ediyor İhsan Bey ile... sorular geliyor yaşlı adamdan... “İşler nasıl gidiyor?” diye... “Ortaklar arasında bir sorun yok, değil mi?... Hiç iyi gitmiyor demek geliyor bir anlığına içinden... yapamıyor bunu... yalan da söyleyemiyor... bir kez daha tıkılı kalıyor gözleri o sabah Asi’ye... Asi kurtarıyor Demir’i... “Demir’in acelesi vardır” diye. Tutmasın öyleyse İhsan ikisini de, işe gitmiyor mu Asi’de... “Ali Bey ile dışarıda buluşacağız” diyor Asi... ilaç gibi geliyor bu bilgiyi verebilmek Demir’e. Şimdi gitsin o kızla nereye isterse...

Süheyla, İhsan’a ilk iş olarak dünürünün vefatını bildiriyor. İhsan derhal damadını arıyor, kısa bir konuşma oluyor... zaten ölüme söylenecek ne olabalir ki... acı gününde yanında olmak için hemen yola çıkacaklarını bildiriyor. Fatma’yı, Neriman’ı çalışma odasına çağırıyor... taziyeye gidecekler... yas evine gidecek yemekleri hazır etsinler... talimat veriyor. Fatma işe koyuluyor ama sorular var Neriman’ın kafasında İhsan’ın yayla ziyaretiyle ilgli. Sütçü kadınlardın edindiği bilgi doğru mu... bilmeli!... Yalanlamıyor hiç İhsan Süheyla’yı yaylaya götürüşünü... hastaydı kadın, yardım istediler, o da elinden geleni yaptı. Arabası bozulduğu için de gece orada kalmaya zorlandı. Neriman isyan ediyor... Demek İhsan bu yaptığında hiç bir yanlış görmüyor... Neriman’dan çok fazla şey bekliyor. Bir zamanlar birlikte olduğu kadınla vakit geçiriyor ve ‘güven’den bahsediyor. Nasıl değerlendirirse değerlendirsin Neriman. Yardıma ihtiyacı olan bir insanı görmezden gelemez ve gelmeyecek İhsan.

Diğer yanda... çalkalanıyor Antakya akşam olanlarla... Zeynep Demir’in kız arkadaşı oluveriyor, kulaktan kulağa duyulanlarla.

Asi, Ali ile şehirde buluşuyor. Aslında şoföründen Demir’in başına gelenleri öğrendi ama hiç belli etmiyor. Bu gün ne olmuş böyle Asi’ye... kim canını sıkmış, diye soruyor. Boşuna uğraşmasın Asi, duygularını gizleyemiyor. Yoksa hala Ali’ye mi kızgın, ata binmeyi bilmediği yalanına mı?... Asi’ye bir soru sorduruyorsun değil mi?.. Demir’in bir kızla yaşadığı macerayı eline yüzüne bulaştırıp, uzerine kurşun sıktırışının yanında senin at binme konusunda söylediğin yalan ne ki?.. “Yalan bazen hayatı güzelleştirir. Sen hiç mutlu olmak için yalan söylemedin mi?”... Yalan her zaman hayatı çirkinleştirir. Mutlu olmak için yalan söylemek bir insanın kendi kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Ama Ali yalan ile hayatı toz pembe görür. Bahaneler uydurmak... yalana ihtiyaç duymak... yalanda eğlence bulmak... bir insan bunu neden över gibi konuşur. “Sana bir daha yalan söylemeyeceğim” diyor Ali... “Söz”... Buna ne kadar inanılır.

Demir ve Zeynep Emniyet’te ifade vermiş ayrılıyorlar. Kerim yetişiyor onlara çıkışta... Demir’e gelmiş akşam olanları duyupta. Silahlar patlamış evde, kimin ne derdi var onunla. Demir’le değil... Zeynep’le derdi olanlar, hadi ofise gitsinler, arada konuşurlar. Arif ve Zeynep’e göz kulak olacak bir görevli bekliyor onları şirkete vardıklarında... Vaayyy hanımefendiye özel bir koruma. Yayladaki teyzesini de aramış Demir... çiftliğe dönmüş Süheyla da... Dostunun kinayeli konuşmaları hiç yaramıyor Demir’e şu anda. Kerim’in elinden kurtulamayacak ama... köşeye sıkıştırıcak iyice onu ofisinin özel ortamında.

Tamam, anlıyor Kerim... kendi hatırlamıyor olsada o kız o gece garsonmuş... iyi de... olsun da... kim bu kız? Bu iş iki günde nasıl bu noktaya geldi... şaşıyor dostumuz. Demir olağan bir şeyden bahseder gibi... özetliyor durumu... “Evinden zorla evlendirilmekten kaçmış. Adam peşindeydi. Yardım istedi, bende elimden geleni yaptım.” Kerim’in kaşlar, gözler oynar halde... ne yani... hepsi bu mu? Bu kadar mı? Demir kafa tutuyor arkadaşına...”Ne anlatmam gerekiyor başka?” Beynine kurşun yeseydi hiç bir şey anlatamayacaktı ama. O kurşunun yerini de gösteriyor eliyle dostu... tam alnının ortasında. Kızıyor artık Demir’de... İyi de planlamadı ki o bunu. Birden bire kendini bir olayın ortasında buldu. Yardıma ihtiyacı olan birini ortada bırakmadı. Hepsi bu. Akıl erdiremiyor Kerim’in kızgınlığı ne? Gözü kapalı bilmeliydi Demir’i dostu... “Başka ne olabilir. Beni tanımıyor musun? Sen olsan ‘ne hali varsa görsün’ diye bir kızı ortada bırakır mıydın? Ölüm tehtidi altındaki birini kaderine terkeder miydin?” Kerim’e sökmez Demir’in de öfkesi böyle... pıstıracağını mı sanıyor dostunu bu sözleriyle...“Öyle iki cümleyle anlatırsan, ben dahil kimse anlamaz.” diyor... kendini bu şekilde tehlikeye atmasından da hiç hoşlanmıyor. Üstelik neden bu kadar sinirleniyor anlamıyor, dostu o,  tabi hesap soracak Demir’e... sonuna kadar hemde.  Fırlatıyor bu sözler, koltuğundan ediyor Demir’i, karşı karşıya getiriyor dostuyla kendini... Arif Efendi’nin “eve gitme demiştiniz... o hanım yüzünden miydi...” sözlerine cevap vermedi, Melek’in bu kızı neden bu kadar koruduğu konusundaki merakını gideremedi... hele hele Asi’yi... onu seven kadını Zeynep’le aralarında bir şey olmadığına birazcık bile ikna edemedi...  dilediği gibi kızacak Kerim’e şimdi. Neler oluyor burada... nereye gitti herkesin aklı fikri... hiç mi tanımadılar Demir’i... yaptığı bu kadar anlaşılmaz bir şey mi  “Ya birine yardım etmek niye kuşkulandırıyor insanları. Neden altında birşey arıyorsunuz?”

Kendinden o kadar e.min bir tavırla konuşmasın Kerim’le... diklenmeyi bilir arkadaşı da Demir’e...  onlar çocukluktan beri birlikte... ellerini ceplerine tıkayıp, sırtını dönmesi yetmez Kerim’i geriletmeye. Söylenmeye devam ediyor peşine... Gurur bazen kör ediyor Demir’i... Çevresinde dönen kurnazlıkları görmesini engelliyor. İstediği kadar yutkunsun... odanın ortasına kaçarken, dili kuruyan dudaklarını bulsun, bitmedi daha bu işkence.  Söyleyeceklerini söyleyecek Kerim Demir’e... Bilmediği şeyler var üstelik de. “Dün Ali ile barda buluştum.” Demir muğlak bir ifade gözlerinde, dönüveriyor Kerim’e... ne alaka şimdi bu böyle, çok mu hevesli Kerim Ali ile içki içmeye... Sözlerinin onu şaşırtmasını istemişti zaten Kerim’de... aklı başına gelir belki böylelikle...“ Buluştuk.. ne var... çok da iyi oldu. Meydanı boş bırakmışsın!..” diye devam ediyor Kerim. Hiç sormuyor Demir, ‘Ne demek istiyorsun’ diye... anlamamazlığa gelmek de manasız, Ali ve soruları bulmuş olmalı Kerim’i de... tartışacak değil ama sevgilisiyle arasında olup bitenleri can dostuyla bile. Dönüyor yine kendine... “Onun derdi belli ama boşuna.” Kerim aynı fikirde değil asla... Ali almış başını gidiyor, Demir’in haberi yok. Tuttuğunu koparırsa ne yapacak , eğer hala Asi ile arası kötüyse bu ona mustahak. Demir farkında herşeyin... Ali’nin nasıl sevdiğinin hislerini çelmeye gayret ettiğinin... hiç rahat bırakmadığının... üstelik o kadar kötü bir zamanda kara kedi gibi girdi ki aralarına, elleri kolları bağlı Demir’in. Ama kendi gibi güvendiği değerler var sevdiğinde... Ali’nin gerçek yüzünü de henüz bir tek o gördü belki bu şehirde. Ve gördükleri güven veriyor ona... Asi’nin kabul edeceği bir erkek değil Ali... buna inanıyor bütün benliğiyle. Asi öfkeyle, kızgınlıkla, kıskançlıkla... çıkarıp çıkarıp takabilir emanetlerini.... üzer Demir’i... koyar ortaya böyle tepkisini... ama Demir’i çıkaramaz içinden... Çünkü çıkarırsa yaşam biter... hem de her ikisi için birden.    

Bitsin artık bu konuşma... dahil olmamalı Asi asla Ali’nin olduğu bir konuşmaya... yerine dönerken oturmaya, sıvazlıyor Kerim’in kolunu da... onun için endişelendiğini bildiğini gösteriyor böylelikle ona... “Ali’yi o kadar gözünde büyütme.“ Tasasız adımlarla dönerken yerine... Kerim’in sözleri yine peşinde... “Sende rakibini o kadar küçümseme. Ali ısrarla kendi yolunda ilerliyor. Adam kararlı.”  Demir buna en küçük bir ihtimal vermiyor bile. Ali, hayatı tanımayan çocuk ruhlu bir adam... oyun oynuyor kendi kendine...  “O öyle sanıyor.” derken Kerim’e, son derece e.min kendinden de. ‘Hadi canım sende” dedirtecek bu güven nereden geliyor Demir’e.  İnanç... sarsılmaz bir inanç Asi-Demir’e.

Dünya işleri son sürat devam etsede, duran bir can var ötelerde. İhsan ve Süheyla  Fatma Ana’nın hazırladıklarıyla birlikte çoktan vardılar dünürün evine ama çocuklar ancak akşama doğru varabiliyor cenaze evine. Demir önde, Kerim, Defne, Leyla arkada giriyorlar herkesin toplandığı avluya. Aile acılı, kendi derdinde,  İhsan farkediyor onları ilk anda. Başsağlığı dileniyor sırayla, bu üzüntülü zamanda. Neriman, Demir’i görünce burada, sokuşturmadan duramıyor lafını da...”Sizin telaşınız çoktu, gelebilmenize şaşırdım...”   Bir Neriman Hanım vardı sataşmayan bana diyor Demir’in gözleri... ne desin bu ortamda ona. İhsan, öğrenmeş gün içinde yan çiftlikte olanları,  karısının fevri çıkışının buna olduğunun farkında, ne yeri ne zamanı bunları konuşmanın... “Geldiğin için sağ ol” diyerek kesiyor karısının sözünü... “Böyle zamanlarda hepimiz dostlarımızı yanımızda görmek isteriz” diyerek Demir’in yerini belirliyor yanında. O bir dost. Defalarca kanıtladı bunu ve kendini İhsan’a. Sorgusuz sualsiz, yekten gelen bu destek mutlu etmekten çok uzak elbet Demir’i şu anda... bir sürü sorunu var hala ama güven tazeliyor İhsan’ın ona inanması daha en başta.

Biraz evvel Demir’lerin girdiği o avlu eşiğinde Asi ve Ali görünüyor bu anda... onlar varıncaya kadar sürüyor Demir’in yüreğindeki ferahlama... Asi’nin onu üzmeleri bitmeyecek değil mi... cezalandırıyor onu en e.min olduğu yolla... darı darına yetişiyor gururu imdada. Tek kelam etmeyecek buna. Kerim’e “Ali Bey’de mi artık akrabadan sayılır oldu...” diyen Defne’yi duyuyor ardında... Dostu, lafı çevirip Ali’nin İhsan’la iş ortaklığına getiriyor, nezaketen gelmiş farzetsinler onu da... İhsan’ın aklı zaten, Asi’nin Ali’yle çalışmasına Demir’in nasıl baktığında...şimdi görüyor işte gözleriyle... Demir’ın mübalağasızca yanından ayrılışı kandırmıyor onu... Demir, güç bela dayanıyor bu yanyanalığa.

Oturuluyor hep beraber yemeğe, acılı günde aile, akraba ve dostlar birlikte. Acı vesile belkide durmaya ve bakmaya içimize...

“Geleni karşılamak... gideni uğurlamak görevimiz. İnsoğlu fani. Hepimiz göçüp gideceğiz birer birer. Ölümlü bir dünyada, hırsların, bencilliğin iktidarı geçidir, yalandır. Böyle günler acıda olsa, dönüp hayatımıza bakmamız için bir fırsattır.”

Cemal Ağa ve Sarmaşık görünüyor o eşikten bu kez de. Neriman şaşkın, onu da getireceğini bilseydi haber vermezdi ama olan oldu bir kere. Katılıyor onlarda yemeğe. Sarmaşık cenaze evinde ilan ediyor ‘Cemal’ ile evleneceklerini... o kadar şekerdi ki o teklifi ederken de, hayır diyemedi kendisi de. Nişan yüzüğü parıldıyor  herkesin içinde Neriman’a uzattığı elinde... İhsan hatırlatmak zorunda kalıyor, “Cenaze evindeyiz” diye. Neriman zaten dolmuş, İhsan’ın Süheyla’ ilişkisiyle... birde babası çıktı karşısına bu yaşta genç bir eşle... ya kızı... Asi’si... ağzını açıp laf söylemeyen kızının bilmez mi nasıl içlendiğini... onun yerine hesap soracak, karşısında süklüm püklüm oturan Demir’e... “Demir’ciğim...” e saklıyor niyetini... “...dün gece sizdeki patırtı neydi? Silahlar patladı durdu... şenlik mi vardı”... Demir efendiliğini bozmasa da, bırakmayacak bu soruyu cevapsız bir kez daha... “Atılanlar çatapat değildi Neriman Hanım. Kimseye bir zarar gelmediği için şükretmek gerek!” diyor olabildiğince doğalca.  İhsan’sa ‘haklısın Demir’ diyerek bir kez daha tazeliyor ona güvenini... Demir’in Neriman ile İhsan arasında gidip gelen gözleri fırsat bulamadan anlamaya karı-koca arasında neler olup bittiğini... laf kaldıracak halde olmayan Neriman açığa vuruyor gücenmişlikleri... “Siz erkekler işinize gelince birbirinizi kolluyorsunuz. Ama biz sandığınız kadar akılsız değiliz beyler”... Doyuyor bir anda Cemal Ağa... devam edemez bu konuşma daha fazla... kalkarken masadan, sesleniyor torunlarına... hadi çay servisi yapsınlar konuklara.

Ali’nin yanında oturan Asi’ye kayıyor Demir’in gözleri... Neriman, Asi’nin söyleyemediklerini mi söyledi... bu kadar olmayacak bir şeye inanıyor ve suçluyor mu hala onu Asi... onu işine geldiği gibi aldattığını mı düşünüyor... aldatacağı bir kadını sevebilir mi Demir, aşık olabilir mi... hayatını onunla geçirmeyi düşünebilir mi... bilmiyor mu bunu Asi? Yoo... Biliyor olmalı... başına doladığı uzun eşarbının arasında ara ara görüyor emanetinin zincirini. Yoksa, Demir’i neden hala bağrında taşısın ki. Onunla konuşmayı bir kez daha denemeli... gecikmemeli... bu manasız ayrılık bitmeli... bitmeli bu çelişki.

Defne ilk defa fırsat buluyor... Asi’yi dünden beri hiç görmedi... Anlatsın kardeşi, Demir o kızla ilgili ne söyledi.  Asi’nın niyeti yok bu konuşmaya katılmaya, bir türlü eli gitmedi kolyesini boynundan çıkarmaya, bir kez daha... ama alakasını kesmek istiyor artık bu konuyla... “Ne konuşulacak bir şey, ne de sorulacak bir soru kaldı” diyor ablasına. Zamanla yatışmak yerine, kanattıkça kanatıyor onu içindeki öfke... anbean artan bu devam edişin sonu nereye... Çaylar hazır... Ali yetişiyor,  ağır tepsiyi taşımaya çalışan Asi’ye... Bıraksın da Ali dağıtsın, gerekirse çay yaprağı bile toplar onun yerine. Defne atakta bu gece, gerçekleri sokmaya çalışıyor Asi’nin gözlerine...  Avrupa kültürü almak bu değil e.minim ama Ali’nin çay dağıtışı, Asi’nin gözüne girmek için yapılan bir yılışıklık değil de ne?

Yemek sonrası yakalıyor İhsan ve Demir başbaşa konuşma fırsatını. İhsan duymuş alanı... Demir’in kendi canını zor kurtarışını... ona birşey olmamasına çok sevindi, geçmiş olsun diyor Demir’e. “Sen yanlış bir şey yapmazsın... buna e.minim” diye devam ederken, Cemal Ağa geliyor yanlarına, demli bir bardak çay elinde. Ne konuşuyorlar bakalım öyle... Damadına sesleniyor önce... Neriman bazen konuştuğu lafın nereye gittiğini bilmiyor... babasına mı kızdı... yoksa başka birşeye mi, orası meçhul. Ama kabak Asi’nin başına patladı diyor ve çekiveriyor bir şekilde Demir’i de içlerine.  Aile arasındaki bu konuşmaya sessiz kalan Demir’in kaşları çatılıyor aniden bu sözle. Cemal Ağa’da olmasada bakışları henüz, gözleri her an ona dönmek üzere tetikte.  “Senin çiftliğinde ne oldu”  dendiği anda üstüne alınıyor artık bu konuşmayı... dönüyor ona gözleri de. Söylenenler doğru mu yanlış mı, bilmez Cemal Ağa... Birtek şey bilir, torununun yüzünü birileri kararttı... budur onun için mesele. Torununu üzeni, o da üzer... düşman eder kendine. Ona düşer, haddini bildirmek de. Umurunda değil, ne dediğini bilmez bu adam Demir’in... en son o kalmıştı hesap vereceği Demir’in de. İnanması gerekenler İhsan ve Asi, ona... İhsan inanıyor ve Asi’yi de inandıracak kendine... fasafiso mu dedi Cemal Ağa biraz önce... işte bu iki kişi haricindekiler fasafiso Demir içinde... Bu üçlüye... Ali katılıyor bu seferde... onun de elinde bir bardak çay... Demli çaylar servis edilmiş... Demir niye içmiyor diye düşünüyorum, çayı sevmesine rağmen hemde. Ali’nin elinden dağıldığı için olsa gerek, almamıştır bu nedenle. Asi’nin getireceği demli çay ise... hatıraları da getirirdi beraberinde. Sakinliğini koruyan Demir’de ani bir hareketlenme... ceplerindeki ellerini çıkarıp kararlı adımlarla gidiyor bir yere.

Kadınlar mutfakta işleri bitirmiş... çaylar servis edilmiş... Defne, sakin bir köşe bulup sorguya çekmeli Asi’yi... arka kapıya açılan kapalı avluda yer buluyor konuşmak için kendilerine...  oturtuyor Asi’yi duvardan çıkma bir beton sedire... “Şimdi anlat bakalım ne oluyor?” diyemeden daha tam... Demir görünüyor avluya inen iki basamaklık girişte.  Onun geldiğini gören Defne, yalnız bırakmak için kalkmaya davranıyor ama engelleniyor bir sözle...”Gitme!”... En son bekleyeceği şey bu Asi’de... bu kadar acı çekeceğini asla tahmin edemezdi bir söze... bütün iyi niyetleri çatırdıyor içinde... Düşman aşıklarken bile onlar, adım atmaktan çekinmedi Asi Demir’e... Diklendi, dolandı elleri kolları Demir’e... bedenleri, ruhları sakıncasızdı birbirine... çırılçıplak kalırlar gözgöze geldiklerinde... saklanamazlar hiç bir şekilde... hiç bir şeyin yokedemeyeceği bir güven taşır o Demir’e yüreğinde... şimdi bu söylediği ne...

-Ne olur giderse?.. Rahatsız mı oldun benden?.. Çekiniyor musun? Nedir... söylesene?

Çözülmek istemiyor Asi, Demir’e... bütün sebep bu o “Gitme’ ye... itiraf edebilir mi bunu Demir’e, edemezken kendine bile... Defne yalnız bırakıyor onları sonunda... ama Demir söylemeye geldiği şeyleri söyleyemiyor sevdiğine...

-Bu sen değilsi Asi... Sağduyusunu tamamen yitirmiş biri oldun. Nasıl bu kadar değişebildin. Neden sormuyorsun? Neden anlatmama izin vermiyorsun? Benim vicdanım rahat. Herşeyi açık açık konuşalım, hodri meydan dedim... kaçtın. Bunu istemiyorsun değil mi? Çünkü, ya haklı olduğumu anlarsan... ya kıskançlığın gözünü kör ettiğini farkedersen... Olmaz değil mi?.. Yapamazsın... Süslü vaatleriyle kolay biri yanıbaşında. Aradığın buysa... kutlarım seni.

Kıskançlık ele geçirdi Asi’yi... en büyük korkusu yitirmekken Demir’i, ‘o kız’ın varlığı, ani bir tehtit gibi karmakarışık etti, acı verici bir dünyaya saldı Asi’nin yüreğini. Onu ‘yitirme’ noktasında verdiği bir mücadeleden yorgunken... kaldıramazdı hemen akabinde gelen ‘aldatılıyor olma’ şüphesini... Her duyduğuna inanmak, Demir’in sözlerinin altında bir anlam aramak yerine...  ne kadar direnebildi?.. Sadakate güvendi mi?.. İçinden neler geçti... o kadarını kim bilebilir ki. Bu evham... kuşkular... geri dönülmez sözler söyletecek bir saplantı haline geldi. O kadar ki... doğruları Asi’nin gözlerinde arayan Demir’i bile alt edecek kadar gerçek hissettikleri. Ateşlere salınıyor, Demir ve o kız her aklına geldiğinde Asi. Kıskançlığın Asi’nin üzerindeki fiziki etkileri, sancılı. Ali’nin Asi’nin hayatındaki varlığı, bu kıskançlığı tehlikeli bir boyuta taşıyandı. Çünkü, Demir’in Ali’yi kıskanışını, sevdiğini cezalandırmak ve kendi gururunu korumak için gittikçe artan bir şekilde kullandı. Demir’in de benzer dürtülerle ‘o kız’ı kendine karşı kullandığını sandı. Bunu kendi yapabiliyorsa Demir’de yapabilir... dürtüleri, Demir’le ilgili kuşkularının olabilirliğine en güçlü referanstı. Gösterebilmeyi başardığı ilk tepkisi bu sanrılardı. Vazgeçebilmek istiyor... yok saymaya çalışıyor birlikte yaşadıklarını... dünyası yanıyor ve o içinde saklıyor bu yangını.

Demir, dışarı çıktğında bir sürpriz bekliyor onu. Ali voltalıyor arabaların park edildiği dar yolu. Çok da inandırıcı gelmiyor, Asi-Demir’in konuşmasına istemeden kulak misafiri oluşu. Garipsemiş ondan duymayı kolay biri oluşunu. Oysa o Demir’in hayatını zorlaştırdığını sanıyordu. Onun için herşey yine bir kart oyunu. Elindeki imkanlarla neler olabilecekken Ali... olmayı tercih ettiği bu basit kişiyi gördü Demir çoktan beri. Umuyor ki, herşeyi bir kart oyunu sanan Ali’nin bu basit yüzünü hiç görmez Asi. Çünkü biliyor ki onun hakkında yanılmış olmak incitecek sevdiğini. Oysa basit ve kolay bir soru soracağını söylüyor Ali, Demir’e... Hep açık oynadı, hep dürüsttü ya hamlelerinde... işte geliyor bir sonraki de.... hayatının sonuna kadar paylaşmaya hazır bir adamın yüzünü gösterecek...evlenme teklif edecek Asi’ye.

Ertesi gün...

Ali, Asi’yi almaya geliyor yine... motorsiklet ile bu sefer de... işe gitmeyecekler miydi? Gidecekler ama hoşlanacağını düşünüyor Ali... hızın bir başka versiyonunu gösterecek Asi’ye... Asi elinde kask, nasıl takılacağını anlamaya çalışırken,  şehre alışverişe götürdüğü Zeynep yanında, Demir görüyor onları böyle... Durduruyor arabasını... seyrediyor sadece. Asi’ye güvenmekle yanılmıyor değil mi... Ali ile yakınlığı, her türlü iş ilişkisini de, nispet yapmayı da geçti... Dün gece Ali’nin söylediklerinden sonra, nasıl gayret gösteriyor uğratmamak için topraklarına süpheyi... Kendinden e.min... duygularından e.min... herşeyden çok da Asi’den e.min. Sevdiğinden alıyor bütün gücünü. Kuşkuları Asi ile yaşanmışlıklarının yanında bir hiç kalıyor. Korkmuyor savrulmuşluklarından... inişler çıkışlar olur her ilişkide, Asi’ye söylediği gibi... bu da ne ki... aşkları aralarında koparılamaz bir bağ sanki.  

Ali, aşık olduğunu söylüyor ve evlenme teklif ediyor  Asi’ye yolda. Şehre vardıklarında ve ayakları yere bastığında, Asi hemen veriyor cevabını ona... evlenmeye hazır değil daha.... ne onunla ne başkasıyla.

Asi işi gücü bırakır, ‘sonra buluşacağım’ dediği ablasıyla derhal buluşur... ‘Çabuk ol, hemen gitmem gerekiyor’ diyen Demir’in de acelesi unutulur, Zeynep’i alışverişe götürür... Kader yazısını yazar, bir bahane illaki olur. Asi, şehrin ortasında ablasıyla konuşurken, alışveriş yapmış, elleri kolları paketlerle dolu Zeynep’i ve ardında Demir’i mağazadan çıkarken görür.  Bir kere ok yaydan fırladı ya... nişan aldığı yeri de vurur. Asi’nin yüzünde büyüyen ifadeyi Defne’de görür...”Ne oldu?”... gözleri kardeşinin gözlerinin izini sürür... Demir, Zeynep’le beraber... bu görüntü Asi’nin içini kavurur.  Zaman zaman gurur olmadık şeylere tutunur... dönüp ablaya duyurulur... “Biliyor musun... Ali bana evlenme teklif etti!”... Kaçmak için de bahane çok... yalnız kalmak içinde. Defne’ye alelacele veda eden Asi, kendini eski şehrin soraklarına vurur.

Zeynep’i arabaya bindirip gönderen Demir, isminin seslenişiyle irkiliyor. Koşa koşa ona doğru gelen Defne’yi, hayretle izliyor. Asi biraz önce onunla berabermiş... bak gidiyor... işaret edilen yöne dönüyor... sevdiğinin  başının gerisinde toplanmış saçlarında dalgalar hırsla sırtını dövüyor, sıkıca tutturulmuş kemerinden kurtulmak ister gibi tuniği, kendine rüzgara veriyor. Asi kasırgası uzaktan bile belli oluyor.  Peki Ali’nin ne yaptığını biliyor mu Demir?..  Asi’ye evlenme teklif etmiş olması onu ne kadar ilgilendiriyor?

Akıp gidiyor yaşanmışlıklar... Asi’ye tutunduğu elleri boşa çıkıyor... bir hiçlikmiydi asılı kaldığı o aşk mevsiminde... O kasırganın içinde hiç bir şey kalmıyor Demir’in dünyasından geriye... Tehlikeli, tahrip edici... onlara verdiği zararı hemen öğrenmeli.  Eski şehir onun yüreği... en iyi bildiği yeri... yüksek duvarları örülü... ama buluyor Asi’yi eliyle koymuş gibi. Sevdiğinin gözlerinde bir başka erkeğin izleri buluyor gecikmeden onu... tereddüte yer vermeyen bu görüntü, kahrediyor Demir’i. Asi’nin yolunu kesen artık, canı... bedeni. “Ali’ye ne cevap verdin” ... Nasıl bu kadar çabuk duydu... onu nasıl bu kadar çabuk buldu? Merhametsiz bir dünya bu...  kıskançlık yangınında sevdiğinin acısına duyarsız şuuru... Asi, öfkelenir yakar Demir’i ateşlerde... kızar, iter onu bakmadan cüssesine... yağar, eser, kapısına dayanır, hesap sorar kendince... ve boş konuşmaz... konuştuğunda, öldürür de, diriltir de... Ama şu an bir yalanlık acz içinde... “evet dedim” diyor Demir’e.

O yalan bu kadar gerçek olmasaydı gözlerinde, inanmazdı Demir Asi’ye...
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:05:11 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #35 : 04 Ağustos 2010, 22:06:03 »

İlk yayın tarihi 27 Haziran 2010

OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Git Asi...


Su ayrışırken topraktan... devamlılığını sağlayacak bir şey bulamıyor Demir o an. Asi onun değil... beden ne işe yarar can olmadan.  Hayat verdiğini sanmıştı... meğer, almış... Asi’sizllikte, hızla bozunuyor içindeki yaşam... dönüştüğü; inançsız adam. Demir kabuğu koruyamıyor onu... uçurumlar... yarlar artık yürek boyu. Kendinden önce dualarına koyduğu... canını buyurduğu...  Asi... bir başka erkeğin kadını mı oldu?  Algıladıkları doğru mu? Tane tane ıslatmaya yemin ettiği bu tende, başka yağmurlarla ıslanmışlığın kokusu!  Çözüyor ondan, kendine hak olmayan dokunuşunu...

Asi, ilk defa bu kadar dönülmeze iteliyor Demir’i... incinmişliğinden,  kıskançlığın yakanından alıyor gücünü...  İşte istediği oldu... ama karşı karşıya kaldığı Demir yoksunluğu... Sevdiği göreli mi çekiliyor, oysa toprakları hızla çoraklaşıyor... yeşili kuruyor... nerede sağanaklarla gelen yağmuru. Onun gözlerinde de incinmişliği görmek uğruna yana kalmayan yalanla sevdiğini vurdu.

Demir, yararsız olduğunu bilsede, söylemek zorunda...”Ne yaptığının farkında değilsin sen.” ... Herşeyin farkında olduğunu sanıyor ama Asi... doğru adamı buldu.  Asi’nin girdiği dönülmez bir yol... konuşacak ne kaldı.... Belli mi, önce kim yolunu ayırdı... Sadece yazık... çok yazık oldu. Bırakıyor adımları birbirini geri... yürekler birken, ayrı yollara çıkarıyor şehrin sokakları o iki genci.

Asi... emaneti elinde, yatağına yumulmuş halde... cevap bile vermiyor odasına gelip onu yemeğe çağıran annesine...  ağlıyor, onu Demir’in ellerinden hayatına takan kadere. Madem ömür boyu sürmeyecekti, neden çıkarttı önüne. Bu parmakları arandı kolyesini Demir takerken kendisine... Gözyaşlarının gerisinde Demir, “Bu saçlarla olmaz, hadi saçlarını topla” diyor Asi’ye. Saçlarını her gün toplamak istiyordu Asi Demir’e... Uzaklaşan sesinin yerine, ürpertileri dolanıyor bu kezde... teni yanıyor onun nefesiyle... telaşsız sıcaklığını hissettiriyor yeniden, dudakları Asi’de... sımsıcak dokunuşlar hıçkırıklarında kayboluyor... sözvermişti, sevdiği... şikayet etmeyecekti hiç... yeniden boynuna takacaktı her keresinde. Hani... nerede?... ... ...Kendi uzaklaştırdı bu sefer onu... ama özlüyor çaresizce... Kimsesiz onsuz, kapkaranlık gece. Yalnız olmadığını görmek isterse diye fenerler asmıştı... yanıyor mu hala Demir’in ışğı... kalkıp bakıyor göremeyeceğini bile bile.  En büyük kabusu, Demirsizlik geldi artık gecelerine. Fenerler tutsun... ışığı vursun... neden korkularını görmüyor Asi’nin de.  

Demir’in sığınağı... odası... kendini buraya zor attı. Kabul etmeli bu gün yaşadıklarını... anlamaya zorlamalı. Bu bir çılgınıktı, yaşandı. Ama gelmedi devamı. Güveni boşa çıktı... inancı boşa çıktı... Asi’yi nasıl bu kadar yanlış tanıdı? Alay eder gibi, gözlerini alamadığı Şahmaran’ı... Demir’i değiştiren, yaşamı farklılandıran kadını. Ama yok artık... bunun farkına varmalı. İnsanın saklayamadığı tek şey miydi ‘sevgi’... keşke taş kesileydi... Gözlerinin önünde akıyor rengarenk tabloda yaşanmışlıkları... Asi’nin onun çağrısına gelişi... o geceki güzelliği... ‘Demek ki sevdin’ diyen Asi sanki hala sevgisini saklayamıyor gibi.  Ama değil işte... değil... kendi söyledi, Ali’ye ‘evet’ dedi. Uzanıp alıyor duvardaki tabloyu... “Çok sevdim” diyen Demir’e  hükmedebilmeli... Ne aşkı? Herşey yalandı. Hırsla fırlatıyor yere  Şahmaran’ı... işte Asi-Demir’e olanı...  yerlerde, paramparça...  orada da kalmalı, tamir edilemeyecek kadar hırpalandı. Tınmıyor yüzünü kanatan cam parçasını... hissetmedi bile daha. Akıtamadığı yaş o...  yağdıramadığı damla... asi bir çentik hayatında. Teni onarsa da... izi geçti sanılsa da, ruhu nişanını hep taşıyacak o aşkın... kanatacak her asi andıranda. ... ... ...Çok uzağa gitmiyor Demir... daha şehre geldiği ilk anda... onu yoluna çıkaran o kesişme anında birbirlerinin olduklarını hatırlıyor nasılda... Direndi de buna kararlılıkla... başaramadı ama. Elinden yenilmek geldi birtek aşka. Hiç böyle sevmedi Demir... sevemeyeceğini de biliyor şu anda. Ne yerine geçebilir böyle bir karışmanın? Yeri göğü denizi karıştıran o ırmağı içebilir mi bir kez daha... asla.

Gece inatçı... geride kalamamış o karanlığı... katlanmakta zorlandığı... sabah yeni bir güne ışıdığında bile hala orada rahat vermeyen yapayalnızlığı. Demir’in uyku bulmayan gözleri aynı gerçeğe arkadaşlık ediyor aydınlıkta da...  Sadık sevgilisi yalnızlık... orada ve kalacak onunla. Bildik  bu tek başınalıkta, yeni öfkeler... yeni kızgınlıklar meşgul ediyor ruhunu... bu, gün kadar ortada bakışlarında. Odasına ışıklar vurduran, ‘ses ver’ dercesine ağarana başlamalı o artık... bu ne olacaksa! En bildik yaşama tutunuyor... sadakatle onunla olana... öfkesiyle barıştırabilir belki... yatıştırabilir belki... atı çare olabilir mi aşksız bu sabaha. Daha ilk nal sesinde farkediyor ki almış Asi elinden bunu da... sanki mecburlarmışçasına... bildiğini okuyor hatıralar, unutturmayacaklar ona. Asi’yi tılsımlı damlacıklarıyla kendinin yaptığı an işte şuracığında. Sevdiğinin yüzünde gökkuşaklarını imrendiren bir tebessüm var hala... teşekkür ediyor kendisini sudan, boğulmaktan kurtardığına. Hızlandıkça hızlanıyor... kanatlandıkça kanatlanıyor... ama hiç bir şey değişmiyor... su hala kadınına o gün ki kadar yakışıyor... kendini onsuz nasıl yaşatacak, bilmiyor.

Sabahın köründe uyandırılan Asi, komşu çiftliklerden  birinde zor bir doğuma çağrılıyor... Şirkete gecikecek, ama olsun, Ökkeş Efendi’yi de yanına alarak yardıma koşuyor. Allahtan herşey yolunda gidiyor, hayvan kurtuluyor. Acelesi yok geri dönüş yolunda, sürüyor arabasını, ne zamandır uzak kaldığı bağlar, bahçeler, tarlalar arasında...   huzur buldurmaya çalışıyor ruhuna. Ne çok şey değişti hayatında.... Verdiği kararlarla toprağından uzaklaştı... Demir’den de... O da sürüklendikleri bu yerde, kendi kadar yalnız, kendi kadar çeresiz hissediyor mu... şimdi ne yapıyor acaba?

Birden arabasının önüne çıkan at ve binicisi panikletiyor onu... can havliyle bastığı fren ile sarsılarak, tozu toprağa katarak duruyor aracı... karşısında Demir ve atı.  Yüreği korkuyla, acıyla deli... çıkacak gibi zorluyor göğüs kafesini. Onun gözlerinde gördüğü... acı çeken bir başka can gibi. Ama ona çaresi yok Asi’nin... yardım edemez, etmeyecek de. Zaten tanımakta güçlük çekiyor, o kim ki... gözlerinde gördüğünün tarifi yok, anıları var sadece Asi’de.  Çareyi, çaresizliği haykırır sevdiği Asi’ye bu ifadesiyle... önlerindeki tek engeli, gururu haykırır Asi’nin yüzüne. Şu anda öyle... biliyor ki onunda yüreği çıkmak istiyor dışarı göğüs kafesinde... soluksuzluğunda, sessizliğinde salıyor Demir’i üstüne üstüne... öfkesini hissediyor... kızgınlığını hissediyor...  körlemesine kendini ona süren Demir’i hissediyor içinde.  Ama dönüp gidiyor nihayetinde...  bırakıp gitme sırası onda mı şimdi de.

Cemal Ağa ve Sarmaşık’ın nikahı var bu gün Antakya’da... Telli duvaklı düğün yapamaz  ama nikah memurunun da,  davetlilerin de gördüğü en güzel gelin olacak  Sarmaşık Hanım ona. Davetli olarak da torununu çağırıyor...  Defne  olacak aileyi temsilen yanında. O evlenirken Cemal Ağa destek verdi aşıklara, şimdi de torunu onun yanında olacak... herşey sırayla.

Demir dönüyor sonunda çiftliğe... atını fazla yorduğuyla kaldı bu gün, ruhuysa  dörtnala Asi’nin aracıyla karşılaştığı o toprak yolda hala.  Ama İhsan Bey’i görüyor arka bahçede teyzesiyle...  bir şey belli etmemeli kimseye, yerleşiyor boş koltuklardan birine. İhsan merak etmiş neden uzadı İskenderun işi... belgelerini bazıları nedense ona gelmedi. Söz konusu belgeler Asi’deydi... babasına vermemiş daha belli ki. “Asi’nin bu aralar başı kalabalık” diyor İhsan, yeni işini kastederek... anlaşılan bu iş için pek vakti olmayacak.  Kelimeler bir kez daha gösteriyor kudretini,  nasıl da merhametsizce savuruyorlar dediklerini...  Enkaz üzerine enkaz Demir’de o an... kaçmakta yetmiyor, Ali’yi kastediyor olmalı İhsan.

Neriman  ise hop oturup hop kalkıyor... Fatma Ana’ya dert yakınıyor... İhsan sabahın köründe,  gözünü açmış gitmiş doğru Demir’in çiftliğine,  bostan korkuluğu mu o ne? Ateşe körükle gitmez mi Fatma Ana... adı batasıca Süheyla’ya koşan koşana. Aslan diken üzerinde tutuyor Süheyla’da kalarak onu da. Asi görünüyor bu arada... elinde evrak dosyası, hızlı adımları. Annesi durduruyor onu... “Ne bu suratı?”. İhsan aramış Asi’yi, Demir Bey’lerin çiftliğine gitmeli, orada buluşacak Demir’le çünkü. Koca koca işyerleri yok, Süheyla’nın yanına karargah kuruldu sanki!.. Oysa çağrıldı, mecburen gidiyor oraya Asi. Ama o da ne... geri mi dönüyor... Demir ayağına çağırdı diye vazgeçti belki. Yooo daha beteri... gelmesini emrettiyse, gururuna bir kalkan gerekli... Ali’nin pırlanta kolyesini kuşanıyor Asi. Hadi görsün bakalım Demir şimdi, neymiş ayağına çağırmak Asi’yi.

Demir’e  bereket getirsin diye aldığı Şahmaran  karşılıyor  yolunda onu. Harap vaziyette  duyguları gibi hediyesi... Çöp variline yaraşmayan, içler acıtan bu parçalanmışlığa çıt çıkaramıyor olsada ona verdiği tek hediyeyi böyle görmeye dayanamıyor yüreği. Parmaklarını dolandırıyor kırık cam parçaları üzerinde. Beklemiyordu bunu... Zor geliyor kabullenmek gözlerinin önünde ki fırlatılıp atılmışlığı. Ne bunun anlamı? Asi’den vazgeçebilmek demek ki bu kadar kolaydı! Demir’in,  Ali’ye evet deyişine direnişi bu mu olmalıydı?  Bulanık bakışı... serbest bıraksa, yıkıp geçirecek biliyor Asi ortalığı... çekilip gitsin içindeki bu hırçın kız, kenarda köşede kalmış olgunluğunu toplayıp onun karşısına çıkmalı. Ama bahçe kapısında yüzyüze geldiği, Demir’in uğruna Asi’yi bir kenara fırlattığı kız oluyor ne yazık ki... hatta onun gelmesini bekliyormuş gibi... birşey söylemek istiyormuş... bu ne olabilir ki? “Yani sanıyorum Demir Bey ile bir geçmişiniz var. İstemeden sizi rahatsız etmiş olabilirim.” diyor, bu ne cürretse... Beklenmedik şeyler olmuş, dalga mı geçiyor bu kız kendisiyle. Gitmesi gerek Asi’nin... ama ısrarla “Bildiğiniz gibi değil... dinlemeniz gerek” diye devam ediyor kız sözlerine. Bunları dinlemek istemiyor Asi... Demir’den dinlemedi, bu kızdan mı dinleyecek... kendi gördükleri yetti de arttı bile. Demir’i sormuştu, bir tek onu söylesin, nerede? Arka bahçede...

Süheyla, Melek ve Demir oturuyorlar hep birlikte. Demir onun yaklaştığını görünce kalkıyor hemen yerinden Asi’yi karşılamak üzere... peşine Süheyla ve Melek’de...  Kısacık paylaşılıyor nezaketen selamlaşmalar, Melek’i de alarak uzaklaşıyor Süheyla  hemen gençlerin yanından. Demir’in mutsuzluğu, Şahmaran’ı kırışı...  sorunları... yalnız bırakmalı onları, konuşabilmelerine fırsat tanımalı.

Yalnız kaldıklarında değişiyor Asi’nin mülayim tavrı... Elindeki klasör masaya bırakılıveriyor, kalemde alıyor benzer bir hoyratlıktan payını. Evrakı getirdi Asi ama neden bu kadar acil anlamadı. Demir veriyor cevabı... İhsan bu işi hemen halletmelerini istemiş, oraya Demir çağırdığı için değil, babası istediği için gelmiş. O da en az Asi kadar rahatsız... çabucak imzalayıp bitirsinler işi. Ek maddeler girmiş ama sözleşmeye,  okumayacak mı? Masanın üzerindeki evraklara eğildiğinden önüne dökülüyor Asi’nin saçları... şöyle bir fırlatıyor yandan geriye doğru, işine gelmez kolyesinin kapanması. Demir kaçırmıyor bu anı... sevdiğinin boynunda asılı ihanetin yaftası. Bu gerçektende tanıdığı Asi değil. Hür doğmadı, biliyor aşkları... ama o Demir’e hayat veren kadındı... hassastı... bu bir başkası olmalı. Ali, o istikrarlı yalancı, Asi’yi nasıl bu kadar şaşırtmayı başardı, başkalaştırdı. Ne bunları düşünmenin bir anlamı var, ne de kalbini keskin pençeleriyle tırmalayan kıskançlığın faydası. Asi’nin yandan yandan onu kontrol etmesinin nedeni de, üzerinde gezinen bakışları olmalı. Vakit kaybetmek istemiyor Demir daha fazla ayrıntılarla... eğiliyor o da masaya... göstersin nereyi imzalaması gerekiyorsa.  İhsan Bey’e de kontrol ettirsinler, neticelensin bu iş, bıçak kemiğe dayandı onlarda. Ama Ali müdahil olmadan olur mu bu sahneye... arıyor teklifsizce... Ne zaman koydu otelefonunu Asi masanın üzerine... ‘Ali’ nin ismini ekranda görmek yetiyor Demir’i silbaştan delirtmeye.... “Cevap vermeyecek misin?” diye sormadan edemiyor Asi’ye...  Duysun konuşmalarını da hala birşeyler olabileceğini sanan umudu öldürsün iyice. Durduramıyor çünkü içinden yükselen o sesi kendi kendine. Ama cevap vermiyor Asi, daha sonra arayacakmış, ayrıca vereceği cevabı çoktan vermiş Ali’ye. Daha fazla dayanamıyor Demir ona bakmaya... sezişlerini onu acıtmak için kullanıyor... sapladığı hanceri bir de çeviriyor acımasızca. Yeter ama... bıktı acıdan... katlanmak istemiyor daha fazla. Evraklarını toplamasını bekliyor masadan sabırsızca ve İhsan Bey’le buluşmak üzere çıkıyorlar yanyana.  Konuşacak hiç bir şey kalmamış aralarında.

Asi barındıramıyor sorularını içinde daha fazla... Neden Şahmaran’ı çöpe attı Demir? Değersiz bir şey olabilir, ama bir hatıraydı. Buna cevap vermek zorunda. Demir’in Asi’den beklemediği bir şey bu sorgulama. Sessiz, yine de bakışlarının ondan yana kaymasına mani olamıyor bir anlığına.  Şaşırıyorda ne bekliyor olduğuna... o ‘evet’ demişken bir başkasına, hala onu bedeninden çıkarıp atamayışının isyanıydı bu taşkınlık... hala bu bağlılık. Hiç ama hiç başarılı olamadı da. Bu sessizlik çok tanıdık... konuşmak istedikleri anlar uymuyor asla birbirlerine, ne yazık! “Tabii” diyor Asi... “Sana soru sormamam gerektiğini unuttum. Sorsamda yanıt alamayacağım.”  Yine sessizlik... yine suskunluk... “Sen sustukça verdiğim kararın doğru olduğunu anlıyorum” diyor Asi... Sözlerinin taşıdığı o ufacık  belirsizliğe ses geliyor Asi’ye... Demir dönüp ona soruyor cevap versin diye, o umudun sesi bastırılamayacak kadar güçlü şu anda içinde...”Gerçekten ona bir söz verdin mi?”... Demir demek hala burnunun dikine... onun sorularına cevap vermeyecek ama o sorular sorabilecek dilediğince...  “Ben sana kime ne söz verdiğini soruyor muyum?”diye çatıyor Demir’e. Kaybediyor bütün dengesini Demir’de. Ne ‘kim’i... ne ‘söz’ü...  bir yanılgıya inanmaya devam ederek sevdiği, bitiriyor hayatlarını. Söyledi çoktan, iki gündür tanıdığı Zeynep’in onun hiç bir şeyi olmadığını, dinlemeyi de reddediyor yapacağı açıklamayı. Daha ne yapmalı... öfkeyle saldırıyor direksiyona...  isyanı, hıza geçiyor anca. Asi’yi inandıramıyor,  dokunamıyor bile artık ona... ne yaparsa yapsın bırakmayacağı, yollar kesip konuşmaya zorlayacağı bir sevgili bile değil artık oturan yanında...  Bu öfkelendirdikçe öfkelendiriyor onu daha da.  Duymuyor bile Asi’nin ‘yavaşla’ diyen çığlıklarını... “Cevap ver... bir söz verdin mi ona gerçekten?  Asi bilir, kendi duruşuyla onu yanına yaklaştırmadığında öfkelenir sevdiği... zorbalaşır. Gerçektende,  Asi’nin direnişinin ötesinde kendini koyduğu yerde ulaşılmaz oluşu delirtiyor  Demir’i iyice... kaba gücü arabasına geçiyor sadece. Araç, çiftliklere sapan toprak yolda savrularak durduğunda ise atıyor Asi kendini özgürlüğe...

Kavuran bir esinti hissediyorum bu sahneyi her seyredişimde. Yanıyor Asi harlı ateşlerde... içte... dışta... kaçacak bir yerin olmadığı karşı duruşlarda...  Asi tavlanıyor  Demir cenderede.  Altedilmez bu uzaklaşışın  Demir’i de böyle kavurduğu bir an gelecek ileride... misillenen bedenlerinde, o da yaşayacak bu cehennemi kavruluşu kendinde...  Çıkıyor Demir arabadan Asi’nin peşine... sevdiği uzaklaşamadı bile... O ne kadar uzaklaşmayı başardı ki Asi’den... ayrılamazlar onlar birbirinden. Ona doğru yürürken solukları hızlıca bedenini terkeden Asi’yi gözlüyor. Söylendi mi söylenmesi gereken herşey aralarında gerçekten?  Yakışmıyor o kolye sevdiğine. Yakışmıyor ‘evet’  bir başkasına söylendiğinde...  gururu bırakıp geriye... son bir hamle yapıyor Asi’ye... uzanıyor bir başkasının izini silmek için sevdiğine...  Emanetinden vazgeçti ama o kolyeden vazgeçmiyor Asi... durduruyor Demir’i. Onun ellerinden kurtarmaya çalışıyor Ali’nin kolyesini...  Zafer bekliyor muydu Demir bu hamleden? Bilmem!.. Son bir gayretti sanırım... vermek istedi belkide hiç düşünmeden. Basiret miydi,  korku ile ümidi zincire vurulmuş  bekleten. “Mutsuz olacaksın. İkimizde mutsuz olacağız“... uyarılar Demir’den.  Ama Ali’nin kolyesini özellikle taktı Asi... ‘Gör’ diye taktı... çünkü herşeyi Demir başlattı. Asi yokmuş gibi davrandı. Nasıl incindiğini düşünmedi... sonrada karşısına gecip hesap istedi. Oysa Demir bu noktayı çoktan geçti... Asi farkında değil sanki. Demir’in kendinden çekilişi onun tarafından çok iyi farkedildi. Ne hesap soruyor, ne de buna hakkı olduğunu düşünüyor... Ali kazandı, Demir kaybetti... ona ait olmayan birine hesap soramaz ki!

“Kaybetmemek için ne yaptın Demir?.. Kastediyor gerçekten söylediğini sevdiği.  Kıymetten düşüyor ona yakın olmak... geri çekiyor Asi’den Demir’i... bu kadar onu görmekten aciz bir Asi ile mazeret her söylediği.. “Ne mi yaptım? Sana çok değer vermiştim biliyor musun?”  İncinmemek için koymazdı kendinden içeri kimseyi... ama yüreğinin taa içine soktu Asi’yi... yine aşkla başkalaşmış Demir algılarından biri... her koşulda görmeliydi Asi Demir’i. Ne görecek, ne duyacak halde onu sevdiği. Asi’yle hiç bir şeyini paylaşmadı ki... Teyzesinin başına gelenleri anlatmadı ki...  paylaşmayacak yine... anlatmayacak yine... ama bileceği bir zaman gelecek Asi’nin Demir’i... yalnızca zaman gerekli. Lakin şu an bunun sadece bahane olduğunu düşünüyor Asi... derinleştiriyor Demir’in hayalkırıklığını. Zaten gereksiz artık...

Anlatmayacak yaşadığı yıkımı... denemeye çalışmayacak bile onu inandırmayı.  Tabii... Demir Asi ile zaman kaybetmesin... buldu ilgilenecek yeni birini, onunla paylaşır artık herşeyini.  Yine Zeynep aralarındaki...  anlaşıldığında pişman olunacak bu yanılgı...  açığa çıkamıyor bir türlü. “İnanman için sevmen lazım” diyor Demir... kıskançlık nasıl aşka üstün gelebildi? Herşey bitmiş... Asi yolunu çizmiş... ne konuşuyor orada ikisi?  “Git Asi... bundan sonra ne kadar az karşılaşırsak o kadar iyi...” ... ‘Gel’e yangın o beden gönderirken sevdiğini yalvarıyor gözleri...  ‘Söyle... söyle hadi... beni sevdiğini... hiç bir yere gitmeyeceğini... herşeyin bir kabus olduğunu...  ama bittiğini... artık bittiğini... nihayet  bittiğini’...

“Asi’yi gönderen Demir”i sevmiyor Asi... hani ona tutkun sevdiği... hani sarıp bırakmayanı... her koşulda yol kesip durduranı. Yüreğinde başka kuşkular filizlenmeye başlasa da Asi-Demir ne kadar hırpalandı, özleri yaralandı. Yaralarını Demir sarsın istiyor ama şimdi onu uzaklaştıranı... Kim var orada? Ali... Kanayan aşkına şifa olmasa da kırılan gururunun parçalarını bir arada tutmaya hazır yanında olanı.  ‘Git’ derken Demir, ihtiyacı olduğunda ‘gel’en kolay adamı...

Sabahtan beri Asi’nin peşinde Ali...  çiftlik çiftlik dolaştı... telefon ile aradı... netice verdi sonunda çabaları...  şansdan fazlasıdır... gayretleridir, sınanan Asi-Demir’in zayıfladığı anda orada olması.

Asi’nin gereksinim duyduğu bir sığınak... bilebilir mi yaralarını sarmaya durduğu sığlık  bir liman. Hemen götürsün Ali onu buradan...  tuzbuz olup dağılan parçaları zor tutuyor kendinde.... gitsinler yeterki biryerlere... mühim değil nere... biniyor alışık hareketlerle Ali’nin motorsikletine.

Görmek mi istiyordu Demir Asi ve Ali’yi... işte bu da ‘gör’ diye gelen Ali. Tereddüt etti mi Asi giderken.. etmedi mi... Demir farketti mi... etmedi mi... Artık bir önemi de yok ki... acı bir ağıt çalınıyor kulaklarında, Asi’nin Ali’ye sarılışına baktıkça...  Acımasız sözleri... kazı beynine gördüklerini... belki kabullenirsin artık Asi’yi kaybettiğini. O çağrı... o söz... o ilk  ‘gel’e yüklenen aşk kaybediyor artık gerçekliğini. Bitti. Başka gerçekleri var bu günün. Biten sadece Asi mi? Değil tabi. Demir’de de bir safha bitti. Çemberin o sonsuz noktalarından birinde yine bugün Demir... önünde durduğu ise Asisizliği. Sonsuzluktaki o naktayı bugün farklı kılan şey, hiç sahip olmamışlıkta asla anlaşılmayacak,  bir zamanlar onunken kaybettiği. Acıdır... başka acılara benzemez. Yakar... ateşlere benzemez... gözlere de yüreğe de karanlık basar... hiç gitmez. O karanlıkta herkes başka bir şey gizler. Bazen ortaya çıkar ama...  çıktığına pişman eder.
 
Manzarası güzel bir yerde durduruyor Ali motorsikletini...  Asi soruyor, “Neden durdular?” ... Yatıştırır belki Asi’yi... Burası mı?... Ateşler daha çok, “Burası olmaz” Ali. Harika bir yer keşfettiklerini sanıyor oysa burası çoktan keşfedildi... yalnız kalmak için ara sıra buraya gelir Asi. Sıkıyor beni artık Ali’nin teklifsiz soruları... Asi’nin ne hayaller kurduğu, kimlerle buraya geldiği... ne ilgilendirir Ali’yi. Gidin artık... daha fazla kirlenmesin oranın geçmişi.  Sahilde,  hırçın dalgaların kayalıkları dövdüğü bir yerde bitiriyor Ali yolculuğu. Neden bu kadar sinirli? Teklifini reddetti... ona bir daha aynı soruyu sormaz ama Asi’yi neyin yada kimin üzdüğünü merak ediyor Ali... Yalan üzerine yalan Ali... ondaki samimiyetsizliği nasıl farketmiyor Asi? Bunu ona yapan Demir’mi?.. O mu üzüyor seni?.. Demek ki belli!..

Ziya’nın babasının vefatı  evliliğe yeni yeni alışmaya çalışan çifti zora sokuyor. Başında bir erkek olmadan annesinin yalnız yaşayamayacağını düşünen Ziya, Gaziantep’e taşınmaya karar verdiğini karısına bildiriyor. Alıştığı herşeyi bırakmanın nasıl olacağını düşünse de bir anlığına, Gonca’nın yeri kocasının yanıdır... kocasının kararını düşünmeden onaylıyor. Bu gelişmeyi  duyan Neriman “Olmaz!” diye bas bas bağıyor. Gonca’nın bir işi var. Kendi ayakları üzerinde duruyor.  Neriman gibi koca eline mi bakacak.  O ne derse onu mu yapacak?  Ya itiraz edecek gücü... söylesin, o gücü nereden bulacak. Bir müddet sonra Neriman gibi olup hayattan korkacak.  Neriman’da herşey karışıyor birbirine... kızı Gonca’ yı mı yoksa kim olduğunu artık bilmediği Neriman’ı mı uyarıyor... dert yanıyor... bir babası vardı sığınacağı ama o da genç bir şakıcıyla yaşıyor. Fatma Ana’nın müdahalesiyle kesiliyor telefon görüşmesi ama Neriman’ı da perişan halde bırakıyor. Defne’ne geliyor yanlarına bu bağrışır çağırış arasında ama elinden hiç bir şey gelmiyor onunda... bir de söylemek zorunda olduğu nikah haberi var omuzlarında. Hiç kolay olmayacak bu şartlarda.  Biraz sakinleştirmeye çalışıyor olsalarda Neriman’ı mani olamıyorlar onun sinir kirizi geçirmesine. Alıp Fatma Ana’nın tek tek ütülediği gömlekleri eline... parçalıyor her birini dilediğince... gitsin İhsan Süheyla’ya. Yeni gömleklerde alır Süheyla ona...  ütü çizgisini de çift yapmaz ayrıca. Nasılda geziyor İhsan Süheyla ile yaylalarda... istediğini yapıyor...  bir faydası yok Neriman bin yılda onun gömleklerini yıkayıp assa.  Kıskançlığın her insanı tüketişi bir başka... kıskançlığın ayrılmaz dostu hayalkırıklığı ise daima onunla. Katmerliyor katlanılmazlığı... acıtıyor daha fazla. Sadece bugüne değil, geçmişe de acıyorsunuz sanki daha fazla. Güvenmişliklere acıyorsunuz... inanmışlıklara acıyorsunuz... bir vakitler aldanmış olmaya acıyorsunuz...  acılaşmaya başlıyor hayat, sadece bu gün değil... kötü olanı, acıyışınız geçmişten başlayıp geliyor bu yana. İhsan’ın onun yanında olması yetmiyor Neriman’a... yetmez hiç bir aşka. İhsan’ın gözlerini görüyor ne zamandır o... başkaları var orada. Haksızda değil bu yorumunda. Aklı ile evliliğine bağlı kalmaya kararlı olsa da İhsan, gönlünü, gözlerini uğrak yapan Süheyla’ya mani olamıyor, olamayacakta.  Çaresi yok İhsan’ın...  eşi ve dört çocuğunu düşünmek zorunda...  ama aklımdan gitmiyor bir türlü Süheyla’ya... “O günlere dönebilsek, hatamı tamir edebilirdim” diyen sesi. Şartlar farklı olsa... onu seçerdi İhsan... öyle bir var ki Süheyla onda.  Üzülüyorum, bir başka gölgeye rağmen gözlerde... birbirine tutunmaya çalışan o karı-koca’ya...

Günün ilk krizini ağlayarak atlattı Neriman... nikah haberiyle gelen ikincisi ise katıla katıla güldürüyor  kendisini. Yeni evli çiftin akşamki düğün yemeğine  ne kendisi gidecek ne de evden başka biri... Ama Fatma Ana hatırlatıyor ona unuttuğu bir şeyi. Gonca’nın altınlarını aldı saklamak için Cemal Dedesi.  Değiştiriyor Neriman derhal fikrini...  fırsat bu fırsat deyip kurtarmalı kızının bir kaç parça bileziğini.

Hüseyin çiftlikte bekliyor Demir abisini bugünde. Söyleyecekleri olmalı dilinde... ama öteliyor onun halini görünce...  “Naber Hüseyin? Dersler nasıl?” diyen Demir abasinin canını kim sıktı böyle? Ne kadar isterdi anlatabilmeyi ona herşeyi... Asi’nin aksine, dinlerdi kocaman gözlerini açıp Hüseyin, Demir abisini.  “Yok birşey” diyor yine de Hüseyin’e.  Hüseyin’inse sorunları var... Küsmüş sevdiği yine... “Niye?”...  Ayrılmış onlar, niyesi yok, bilemiyor ufaklık bile. Fındık kabuğunu doldurmayan şeyler olmalı Asi-Demir’le mukayese edildiğinde... Aslında yürekte dokundukları yerler büyük Asi-Demir’i ayıran nedenlerinde.  Hassasiyetlerini alıp büyüttüler kendi kendilerine, yer bırakmadılar böylece birbirlerine... Hüseyin, Demir abisinin sorularını cevaplamak yerine... kendi kafasındakileri ona söylemenin derdinde. “Seninle Asi ablamın arası iyi mi bari?”... Gülümsetiyor bu Demir’i... “İyi herşey Hüseyin!”diyerek rahatlatmaya çalışıyor dostunu sözleriyle. Onları model görüyor olmalı kendilerine. Büyüyünce Asi ablasıyla evlenecekti ama korumuyor olmalı bu isteği bir müddettir içinde.  Hüseyince bir hasletle ... bağlıyor onları birbirine... “Siz çok yakışıyorsunuz birbirinize. Sonunda onunla evleneceksin değil mi? “... Mübalağa ediyor diyebilir miyiz Hüseyin’e? Onları yakıştırışlarım geliyor gözlerimin önüne... daha farklı Hüseyin’den... özünde ise, yakışıyorlar... bu kadar basit işte. Gizemini muhafaza eden tabiat,  emsali olmayan hamlelerinde bile nasıl gözkamaştıran bir oluyorlukla hareket ederse... onlarda öyle yakışıyorlar birbirlerine. Dağları baharda basan papatyalar kadar... kayaları oyan dalgalar kadar... geceye gün,  güneşe yağmur,  karanlığa ay kadar yakışıyorlar. Daha saysam, liste yorumlarım kadar uzar. Demir hazır olmadı paylaşmaya sıkıntısını belkide hayatında hiç bu kadar. Biliyor, Hüseyin’de, o çocuk yürekte, yeri farklı Demir’inde, anlardı kendisini de.  Ama imkansız  istediği ... başkasıyla evleniyor Asi. Evlilik... evlilik dedi değil mi... hayallerini kurmaya bile  cesaret edemediği birlikteliği... tuttuğunu ne pahasına olursa olsun koparmaya hazır bir adam tarafından yerle bir edildi. Asi onu kabul etti demek asla kendinin değildi.

Asi salıncağında gene... yüzünde huzurlu bir ifade... asla sallanmadı hep sardı iplerini öyle... bu baş döndürülüşü aradı hep kaderinde. Ayaklarını yerden kesen bu duyguyu, bir salıncağı bir Demir yaşatır Asi’ye. Onun için tutkundur  her ikisine de. Hayalleri değil biraz ötede olan... yaşanmışlıkları Demir’le. Gece... kapkaranlık... yağmur yağıyor biryerlerden üzerlerine... yerler çamur içinde... su birikintilerinden kaçarak geliyor sevdiği yanına... Elleri ceplerinde... küsler yine böyle... küslükleri mani değil ama çekişmelerine...  Nasıl kafa tutmuştu Demir’e... ”Birinin peşinden... hem de evlenmek üzere olan birinin peşinden, öldürseler gitmem” diye...  ne kadar yüce bir davranış ama iyi ki Demir değil onunla aynı fikirde... karşındaki seni yanlış anladıysa, bazen bunu yapmak gerekir... dememiş miydi öyle?  Yalnış mı anladı Demir’i... gerçekler onun gördükleri gibi değilse,  evlilik yolu bile vazgeçirmez  kendinden Demir’i, düşer peşine. Zorlar... zorbalaşır... bırakmaz Asi’yi kimselere.  Bunu bekliyor ümitle.  ‘Git’ deyişine nasıl katlanırdı bu sözleri söylemeseydi geçmişte.  Bir nebze huzur varsa yüreğinde bu nedenle.  Hala öfkeli, hala kızgın, hala şüpheler içinde fakat sığındığı o, mutlulukta tek bir kez olsun nefes alabilmek için de. Ablası gelip onu bölene kadar da kalıyor Demir’de.  Hüseyin’i  taşıyon Arif’in arabası geçiyor yoldan... durmuyor ama yavaşlıyor araba, Hüseyin  Asi ablasına seslenmek isteyince... “Asi abla... yarın okul çıkışına gel. Çok önemli diyeceklerim var. Çok çok önemli Asi abla!..”... Tamam... gelecek Asi ablası, kırmayacak ufaklığı bir daha. Onların araçları uzaklaşırken Demir mevzu oluyor abla ile aralarında... biliyor mu Ali’nin teklifini sevdiği acaba?  Demir hemen peşinden geldiğine göre, Defne haber vermiş olabilir diye düşünüyor o da.  İhsan’ın çağrısına cevap veriyorlar ama... sonra konuşurlar, geç kalmasınlar konağa.

Cemal Ağa’nın konağında nikah yemeği hazırlığı son sürat sürüyor mutfakta... Cemal Ağa ise muhbiriyle birlikte laflıyor şehirde olan bitenler hakkında. Günün en büyük konusu Cemal Ağa’nın bir şarkıcıya nikahı basması olsa da ilgilenmiyor dedemiz bu konuyla. Asıl konuya gelsin adamı... Uydukent arazisi için hala bir alım yapılmamış olması... uyuyor Demir hala. Çiftlikte bir kız kalıyormuş, ondan mı acaba?

Demirlerin çiftliğinde bahçeye kurulmuş masada yemek yiyorlar ailecek onlarda... Leyla gündeme getiriyor uydukent arazilarini... Aslan üstlenmiş bu konu ile ilgilenmeyi... bir gelişme yok ama daha.  Demir uyarma ihtiyacı hissediyor Aslan’ı,  Uydukent işi benim dedi... ona bıraktılar... hiç bir gelişme olmayışı endişelendiyor onu.  Arsa sahiplerini anca bulmuş Aslan, başlayacaklar işte, bugün yarın tamam. Bu konu firma için çok önemli... ihmal etmesin ne olur... Demir’de az biraz Aslan’a güvense çok iyi olur.

Sarmaşık’ın bütün gayretlerine rağmen tam bir fiyasko oluyor yemek. Aslında, Gonca’nın düğününde takılan altınları almak için gönülsüzce bu davete katılan Neriman, Cemal Ağa’nın tepesini attırıyor, masanın tadını kaçırıyor. Baba-kız özel konuşmak için odaya çekiliyor. Neriman, torunu yaşında biriyle evlenerek ele güne rezil olmalarının yanı sıra Sarmaşık’ın mala mülke ortak olmaya geldiğini söylüyor. Cemal Ağa’da para bitmez, Neriman bunu nasıl bilmiyor. Açgözlülük etmezlerse herkese yeter. Üstelik o daha hayattayken malının hesabını yapmak kimseye düşmez.  Neriman’ın asıl sözü paraya pula değil... yaptıklarına... İyi de ne yapmış Cemal Ağa?..  Sadece Cemal Ağa değil, erkeklerin bütünü neredeyse töhmet altında Neriman’a kalsa. Unutuyorlar kendilerini, biraz değişik bir kadın çıktı mı karşılarına... erkekler kıymet bilmiyor, isyanı buna... hadi ‘haksızsın’ desinler ona.

Defne düşüyor ‘sonra konuşuruz’ diyen Asi’nin ardına... buradan evlerine ayrılacaklar,  hemen göremeyebilir onu kısa zamanda bir daha... merak ediyor ne oldu Demir’le aralarında. Yemeklerin bır kısmını kaldırmak bahanesiyle çekiyor kardeşini mutfağa... şimdi anlatsın bakalım ne konuştular Demir peşinden koştuğunda.  Neden sorunlar var hala aralarında abladan saklamıyor asi kızda... Demir, Ali’ye ne cevap verdiğini sordu... teklifi kabul ettiğini söyledi o da. “Neee... ama Asi bu doğru değli ki... Sen resmen yalan söylemişsin. Niye öyle bir şey yaptın?”... “Çünkü bunu hak etti...”... Gerçekten öyle mi? Kendine ters düşen o yalanı Asi ne kadar hak etti... ona kara çalınan bir şeydi... Asla yerleştiremiyorum hikayede bunun ona söyletilişini. ‘Yalan’.... hayır... bu gerçekten Asi değil, Demir’in dediği gibi.  Defne’nin gözleri yerlerinden fırlayacakmış gibi açılıyor... itirazlarını peş peşe sıralıyor... “Çabuk ara... yanına git... anlat... birşeyler yap. Bu durumu düzeltmen lazım...”  Defne nasıl onun tarafını tutabiliyor... Demir’in şu anda evinde bir başka kızla olduğunu biliyor... “İyi de o kız...” konu o kız olunca Asi kimseleri dinlemiyor... lafı ablasının da ağzına tıkıyor... “Onu affedemiyorum Defne... Bu oyunu sürdürmeye devam edeceğim ve gerekirse sen de bana yardım edeceksin...”

Avluda hazırlanan masadan yükselen Neriman’ın sesleri artık mutfaktan duyuluyor... O masada oturduğu her dakika her saniye cehennem azabı çekti. Onlar gönüllerini eğlendirmeye devam etsinler...  daha fazla duramayacak  Neriman burada...  fırlıyor sokağa... Asi’de arkasında...  Cemal Ağa farkında, bunca  kıyamet bir onun yüzünden çıkmıyor yalnıca.  O Demir olacak çocuk torununu, damadı da kızını mutsuz etti. Neriman doldu doldu... son damla o oldu. Her zaman İhsan’dı ezeli suçlu... anlaşılıyor ki Demir’de girdi sıraya... bir güleç yüzlü oğlana lafı yok... pek saf mı ne o da. Yengeç sepeti misalidir bu işler, herkes en yakınındakini zehirler. İhsan kadehini kaldırıyor Şarmaşık’a ... Hoş geldi aile arasına.  

Anne-kız şehir sokaklarında...  Neriman bir yere gitmiyor... adım atabilmeyi beceriyor sadece birbirinin peşine... Acıdan uzaklaşma isteği azizliğine uğruyor kırılan topuğunun... sendeliyor kaçarken bile. Ona yetişen Asi ile birlikte, çöküp duvar dibindeki bir bankın üzerine, hayatın onları tökezletişine bakıyorlar birlikte... kopan topuk bahane.  Şaşkınlıkla soruyor “Nereye?” diye, kızının burada durmayalım, dönelim diyen sözlerine... Evlerine!.. Bir evi var mı? Biz diye bir şey kaldı mı?.. Bir bilse! ... Neriman’ın Asi’ye destek olması gerekirken kızı destek kendine. Biliyor, zor günler geçiriyor Asi’de. Keşke yardım edebilse. Ona hep güvendi,  becerir, halleder dedi... Bu galiba kolayına geldi. Ama Neriman gibi değil Asi... ezdirmez kendini... teslim olmaz... onun gibi olmaz, hata yapmayacak, yapmaz. Kendine ömür boyu sadık kalacak adamı bulana kadar ‘evet’i ağzından çıkarmaz. İlişkiler nasıl başlarsa öyle devam eder, şaşmaz. Görüyor, Demir kızını üzüyor... “Yeniden düşün, istemiyorsan onunla çalışma” diyor.  Ona sadık erkeği bulacak Asi... Demir ile de çalışmayacak... çünkü bu ilişki bitecekse kökünden bitecek.  Haklı... ama ya başdöndüren umutları... ‘yerine getiremeyeceğin sözler verme’diyen susturamadığı  fısıltıları... gururu artık onları açık edemeyecek kadar yaralı. Kara sevdası kendi kendine bile söyleyemeyeceği kadar derinlerde saklı... Dolup dolup taşan yüreğinin Demir sayıklamaları yalanlıyor ağızdan çıkanı. Neriman’ın akıllı kızı. Ne kadar istiyor mutlu olmasını... hala bir yerleri varken, dönsünler evlerine artı...  

Demir kendini kapattığı odasında duramıyor daha fazla... yürüyecek biraz dışarıda. Zeynep’de onunla yürümek istiyor bunu duyunca. Akşama kadar hep evdeymiş, hiç adım atmamış dışarıya.  Arkadaşlık edemiyor Melek ve Leyla ile... kuşkuyla yaklaşıyorlar ona diye. Ağaçlı yolda yürümeye başlıyorlar, korumayı da almıyorlar yanlarına... çok uzaklaşmayacaklar nasılsa.

Saldırı akşamı Galip yakalandı ama Ekrem kaçtı... anladı ki daha incelikli bir yol bulmalı. Mevsimlik işçilerinden biri olarak karışıyor çiftlik çalışanlarının arasına... gözleme fırsatı buluyor evi. Kim kimdir öğreniyor diğer çalışanlardan, nedenleri var kendince. Bu akşam da yine ağaçların gerisinde . Baksen şu işe... Zeynep ve Demir yürüyüşe çıkıyorlar birlikte!

Ekrem yakalandıkları tek kişi olmuyor o gece. Şehirden dönen Asi ile Neriman’ın aracı duruveriyor onların yanına gelince.  Asi karşılaşmak istemese bile Neriman ısrarcı. Bir çift lafı var söyleyecek Demir’e. Gece yürüyüşüne çıkmışlar... ne hoş... tabi misafiri gezdirmek lazım.  Dikkat etsin kızcağıza, geçenki gibi silahlar patlayabilir... belli mi olur... tutmasın Neriman onları daha fazla... bu saatten sonra herkes kendi yoluna. Hadi Neriman’ın çenesini tutmak mümkün değil bu saatten sonra... Zeynep’e ne demeli... soruyor... “Neden kızgınlar bu kadar sana?”...

Demir kendini dışarı attı... Asi odasına kapanıyor.  Nasılda nefret ediyor onları yanyana görmekten. Demir’in ona gelmesi beklerken,  itiraf edemediği umutlarının beklentisiyle bir boşlukta yaşarken,  Demir akşam yürüyüşüne çıkmış o kızla, başa kakar gibi adeta.  Sevgili gibi değillerdi ama umurunda değil bu şu anda... birlikte olmaları yetti o yarayı kanatmaya.  O ses de ne... birileri var penceresinin altında.  Dönüş yolunda olduklarını söylemişti Demir annesine, o kızı bıraktı ve Asi’ye mi geldi yoksa. O kadar kısa ömürlü oluyor ki yüzündeki gülümseme... seçen gözleri hemen farkediyor ağaçlıklı alandaki gölgelerin benzeşmezliğini... ışıkları kontrol eden Ökkeş ve Aslan, Demir değil aşağıdaki. Ellerindeki fenerse aydınlatamıyor Asi’nin gecesini.

Gün...  süratli başlıyor Antakya’da... Ali’yi konağa çağırarak,  biraz hızlı para çevirmek için girişimlerde bulunuyor Cemal Ağa... olumlu yanıt alıyor Demir’i koltuğunda zıp zıp zıplatma kozunu ortaya atınca.  Uydukent, önemli değil,  Ali bilmez işi... Demir’i sinirlendirmek yetecek ona, bu söz çekiyor ilgisini.  Asi’yi de çağırmış oraya... Dedesinin konağına... açık havaya ihtiyacı var gibi görünüyor, dışarıda çalışsınlar biraz onunla. Asi uyarıyor, yapacak çok işleri var, vakit kaybetmeseler iyi olur daha fazla. Ali unutup Melek’e büroda buluşma sözü verdiğini, Asi’yle işlere koluyor açık havada.  Ne güzel teknede çalışacaklardı serin serin... şu an seçtikleri rüzgarlı yer öyle değil sanır duyanda! Masadaki papatyaları kim akıl etti... onları da Ali’mi getirdi... herşey batıyor e.min’e artık sanki. Bir de sitemkar sözleri... Asi sayesinde oturup kaldı Ali, önce depolar geliyor ortağı için belli... oraya iş yapmak için gelmedi. Asi etüt ettiği eksikleri sıralamaya devam ediyor, takmayarak Ali’yi... ek soğutucular, yeni peynir mayaları zerre kadar ilgilendirmiyor Ali’yi ama iflas etmek istemiyorlarsa bunlar öncelikli. Uzun zamandır çalışıyor olmalılar... birden saati hatırlıyor Asi... “kaç oldu?”... Eyvah... okul çıkışını kaçıracak... söz verdi Hüseyin’e... orada olmalı zamanında.

Demir ofisinde... çalışıyor bilgisayarının başında. Kerim dörtdönüyor odasında... Cemal Ağa’nın konağında olanları aktarıyor yarım kulak kendini dinleyen dostuna. Saf muamelesi görmek uykusunu kaçırmış Kerim’in... haberi olsun, Demir’de payını almış akşamki olaylarda... Demir duymak bile istemiyor, bahsetmesin hiç bunlardan Kerim ona. Herkes olayları kendine yontmakta çok usta. Çözülmesi gerekenler de bitmek bilmiyor ki onda. Hüseyin’in okulundan aramışlar... kavgaya karışan çocuk için Demir’i çağırıyorlar babasının yokluğunda.

Asi-Demir aynı anda geliyorlar okulun bahçesine... birbirlerinden habersiz park ettikleri araçları neredeyse dip dibe... Önce Asi farkediyor  Demir’i... deli gibi düşünceleri, dolanıp duruyor geçmişi...  bu yine Demir ile Hüseyin’in bir kurgusu olabilir mi?.. “Hüseyin’in böyle bir şeye kalkışacağını anlamalıydım” diye söylenerek binanın merdivenlerine yönelirken Demir durduruyor onu.  Ne kasediyor sözleriyle anlamadı, açıklasın bunu. Asi’yi burada bulmak şaşırttı onu. Hüseyin’in Asi’ye yakınlığını bildiği için ona da haber verdirmiş olabileceğini sandı... belli ki yanıldı. Asi artık böyle çocuk oyunlarına katılmak istemediğini bildiriyor dönüp ona, söylesin de boşuna uğraşmasın Hüseyin bir daha. ... ... Defalarca incitebilir Asi Demir’i bu yolla... bu gücü verdi bir kez değil mi ona... Asi ile  çocuk oldu yüreği... oyunlar oynadı hiç oynamadığı kadar hayatında. Oyunlarının ardına gizlenerek çıkardı Demir adamı, çekingendi sevgisini açıkça ortaya koymakta... Ciddiyetini bir yana bıraktı... heyacanı kucaklamayı ve aşkı göze aldı çocukca.  Bir tek onunla. Bedelini ödüyor şu anda... Bir başkasına ‘evet’ diyerek onu istemedi... bu katlanılmaz yetmez gibi, ona erişmeye cesaret edebildiği yolları da azımsıyor... küçümsüyor... değersiz buluyor... Ya da ne bu? Demir’in ona ulaşmaya çalışırken kendi içinde verdiği mücadeleyi hiç görmemek  bu, Asi’yi Asi yapan hassasiyetlere hiç sahip olmamak, bir adamı çocuk yüreklenişlerinde utandırmak bu... Hiç böyle sevmeyişiydi , hiç de böyle aldanmayışıdır Demir’in bu... Demir’in aşması gereken bir yenilgi bu.

Tereddütler... incinmişliğine incitişlerle karşılık vermeler... üzülüşler... döngüler halinde... gidip  geliyorlar birbir gözlerine. Onu affedemediği gibi mani de olamıyor canını yakma isteğine.  Çok da iyi biliyor Demir’i acıtmak için dokunacağı yerleri... çünkü Asi onun bileni. Ama Hüseyin çağırmamış Demir’i. Öğretmeni aramış, not bırakmış. Galiba çocuk kavga etmiş... ‘Herneyse’ ile geliyor Demir’in aldırmayışı onun açıklamasına inanıp inanmayışına.  İçeri giriyor bırakıp kendisini yanılgılarıyla. Ona inanıyor oysa... umursamıyor mu artık yoksa? Neler oldu merak ediyor, düşüyor Demir’in ardına, birlikte geliyorlar sınıfta cezaya bırakılmış Hüseyin’in yanına.

Hüseyin sınıfta yalnız başına. Ön sıralara doğru oturmuş,  onlüğün düğmeleri açılmış, yaka bir yana sarkmış, perişan durumda. Demir gayrıihtiyarı soruyor, “Hüseyin ne bu halin. Niye kavga ettin?” Öğretmenine anlatmamış, anlatsın bakalım Demir Bey’e, anlatabilirse. Anlatmaz tabi, ne bilsin öğretmeni onun çektiklerini, bir Demir bilir bilse bilse.  “Birilerine kız arkadaşımı elimden almak neymiş gösterdim. Benzettim onu bir güzel. Tutamadım kendimi ne yapayım! Kızdın mı Demir abi?” Kömür karası gözlerine bakamıyor Demir Hüseyin’in... kendi de aynı çıkmazın içinde. Nasıl kızabilir Hüseyin’e kendi yapmak istediklerini yaptı diye. Öğretmeni müdahale ediyor, bu sözlere... Buyursun, kaba kuvvetle böyle konuların çözümlenemeyeceğini, zorla güzelliğin olmayacağını, sevginin hassas bir konu olduğunu anlatmayı bir de Demir denesin... becerebilirse!

Demir, Hüseyin’in önündeki sıranın bir köşesine yerleşiyor, Asi öbür tarafına.  “Hüseyin... kız başkasını istiyorsa, onunla daha iyi vakit geçireceğine inandıysa...  zorlama hala. Olanları unutup yoluna devam et.” Kendi böyle yapmaya karar verdi çünkü kendi sorunuyla. Ne Ali’yi durdurabildi yumruklamakla, ne Asi’yi elinde tutabildi aşkıyla. Tutunmaya çalışmak bu inanca incittikçe incitti onu her geçen gün daha fazla. O kadar paralelki yaşadıkları onunla.  Zorlayan bu süreçten geçmesin ufaklık, vazgeçsin incinmeden daha fazla. ... ... Demir kendini mi anlatıyor çocuğa... başkasını isteyen bir kızı zorlamamak olarak mı bakıyor artık onların aşkına... bu muydu umursamayış, aldırmayış dışarıda.  Olanları unutabilecek mi... yoluna devam edebilecek mi rahatlıkla? Ya onun durduğu yerden... ne görünüyor madalyonun diğer yanında.  “Demir abin çok doğru söylüyor. Belki sende daha mutlu olacağın, seni başkası için bırakmayacak birini bulabilirsin.” ... Onlar için söylemesi kolay tabi, nereden bilecekler!.. Asi ablasının onu anlama ihtimalinden vazgeçmiş gibi, Demir abisinde gözleri... “Ama ben çok aşığım Demir abi... belki kazanırım diye gene vuruşurum, herşeyi yaparım, niye yapmıyayım Demir abi?” Gözler tarıyor Hüseyin’de artık ikisini... “Ama bu alçaklık değil mi... hani o da beni seviyordu?” Yaşam keşke böyle düz mantıklarla işin içinden çıkılabilecek, anlaşılabilecek birşey olsaydı, öyle değil ne edelim ki. Korkular bazen bastırıyor herşeyi. Alçaklık değildi, farklı korkulardı sadece... ama bir çığ gibi büyüdü büyüdü... kontrolden çıkıverdi ellerinde. Ve sevgili Hüseyin... teşekkürler seni bu diziye getiren yüreğe, çok sevdik seni... bilesin böyle.

Asi, erkek erkeğe bırakıyor onları. Söyleyebilecekleri sınırlı Demir’in de Hüseyin’e. Şefkat ve anlaşıldığını görmek ufaklığın gereksindiği şu an... onu veriyor kendi de. Düğmeler ilikleniyor, yaka baştan geçirilip tekrar eski yerine takılıyor... enseye gelen o aferin tokadı da unutulmuyor... en önemlisi bu belkide. Kapı aralığından onları seyreden bir kız var gerilerinde. Farkında değil ikisi de... ama yeşili geri getiriyorlar  o kızın  ne zamandır renklerle kavgalı gözlerine.

Defne akşam yemeği hazırlığında... elleri kolları alışveriş paketleri dolu, kestirmeden okul bahçesini kullanıp giderken evine,  Asi’nin arabasını farkediyor park yerinde.  Asi’de, Demir ve Hüseyin’i bırakmış tam okuldan çıkmak üzere... “Asii...”... “Defne...” şaşırıyorlar birbirlerini gördüklerine. Biraz konuşsunlar mı birlikte. Defne hala hata yaptığını düşünüyor Asi’nin. Böyle şey olmaz ki... hele ona hiç yakışmıyor. Kardeşinin başı eğik önüne, elindeki araba anahtarları kurtarıcı gözlerine.  Bir an önce gidip açık açık konuşmalı herşeyi Demir’le. Biliyor, bu Asi’nin meselesi ve belkide bu kadar karışmaması gerekli ama eğer bu durumu düzeltmezse çok kızacak Asi’ye. Sevdiği adama nasıl böyle davranabilir? O sanki Defne’nin tanıdığı Asi olmaktan çıktı, başka biri oldu son günlerde.  ... ... Kayırmış, kaydetmiş Asi biryerlere Demir’i... Bu sen değilsin Asi, nasıl bu kadar değişebildin diyen Demir’in sözleri buluyor yüreği... Mert ortaya çıkarmakta hafızası bu bilgiyi... mert o da birleştirmekte bu iki düşünceyi. Kendi kendini de tanıyamıyor zaten Asi!.. Demir görünüyor bu arada okulun kapısında, Hüseyin koltuğunun altında, bırakacak onu evine arabasıyla. Gözleri biraz ileride konuşan Asi ile Defne’ye takılı kalsada, bir baş selamı bile yok hoşcakal anlamında. Yardımcı olmuyor bu tutum onun kendi kendine hesaplaşmalarına... Defne devam ediyor onu ikna çabalarına...”Asi... bir kerecik aşık oldun. Onu kaybetmeyi nasıl göze alabiliyorsun? Bence bu durumu hemen hallet. Yoksa en çok üzülen sen olacaksın.” Melek’den gelen telefon mani oluyor daha uzun bir konuşmaya... hemen buluşmak istiyor onunla. Ablasını eve bırakmayı teklif ediyor Asi, zaten söyleyebileceği bir şey de yok şu anda.  Ama söylenenler dönüp duruyor beyninde sürekli, dönüş yolunda...

Neriman, Gonca’ların Antepte kalma kararlarını öylece bırakamaz kendi haline. Cemal Ağa’dan aldığı düğünde takılan altınlarla birlikte, ziyaret etmeye karar veriyor  onları, el atmalı artık bu soruna kendince. Ökkeş arabayı hazır etmiş, vazife büyük, götürecek evin hanımını sağ salim kızının evine.

Demir, Hüseyin’i bırakıp dönüyor çiftliğe. Kimsecikler yok evde, birtek Zeynep oturuyor terasta kendi kendine, yapacak bir işi yok, etrafta da gezemiyor çok, hapis aslında bütün iyi niyetlere rağmen bu evde.  Gözüne işçileri taşıyan römorka tırmanan bir adam ilişiyor... abisine ne kadar benziyor... bu benzerlik onu irkiltiyor... içgüdüsel bir kaçma ihtiyacıyla eve giriyor. Telaşlı adımları salonda oturan Demir’in dikkatini çekiyor... “Birşey mi oldu?”... yok... yok bir şey, ama yinede Zeynep yatak odasına kapanıyor.  

Zeynep’in gördüğü adam, gerçekten de abisi Ekrem... işçilik yapıyor Demir’in çiftliğinde, gözlüyor olan biteni. Fırsat kolluyor niceden beri. Evin bekar kızı yürüyüşten dönüyor geri. Yalnız çıkıyor bu yürüyüşlere, alışkanlıklarını hep takip etti. Kaydırıveriyor toprak yola araçtan kendini... römorktaki diğer işçilerin ileride gözleri, farketmiyorlar Ekrem’in inişini. İriyarı adam için Melek’i tutup belinden, çekivermek yolun kenarındaki ağaçların altına çocuk oyuncağı gibi. Hazırlıksız yakalanan Melek , ağzına kapanan el yüzünden çığlık bile atamıyor ki.  Melek’ile  buluşmak üzere çiftliğe dönmek üzere olan Asi’nin aracı işçileri taşıyan traktör ve römorkuyla geçişiyorlar birbirlerini... toprak yol dar, yavaşlamak zorunda kalıyor Asi. Bu  esnada farkediyor gerilerde Melek’i sürükleyeni.  Durdurup arabasını iniyor hemen... onları gözden kaybettiği yerden itibaren aranmaya başlıyor. Can havliyle  bir ara kurtulsada Melek kaçıranından, yakalanıyor yine... Bir silah peydah oluyor Ekrem’in elinde.  Asi peşlerinde... domuz avına gelinen bölgedeler yine... kütükler istif istif çevresinde. Ama görmeyi başarıyor onları yine de. Oduncuların yıkık dökük kulübesine sokuyor adam Melek’i...  o birşey yapamaz ama haber verebilir hemen Demir’e.

Demir mutsuz... böyle mi geçecek bundan sonraki günleri... bırakamıyor hiç bir şeyi geride, sorunları da onunla birlikte. Evin sessizliğinde cebindeki telefon ile dikkati dağılıyor... Asi arıyor. Neden aradığını kesinlikle tahmin edemiyor. Bu günki rastlaşmalarından sonra onun aramasını asla beklemiyor. “Efendim Asi” si içindeki sorulara tam bir zıtlıkta... alakasızca. Ama yerinden fırlatacak onu Asi’den duydukları. Asi Melek’i görmüş... ve devam ediyor konuşması... “Melek’i birisi  zorla sürükleyerek kulübeye mi soktu?”... “Abim... kesin abim yaptı” diyerek içeriden fırlıyor Zeynep... “Ne oluyor, ne abisi?”... Asi, Aslan’ın İhsan’ı kaçırdığı ormanda... hemen gelsin Demir oraya. Salonda tam bir panik havası esiyor Demir ile Zeynep arasında. Vakit dar... çok şey söylenmeli bu arada... Ne demek istiyor ‘abim’ diyerek Zeynep ona... Az önce işçilerin arasında abisini görürdüğünü sandı Zeynep, şimdi ise e.min. Melek’i o kaçırmıştır, Zeynep’i almak istiyor karşılığında, nasıl izin verir Demir buna... tüfeğini alıp odadan çıkarken talimatlarını veriyor çabucak. Arif’e ağaçlı yerdeki kulübeye gelmesini söylesin Zeynep  ve kalsın olduğu yerde.

Uzun sürmüyor Demir’in  varması ağaçlıklı alana. Asi siper almış kütük yığınlarının arasında. İlerideki dermeçatma kulübeyi işaret ediyor sevdiği adama, kardeşi orada. Kulübeye doğru ilerliyorlar peş peşe... Demir içeri girmeye yeltenmeden Asi’yi göndermeye çalışıyor ümitsizce, yakınında olmasın, bir de onu düşünmek istemiyor tehlike içinde.  Adı ‘kulübe’ bu kulübenin... her yeri dökülüyor görüntüde. İnsan barınması mümkün olmayan, geçici bir sığınak olmalı burası sadece... Ne cam çerçeve var ne de başka bir şey... duvarlar bile tahtalar üst üste konularak oluşturulmuş...  ışıklar süzülüyor aralarındaki boşluklardan içeriye.  Bir çığlık kopuyor Demir’in kapıyı tekmeleyişiyle... “Abi dikkat et!”...  Dağılmış Ekrem’in dikkati, kaçırdığı kıza abisini telefon ile aratmanın derdinde. Melek’e doğrultulmuş silahı dönüyor sertçe kapıdaki gürültüye . İki adam... silahları ellerinde...  geliyorlar göz göze. Melek’in abisini uyaran çığılığını duyup nasıl gitsin oradan Asi... dönüyor yıkıntıya gerisin geriye. Göremese de kolaylıkla duyuyor içeride olup biteni... bir tehlike anında yapabileceği birşey olabilir belki. Demir’in dikkatinden kaçmıyor ayrık tahta duvarlarının arasından beliren gölgesi...  o kadar belli ki... dinlemedi demekki yine kendisini... ama şu an dikkatini kardeşine vermeli.

“Korkma Melek...” ödü patlamış olmalı yaşadıklarına...  ağlıyor... adamın arkasında hala. Anlamalı bir an önce, bu adam Zeynep’in abisi mi gerçekte? “Ne istiyorsun? Söyle adam gibi”... Melek’e de, Demir’e de birşey yapmaya niyeti olmadığını söylüyor, o Zeynep’i istiyor. Onu getirsin alsın kardeşini... Haklıymış Zeynep demek ki... bu adam Zeynep’in abisi. Şimdi neyle mücadele ettiğini biliyor, bir akrabayla başa çıkmaya çalışıyor. “Zeynep burada mutlu. Rahat bırak artık kızı.”  diyerek kendi kardeşini koşulsuz geri istiyor. Ekrem’se, Zeynep’i almadan şurdan şuraya gitmez,  getirsin Demir onu hemen. Demir, konuşturmalı onu...  içini dökmesine müsade ederken, zaman kazanmalı... ortam hazırlamalı, zayıf noktalarını bulmalı.  “Kızı öldürmeye kalktınız, nasıl bir abisin sen?” ... anlamıyorda gerçekten.  Karışmasın onların işine Demir... Galip para vermiş Zeynep için, parasının da karşılığını alacak. Bu abinin namus sözü var birine, evlendirecek kardeşini Galip’le. Ekrem’i konuştururken Demir böyle... Melek sıyrılıp onun arkasından Demir’in ardına kaçıveriyor hızla... Demir biraz daha rahat hissediyor şimdi kendini onunla. “Derdin paraysa, iki katını veririm ben. Paranı da al git” diyor Ekrem’e. Para lafı düşündürüyor Ekrem’i ama ya Zeynep... o ne olacak? Elaleme ne diyecek? Babasının, akrabalarının, bütün köyün suratına nasıl bakacak? Nasıl bir namus anlayışı ise bu nikahlısı olmadan bir herifin yanında yaşayamayacak ama para karşılığı ailesi tarafından satılacak!!!... Olmuyor mu böyle şeyler... oluyor ve hep olacak.

Zeynep’in bu haydutların elinden kurtulması imkansız bunu anlayan Demir bir taşla iki kuş vuracak... Zeynep’in parası da namusu da artık ondan sorulacak.  Ekrem’in dikkati o kadar dağılıyor ki bu sözle silahı bir elinden diğerine geçirecek kadar boş bulunuyor, “Ne diyorsun sen ya? Ben Zeynep’i istiyorum... kimsin sen?” Demir ‘in gözleri bir anlığına kulübenin dışındaki gölgeyi kontrol ediyor... Asi hala orada... onları dinliyor... ayaklar altına alınan gururuna gönül borcu var Demir’in, Asi’yi bağışlamıyor... ödeşme anı, ondan esirgediği aşkın yerini tutamasa da, sevdiğini yanına çekiyor... Asi’yi Demir’e eşitliyor...“Kardeşinle evleneceğim”

Asi’nin gözlerinden kurtuluveren el değmemiş acı, sanki bütün ormana çığlık gibi yayılıyor.  Demir’i kaybetti... Bitti... Göğsüne çarpan bu şeyin ağırlığı onu eziyor, içinde birşeylerin yırtıldığını hissediyor... ona gelen sakinlik ve dinginlik... halsızlik... susamışlık... korku... saniyelere sığan Demir’li yaşam... kovalayan, kaçan... Herşey Demir’di sanki... şimdi herşey onunla bitiyor. Elleri tutunduğu kütüklerden kopuyor...  kendini savunamadığı bu acı onunla eğleniyor... gücü, acımasızlığı, ağzına doldurduğu kan tadı, hiçbir şeye benzemiyor... Demir... Demir gözlerinden sızıyor... durduramıyor.  Ona tutsaklığı direnmek istesede... Demir bir başkasına ‘evet’ demişken, elinden hiç bir şey gelmiyor...

Kulübenin içinde Ekrem’in pazarlığı sürüyor... “Kardeşini kurtarmak için söylüyorsun, inanacak değilim.” Pekala... sakin olsun bak Demir silahını bırakıyor... Ekrem buradayken nişanlanacak Zeynep ile... Bu olayı da gözmezden gelecek... polise gitmeyecek.  Ekrem şaşkın... ama anlaşmayı sona erdirecek... “Tamam ama... sözünün eri bir adam olmazsan olacaklara karışmam”

Demir sözünün eridir...  Asi bilir... bunu bilmek işte... ölümle yaşam arasında bir yanlışta kalmaya mahkum ediliştir...  
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:06:21 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #36 : 04 Ağustos 2010, 22:23:17 »

İlk yayın tarihi 13 Temmuz 2010

OTUZDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çok Islandık...


Bir yanlışlık var burada oluşta...  yaşananda... hata... O Asi mi, ne işi var bu anda... gözlerini açtığında  ara ara beneklenen, ara ara bulanıklaşan görüsündeki  yeşilimtırak dünya, onun değil. Kim... ne... nasıl... fırlattı onu buraya? Karabasanlar kara olur... bu yeşilin ne işi var kabusunda? Gözleri gücenik duygularına... yalan mı söylediğini sanıyor ona... bakınsın bir etrafına, görecek ki toprağında hala. Rüzgarını, güneşini, tarlaların yeşermesini, denize yakın olmayı, buradaki herşeyi nereye gitse özleyeceğini bildiği kendi dünyasında.  Ama Demirsizlik çullandığında yaşamına, önüne katıp götürecekmiş meğer herşeyi, hiç bir şeyi geride bırakmazcasına... başka bir hayat şu andan itibaren onda...  

Emrediyor bu yeni hayata... bir adım... bir adım daha... artık koşarcasına. Kuytusundan çıkarsınlar Asi’yi... rüzgarı hissettirsinler tekrar onda. Sahnelenen bir oyun olmalı ama kaçamıyor ne kadar hızlansa da. Ayaklarının altında ezilen yapraklar kupkuru, gözlerini istila eden yaşlarsa ıslatıyor onu. Neden, bir başkasının hırıltılarıymış gibi göğsünde bu hastalıklı solukları duyuşu... oysa o genç ve hayat dolu. Yaşam yerine bu ölümvari boşluğu yeğleyiş niye... tezatlar gerçeklerinde.  Daha azgın hakikatlerin onu yutmaya hazır bekliyor olduğunu anlayamadan... koştuktça koşuyor... ona acı veren bu adamdan... bu gerçekten... sanki kaçılabilirmiş gibi, kaçtıkça kaçıyor Asi, Demir’den.

İstediklerini vererek, çıkar yol göstererek, Ekrem’i kıskıvrak ediyor Demir.  Ortamın yumuşadığını, tehlikenin geçtiğini gören Melek, sıyırarak kendini abisinin ardından hıçkırıklarla göğsüne kapanıyor. Demir’in kolu sarmalarken ona sığınan kardeşini, gözleri Asi’ye dönüyor... olması gereken yerde karaltısını göremiyor. Orada silahların ateşlenmeyişi  merhametsiz gerçeği değiştirmiyor. Teselli arayan gururu, kartalını bu kez yüreksiz bırakıyor. Ayakta kalabilir mi Asi bu darbeden... Demir kalabildi ya!.. Asi’de kalabilir o yüzden. Asisizlikte çektiği azabın aynını çektirerek, bir başkasını koyarak aşkının yanına,  kaybetmekten fazlasını tattırmaya kararlı ona. Öyleyse neden intikamını almış olmaktan mutlu olmayışı... neden bu aşka bencil sızı... neden bu kendi kendini azarlama ihtiyacı? Demir’i hasımsız bıraktığı bu yenilgide, geçmiyor... hala kanıyor yarası.

Ekrem silahını Demir’e veriyor. Ama daha bitmedi iş. Tekrar bir şey yaparsa polisi devreye sokmaktan çekinmeyeceğini, Zeynep ile konuştuktan sonra Ekrem’i arayacağını söylüyor Demir. Duyduklarından sonra Asi’de çoktan uzaklaşmış olmalı... şimdi Ekrem’i de gönderiyor yanlarından. Onun da daha fazla sorun çıkarmaya niyeti yok zaten, uslu uslu çıkarken kulübeden, bırakıyor iki kardeşi sorularla ardından.

Kulübede yalnız kalan Demir sarılıyor Melek’e... çelişkiler içinde. Kardeşine rahatlık verirken bedeniyle, Asi’yi paralayan acıyla yanlız bırakışının çaresizliğinde. Aptal, aptal çocuk... o kadar üzülüyorsan, neden yapıyorsun bunu Asi’ye. Yüzünü astıran o gölgeyi arayıp bulamayışın, neden atıyor seni bir pişmanlıktan ötekine. Sor bunu kendine! ... ... Gitmeliler artık buradan. Melek’ten ayrılıp, yere bıraktığı tüfeğe uzanıyor yavaştan... kardeşinin  de kavrayamadıkları var yaşananlarda... niye öyle söyledi abisi... o kızla evlenmeyecek değil mi?  Demir yanıtlamak istemiyor bunu, sonra konuşurlar nasılsa.  Gitmek istemiyor ama Melek, cevap versin abisi ona... Asi’nin o kızla ilgili kaygıları olduğunu biliyor, sordu açıkça. Şimdi bir de bu nerelere koyacağını bilemediği sözü verdi abisi o kızın akrabasına...  “Asi’ye bunu niye yapıyorsun? İnat mı yapıyorsun?”... Demir’in bakışları kalamıyor daha fazla kardeşinde,  gözleri kucaklaşıyor o inatla kaçamakta. Sormaz mı, o da soruyor bu soruları ardı ardına,  içinden durup durup gelen her feryatta.  Melek devam ediyor onu zorlamaya... “Hak ediyor mu peki?”...  Hantal bir çaba, ses veriyor buna ruhunda. ‘Benim hak ettiğim kadar hak ediyor o da!”...  Gidebilirler mi artık... kalmak istemiyor  bu darmadağanlıkta daha fazla.

Boş durmamış  Zeynep, Asi’nin aksine Demir’in söylediğini yapmış, Arif’i bulmuş ve uyarmış. Kahya elinde tüfek, yanında adamları, düşmüş Bey’inin talimatlarının peşine. Ormanda karşılaştıkları Asi’nin yönlendirmesiyle de Demir’in serbest bıraktığı Ekrem ile karşılaşıyorlar orta yerde. Tüfekler doğrultuluyor anında,  ellerini kaldırmış “Ateş etmeyin, silahsızım” diyen Ekrem’e. Kimseye birşey yapmaya niyeti yokmuş, söylemeye cürret edebiliyor bir de. Kıza ne yaptı?.. “Demir Bey nerede?” İnanmak güç Ekrem’in söylediklerine, inanmıyor zaten Arif’te... Derken, Demir ve Melek görünüyor  kulübenin önünde. Gerçektende bırakmış bu soysuzu Demir Bey...silahlarını indirmelerini söylüyor ısrarla Ekrem’i çevreleyenlere. Arif tanır böylelerini, her an herşeyi yapabilirler, inanılır mı onun gibilerine ama mesele kapanmış patronu için, aralarında halletmişler sorunu herneyse.

Kozcuoğlu Çiftliği...  Bu seneki mahsul çok iyi olmuş, güldürmüş yüzleri, İhsan ve oğlu keyifle yürüyorlar birlikte, sohbet ede ede. Asi’nin aracı görünüyor onların yürüyüp geldikleri girişte... duruyor onların yanına geldiğinde. İhsan şaşkınlık içinde son günlerdeki Asi’nin haline... eğilip arabanın açık penceresine soruyor, “Kızım ne oluyor sana? “ Nerede istediği dosya? Demir’le “halledin” dediği kaç gün oldu, hala getiremediler! Ne var bunun ardında... “Başka sorunlar çıktı” diyor Asi... aslında hepsi imzalandı ama ona veremediler yalnızca. İhsan’ın söyleyeceği pek bir şey yok bu durumda... elleri beline giderken çaresizlikle, kızı da  arabasını park etmek için uzaklaşıyor gergince. Asi’nin bu aralar nesi var anlamıyor... sorumluluklarını ihmal eder oldu, ona çok mu yükleniyorlar acaba? Aslanca bir cevap geliyor bu soruya;  Ali’nin işlerine mi koşsun, çiftliğin işlerine mi yetişsin, birde yeni bir iş vermiş İhsan kızına... Aslan için biri bile çok fazla...  erkek haliyle tarla, dükkan arasında ne yapacağını şaşırmış durumda. Birde şu Uydukent arsası işi sarılı başına, halledemedi üstelik daha.

Gergin bir bekleyiş sürüyor Demir’in çiftliğinde hala... kapıdaki araç homurtusuna hareketleniyor salonda bekleşen Süheyla ve Zeynep... geldiler sonunda. Komşu çiftliklerden birinin aracı almış onları yolda... bırakıyor çiftliklerinin kapısında. Melek’i iyi durumda gören teyze rahatlıyor rahatlamasına ama sıkı sıkı sarılırken kızına hesap da soruyor yeğenden öte oğluna... Neler oluyor, anlatacak mı artık Süheyla’ya? “Herkes iyi, sorun kalmadı, merak etme” diyor Demir ama yetmez böyle yaşananları üstü kapalı geçiştirme. Bir yabancı için kardeşi neden bunları yaşıyor, izah etmek zorunda. Demir ne zaman konuşur oldu ki konuşsun şimdi daha fazla. “Mesele kapandı teyze. Bir daha kimseye zarar vermeyecek. Herşeyi konuşup hallettik” diyor... mizacı elvermiyor daha fazlasına. Melek yorgun, yaşadıklarının ağırlığı hala onda... içeri girmek istiyor tabiatıyla. Süheyla eşlik ediyor kızına. Zeynep’inse yapabileceği bir şey yok. Ne söyledi Demir Bey abisine, neyi hallettiler böyle bir konuşmayla? Bekleyecek, izzah edilene kadar herşey ona.  

Geride kalıyor Demir. Durup düşünecek vakti olmadı baş başa kalıp kendiyle, attığı umulmadık adımın getireceklerini ortaya dökemedi  içinde biryerlerde. Hazırlıksız yöneldi,  Asi’nin bir vakitler uyardığı o tehlikeye. Ali’ye inat Zeynep’i getirdi ilişkilerine. İlişki falan kalmadı ya artık, Asi evlilik sözü verdi zaten Ali’ye.  Voltalıyor terası bir uçtan bir uca. Demir parmaklıkları görebiliyorum her yanında ama o etraflıca düşünmeye çalışıyor aklı sıra, özgür ruhuyla. Anlık bir manevraydı Zeynep ile evleneceğini söyleyişi Ekrem’e... çok başka yollar bulabilirdi kızın abisini alt etmek için, adamlarının da yetişeceğini biliyordu nasılsa. Fakat, Asi’yi kulübeyi dinler görmek  kışkırttı Demir’i...  eline fırsat geçince düşünmedi çok gerisini. Şimdi karar vermeli, bu oyunu sürdürmeli mi... sürdürmemeli mi? Kaybedecek neyi kaldı ki...  Asi, Ali’yi kabul etmişken ne önemi var ki. Sonuna kadar götürecek bu oyunu, paramparça olmuş olsa da gururu, görünüşü kurtaracak, önemli olan şu an bu.  Giriyor sonunda eve. İlk sözü Zeynep’e. Abisinin peşinde olduğunu dürüstçe söyleseydi,  başka önlemler alabilirdi Demir’de... kardeşinin ne ilgisi var onun bu işleriyle.  Zeynep böyle birşeyin olabileceğini  düşünemediğini söylüyor ve  merakla soruyor, nasıl bıraktı abisi kendini diye ama önce Melek ile ilgilenmesi gerek Demir’in... sonra konuşacak Zeynep’le.

Melek odasında... üstünü başını değiştirmiş, kendine gelmiş. Süheyla sıkıştırıyor onu sorularıyla. Konuşarak anlaşmışlar, bu ne demekse! Madem bu kadar kolaydı, neden daha önce konuşulmadı... şimdi ne konuştu Demir o adamla? Demir’in odaya girişini görünce, bırakıp Melek’i Demir’e yöneltiyor sorularını bu defa da. Detlaylı anlatsın şu işi bir ona... Melek çok yoruldu, tartışmasınlar artık, atıyor kendini odadan da, evden de dışarıya. Zeynep’i falan görmek istemiyor,  bahçenin dışındaki kütük sığınma yeri oluyor ona. Abisi ile başka nerede konuşabilir başbaşa. Nitekim gelip oturuyor Demir yanına... Kardeşinin kucağında kenetlenmiş ellerine geliyor onu anladığını hissettiren dokunuşları... ama Melek konuşmak da zorunda... anlaşılmak yetmiyor ana da.  “Niye yaşıyoruz biz bunları? Zeynep’ı tanımıyorum bile ve onun yüzünden başımıza gelenleri bak?  Belki çok iyi biridir bilmiyorum ama hayatımızı bu kadar etkilemesine nasıl izin veriyorsun?  ”... dosdoğru sorular bunlar... ya cevaplar?  “Kızmakta haklısın” desede yok daha açıklayıcı bir yanıtı Demir’in... Melek’se kendi başına gelen yüzünden değil, abisinin iyi niyetinin suistimal edilişine kızıyor. Ama Demir kimsenin kimseyi suistimal ettiğini düşünmüyor. Uzanıp yerden aldığı çerçöp ile ellerini oyalıyor... Zeynep’in olanlardan haberi bile yok, bunu abisine Demir teklif etti, Melek’de şahit buna,  oradaydı. Olayları bildiği kadarıyla yorumlamaya çalışıyor Melek, onu kurtarmak için yaptığını düşünüyor bunu... ama böyle olmaz... Zeynep’in hayatını kurtarmak için kendi hayatını mahvedemez.  Anlamsız bir yorum geliyor Demir’den... “Benim bir hayatım yok!” diyor çocukça...  Hayatı yok mu? Nasıl yok? O, Asi’yi seviyor... Demir farkında değil mi, herkes onlara evlenecek gözüyle bakıyor... Nasıl bu kadar kolay vazgeçer, hiç anlamıyor. Demir’e göre ise, Melek hiç bir şey bilmiyor... “Vazgeçen ben değilim, o vazgeçti!”... İnsanın inanası gelmiyor, yanlış anlaşılmaların ve alınganlıkların onları sürüklediği bu noktaya. Kendini korumu güdüsü, dönüşüyor amansız bir düşmana. Ne kadar oyalar ödeşmeler yürekteki aşkı? Doldurur mu içte açılan boşluğu? Böylesi tehlikeli oyunlar, hep ters teper... çekileni katmerler, sadece acı saltanat sürmeye devam eder. Adalet bulmaya çalışıyorsa Asi-Demir aşkla böyle oynamakla, avutacak sanmak bu karşılıklı acıtışları, ne büyük hata.  Gözü kara gururun acısıyla, Demir kararlı oyununda... “Asi ile bir geleceğim olmayacağına göre, kiminle olacağı farketmiyor!” diyebiliyor bu kazananı olmayan oyunda. Melek anlamıyor... anlayamıyor... çok saçma.

Soluğu atının yanında almış Asi... kalp çarpıntılarıyla kabul ettiği hediyesinin yelelerine uzanıyor eli...  ama göremiyor artık bu muhteşem yaratığı kendininmiş gibi. Bu gün yaşadıklarını soğukkanlılıkla değerlendirmeye çalışıyor. Saman balyalarının üzerine çöküyor. Demir ile ilgili hissettiği bütün o olağanüstü duygular, şu anda ona acı çektiriyor. Onu hatırlamak istiyor... onunla yaşanmışlıklarını hatırlamak istiyor... olmuyor. Hiç bir şeyi geri getiremiyor. Demir onda olmayınca,  uzandığı her anı, hiç yaşanmamış gibi siliniyor... önüne geçemediği bu kayıpları istemiyor. Ürküyor... Demir’i kaybetti zaten. Hatıralarını kaybetmekten de korkuyor. İhsan’ın sesi onu kendine getiriyor... “Ne yapıyorsun sen burada?”... neyi var anlatmayacak mı babasına? Biraz yalnız kalmak istediğini söylüyor Asi.  Oturuyor İhsan’da onun yanına. Okadar iyi bilir ki yalnız kalmak istemenin ne demek olduğunu o da. Bazen insan kendini çaresiz hisseder. Hayatla baş edemez. Kızını iyi tanıyan İhsan için, Asi’nin tam da bu noktada olduğunu görmek hiç zor gelmez. Ama Asi’nin hayatla başedebileceğini de biliyor bu baba... ona hükmedebileceğini de biliyor. Yalnız kalmak çözüm getirmez... hatta işleri daha da karmaşık eder. Bir tek sevdikleriyle paylaşarak kurtulabilir Asi bu çaresizlikten... neden anlatmıyor o zaman? Asi’nin yüzü karardıkça kararıyor babasının konuşmasından. Ördüğü duvarların ardına saklanmak nasılda güvenli geliyor o an. İhsan Asi’yi bu hale getirebilecek tek bir kişi biliyor... “Demir’le mi ilgili?” diye soruyor. Demir’in çiftliğinde bir kızın yaşadığını biliniyor. Demek Asi, onu birilerinin incittiğini babasına bile söyleyemiyor. Giden birşeyler var hayatında ama Asi göz yaşı bile dökemiyor. Kaskatı kesilmişti elleri... uzanamamıştı Demir’i sarmalara... kaskatı yüreği de, gideni uğurlayacak göz yaşını bile akıtamıyor şu anda. “Nedeni gurur mu?.. Gurur bazen örseleyici bir duygudur Asi... sevgini, sevdiklerini, geleceğini yok edebilir.” İhsan bunu yaşadı... kızının da bunu yaşamasını istemiyor. Tek bir soru yeterdi... gururu yüzünden soramadı o soruyu Süheyla’ya...  bu nelere mal oldu onlara... en iyi bilenlerden biri kızı da. Bazı şeyleri yeniden düşünmesi için söylüyor bunları İhsan... geriye dönüp baktığında, hayatını keşkelerle doldurmasını istemiyor onun da. Mermerden bir heykel gibi Asi’nin yüzü... acıda kalakalmış adeta.  İnancını kökünden sarsan şeyler olurken hayatında, dehşete düşünüyor Demir’in ona bıraktığı yalnızlık. Çok geç herşey için... güven yerine kuşku tohumları ekmeye başladığından beri aşkın filizlendiği yüreğinde, o soru sorulamazdı zaten Demir’e. Hiç doğmayacak bir gün gibi Demir artık Asi’de... hiç yağmayacak yağmurlar gibi sevdiği... yeşili ne renk görecek artık, bilmiyor ki. Hem zaten kuşkuları gerçekmiş... onu da öğrendi... kulaklarıyla duymadı mı ‘o kız’ ile evleneceğini. İhsan’ın sarmalamasına bile tahammülü yok bedeninin... o yalnızlık kabul edemiyor baba bile olsa Demir’den başka birisini.  Boşa çıkıyor İhsan’ın elleri. Kaçıyor Asi...
  
Sığınağında... salıncağında... can çekişiyor Asi orada. Taşıyamıyor daha fazla yazgısı bu aşkı. Başdöndüren hayallere sarmıyor, kimsesiz dünyalara sallıyor bu gece  asi kızı. Yüreği ağır, yaraları derin... her aldığı nefes sonu sanki, Demir’in  ölümcül o sözlerinden beri. Asi’de boğuluşu aratıyor çektiği susuzluğu...  Hatırlamasın... hatırlamasın onu. Kasıldıkça kasılıyor iplerde elleri... yok... olmayacak bir daha Asi’de sevdiği... Demir salıncağıyla sözleşmiş gibi, ne kadar sallanırsa sallansın gelmiyor ne o, ne hayalleri geri. Kurtuluyor gözlerinden bir kaç damla yaş... inletiyor yeri, göğü, denizi... ama son bir vazife var yapması gereken.. bunu hemen yerine getirmeli. Demir’in kalbiyle, ruhuyla geleni, onda kalamaz artık. Geri götürmeli. Faydasız kalıyor İhsan’ın müdahalesi...  bekleyemez yarına kadar bile... bu akşam atını iade etmeli.

Bir günah gibi rahatsız ediyor bu günü Demir’i.  Geciktirdikçe geciktiriyor Zeynep ile olan konuşmasını. Önce e.min olmalı.  Terasta hala düşünceler içindeyken, Asi’yi farkediyor... çiftliğe doğru geliyor. Neden binmemiş atına... arkasında yürütüyor? Bahçe kapısına giderek onu karşılıyor. “Atı geri getirdim.” Aykırı her türlü bir araya gelişe duyulanlar.  Bir tarafa konsa bile bütün kurallar, “O bir hediye Asi. Sana verilmiş bir hediyeyi geri mi veriyorsun?”... ... Nasıl verebiliyor bu kadar büyük acıları Asi’ye? Akan o bir kaç damla da donmuş Asi’nin yüzünde... ölüm olsa bile kabul etmeyecek Demir’den geldiyse... karşısına dikilecek hep böyle... “Bana verildiğinden beri çok şey değişti. O artık benim olamaz. İkimizin birbirine verdiği hiç bir hediyeyi sahiplenemeyiz artık.  Üstelik sen bir evlilik kararı vermişken.” Mümkün mü, Demir’in boyun eğmeyen prensesinin kaskatı duruşunda, dağılıp ufalanmadan atını verip gitmeyi, hayatının gurur meselesi yaptığını ve gücünün son kırıntılarını harcadığını, görmeyişi.  Biliyor bu evlilik kararlarının kendi gibi onu da yıktığını. Gözleri dolu dolu ama yaşları akmayacak. Hala onu seviyor ama kurumla Ali’ye tutunacak. Ciddi edası, ağırbaşlı duruşu yalan... hep yalan... o Demir’i seviyor ama kendini asla bırakmayacak. “Kulübede söylediklerini duydum.” diyor Asi...  Bu bir ümit mi? Şartlar öyle gerektirdi, tehlike içinde söylenmesi gereken sözlerdi demesi gerekiyor Demir’in şimdi...  İstenen olmuyor oysa... Asi’nin yüzüne bakamasa da  söylerken, “Doğru duymuşsun” geliyor Demir’den cevap olarak. Asi’de esneyebilecek son noktada kristalleşiyor bu sözlerin etkisiyle... kaskatılıkla paramparçalanmışlık arasındaki o naif noktada Asi. Acımasız Demir... kısıtlamıyor kendini... üstüne üstüne gidiyor, kendi acısını onun yüzünde görmek, yetmiyor. Daha çok sorgu sual... daha çok arayışlar geliyor!..

 “Neden bu kadar kızgınsın? Evlilik kararı alan sadece ben değilim. İkimizde biliyoruz. Sende güveneceğin birini buldun sonunda. Mutlu değil misin yoksa?”... Bir güç denemesi ise bu gösterecek Asi, Demir kadar güçlü olduğunu. Şahlanıyor gururu,  iç debelenmelerini teslim ederek Demir’e,  ödüllendirmeyecek onu... boyuneğmeyecek bir başkasını kendine tercih eden bu adama... “Çok mutluyum”  diyor  Demir’e... yüzünün acılar cümbüşüne aldırmadan dirilişinde. Bir tek ben sana eşidim bu dünyada diyor Demir’e,  havaya kalkan  o çeneyle... aşkta da yenilgimizde de. ‘Beni seç yada seçme...‘ Bakışları, sözleri, bedenleri  sevişen bir mücadele içinde. Hayranlık ve inanmazlık içindeler sanki oyuncularıda Asi-Demir’e... Neden dinlemiyorlar bu iç seslerini... nedeni ne?  Demir’in sözlerine devam etmesine müsade ediyorum... Bitirmek istiyorum bu eza anlarını her ikisi içinde... “O zaman mesele yok. İşlerin böyle sonuçlanması ikimiz içinde iyi oldu. Belki olanlar için sana teşekkür etmeliyim.” Asi, uzanıp Demir’in kolunu çekiyor atının dizginlerine... “İyi o zaman. Atı geri almanda bir mahsur kalmadı.”

Yüzündeki temkinli ifadeye rağmen gözleri  kurşuni bir yanlızlığa dönmüş bu kızla aynı yıkımı paylaşıyor Demir. Yine de, kabul ediyor kalbini ve ruhunu geri Demir... “Tamam sen bilirsin!” Aşka zorla tutunulmuyor. Reddedilişini alıp uzaklaşmaya çalışıyor... Asi’ninde söyleyecek bir sözü yok artık, herşeyi geride bıraktı, Demir’de... ama hala son bir sesleniş duyuyor... “Biliyor musun?”... Geri dönüyor başı, yoksa son bir çaba mı? Fakat bu akşam Demir onu hep yanılttı.  “Artık herhangi bir yabancıdan öte bir anlamın yok benim için. O kolyeyi çıkardığın gün her şey bitmişti. O gün vazgeçtim senden. Şimdi yolun açık olsun artık.”

Suçlu  mu aranıyor... vazgeçmeler, dize gelmeler, bunların hesabı mı yapılıyor? Aşkın olmadığı yerde bir tek insanın gururu kalıyor. Kıran sözler, yüze vuruşlar insana aldatan bir rahatlama sağlıyor. Gözlerinden ruhlarına giden yol kapanınca acı onların soylu aracıları olarak kalıyor. Ayrı düşmüş aşkı başka hiç bir güç taşıyamıyor. İnançsızlığa yenik düşen aşk ne  katlanılması güç bir ziyana dönüşüyor. Yaşatır mı böylesi bir kayıp diye soruyorum kendi kendime. Yaşatır kuşkusuz, çünkü onlar ölemeyecek kadar güçlüler de. İnatla direnebilirler aşka direndikleri gibi yenilgilerine de. Ne var ki, yaşar bu aşk da beraberlerinde... kabuk bağlaması mümkün olmayan bir yara yaşam boyu yüreklerinde... kalır onlarla birlikte. Sevgiye güvenilmeyeceği düşüncesi, şimdiden el atmışken yüreklerine, ömür boyu sürecek bir eksikliğe müstehaklar birlikte.  

Hala gece... hala ay parlayabiliyor gökyüzünde. Üzerine ışıklarını vurdurduğu, Asi Nehrini besleyen derelerden biri olmalı bu... şırıl şırıl, kendi halinde. Derin vadinin eteklerinde, boy boy taş ve kayaların aralarından kolkola verip geçiyor akan su hoş bir telaşe ile Asi’nin ayaklarının dibinde... Demir’le yaşanmışlıkları da böyle böyle akmıştı Asi’yle...  onu uyandıran bakışlarla, dokunuşlarla... tadışlarla akmıştı Demir’de Asi’nin üzerinde. Bu minicik telaşelerin parlaklığı vardı... sürekliliği vardı... ve en az bu minicik telaşelerin yakıştığı kadar bu dereye, yakışmıştı Demir’de Asi’ye... Kimi zaman da çağlamıştı, coşmuştu.... coşturmuştu Asi’yi de kendiyle birlikte. Bırakabilse kendini,  hüküm sürse o anlar biraz daha kendinde keşke...  oysa gitgide silikleşiyorlar şu anda herşey sürüklendikleri bu yerde. Bu gün karşı duramadığı bir dürtü onu Antigone’ye sürükledi... o taş blokların üzerinde, gözlerini kapayıp rüzgara bıraktı kendini... ve özgürce dinledi içindeki Demir’i.  Ama çok geçmiş herşey için, besbelli. Anılar, ince bir sızı halinde akıyor şimdi bu suyla beraber. Demir... emaneti... aşkı... o altından çok evvel Asi’ye takıldı kaldı... Ne vazgeçebilmesi mümkündü, ne görmezden gelebilmesi bu aşkı. Tek yaşanmışı ömründe ve biliyor ki kalacak böylece. Evet, sözlerle takıldı... evet, Demir’in onu suçladığı gibi bir ara çıkarıp atıldı ama bir duygudan öbürüne sürüklenişlerde, hiç bir şey değişmedi Asi’de. İnsafa gelmez o duyguların hepsinde de Demir’e taptı Asi engellenemezce.  Demir’i sevdi... önüne geçemedi o sahiplenen dürtünün  Asi’ye yol gösterişine. Şimdi ise gerçeğe tahammül etmeli bu gece. Parmaklarının arasında zinciri ve altını... isteksizce ama genede, onu da geri vermeli nehre...  o da kalamaz daha fazla Asi’de. Bırakıyor Demir’i nehre... bulduğu yere.

Sonunda İhsan buluyor kızını... aşkından vazgeçmiş bir Asi artık karşısındaki. Ona yardım etmek istiyor... Asi bu kadar üzgünken bir kenarda durup seyredebilir mi? Ne yapmaya çalışıyor, neden götürdü atı geri?...  Daha kendine açıklayamamışken hiç birşeyi, “Artık herşey sona erdi baba.” diyor İhsan’a Asi. Babasının sakin sorusu ilişiyor kulaklarına,”İstiyor muydun?”... Dilinin ucunda bekleyen aceleci “Evet” o kadar sırtlanıp gelmiş ki bedeninin çektiği ızdırabı, “O zaman neden bu kadar acı çekiyorsun? “ diye soruyor babası. Saçları okşayan müşfik baba elinde yumuşuyor Asi’nin katılığı... zaten artık dayanacak gücü de kalmadı. Gitgide daha çok doluyor gözlerine yaşları... “Bilmiyorum! Çok ağrıma gidiyor baba...” diyerek önce kendine sağınıyor yine Asi... bir vakitler Demir’e teslim olan eli alnını buluyor, ama kendini yatıştıramıyor. Şimdiden delice özlemişken onu, herşey sönük kalıyor. “Aslında... bitmesini istemediğin için kızım” diyor İhsan... “Bu o kadar açık kı!.. Aranızda olanları ben bilemem. Malesef düzeltemem de. Keşke elimden bir şey gelse. Öz ağlamayınca göz ağlamaz derdi babaannem. Ağlamak ayıp değil kızım.”  Kucaklanıyor, sıvazlanıyor, okşanıyor Asi. Baba bağrı aşka derman olur mu?.. Olmuyor, ne yazık ki!

Herkes yatmış... Demir atı ahıra yerleştirir yerleştirmez de salonda onu bekleyen Zeynep’in yanına dönmüş. Artık Demir için düşünecek bir şey kalmamış. Abisiyle konuştuğunu söylüyor ifadesiz bir yüzle... namus sözünden ve Zeynep’le evlenmesine izin verilmesi karşılığında Galip’den alınan paradan bahsediyor. Ödeyeceğini söyledi bu parayı Demir, Ekrem’e. Zeynep buralardan hemen gitmek istiyor aceleyle... ama dursun bakalım daha bitirmedi Demir... Meseleyi sadece parayla çözmek mümkün görünmüyor. Galip’in ondan ümidi tamamen kesmesi lazım. Bu da biriyle evlenirse olabilir gibi görünüyor.  İyi’de Zeynep evlilikten kaçıyor, bu nasıl bir çözüm olabiliyor... hem bu kadar çabuk kim evlenir onunla... heralde, Demir’in ağzından çıkanları kulağı duymuyor. “Ben evlenirim!” diyen Demir Zeynep’i şaşırtıyor. Abisine de böyle söyledi zaten. Nişan yapacaklar. Birer yüzük takıp, göstermelik bu nişanla ailesini uzaklaştıracaklar. Onu kurtarmış olacaklar. Zeynep için büyük bir fedakarlık yaptığını da düşünsün istemiyor...  bunu abisine önerirken, kendince başka nedenleri de vardı Demir’in.  Hayatı tamamen değişecek bu ‘nişan’ ile ama bazı şeyleri geride bırakmak için bir fırsat bu Demir’e...  “Aşık olduğum biri var. Benim için başka bir kadın, kesinlikle söz konusu olamaz” diyor Zeynep’e. “Çok mu üzdü seni?” diye sorduruyor kendisini üç gündür tanıyan bir yabancıya bu sözleriyle... Hiç Demir’lik bir durum değil ya bu, herneyse!.. İkisinin de işine yarayacak bir anlaşma gözüyle baksın suçluluk duymadan Zeynep bu işe.  Zeynep hayaller kurmaya başlıyor bile oturduğu yerde... Galip diye biri olmayacak, abisi de... ailesi de onu rahat bırakacak böylece. Demir’in abisine vereceği parayı ise mutlaka ödeyecek geriye. Demir’se son detayları veriyor Zeynep’e... o bu anlaşmadan evdekilere söz etmeyecek. Zeynep’in ailesi de bunu kesinlikle bilmemeli. Yoksa başı beladan kurtulmaz. Demir’in de işine yaramaz. Herkes onları gerçek nişanlı olarak bilmeli. Bu aralarında sır olarak kalmalı...

Ne Asi’nin... ne Demir’in... uyku tutmayacak gözleri bu akşamlarında... huzur ne kadar uzak onlara. Tutundukları umut kalmadı... sabırsa tükendi yaşananlarla. Bir utanç mı duydukları... acılarını göstermelerine engel... inatla gururda gizlenen. Aşık oldular... bu mucizeyi tattılar... Şükretmeliler, bunu hiç tatmayanda var deyip, yollarına devam mı etmeliler? Hayatın öylece akıp gitmesine müsade mi edecekler? Belkide evlenecekler...  onlarda çocuklarına... “Evlenirken sevmiyordum... zamanla oldu!” diyecekleri birilerini bulacaklar!  Bununla mı yetinecekler? Yada hiç sevmeyecek... sevilmeyecekler..  Zor günler... Dar günler... Ah Balzac nerelerdesin... “Bir sevgili herşey değilse, hiçbir şeydir” diyen satırların nerede... duyur kendini bu sevgililere...  Sadece aptallıktır yaptığınız, e.min söylesin daha açıkça, sen söyleyemesen bile. O mucize fazladır böyle aşkları görmeyen gözlere.

Bu gecenin olanları da... bitmiyor ne hikmetse...  

Cemal Ağa, Ali’yi ağırlıyor bu akşam evinin özelinde... arsa işinde bire on kazanacaklar birlikte. Bir tek şartı var Ali’nin ama... zamanı gelipte açıklamaya karar verene kadar o, bilmemeli ortak olduklarını hiç kimse.  İnce hesapları var Ali’nin anlıyor Cemal Ağa. Sever böyle entrikalı işleri... Demir’i iki ateş arasında bırakmak, kurduğu kapanı daha da keyifli hale getiriyor onun içinde.  

Neriman’sa varıyor Gonca’nın yeni mekanına... Ziya’nın baba evine. Damadı endişeyle ve kuşkuyla karşılıyor Neriman’ın gelişini. Haksız sayılmazda. Akşam otururken ilk tepkiler geliyor karısının ailesinden Neriman’ın ağzıyla... aniden Antep’e yerleşme kararına. Babasının vefatıyla böyle olması gerekti belki ama Gonca’yı da düşünmeli artık kararlarında. Çok farklı bir yerde yetişti Gonca ama çabuk uyum sağladığını düşünüyor Ziya onunda buna. Neriman’sa aynı fikirde değil... ne uyumundan bahsediyor Ziya... işini bırakınca ne olacak sonra? Ev işlerini zaten bilmez, hep okuldaydı, sonrada staja başladı, alışmak kolay mı buna? Gonca üzülüyor annesinin gelişiyle konunun hemen ortaya çıkışına... yarın konuşurlar bunları. Yorgundur şimdi annesi. Yatağı ise hazırlandı. Bir güzel dinlensin, sabaha etsinler bu sohbeti. Neriman’ın yatacağı odaya çekilişleriyle öğrenmeye çalışıyor anne kızının halini. Bir problemi yok Gonca’nın zamanla da alışır heralde. Farklı görüşlerini koruyor burada da anne...Ne fedakarlığın kıymetini bilir erkekler, ne de koca parası beklemeye alışılır. Kendini bilsin, işini bırakmasın, kocasını da bir an önce Antakya’ya dönmeye ikna etsin Gonca. Düğünde takılan altınları da veriyor bu arada kızına.

Sabah oluyor sonunda...

Akan su saklıyor kutsal emaneti koynunda... güzel bir kadındı o bu akşam, boynunu süsledi altın gece boyunca.  Parlatmış daha da... güzelleştirmiş daha da... umutlarla yıkamış, bekliyor günün aydınlığında. Bir gecelik saltanatı... Demir’i sahiplenişi... narin ellerin ona uzanışıyla bitiyor... bu kız uzak duramaz emanetinden... onu geri istiyor daha şafakta. Yer, gök... nehir gülümsemez mi bütün bu olanlara? Hem gülümser, hem de anlar o asi kızı bütün ruhuyla.

İhsan not bırakıyor evden çıkmadan... Asi işe gitmeden dosyayla birlikte muhakkak gelsin kendisine. Tarlaya giderken Ökkeş’i de alıyor yanına bu arada... soruyor “Nasıl geçti yolculuk?”... Ökkes sırıtıyor bakmadan kahyalığına, meraklanmasın patronu, Neriman Hanım’ı sağ salim Gonca’ya kavuşturdu o da... Ökkeş yanında  olunca gözü arkada kalmadı zaten İhsan’ın da.

Fatma Ana ve Defne gelene kadar, Asi sahip çıkıyor kahvaltıda Ceylan’a... Ceylan’ın vıdıvıdıları bitmiyor gitmek istediği müzik okulu hakkında... Akşam babasının başının etini yedi, karar vermeleri için bu konuda. Ama şimdi annesini özledi akşamdan sabaha... Asi, dayanamayıp soruyor, “Ne yapacak giderse yatılı okula?”... Masada konu Asi’nin geri götürdüğü atına geliyor sonunda... o hediyeyi niye geri verdi ki acaba? Hasta mıydı yoksa? Hiç anlamıyor bunu, duyuruyor da Defne ablasına.

Ali’de erkenci, gizli saklı işleri yoksa onu huzursuz mu etti. Daha çok heyecan belki. Bir tür oyun gibi!.. Sekreterinden alıyor bu arada bilgileri. Asi telefon etmiş, gecikeceğini bildirmiş... kurulacak fabrika için basasıyla konuşması gerekliymiş. Dün gelip onu bulamayan Melek Hanım’a ise yeni bir randevu verilmeliymiş. Onu tamamen unuttu Ali, çok ayıp oldu... ama bu gün ilgilenir ve halleder kendi.

Demir aile toplantısı yapmak için herkesi çiftliğe davet ediyor.  Ama Defne gelemiyor Kerim’le, Neriman vekil tayin etmiş meğer yokluğunda onu, kızlara göz kulak olsun diye. Kahvaltı masası bahçeye  hazırlanmış, Kerim’in gelmesiyle herkes tamamlanıyor. Demir uzatmıyor... konuşmak istediği konunun hepsi için önemli olduğunu söylüyor. Masanın etrafındakiler olacaklardan habersiz, sadece Melek seziyor. Gözleri şimdiden abisine onaysız bakıyor. Kısmen onları da etkileyecek, önemli bir karar verdi Demir...  Zeynep ile nişanlanıyor.  Sersemleten bu haberle afallanılıyor...  Demir’e mi baksınlar... Zeynep’e mi... kimsenin bunu bilemediği bir an geliyor. Bu kararı önce ailesiyle paylaşmak istedi Demir. Yüzükleri bir ara takarlar ama bu andan sonra Zeynep’e nişanlısı gözüyle bakılmasını istiyor.  Yaşanan şaşkınlık anları hala geride kalmadı... kimse henüz toparlanamadı... Süheyla ilk konuşabilen oluyor... “Bir dakika, bu ne demek böyle. Nereden çıktı bu ani nişan?”  Melek işin aslını biliyor.  Ama bilmediği şeylerde var... Asi gerçekten abisinden vazgeçti mi?  Vazgeçiliş... istenmeyiş... nasıl abisinin bütün dengesini alt üst edebildi. Hiç tanımadığı biriyle nişan kararı almasına sebep olabildi... kendini unutabildi. Abisinin bu kadar özelini oradakilerle paylaşabilir mi?... “Çok saçma!..” diyor... bu Demir’in hayatı ve Demir’in kararı, müdahale etmek zor daha ötesine.  Süheyla kendine geliyor yavaş yavaş...”Bu kararının dün olanlarla ilgisi var mı? Tehtit mi edildin? Baskı mı yapıldı? Söylesene ne oldu Demir?”...  Böyle düşüneceklerini de tahmin ediyor elbet Demir... ama kimsenin baskısıyla böyle bir kararı almayacağını en başta ailesinin bilmesi gerekir. Yine de sorular karşısına dikiliyor Demir’in...  çünkü yoksul bir çırpınış bile yok aşk adına Demir’in gözlerinde... bu  kararı makul göstermeye çalışan bir eğilim içinde sadece... inandırıcı gelmiyor o nedenle  söyledikleri kimseye. Bu çok ani bir karar, daha iki gündür tanışıyorlar, nasıl olacak bu iş... Leyla’da Aslan’da şaşırıyorlar... Kerim ise dayanamıyor, Demir’in yanında dönüp ‘nişanlısı’na laf söyleme cürretini gösteriyor, “Sana da bravo Zeynep Hanım! Üç günde ortalığı iyi karıştırdın, maşallah!”... Olanlar herkesi alabildiğine zorluyor... Demir dostunu “Kerim!..” diye engellese de, Süheyla araya giriyor...”Evlilik teklifini kabul etmiş. Ne oluyor Zeynep?” Dönüp bu sefer o, Zeynep’ten cevap istiyor. Zeynep’i boşuna sıkıştırmasınlar... bu kararı Demir verdi o değil. Ve kararı kesin... tartışmak istemiyor, o ne yaptığını biliyor. Kerim ise geldiğinde beri ayakta... oturmaya fırsat bile bulamadı yaşadığı şokla... bu masada bir dakika daha kalmak istemediğini biliyor aynı zamanda...  çekip gidiyor hırsla. Demir ona yetişmek için kalkarken... herkesin gözü Zeynep’e dönüyor yeniden... fakat sorulacak birşey de bırakmadı Demir giderken.

Demir seslenerek durduruyor dostunu bahçe kapısında... yüzündeki bedbaht ifade mi neden oluyor, Kerim’in kızgınlığını bırakıp bir tarafa, biniyor oluşuna Demir’in arabasına. Münakaşa demeye dilimin varmadığı, adeta bir monolog başlıyor ilk anda. “Daha dün tanıştığın biriyle nişanlanmaktan bahsediyorsun! Amacın ne senin? Ne yapmaya çalışıyorsun, aklını mı kaçırdın Demir?” Böyle bir direncin Kerim’den geleceği belliydi... o aşkı için Kerim’den yardım isteyendi... şimdi Kerim’i uzak tatabilir mi? “Bitti mi?” Bu kadarla kurtulabileceğini sanıyorsa  yanılıyor Demir... Bitirmedi Kerim, daha başlamadı ki... Demir onlarla dalga mı geçiyor? Aklını mı yitirdi? Bile bile kendini harcamasına göz mü yummaları lazım? O Asi’ye aşık... ne yapıyor?  Bunu söylerse anlayabilir belki Kerim... “Ben öyle olmasını istiyorum. Sana da kararıma saygı duymak düşer...” demesini hiç tınmıyor Kerim... çünkü bu ne sevgi, ne aşk... hiç bir şey değil Demir için... biliyor Kerim. Eğer Defne ile  evlenirken onlara gösterdiği anlayışı göstereceğini umuyorsa, daha çok bekler Demir... “Ne saygısından söz ediyorsun sen? Ne yaptığını bilmeyen birine nasıl saygı gösterebilirim ki?” Ne oluyor ona... bu kadar tutarsızlığı görmedi Kerim daha! Geçen gün ona sadece yardım ettiğini söylüyordu...  şimdi de kalkmış nişanlanmaktan bahsediyor?  Fazla geliyor Demir’e yaşananlar...  kendinin Kerim kadar bile konuşma özgürlüğü yoktu olanları kabul etmeye zorlanırken... şimdi dostunun söylediği herşeyin doğruluğuna rağmen, haksızca  tartaklanan bir çocuk gibi hissediyor... Uysal olma gayretlerinin sonunu geldiğini biliyor... dudaklarını kıstırdığı dişleri acıtıyor...  Allah kahretsin... bu bile dudaklarının başka dişlerin çekingen hapisliğine onu sürüklemeye yetiyor... “Kerim yeter!.. Bu konuyu daha fazla uzatma artık.”  ... müsamahasız zaten bedenindeki Asi’li hatıralar...  her an Demir’i birşeyle karşılıyorlar. “Ayrıca Zeynep iyi bir kız.”   Zeynep iyi bir kızmış... güldürüyor Kerim’i bu haber... kaç yüz tane iyi kız gördüler gelip geçen beraber... hangisiyle nişanlındı? Evlilik bundan fazlası için var. Demir yetti, taştı çoktan... ama asıl konuya gelmedi bile Kerim... “Asi ne olacak peki? Onun yüzüne nasıl bakacaksın bir daha?” Bakmak istemiyor... asla istemiyor Demir!.. Asi deyince gözlerine yerleşen horgörüyü nasıl farketmiyor Kerim? “ Birşeyler dönüyor ortada Demir... bu işin altında ne olduğunu anlatmanı bekliyorum.”  Anlatacak bir şey yok. Birilerinin onu üzdüğünü... kırdığını... canını yaktığını... önce vazgeçenin Asi olduğunu,  can dostuna bile söyleyemiyor Demir...

Ali kendini affettirmek için Melek’i çiftlikte ziyaret ediyor. İşler biraz yoğundu, o hengamede unutmuş randevularını. Asi ile tekne gezisine çıkmışlar... Melek duydu sekreterinden bunu. Bunalmıştı Ali, küçük bir kaçamak yapalım demişti ama Asi yine dosyaları önüne yığmış meğer... Melek teşekkür ediyor yine de, uğradı Ali diye... Ali’de ihmal etmezdi Melek’i... ama oldu bir kere. Açılan güller çok uzun ömürlü olmuyor Melek’in yüzünde...  oyalanmadan izin istiyor Asi’yi bulmak için misafiri... önemli çünkü onun için Asi... hatta burada kalma sebebi... tıpkı abisi gibi. Tutmasın ozaman daha fazla Melek Ali’yi... beklemesin Asi.

Monologvari bir başka konuşma,  ayçiçeği tarlasına babasına dosyayı vermek üzere giden Asi ve onu kendine getirmeye çalışan Defne arasında geçiyor.  Asi’nin adımları neredeyse yarıyor  toprağı...  onlarda olup bitenin tamamı... öfkesi, kızgınlığı, ulaşılmazlığı... yetişilmezliği... çaresizi kabullenişi. “Demir’le hala konuşmadın değil mi? Anlaşıldı... Atını da geri vermişsin hakaret eder gibi... daha ne kadar sürecek bu durum Asi?” Niye kendisini dinlemiyor kardeşi anlamıyor ablası!.. Ali ile evlenmeyeceği belli... “Demir’e gidip seni kızdırmak istedim, o yüzden yalan söyledim desen ne olur?” ... Böyle bir şeyi asla söylemeyecek Asi. Defne anlamıyor Asi-Demir ilişkisini!.. Bu açıklık... onların ilişkilerinde hiç bir zaman olmadı ki. İlk andan beri filizlenmesine dur diyemedikleri aşka karşılık, birbirlerine koz vermemeye çalıştılar... Korkutucu boyuta varan bu sevgide, kendilerinden başka birini büyüttüler ve o oldular sonunda tamen içlerinde... Bu raddede sevmek intihar etmek gibi birşey belkide. Kendinden başka bir güce teslim olmak bütünüyle. Eğer güçler adil ve eşit değilse, ezer geçer sizi içinizde, oyuncak eder kendine. Kendilerine Asi ve Demir kadar sahip kişilerde kabullenilmesi en zor şey belkide. Teslim olmak birine. Direnç belkide beynimizle sevgimiz arasında olup bitende. İçten içten bu sevgiye teslim oluş açığa çıktıkça, duvarlar örüp durulur dışarıya. Tek savunma orada. Açamaz kendini Asi’ Demir’e daha fazla. Taşıyor o da...”Artık üstüme gelme Defne!.. Onunla konuşmayacağım. Seninle de... Hiçkimseye söyleyecek hiç bir şeyim yok...” Defne uzatmasın daha fazla diye devam ediyor birde, “Zaten olay Demir’e yalan söylememden ibaret değil... Onun için ben artık bir yabancıyım.”... eğreti çardakda babası bekliyor onu ileride... bırakıyor ablasını geride.

Demir’in  Kerim’le verdiği mücadelenin izleri hala gözlerinde, silememiş bile ama Ayçiçeği tarlasında çalışan İhsan Bey’i görünce, onu çağırdığı aklına geliyor ... uğramadan edemiyor, bu da halledilmesi gereken bir başka önemli mesele... Her türlü bağı koparıp bırakmalı geride...  derhal hemde. Durduruyor arabayı ve iniyorlar Kerim’le birlikte. İhsan yarı yolda karşılıyor onları, tarlaların girişinde, Ökkeş Efendi de peşinde. Demir’e gelen “Merhaba” dan biraz daha fazlası veriliyor Kerim’e...  belkide damat diye. “Ne var ne yok, Kerim? Şehirde durumlar nasıl?” Şehirde pek bir haber yok... Kerim’in eli yanıbaşındaki Demir’ın sırtını buluyor ... patpatlıyor... “Sürpriz haberler hep buradan çıkıyor!..” Hızla oluyor herşey yine Demir’in hayatında. Durup düşünüp karar vermek başka... ama uygulamak çok farklı tadlar bırakıyor onda. Kerim’in kinayeli sözlerinden kendine dönemeden, İhsan’ı duyuyor...”Vaktiniz var mı? Gelin hadi şurada biraz konuşalım.” diyerek tarlaların arasında dinlenmek için yapılmış  minik çardağa yönlendiriyor onları.  Ayçiçeği tarlasının diğer ucundan Asi ile Defne görünüyor yoldan... Asi’de hiç iz yok gibi dün akşamlarından. “Nihayet dosya geldi mi Asi?”diye sitemkar bir soru ile başlıyor İhsan... “Şu meşhur dosya gelmedi diye sana sitem ediyordum. Ama Asi’nin ihmali olduğunu ancak öğrendim”  İçi titriyor Demir’in ona bakarken... neden mani olamıyor buna... Asi’ye serbest kalabilen bakışları yerinen bir sıkılganlıkta... güneş gördüğü bu kız, kumrallaşmış akşamlar artık hayatında...  pişmanlıklarını saklıyor yere dönen gözlerinde, göz kapaklarının ardına. Asi ne kadar rahat görünüyor bunca olana...  sesi her zamanki gibi, “Demir Bey tümünü onayladı. Hepsi dosyada var ” derken babasına.  İhsan’ın “Siz üzerinde mutabıksanız mesele kalmadı” deyişi kendine geriyor Demir’i... Bu işi artık bitirmeli... “Aslında bu sözleşmeyi hiç imzalamamalıydım İhsan Bey... Daha önce size çok istekli olmadığımı söylemiştim. Bu ortaklıktan çekileceğim”... Asi beklemiyor bunu... daha önce hiç duymamıştı istekli olmadığını... Kerim konuşuyor hepsinin şaşkınlığı adına sanki... “Al işte... al sana yeni bir karar daha!.. Demir ve şaşırtıcı kararları!”  Kerim... sen nasıl konuşuyorsun öyle? Merak etmesin Defne, ne demek istediğini çok iyi anladı Demir’de... Asi’nin gözleri yerde, Demir’inkiler dalmış gitmiş ufka bir yere, dudaklarını çiğner halde yine... herkes anlamış olabilir ama Kerim ne demek istiyor, anlamadı İhsan... gözleri gidip gelirken Asi-Demir arasında, soruyor... “Siz bozuştunuz mu çocuklar? Kerim ne demek istiyor anlayamadım.”... Hüseyin’in yokluğunu dolduruyor  bu adam... gereksiz, endirekt sorular... can evlerinden vuruluyorlar.  Ne kadar olabilir görünüyordu dün akşam bu plan... zaten bitmiş bir ilişkiyi koparıp atmaktı olan... ama öyle değil işte...  ortaçağ işkenceleri az kalıyor şu an yaşadıklarının yanında Demir’e...  daha bitmedi üstelik, ölümün  geldiğini biliyor bu işkencelerin gerisinde...

“Ben anlatayım... hemen anlatayım İhsan Bey... Demir nişanlanıyormuş. Bizde az önce öğrendik, hazmetmeye çalışıyoruz”...  Demir’in tokatı da böyle gelmişti,  ilk öpücüğüde Asi’ye... habersizce. Savrulmuştu gurur ile aşk arasında biryerlerde... Sırtına saplanan bıçağa dönüyor şu an geriye savrulan gözlerinde Asi... Ne menem birşeymiş şu umut... tüketemedi bir türlü yüreğinde. Tutundu olmayan ihtimallere... bir umut, bir umut diye... herşey olabilirdi Demir’le. Asi’nin dayanacak gücü varsa, Demir’in de vardır... bir basamak daha çıksınlar gururlarında üste. Katlanır Asi buna, aşka böyle varılacaksa. Bir mucizeydi aşk... bir mucizeydi Asi-Demir... tanrı müsade etmezdi ziyan etmelerine. Asi-Demir yönelirdi o yolun bir yerinde yine birbirlerine. Tıpkı Asi’nin, buraya geldiği ilk gün savruluşu gibi Demir’e... kaçılmazdı, vazgeçilmezdi bu kaderlerinde.  Ama bu nişan kararı... bu kararın onu savurduğu yer... hiç bulunmadı  burada daha önce.  Öldüler belkide bu haberle oracıkta birlikte... başka açıklama yok çünkü kendini ve onu aynı mesafede gören görüsünde...

Şaka mı, ciddi mi olanlar?... Zeynep ile nişan kararı almış Demir... kendisi burada, buyursunlar sorsunlar!.. İhtiyaç var mı buna, yok elbet, Demir’in suskunluğu gerekli bütün açıklamayı oradakilere zaten yapıyor. O dosyanın artık bir hükmü kalmadı, İhsan onu çardakdaki sedirin üzerine fırlatıyor. “O zaman oğlum, bize seni tebrik etmekten başka birşey kalmıyor”... Demir’in daha fazla orada bulunmasının anlamı yok, İhsan Bey’e teşekkür edip ayrılıyor... İhsan’sa duyduklarıyla, kızının çaresizliğinin boyutlarını görüyor.  Atını geri götürüşüne artık hak veriyor. Bitmiş gerçekten, isteyip istememek artık farketmiyor.

Bu sahneler henüz geride kalmadı devam ediyor ama benim durmam gerekiyor. Beni çok zorladıkları zaman hep yaptığım gibi... duruyorum...  onlardan kopuyorum. Ekranda bıraktığım görüntüde kalmak istemiyorum.  İçimde her duygularından biraz biraz var, ençoksa acılarını yazmakta zorlanıyorum. Bu sahnelerde ayrılık acılarını bir salgın gibi bana da bulaştırıyorlar. Kafamı dağıtmak için kafi gelmiyor farklı mekanlar... eski bölümlere göz atıyorum böyle zamanlarda azar azar. Uzuyor da uzuyor bu nedenle yorumlar... Bir dostun satırları buluyor beni başka acılarda... “Kolay okunur aşk analizleri çünkü herkesin yüregi yaşı kaç olursa olsun kanatlanıp uçmaya hazırdır... Ya ayrılık... Ayrılık ancak ... ...  bu kadar içine sindire sindire okunabilirdi... ... Aşkın ayrıntılarını bulan sen ayrılığınkini de bulmuştun.”   (I)  diyor bana oradan. Bulduruluyorum aslında. Çoğu zaman unutup bunun bir kurgu olduğunu onların gözlerine dalıyorum. Kendimi... kendimizi bu kadar kaptırışımız... aradan onca zaman geçmesine ve sonu bilmemize rağmen hala benim üzüntüyle yazmam... hala bazılarımızın bu bölümleri seyredememesi... herşey oyuncuların etkisi. Dostum haklıydı... kolay okunduğu gibi kolay da oynanır aşk oyunları... hazırdır kanatlanıp uçmaya herkesin  aşkla yüreği... ama ayrılığı oynamak...  bu kadar gözlere sindire sindire oynamak...  aşk ayrılığının ayrıntılarını onların da yüreklerinde bulduklarını düşündürüyor ve üzüyor beni gerçekte.  Saksımda biten yabani otu koparmaya kıyamayan ben, kıyımlar görüyorum o gözlerde... O acıyı çektiklerini görüyorum şu yada bu nedenle, hayatlarının bir yerinde... Kurgunun acısı bitiyor başka acılar başlıyor e.minde. Zorluyor yazerken beni de ... ama yine de, durmak yok... “Yaratılışın büyük çemberinde yürüyün...” diyor Goethe oyuncularına bir yerde. Bu Asi-Demir çemberim mi diye düşündürüyor beni de...  hepimizinde yaptığı istisnasız bu değil mi neredeyse...  Ben oyuncu değilim ama yürüyorum onlarla birlikte çemberlerinde...  Bu kadar soluklanma yeter diye düşünüp dönüyorum yazıma yine.

(I)   Balbadem, 10 mart 2009


« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:07:43 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #37 : 04 Ağustos 2010, 22:25:44 »

Kerim, Defne ve Asi çardakta kalıyor. Kafalarda sorular... Demir bunu nasıl yapar? Ali ise yine Asi’nin peşinde, uzaktan arabasını gören Defne,  Asi’yi bu haliyle bırakmak istemiyor başbaşa Ali’yle. Ama Asi duymuyor ablasının söylediklerinin hiç birini. Canı bağışlanmış olsa bile, ruhu alınmış bir av bıraktı Demir geride.  Ne bağlar var... ne de kafes çevresinde. Saçlarını darmadağan edip duran rüzgar buzdan bir örtüyü getirip yayıyor kat kat, her an biraz daha üzerine. Bu olmalı gittikçe donuklaşan gözlerine sebep, yoksa başka ne? Ne korunabiliyor ne kaçabiliyor... birinin kendisini almasını bekliyor sadece... Ali oluyor gelen de.  Evraklar tamamsa, bir göz atayım demiş sözüm ona Ali’de...  Pek tamam sayılmaz, Demir ortaklıktan çekildi, herşey yeniden başlayacak... ama bu bozmaz Ali’yi de... Biraz vakit kaybetti, o kadar... yoluna devem eder nasılsa kendince. Ofise gidiyor o, isterse Asi’de gelsin birlikte.  Gidiyor Asi’de...

Zor kaçtı Asi’den... olanlardan...  böyle uzaklaşmak, azapmış... çabuk gelmiyormuş ölüm bu yoldan. Bir cehennem sıcağı kabararak ciğerlerinden, yayılıyor damarlarına... bu ateş dörtbir yanında, tepeden tırnağa... Neden atları vururlar, anlıyor şu anında. Katlanılmaz bu acıya. E.min bir uzaklıkta, daha fazla devam edemeyeceğini anlayınca, durduruyor arabasını. Sarsılan araçtan güç bela atıyor kendini dışarı. Dışarıda da bu kavuran  rüzgar! Neden yangınlar taşıyor içinde bu açık hava?.. Nefeslenmek için durdu oysa bağrı ateşlere tutuluyor hala.  Değişmeyecek mi hiç bir şey onsuzlukta... yanacak mı hep böyle Demir... kaçamayacak mı asla? Doğrusu buysa, hep yanlış yapsın, gerçeği ise bulamadı hala.

Kolay geçmiyor gün Demir için. Aklında Asi... yaşamında sorunlar...  bir taraftanda Uyduken işinde sıkışık zamanlar. Neyse ki, Aslan’ın peşinde olduğu arsalar hariç herşey yolunda. Aslan’ın arsa sahipleriyle görüşmesi gecikti, Leyla farkında. Bu çok büyük bir iş ve Aslan ciddiye almış görünmüyor yeterli oranda. Hızla çözmesi gereken bu işi ihmal ediyor gibi hissediyor ve paylaştı bu kaygılarını da Leyla, Süheyla’yla... ama annenin koruyucu kanatları altında Aslan bu yaşında. Müdahale edilsin istemiyor Süheyla, hele yetkilerinin elinden alınmasına hiç müsade etmiyor, nasıl öğrenebilir ki işi başka yolla. Tanımıyor oğlunu daha. Demir’de sıkıştırıyor Leyla’yı bu konuda... Konuşmalar sürerken Leyla, Kerim, Demir  toplantı masasının etrafında, Ekrem geliyor çağırdığı gibi büroya. Kısa bir tanıştırma... “Ekrem... Zeynep’ın abisi” ... gerek yok başkaca bir detaya. İzin istiyor Kerim ve Leyla’dan... yalnız bırakabilirler mi onları birkaç dakikalığına.  Ekrem hala ayakta...  Demir oturur durumda toplantı masasında... Sandalyesinin arkasına asılmış ceketinin iç cebinden çıkardığı bir çek sayfasını dolduruyor aynı anda. “Eğer Zeynep isterse, nişana birkaç akrabanız gelebilir” ... O allahın emri... haber ederler nasıl olsa!. Parasını aldı Ekrem var mı başka bir şey? Silahını istiyor, pişkin bir ifade ile... Onu da Demir’e hediye ettiğini farzetsin, Demir’in verdiği çekle istediği kadar alır nasıl olsa. Ekrem’in gözleri çek üzerindeki rakamlarda geziniyor... memnun, Demir’e dönüyor... “Bizim kız iyi yere tezgah açmış” deyişi çileden çıkarıyor Demir’i bir anda, fırlıyor ayağa...   “Bana bak... haddini aşma. Alacağını aldın, çık git şimdi!”...  Zeynep yoksulluğa bağlıyor başına gelenleri... gerçekçi bir değerlendirme mi? Abisinden görülüyor ailenin iç yüzü. Oldukları gibi oldukları için onunla da, Demir paşa  suçlamasın kimseleri... Bu adamın bir evvelki pazarlığı Galip’leydi. Ekrem için hiç bir şey değişmedi, sadece şu anda Demir karşısında ki. Demir, dikkat etmeliydi bu aileyi kendine ne kadar yakınlaştırdığına. Hırsını çıkarmaya hakkı yok hiç masa üzerindeki kağıtlarda...  Ekrem’in de  umurundaydı sanki, odadan çıkana kadar aynı kalıyor yüzümdeki çirkin gülümsemesi... fikri değişmedi. Hele bir evlensinler görür kayınbraderini ara ara belki !!!...

Asi geldiklerini farketmiyor bile,  Ali arabasını parkettiğinde şirketin önüne... o kadar dalmış bir yerlere. İşe geldi ama aklını veremiyor bir türlü Ali’ni söylediklerine. Ali, aynı şeyi üçüncü kez anlatıyor, anlamıyor... kafaca orada olsa anlayacak  önündeki kağıtlara bakmakla, gerek kalmayacak Ali’ye. Toplamalı kendini... masadaki kağıtları çekiyor önüne... “Bir daha bakayım!”... Ali müdahale ediyor Asi’nin bu hallerine... “Sen iyi değlisin... gel benimle...” Uzanıyor Asi’nin eline... o elde Demir yok... çekebiliyor kendine... “Sadece biraz nefes almanı istiyorum. Canını sıkacak tek bir soru sormayacağım, merak etme”... ... Neresi burası diye düşünüyorum Ali’nin Asi’yi getirdiği yere... uzaklarda gördüğüm kayalarla ilgileniyorum, ileri geri gidip gelip onların bölümlerinde, Demir’in, Asi’yi atının ölümünden sonra konuşmak için getirdiği yer olabilir mi diye soruyorum kendime? Ben bilmiyorum ama çoktan yapıldı bu bölgenin tahlili, belkide.  Aslında bu oyalanmalarıma Asi sebep... biraz sonra söyleyeceklerine varmak istemiyorum çünkü.  Zaafla sığındığı bu anlara onu yakıştıramıyorum bir türlü. Buna ihtiyacı yoktu, hiç olmadı... biliyorum. Dikine bakmalıydı o yine... bu bir yenilgiyse, erdem gibi taşımalıydı onu bile üstünde... Asi’nin de Demir’in de onları hiç bir şartta koruyamayacaklarını bildikleri sığınaklara kaçışları ters düşüyor içlerindeki güçle. ‘Mutsuzluğunu  denize bırakıp, kurtulmayı denesin, bıraksın dalgalar uzaklara götürsün...’ Ali, ne suyu bilir ne toprağı... ne de dalgaların gücünü Asi’de... bırakabilseydi onu mutsuz eden şeyleri çekincesizce denize, o dalgalar uzaklaştırırdı zaten mutsuzluğu Asi’de... sorun bunun gerçekleşmeyişinde...   “Bu çok uzun sürebilir”diyor Asi... ama hiç olmayacak bir şeyi söylüyor Ali’ye.  “Kalbi senin için çarpmayan biriyle evlenir miydin? Aşksız bir evlilik olabilir mi Ali?”... “Birinin aşkı çok büyükse, ikisine de yetebilir...” Tarif ettiği sakat bir ilişki.  Nedir yetebilecek olan?  Sorguluyoruz aşkta üçünçü kişileri... “sonsuz seçenekler belki daha katlanılır gelebilirdi, üçünçü kişi var olduğunda”  derken, ben... Asi-Demir’deki aşkı bile  bir ‘yetmezlik hali’ görürken ve ‘daha... daha’ derken, ben... nedir evlilikte yeterli olabilen?  Sıradan bir ilişkiye bile müsade etmez insan tabiatı, elini tuttuğun kişinin kalbi bir başkası için atarken. Katıksız olması gereken tek şey hayatta belki... evlilikte güven. Hatta kendinden çok ‘O’na olan güven. ... ... Ali, Asi teklifini kabul ediyor eğer hala istersen.

Neye güveniyor bu genç adam... niye gülüyor ki? Asi’nin yüzündekiler,  yıkılmış hayallerin yankıları değil   mi? Bu bir başarı mı ki? Geride kalmış, ortada bile olmayan bir ilişkiydi, üçünçü kişi bile değildi Sühelya... yıllar sonra... şu anda... ‘bilme’nin İhsan-Neriman çiftine yaşattığı eziyeti, daha baştan yaşamaya ve yaşatmaya başlayacak hiç kuşku yok ki Ali...  Mutluluk böyle gelir mi ?

Acı... ama gerçek de burada gizli... seven tekrar sever ama aşk, geri dönüşü olmayan bir zirvedir... kimselere yer yoktur orada ... sadece ama sadece o iki kişi. Gerçekçi olmaya devam  gerekli aynı acımasızlıkla belki. Yalnızlığa mahkum mu etmeli kendini aşkı tatmış kişi... İç elvermiyor böylesine... ömürlere yazık değil mi?  Sevgiye razıysak... huzurlu bir yaşam neden cazip gelmesin ki? Fakat acılar yürekte yığın yığınken, insan kendine zaman vermeli... sürat tehlikeli...  mucizelere çaba da gerekli.

Leyla’dan kurtulamıyor bir türlü Aslan. Zorlayıp duruyor onu arsalar konusunda, bir insanın üstüne gidilmez ki bu kadar da. Yolu üstünde bir arazi sahibi var hazırda, uğruyor oralardayken Aslan da.  Ev sahibini bulamıyor ama evde... Uydukent’ın yanındaki arsalara talip varmış, ona gitmişler  Bekir’de... Hacıemmi de meğer...  Canını sıkıyor alacağı arsalarla ilgili bu haber... bir kahve yaptırıyor kendine... bekleyecek orada, dönerler nasılsa evlerine. 

Aslan’dan haber çıkmayışı su yüzüne çıkarıyor arsa sorununu.... Anlamıyor Demir, Leyla nasıl kontrol etmez Aslan’ı... bu işi ona emanet etti halbuki. Leyla aslında hep istim üzerindeydi. Aslan’a arsaları hatırlatıp durdu. Aslan’sa, halledeceğim dedi, söz verdi.  Bu şirkette yeterince önemli bir hissesi var... ve bu yetki de ona hep birlikte verildi. Leyla’nın onu zorlayabileceği sınır belli, üstelik Süheyla’dan bile neredeyse bu konuda azar işitti. Şimdi de sıra Demir’de gibi... Aslan’a belli yetkiler verilmiş olabilir, yine de tüm bunları denetlemek Leyla’nın göreviydi. Hatta bu şehre ilk geldiğinde bu alanda çalışmayı ve işleri koordine etmeyi Leyla istedi. Bu kadar önemli bir şeyi nasıl takip etmez... anlamıyor ki? Başarıya odaklanır ve öyle çalışır Leyla... özverili çalışır. Haketmediğini düşünüyor Aslan’ın onu aşağıya çekişini... yüzündeki ifaden bu konuda Demir’den de azar işitiyor oluşundan çok rahatsız olduğu belli.  Evet, Leyla istedi bu işi... ama o zaman ortaya birden bire çıkıpta hisse alacak bir akrabadan habersizdi... Kerim, her ikisine de hak veriyor ama sorunu böyle çözemeyeceklerini biliyor... sakinleşsinler istiyor. Üstelik Demir çok gergin görünüyor... Demir’in son sözleri ise hepimizi düşündürüyor... Bir sürü anlaşmanın altına imza attılar, eğer iş planladıkları gibi gitmezse çok zor durumda kalacaklar. Bir yabancı olsa çoktan müdahale edilecek bir zafiyet... ortalığı karıştırıyor. En başta yapılması gereken yapılıyor. Aslan bir tarafa konup, arsa sahiplerini Kerim ve Leyla arıyor. Başka müşteriler çıkmış, arsalar birer birer satılmış... neler olduğu anlaşılmasada çok elden yapılan bu alımlarda tahmin etmesi güç bir isim sırıtıyor arada... Cemal Ağa...

Aslan’ın boşa çıkıyor bekleyişinde umutları... Başka müşteriler çıkmış, tarlalar onlara satılmış. “Erken davransaydın!” diyen arsa sahipleri attırıyor Aslan’ın tepesinin tasını... Ne kadar önemli sözler verilmiş olması?  Hepsi Cemal Ağa’ya bir şekilde karınlarından bağlı... onun sözü daha ağır bastı. Çıkıyor yine ortaya Aslan’ın bıçağı...

Ertesi gün bir şey değiştirmemiş Gaziantep’te olanlara... Neriman ısrarlarını arttırıyor kızının burada yaşadığı hayata daha yakından tanık oldukça... bu evden bir an evvel çıkmalı Gonca... Gonca ise Ziya’yı sevdiğini,  içinde bebeklerini büyütürken,  kocasını terk etmeyeceğini söylüyor ona. Ziya köşe bucak kaçarken ondan, hapları içip ölüyordu neredeyse Gonca, bu ne sevgiymiş böyle!.. Binbirtürlü olumsuz senaryo yazılıveriyor ilk çocuk ağlamalarında kaçıp içmeye giden koca profilinde. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeli Gonca... o kendini önemsemezse, önemsemez hiç kimse. Azıcık kulak versin Gonca, annesine. ... ... İşler bitince bir kahve molası alınıyor bahçede. Gonca’nın hamile ebliseleri konuları, bu arada İhsan arıyor kızını... ama telefona istemiyor Neriman’ı...  Eli gitti telefonuna daha öncede ama aramadı karısını, anlamaya çalışıyor onun yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacını. Ökkeşten öğrendi sağ salim vardığını, şimdi de bilgi almaya çalışıyor arayıp kızını. Neriman’ın tavrına karşılık veriyor onunda tavrı. Neriman bu işten hiç hoşlanmadı, geldiğinden beri şu telefonu çalmadı. Alışverişten dönen Ziya kulak misafiri oluyor, istemeden duyuyor onları. “Belkide insan aynanın karşısına geçip, şöyle uzun boylu bir bakmalı. ... Herşeyi olduğu gibi gösteren bir ayna var mı?”

Fatma Ana’nın çığlıklarıyla neye uğradıklarını şaşırıyor Kozcuoğlu Çiftliğinin sakinleri... yetişsinler, belada oğlunun başı... Karakoldan haber vermişler, nedeni belli değil ama nezarete almışlar Aslan’ı. Defne, Fatma Ana’yı sakinleştirmeye çalışırken, İhsan ve Ökkeş harekete geçiyor hemen. Ne işler karıştırdı yine bu deli oğlan, gidip öğrensinler. 

Demir’in etrafında hiç evrak bırakmamalı bu gün. Ekrem’e kızgınlığıyla toplantı masasındaki kağıtları dağıttığı yetmiyor, yerlere fırlatıyor hırsla bu sefer de çalışma masasındaki evrakları...  Anlamamak mümkün değil onun bu halini görüpte, haber onlara da ulaştı. Sanki bilerek yapıyor Aslan bunları. Ne bekliyordular ki başka. “Aslan’dan da ancak bu beklenirdi. Bu yaptığı sadece Cemal Ağa’nın işine yaradı. Sersem!.. Onunla işbirliği yapsa ancak bu kadar başarılı olurdu” Cemal Ağa’yı ilk gördüğü anda bile sevmemişti zaten Demir. Hayatında ahlaklı bir iş yapmamış ki... Aslan’da ekmeğine yağ sürdü. Bravo ona... O yaşlı tilkiden bunun acısını çıkaracak Demir ama... 

Cemal Ağa ise insanı olduğu gibi gösteren bir aynanın karşısında, tebrik ediyor kendini ve gülüyor başarısına. Aslan adam olacak da... görecek o da. Bir teşekkür madalyası vermeyi bile düşünüyor Aslan Kozcuoğlu’na, işlerini kolaylaştırdı ya... Kulübe gitsinler bu akşam, haberler çoktan duyulmuştur, bilgiler şimdi orada... Ali Bey’i de çağıracak... en iyi fikirler hep Cemal Ağa’da, bu yeni yetmeler onun için kolay lokma.

Haber gerçekten de ışık hızıyla duyuluyor her yanda...  Ziya, Neriman’ı uygun bir iş bulmaya çalıştığı konusunda ikna etmeye çalışırken varıyor Aslan’ın birini bıçakladığı, oralara da. İhsan bu telaşe yüzünden demek ki bunca zamandır onu aramadı!.. Hemen gitsin... ona ihtiyacı vardır, bırakmasın bu durumda  yalnız kocasını....  bavulunu toplamasına  da yardım etsin kızı.

Bu gün Demir hangi tarafından kalktı... haberi yok ama bilindik bilinmedik bütün belalar başına toplandı. Galip salıverilmiş... geçmiş olsun olmasına da... hesap soruyor Ekrem’e... doğru mu duydukları. “Yapacak bir şey yok şu saatten sonra” diyor Ekrem. Kız başkasına sevdalı. Oturdu konuştu adamla Ekrem... evlenecekler. Onun da parasını eksiksiz verecekler.  Galip’in de gururu yaralı... derdi para mı?  Savuruyor gerisin geri Ekrem’in ona sürdüğü tomarı... önce Demir bir hesap versin, konuşurlar sonra Ekrem ile işin bu kısmını... yeri değil burası. Ekrem’in hiç aklına gelmiyor uyarmak, Galip’in peşinde olduğunu haber vermek, kardeşiyle evleneceği o adamı.

Asi ve Ali geri dönüyorlar çiftliğe... yol boyu tarlalar Asi’nin gözleri önünde. Sıra sıra yaşanmışlıkları Demir’le. Yüzündeki manasız ifade hiç bozulmuyor geçip giderken görüntüler gözlerinin önünde. Herşey önemini yitirmiş... güç bu kadar yanlışı hazmetmek... bırakmış kendini tamemen gidişe. Üşüyor bir şekilde. Eksik bir şekilde. Tepkisiz herşeye. Çıkmaz bir yol gittikleri, bağladı kendini bir tek sözle. İçindeki, öfke, kızgınlık, kıskançlık nerede? Onları bile hissedemiyor artık neredeyse. Nereye gittiler böyle? Aşkını gömdüğü o yere belkide... yüreğinin en diplerine, her türlü duygu da aşkıyla beraber o derinliklerde... oraya fırlatıp atmak yetmeyecek ama gömmeli de... ondan gelen sızıyı duymamak için belkide. Ölmemek için direniyor hala çünkü içinde. Sessiz bir yolculuk bu Ali ile. Çiftliğin önüne geldiklerinde iniyorlar arabadan birlikte... tek söz yok Asi’nin verecek Ali’ye... verdi zaten değil mi onu geride... ama Ali’nin söyleyecekleri var Asi’ye... Bu şansı verdi ya kendine, çok mutlu edecek Asi’yi, görecekler birlikte. Asi’nin ifadesinde donduruyorum görüntüyü...  Bıraktım geleceği, şu anı görmekten aciz Ali... geldiğinden beridir bir azap şehrini inşa ediyor yaptıklarıyla Asi’nin gözlerinde.  Onların geldiğini farkeden Defne... koşarak çıkıyor yanlarına... Aslan’ın nezarete alındığı haberini veriyor kardeşine... unutuluyor Ali yada tercih ediliyor böylesi... bırakılıyor geride. Defne ile şehre gitsinler ve öğrensinler ne olmuş diye.  Hoşlanmıyorum söz verdiği adamı bırakıp giderken onda gördüklerimden ben de.

Demir hala ofisinde... biraz sakinleşmiş gibi... elleri ceplerinde... dışarıya bakıyor görüntüde... kapalı tüllerin arkasından neyi ne kadar görebiliyorsa? İşsel sorunlarla başetmekte bile güçlük çektiğini hissediyor böyle yalnız olunca. Daha önce de yalnızdı... hep böyleydi Demir... bir başına. Asi tutup çekti onu derin izlerinin içinden giderken kendi yolunda. ‘Bak’ dedi ‘aşk var’... ‘ben’ varım burada. ‘Çık o izlerden kendi izlerimizi yaratalım hayatımızda.’ İnandı ona Demir... güvendi ona Demir... çıktı açığa. Şimdi geri dönecek izi de kalmadı... aşk kapadı üzerini geçmişin bile... herşeyi darmadağan etti hayatında. Eskisi gibi olmayacak, biliyor... ama Asisiz bir yaşamda ayakta kalmayı öğrenmeli artık o da. Kerim bölüyor düşüncelerini... Karakoldan geliyor... iyi haberler getirmiyor. Aslan bir süre daha içeride kalacak. Bıçakladığı adama çok bir şey olmamış olsa bile geçmiş vukuatları incelendiğinde durum aleyhine. Çok dert itmiyor bu konuyu Demir... Aslan bir şekilde halledilir.  Asıl Cemal Ağa’nın niye böyle birşey yaptığını bulmalılar. Biliyor ki,  o,  bu kadar yüklü parayı saçmaz bir anda. Yapmaz bunu, en azından kendi parasıyla. Biri var arkasında... kullanmıştır birini yine Cemal Ağa... Bu kim? Onu bulsunlar... düğüm çözülecek orada.

Bitmek bilmeyen bu günde... Melek’de bir dönüm noktasında. Ali’nin onu ziyaretinde, Asi’ye ilgisini kendi ağzından duyduğundan beri katlanılmaz oldu onun için de yaşam... biletini ayarladı,  Paris’e gidiyor. Böyle yaşamak istemiyor. Hep ona ait olmayan bir parçayla yaşadı Melek... sallıyor kolunu... o sanki başka birin uzvu.  İyileşip iyileşmeyeceğini bilmek istiyor artık. Sakatlığının gölgesinde geçiyor hayatı. Onu görüyor tek sorunu. Sevilecek biri olsa bile acınacak biri gibi oluyor ona herkesin yaklaşımı. Değişmeli bu... yada bilmeli Melek sonunu. Evin kadınlarının tek yapabildiği ise seyirci olmak... Melek bu kadar kararlıyken, ellerinden gelen sadece bu... bavulunu toplamasına yardım ediyor ve geçiriyorlar onu.

Akşam yavaş yavaş çöküyor şehre...

Kerim, şehre gelmekte olan karısına telefon ederek boşuna karakola gitmemelerini söylüyor. Kendileri Kulübe gidiyorlar, kızları da oraya yönlendiriyor. Kulüp Cemal Ağa’nın tahmin ettiği gibi, Aslan’ın bıçaklama haberiyle çalkalanıyor. Ama içeride fazla uzun tutmayacaklarmış, bu gün yarın bırakacaklarmış, bu bilgi daha o oturur oturmaz kendisine veriliyor... Kerim de Kulüpte. Yapılan dedikoduları dinlemekte... Asi ve Defne giriyor içeriye. Onların geldiğini görünce, uyarıyor dedeyi de... “Kızlar Aslan’ın senin yüzünden birini bıçakladığını bilmiyorlar!”... ona göre... işine bile geliyor böyle olması... memnun yine Cemal Dede... torunlarını öperek karşılarken söyleniyor birde... “Şu Aslan’ın yaptığına bak... deli çocuk... ilahi yani...” o melek sanki!.. Kerim, buranın fazla kalabalık olduğunu söylerek kızları başka bir yerde yemek yemek üzere götürmeye çalışıyor... dedikodulara mani olamayacağını biliyor. Dede öpülüp vedalaşılırken, Demir’in salona girdiği görülüyor... tereddütsüz yürüyor. Çıkmak üzere olan Asi, Defne ve Kerim’in yanından geçiyor ama sanki onları hiç görmüyor. Hedefine kilitlenmiş... masada oturan Cemal Ağa’nın önünde dikiliyor. “Bu yaptığınız şimdi doğru mu Cemal Ağa?” diye soruşuna... pişkince soruyla karşılık veriyor Cemal Ağa, “Ne yapmışız?... O arsayı Demir’lerin istediğini biliyordu. Arkalarından iş çevirmek ticaret mi şimdi? Ne yazık ki bazılarına göre öyle diyorum içimden. Hatta...  Cemal Ağa’yı haklı bulanlar olacaktır... bu, para kazanma fırsatlarını görmektir ve kabul bulur hayatta. Emeğe saygı, ticaret etiği gibi konularda birbirine zıt düşüncelerine örnekler geride bıraktık... bizim için sürpriz değil bu konudaki görüş ayrılıkları da... Zaten ticareti onlardan öğrenecek değil Cemal Ağa... yetmiş senedir bu topraklarda. Geri dönüyor Kerim’ler Demir ve Cemal Ağa arasında başlayan ağız dalaşına... Kerim durdurmaya çalışıyor onu... “Demir bu işi böyle halledemeyiz. Oturup konuşsak.”... Hayır... böyle halledecekler. Anladığı dille. “Seneler sana birşey kazandırmamış Cemal Ağa... bu senin yaptığın köylü kurnazlığı.” Asi dayanamıyor daha fazla... “Demir... söylediklerine dikkat et!”... sevgililik bir yana... insan olarak birbirine güvenleri şu anda masada...  “Dedenin yaptığı bu işi onaylıyor musun?” diye soruyor Demir ona... bu kadar mı yanıldı Asi hakkında!..  “Ne olduğunu bilmiyorum. Ama dedem ile böyle konuşamazsın”...  bilse kimin yanında olurdu merak ediyor Demir o anda... Cemal Ağa durur mu... kalkıyor ayağa, dursun bakalım torunu, bu onunla Demir arasında. Cemal Ağa şehre geldiğinden beri dize getiremedi bu oğlanı oyunlarıyla. Pes etmedi Demir ahlaklı görmediği yollara, kurallara, ortaklıklara. Şimdi de etmeyecek... “Atacağın adımlara dikkat et Cemal Ağa. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunun bedeli ağır olur” diyor onu tanıdığı kadarıyla... çarpık oyunlarından biriyle daha ona ulaşmaya çalıştığının farkında. Cemal Ağa’nın davetiyle çağrılan Ali görünüyor tam bu sırada. “Ne oluyor burada? Herkes niye bu kadar gergin?”... Tesadüf değil Ali’nin burada oluşu... Demir şüphelenmiş miydi bu dayanışmadan, duymuştu birlikte iş yapma isteklerini onlardan... ama biliyor artık kendiymiş gibi ... Ali, Cemal Ağa’nın yanındaki. “Şimdi durum daha net. Aradığımız kişinin kim olduğunu anlamış olduk.” Asi’ye dönüyor gözleri... İş... altına imza atılan sözleşmeler...  zor duruma düşmeler... hiç bir şey şu anda umurunda değil sanki... o bir çift gözün ihaneti kadar etmiyor hiç biri. Sevmişlerdi birbirlerini.

Cemal Ağa oturmaya davet ediyor gelen misafirini... ama Asi’nin hala görülmemiş bir hesabı var, ne demek istiyor Demir öğrenmeli. Gösteri bitti... yerleşiyor herkes yerine geri. Kerim Defne’yi alıp çıkıyor, peşine de farkettirmeden Asi. Kulübün kapısında yakalıyor Demir’i takip eden ablasını ve eniştesini... bir kol hareketiyle arkada kalmaya zorluyor onları ve kovalıyor neredeyse Demir’i... sesleniyor... “Dedemden ne istiyorsun?”...  Demir onun seslenişiyle durup geriye döner ve kendine yetişmesini beklerken... bambaşka görüntüler geçiyor benim de gözlerimin önünden...  ama bunlar hatırlanmıyor olmalı onlar öfkeyle birbirlerini bulurken... kızgınlıklarıyla çok meşguller... “Sor!.. Anlatsın nedenini... tabi anlatabilirse? İşte her zamanki Cemal Ağa üçkağıtları”...  İkiletmiyor Demir Asi’nin sorusunu, veriyor hemen cevabını...   ama Demir’den duymak istiyor Asi... “Sen niye anlatmıyorsun?” Demir ne zaman anlattı ki ona dedesinin cambazlıklarını... hep üstünü örtmeye çalıştı. İhsan’a garaziyle yan çiftliği ona satıp komşu yapışından tutta Romen alıcıyla pazarlığına kadar herşeyi torununa açıklamaktan sakındı... enerji işinde onunla ortak olma çabasında da buzdağının üstünü bilir Asi, kendiyle ilgili yönünü bilir... altı hala Cemal Ağa ile kendinde saklı... Ama deniyor yine de kısaca olanı anlatmayı... “Uydukent için almak istediğimiz arsaları, sahiplerinden hızla satın almış. Bunu bizi zor durumda bırakmak için yaptı”... Böyle iki cümleyle anlatıldığında ve geriden gelenlerden habersiz olunca... o kadar da garip gelmiyor Asi’ye bu arsa alımı... “Dedem her zaman arsa alır satar... kendine göre hesapları vardır. Neden herşeyin altında ille de kötülük arıyorsun?”... Olanları bilse, kimin yanında olacağını sorgulamıştı Demir kendi kendine içeride... öğrendi işte.  “Ne de güzel savunuyorsun işine gelince... Tamam... öyle olsun Asi Hanım. Zaten sana açıklayanda kabahat”... Asi’ye göre bambaşka nedenler var olanların ardında... Birden babasıyla iş anlaşmasını fes etti. Gözünün önünde dedesini tehtit ediyor. Ne demek oluyor bunlar? Onu reddettiği için mi yaşanıyor yoksa olanlar?... Şu anda Asi-Demir onlara ne kadar uzak.. iradeleri bütün kuvvetiyle savaşırken birbirleriyle Demir’in elleri ceplerinde... Asi ise ona bir adımla yanaşan Demir’in etkisine kendini germekte. Gece basmış iyice... Kapkaranlık gözlere bakıyor Asi Demir’de... “Artık hiç bir şey umurumda değil” diyor Demir... değil gerçektende, yakıp yıkmak, ezip geçmek istiyor Demir... gördüğü belki bir tek bu, bu gecede. İş anlaşmasını, İhsan’ı kırmamak için kabul etmiş olmasına rağmen Ali ile evlenecek olan Asi ile birlikte işe devam etmesi mümkün değildi... Cemal Ağa ile sürtüşmesi ise çok gerilerden gelen bir şeydi...  Asi’nin bu olanları kendine yüklemesi, onu kaybettiği için hıncını ailesinden çıkardığını düşünen tepeden bakışı... hiç tanımadığını gösteriyor Demir’i... “Kendini fazla önemsiyorsun. Çok fazla kibirlisin. Ama gurur ve kibir farklı şeylerdir.  Kibir sana gururdan daha fazla zarar verir”... Mağrur prenses değil artık karşısındaki. Zaten ona artık Ali değdi... Değersiz bir şey gibi bırakıyor onu geri.

“Tüfeğim olsa onu şu anda vurabilirdim” diyor Kulübün kapısında bekleyen ablasına Asi...  Gıkı çıkmazdı Demir’in de... Asi’nin elinden gelecek ölüm korkutmazdı onu... beklerdi... acıları dinerdi. Defne’nin Demir’le ne konuştukları konusundaki sorularını duymuyor bile...  zaten onu Ali gerçeğiyle vurduğunu bilmez gibi... bu günki Asi verişi itiraf ediyor Defne’ye... “Ali’ye bu gün evet dedim... teklifini kabul ettim”... Nee?.. Defne’nin bu haberi yetiştireceğini biliyor Demir’e... giriyor içeriye... kendisini bekleyen Ali’ye. Defne’nin  hakikatten de ilk yaptığı telefonuna sarılarak Demir’i aramak... Nerede?.. Hemen onlara gelebilir mi? Söyleyeceği çok önemli bir şey var Demir’e. Demir’inse canı çok sıkkın. Biraz dolaşacak, daha sonra gelmeye çalışacak Defne’lere. ... ... Onu gündüzden beri takip eden Galip ise adım adım peşinde. ... ... Asi ise ilgisiz  gelip oturduğu masada konuşulanlara. Aklı hala Demir’le yapmış olduğu dalaşta. Biraz çıkıp hava almayı önerince Ali, kabul ediyorAsi...  Ali’nin onu hava almak için çıkardığı yer ise Demirli. O balkona Demir’i aramak için çıkışı daha dün gibi... adımlarını ona atıyor... Demir orada bekliyor kendini. Ali bir ara kaybolduğunu farketmiş... Demir’in peşine gittiğini biliyor sanki. Asi bunaldığı için dışarı çıktığını söylese bile innanması zor... daha şimdiden kuşku kemiriyor içini... “O sana uygun biri değil Asi... Onun için boşu boşuna kendini üzüyorsun. Sana onu unutturacağım göreceksin!”  Herşey ama herşey daha kötüye gidiyor... Ali’yi kabul ettiğinden beri yaşadığı işkence, Demirsizliğin bile ötesine geçti... onsuzluğun acısını bile yalnız yaşayamıyor, bu bile elinden alındı sanki... neden bunu yaptı Asi... neden Ali’yi kabul etti?  Biliyor, öfke değildi... peki neydi?  Demir’in nişan kararını duymak dengesini yerle bir etmişti. Onun karşısında kendisininde yalnız olmadığını hissetmek istemişti... ama Ali yanındayken daha güçsüz şimdi. Daha zayıf şimdi. Söylediği yalanlar arttıkça... Asi’yi o da tanımıyor... nasıl böyle bir karar verdi...  Beline uzanan dokunuş neyin nesi? Bu Demir değil ki? Zor frenliyor bedeninin bu temasa irkilişini... Ali’nin gözlerinde gördüğü şeyin karşılığını asla veremeyecek... ona da haksızlık etti. Asi’yi eve bırakabilir mi Ali...  derhal gitmeli.

Aslan’ın bıçaklama olayına karıştığını duyan Süheyla ise soluğu karakolda alıyor. İhsan’ı buluyor... ne yapacaklar soruyor. Aslan da öyle bir bıçak çekme cesareti var ki bu ana babasın gözlerinde korku olarak yer buluyor. Yapılacak bir şey yok. Aslan’ın bırakılması umuluyor. Emniyet Müdürlüğü’nün önünde sancılı bir bekleyiş başlıyor. Haberi alan Neriman şehre döndüğünde  kocasını bulduğu yer orası oluyor. Neler oldu?... Neden sadece İhsan ve Süheyla orada... Fatma nerede? Annesi nerede bu çocuğun... neden o da yok burada? Hali iyi değilmiş... getirmemişler... evde, Ökkeş onunla beraber.  İhsan işlemler için bir polis tarafından çağrılınca Süheyla ve Neriman kalıyor başbaşa. Neriman rahatsız, ne tarafa dönse onu görüyor olmaktan artık. Süheyla ise oğlu için burada, söylemekten çekinmiyor da... bu tarafa bakarsa tabiki onu görecek... hem de her defasında. Fakat sadece bugünden bahsetmiyor Neriman, İhsan’a yakın olmaya çalıştığının farkında, kocasının etrafında dolanmaktan vazgeçsin artık Süheyla’da. İhsan’la onun ortak bir çocuklarının olması umurunda değil...  kendisinin de paylaştığı dört çocuğu ve bir ömrü var İhsan’la... Fatma değil bu Neriman, çözülüp dağılmayacak Aslan’ın gerçek annesinin kendisi olduğunu hatırlatışıyla. Onlar her akşam eksiksiz oturmaya devam edecekler sofralarına. Kimse mani olamayacak buna. 

Aslan çıkıyor o gece nezaretten... öfkesi geçmemiş... kimselere görünmeden kayboluyor adeta. Bulamıyor İhsan ve Süheyla onu serbet bırakıldığında. Bir telefon geliyor sadece Süheyla’ya  “biraz dolaşmak istiyorum’”diyor ona. 

Kerimlerin evi... kahvaltı sahnesiyle bizlerde iz bırakan o balkon, bu akşam,  bir başka unutulmaza ev sahibi. Demir çok fazla dolaşamamış olmalı... belki Defne yine arayıp ısrar etti... işi şansa bırakmak istemedi... e.min olsa öyle yapardı sanki.  Demir’in klasik hali, elleri ceplerinde, sırtı dönük bize. Defne ise kenarda kavuşturmuş kollarını göğsüne... Kerim sözü almış, günün ve gecenin olanları toparlar gibi karısına ve Demir’e... “Ali’nin bu arsa işine niye bulaştığı belli. Asi’nin sana aşık olduğunu biliyor. Cemal Ağa’ya sırtını vermiş. Aklı sıra dengeleri bozacak”...  Dışarıdan bakılınca mantıklı bir açıklama gibi ama tek bir gerçek değiştiriyor baştan sona herşeyi... Demir’in sabah anlatacak bir şeyi yoktu açıklama bekleyen Kerim’e ama şimdi artık söylenmeli. “O istediğini elde etti çoktan Kerim. Senin bilmediğin şeyler var”... kaydı ayaklarının altından yeşerdiği toprak, anlamsız daha fazla saklamak.  “Demir... seninde bilmediğin şeyler var” diyerek araya giriyor Defne... döndürüyor bu sözlerle Demir’i kendine.  Bu yüzden gelmesini istedi... madem Asi ona gerçekleri söyleyemiyor, kendisi söylemeli. Defne’nin yüz ifadesi... bir uyaran gibi Demir’i... bir şeyler geliyor bunun ardında... kestiremese bile ne olabileceğini deli gibi düşünceler üşüyor beynine... Asi’nin söyleyemediği, ne olabilir ki. Biliyor zaten en kötü gerçeği. “Asi Ali’nin evlenme teklifini bugün kabul etti. Ve bence sırf sana inat olsun diye yaptı” ... yumruk yemiş bir boksör gibi sersemletiyor Defne’nin sözler Demir’i... adımları  Defne’ye değil... o gerçeğe sanki... Doğru mu duydu söylenenleri... “Bugün mü?”... güçlük çekiyor sıralamakta olanları...  “O zaten kabul etmemiş miydi?”... “Hayır... senin nişan kararından sonra kabul etti. İnadına yaptı anlasana... seni severken başkasına nasıl evet diyebilirdi ki?” İlla bir başkasından duyması mı gerekliydi... bunu niye o farketmedi... gözünü ne kör etti... Gurur mu yoksa kıskançlık mı Asi’yi suçladığı gibi? Ama bu basit gerçek yaşama döndürüyor Demir’i...  bütün o zamanlar boyunca Asi hep kendinindi...  Şahmaran’ı kırarken... atını geri verirken... ondan vazgeçtiğini söylerken... hep ama hep Demir’leydi... ta ki onu son incitişine kadar... nişanlandıığını ona duyurana kadar.  Gözlerinin önündeydi ölüm... ona Asi’yle birlikte baktılar. Gerçekler gelmeye devam ediyor  Defne ile... durmuyor yaşananlar. Belki aşkını sınamak istiyordu Asi... ne yapmak istiyordu bilmiyor Defne. Aksine, biliyor Demir... sınanıyordu aşk... sınanıyordu Demir. Tehlikeli bir oyundu Asi’nin ki de, Demir’in  tercihi gibi... ama arada yanlış anlaşılmalar vardı ve o evlenmek üzere olsa bile durmamalıydı Demir... yılmamalıydı Demir. Durum artık çok daha vahim... gerçekte bir evlenme sözü var ama bu durdurmayacak Demir’i... o, durduracak Asi’yi. ... Açmıyor telefonunu sevdiği...  hemen onu bulup yüz yüze konuşacak... Defne anlatır  şaşkınlıkla onları izleyen Kerim’e neler olup bittiğini.

Çiftliğe dönüyor Demir... yağmur başlamış  kırsalda...   böyle bir bereketle geldi gerçekleri de ona... dolu dizgin, hepsi bir anda... Asi’nin sevgisi yağmur gibi onda. Daha farklı olamazdı sanki, tabiat ananın bağışı bu onlara. ... ... Bu yağmurların Asi’de farkında. Ali’nin onu çiftliğe bırakışından beri ortalığın sakinliğine inat bir fırtına ruhunda. Artıkça artan bir şeyler yüreğinde. Yağmuru hissediş miydi bu...  kalkıp cama vuran damlalara yanaşıyor... Demir’i aramak o akışlarda, bir parça rahatlatıyor. Acaba şimdi ne yapıyor? ... ... Altını kabul etmemeliydi geri verildiğinde  Demir... atını da kabul etmemeliydi...  bilmiyor, bunu nasıl göremedi.  Asi’ye onunla gitmeli... herşey aslında o gecede gizli... Asi’nin gözlerindeki tek şeydi sevgisiydi, Demir’in baştan sona izlediği... ve sözlerindeydi kimin evlilik sözü verdiği. Kalbini ve ruhunu ait olduğu yere geri götürecek şimdi...  yağmur engel değil, akıtacak Asi’ye Demir’i.  Atı barınağından çıkarıp biniyor ama evin girişinde bir hareketlenme dikkatini çekiyor... Aslan’ı farkediyor. Elindeki bir tüfek mi? Bu deli çocuk ne yapıyor? Derhal attan inip, hayvanı barınağa geri sokuyor... başını belaya sokmasın yine diye, Aslan’ın peşine düşüyor. Aklındaki binbir türlü soru... Aslan’ı yolda kaybetme korkusu... ıssız yollarda onları takip eden araca dikkat etmesini engelliyor. Galip hala Demir’in peşinde... hatta artık ensesinde soluyor. Aslanın aracı şehire dönüyor... Cemal Ağa’nın kapısında duruyor. Demir’in arabasının farları Ağa’nın çıkmaz yolunda Aslan’ın arabasını aydınlatırken, Aslan kendinisi takip edenlerden habersiz görünüyor. Elinde tüfek, bir tekmeyle parmaklıklı kapıyı açıp içeri giriyor... Demir’de peşinden takip ediyor... Yağmur sesi her şeyi bastırmış olmalı...  bu delice gürültüleri almış içine... Cemal Ağa evine gelen davetsiz misafirlerden habersiz, yatak odasında bir yere gitmek için hazırlanıyor.  Sarmaşık ortalarda görünmüyor. Galip görüntüye geliyor... nereden bulduysa onun da elinde bir tüfek...  hapisten çıkan bu adam, yabancı bir şehirde bu silahı nasıl ediniveriyor? Konağın kapı girişindeki, ışıkları hala yanan araçlara şöyle bir bakınıyor... eve girmek yerine hemen yandaki binanın aralığında gözden kayboluyor. Aslan’ı kolundan kavramış dışarı çıkaran Demir ona bu kadar yaklaşmış Galip’i farkedebilir miydi... bilemiyorum, herşey sanki kılpayı ile oluyor. Demir’in Aslan’a bağırışı duyuluyor...”Git buradan, gözüm görmesin seni...” Aslan’ı arabasına doğru savururken, elindeki tüfeği alıyor ve koşarak konağın merdivenlerini tırmanıyor.

Cemal Ağa’nın yatak odasının avluya açılan kapısının kanatları hızla iki yana savruluyor... dizden aşağı koyu renk pantalonlu bir görüntü tek bir karede ışık hızıyla geçerken yağmurdan ıslanmış ayakkabılar parlıyor. Aşınmış mermer basamak bir adımda çıkılıyor.. tüller uçuşuyor... içeriye bir anda serin hava doluyor. Gelen çoktan içeri girmiş... ardından kapının kanatları sağa sola çarpıyor. Cemal Ağa şaşkın... geleni tanıyor, “Ne yaptığını sanıyorsun sen ha? Bırak o elindekini!..” Silah tek el ateşleniyor. Cemal Ağa yakın mesafeden karnına aldığı kurşunla yatağının üzerine devriliyor. Eli acıyla yaraya gidiyor...  bu mesafeden atılan kurşun girdiği dokuyu, saplandığı organı ve çevresini parçalamış olmalı... dışa kanadığından çok daha fazlası içeride oluyor. Yaşlı adam, avucuna gelen sıcak ıslaklığı, aniden hissetmeye başladığı bu feci acıyı durdurmak istercesine yarayı ovuşturuyor. Son anları artık... aklından neler geçiyor? Onun gülemediği bir oyun çevriliyor. Dışarıda yağmur, gök gürültüsü, şimşek... kıyametler koparırken, silah sesi arada kaynıyor.  Katil yerde bıraktığı ayak izlerini umursamadan  Cemal Ağa’ya yaklaşıyor.  Son nefeslerinde onu seyretmek içini rahatlatıyor... Tıslıyor... Pis moruk...

Asi ısrarla çalan telefonlarına bakmıyor... kimin aradığını hiç merak etmiyor... bir tek şeyle ilgileniyor. Dışarıda yağmur yağıyor. Demir’in dünyası bu... yağmur adamı... gökgürültüleriyle, şimşekleriyle... sağanaklarıyla ulaşamayacağı yüksekliklerde yaşıyor. Kalmasın gökyüzünde... bitirsin mesafeleri, yıldırımlara dönsün, toprağı bulsun istiyor. E.min onlara herşeyin yakıştığını söylüyor...  itiraz ediyor... bu mesafe onlara asla yakışmıyor.  Bu deli damlalar haberci... Demir ona geliyor...  gözlerini, aklını, ruhunu sağanaktan alamıyor.

Delice yağan yağmurda araba hızla ilerliyor... silecekler cama, farlar yola zor yetişiyor...  Gök boşalmış... Demir’i şaşırtmıyor. Kendi de böyle ayrıcalıklı bir ortaya çıkış yaşıyor. İçinde olup bitene tabiat ses veriyor. Yıllar gibi yaşadı anları Demir Asi’sizlikte... onunla ıslanmak ve kavuran o duygudan kurtulmak mümkün değil sağanaklar haricinde. Su perisi... mağrur prensesi... aşkı... çılgınlık olduğunu bile bile, yağmur duasında olsa yine...  Demir dileğini gerçekleştirse... toprağa yağmur değiyor, o da Asi’ye değse.  Islansalar birlikte... saçlarını, dudaklarını, tenini ürpertse...  Demir’le ıslanmış gelişlerini hissediyor dudaklarının içinde... yağmurların anlamını değiştiren o anı unutamıyor asla kendi de. Üşüyor mu o kendini çekince... çekmeyecek Demir’i, onda bırakacak... mesafeleri bitirecek bu gece.  Yağmuru olmak istiyordu... olacak... ona yağmak istiyordu... yağacak...  yağmurların mühürlediği o iki dudak, birbirini bulacak. Açsın gözlerini sevdiği... gerçeklerinde de hayallerinde de Demir gördüğü... Sormasın bu an gerçek mi... sormasın onlar sevgili mi...  sormasın kim kimindi...  Asi Demir’in, Demir Asi’nin bu yağmurlar yağdığı müddetçe... ‘Seni seviyorum’ diyen o dudaklara doymadı... içecek o ırmakları yine. 

Siyah-Beyaz yağıyor yağmurlar bu gece... siyah beyaz olmak istiyor Demir için Asi’de.  Gerçekler... hayaller karıştı yine birbirine. Altını gibi atı da... Takıldı kaldı onda... geri verilmesi, değiştirmedi içindeki sevgiyi... hala onunla.  Sevdiğinin ruhu ve kalbi, her zamanki gibi Asi’yi taşırıyor kanatlarında... yüreklendiriyor... bulmalılar aşkını da. Eksik kalacaklar yoksa. Denizlere bırakamadı... yağmurlara bırakacak söylemek istediklerini... Bu gece, beyazlar giyindi... Beyazına yağmurların yağdığını ‘gör’sün diye sevdiği. Karanlığına  dolan beyaza kaysın ve kalsın onda gözleri. Alamasın Asi’den Demir’i. ...Tüllerini açtı... saçlarını topladı... kara dalgalarının tutamlarını göğsünün üzerinden aldı... herşeyi gerilere attı... incileriyle çırılçıplak... kendini Demir’e bıraktı. Bilir, su ona ne kadar yakışır... bilir, Demir yerine ona dokunan yağmurlarla sevişir...  yüzünden, boynundan damlaları Demir yudumlasın diye akıtır... bilir, ister istenir. O Güneş... ama bu gecenin Ay’ıdır... Gece’nın karanlığı  sarar gibi mehtabı,  siyah siyah gelsin Demir ona... sarsın beyazı.  Siyah-Beyaz’ı tamamlasın aşkları. Yenildiler, teslim alsın yağmur onları...  Tek bir diyeceği var, “Demirrrr”...  “Demirr”... onu duymalı...

Asi penceresinde... sağanak yağmur camından geçemez içeriye... Neden gelmiyor Demir...  tek bir damla düşmüyor mu yoksa onun tenine bu gece... yutkunuşları düğüm düğüm içinde...  Yalpalayan bir erkek figürü giriyor görüntüye... Çardağın beyaz ferforjelerine kapkaranlık bir gölge... kaçmamış... dövüşmüş...  ölümle yüz yüze duruyor şimdisinde. Ya dirilecek ya can verecek bu gece.  Delice bir dürtüyle geldi buraya... bir an düşünmedi bile ya orada olmazsa. Düşünmeyecek de... Feneri yok gecenin... Asi’nin odasından süzülen ışık fener bu geceye... Bir karaltı bekliyor orada... pencerede...  Yüzünün yarısına vuran aydınlık bile yeterli ondaki hayreti anlamaya... duyuyor mu sessiz yakarışlarını kapısına gelmiş bu adamın... ‘gel... ‘gel’ diye hiç böyle seslenmedi Demir Asi’ye. Islağıma gel... kalbime gel... ruhuma gel... gel yeterki diye. Kayboluyor penceredeki görüntü... Apaydınlık bir hüzme bırakıyor gerisinde... Gelecek mi ona? Geldiğinde ne söyleyecek... ne söyleyebilir...  bata çıka çamurlara, soruyor aşkına... Hiç düşünmedi bunları... dönüp dönüp durdu yol boyu onda hatırları... bilmiyor ne yapacağını... nedir doğru başlangıç noktası... ama onunla konuşmalı...kolundan tutup sürükleyecek eğer onu dinlemez ise...  kaçıracak geceye ve bırakmayacak onu ikna edene kadar kendine... Voltası karışıyor saatlerdir süren yağmurla gelen çamura ... düşüncelerini toplamalı... onu kazanmalı... çok şeyi yapabilirken o aynı anda, neden düşünemiyor  tek bir şeyi şu anda....

Bir karaltı çıkıyor evin köşesinden...  koşar adım ona gelen... Duraklatıyor bu görüntü Demir’i... nedir Asi’nin hali... o hiç böyle gelmez Demir’e ki... Çamurlardan koşup geliyor ona sevdiği... kollarını açmış geliyor... Demir ona bir kaç adım atana kadar, Asi kendini ona fırlatıyor... Eller, kollar, bedenler birbirine karışıyor. Söze gerek yok... Demir yetiyor... gelmesi yetiyor. Böylesi bir kucaklaşma... bu ihtiyaçla birbirini bulma... dudaklarından daha fazla yoruyor. Ağırlığını hissediyor üstünde Asi’nin Demir... ona gelene kadar ıslanmış teninin yer yer soğmuşluğuna rağmen sımsıcak bir Asi sokuluyor sakıncasızca bedenine... Asi her yerinde.  Göğüsleri inip kalkıyor heyecan körüklerinde aynı ritimle... boynuna dolanmış kolları, kasıklarına dayanmış karnı... bacaklarına yaslanmış bacakları ... bedeninde, kavuran sıcak yerine can veren bir sızı. Sarılışındaki kuvvet, boynuna gömülen başı...ıslak saçlarında  özgürce dolaşan parmakları... birbirlerine akan acıları... Bazen sağa sola deviren, bazen kaldırıp bedenine  abandıran eşi görülmemiş okşayışlarları... bu bedenlerin tadılışı... soluksuz bırakıyor yağmur adamı.

Geleceğini hissetti Demir’in Asi... yok dahası... Onun karaltısını gördüğünde, deliriyor sandı... bir an yok... bir an siyah siyah oradaydı... Düşünecek ne bir an, ne de olay vardı. Biliyor ki Demir onun için oradaydı. Asi kanatlandı... Sığınış mı?... Alış mı?.  Aşk ikisini de aynı ayna yaşamaktı.  Sıkı sıkı hissediyor kollarını sevdiğinin heryerinde... Demir hiç bu kadar güçlü sıkmadı onu ellerinde... Farkında değil bile onu soluksuz bıraktığının, mücadele edemeyeceği bir fiziki güç bu onun bedeninde... Korkutmuyor Asi’yi...  ürkütmüyor Asi’yi... kendi yumuşaklığını hissediyor sertliğinde... kolaycacık ayaklarını yerden kesiveren, onu taşıyan gücünde.

Katılan soluklarında hapsedesi var Asi’yi bedenine... soluklarıyla başladı herşey... yaşadılar birbirlerinde. Nasıl katlanırdı onu kaybetmeye... .  inanamıyor bu geri dönüşe.  Kaybettiğini sanırken onu... içinden bir yerlerden çıkıp geldi işte... yağmurla doğdular yeniden bu gece...  Uzaklaştırıp onu biraz kendinden bakıyor gördüklerine... suskun yine... Kıskanmıyor ıslanmışlıkları... bunlar onun ıslatmışlıkları. Saçlarını sıvazlayan ellerine dolanıyor teller yer yer...  onu okşayışlarını hissediyor kendi yüzünde... Asi’de onu çözmek istiyor böyle böyle... soluk soluk... dokunuş dokunuş... ıslak ıslak... her yerinde... ‘Asi’den çekip aldığımdan beri seni bu soluksuzluk hiç gitmedi... bizimle.’

Çok ıslandılar... ama bu an değiyor herşeye... sarıldıkları yaşam... sarıldıkları aşk... sarıldıkları gerçek, birlikte...  Susuzluğun yenilmez şövalyesi... suskun demir kabuğunun içinde...  mağrur prensesi elini veriyor kendine... aşk için birlikte dövüştüler yeldeğirmenleriyle...  kazandılar işte...  “Gel benimle. Sana anlatacaklarım var!” diyor Demir sevdiğine... gidiyor Asi onunla bu gece.



Birinci Sezon Finali
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #38 : 03 Eylül 2010, 23:43:54 »

2. SEZON

İlk yayın tarihi 3 Eylül 2010

OTUZBEŞİNCİ BÖLÜM

Benimle Evlenir misin?

Bir köşebaşında bıraktım Asi-Demir’i... o köşebaşından koşar adım gelen Asi, çamurların içinden geçerek yağmur adamına yaşamı geri verdi. Mağrur prensesimiz ve susuzluğumuzun yenilmez şövalyesi... sırılsıklamdı... eleleydi...  Masalların mutlu sonu kırk gün kırk gece sürer değil mi? Yine böyle masalsı bir öge ile bağlandı onların sezon geçişleri...

...ama o geceye bir can bıraktı ikisi... kafamızda sorularla geçse de yaz... sanki hiç ayrılmamışız gibi,  bulduk yine o köşeyi...

Kozcuoğlu Çiftlği... Asi giriyor görüntüye, o köşeden yine. Kararlı adımları bugün de  oysa istediğini elde edememiş bir ifade yüzünde...  Çardakta oturan Gonca ve Fatma Ana’nın yanına gidiyor yakınarak, “Gelmiyor... ikna edemedim birtürlü!”... Annesinden bahsediyor... Neriman’dan... kaç gün geçmiş koskaca Cemal Ağa’nın sırlarla dolu ölümünün ardından ama o herşeyden elini eteğini çekmiş, oturuyor öylece odasında çıt çıkarmadan. Kimse üstüne gidemiyor... gidilince kızıyor. Çardakdaki sohbeti Cemal Ağa’nın kırk mevlüdü için  okuntu (I) getiren bir genç bozuyor.  Kızlar şaşkın, Neriman’ın tepkisini öngörebilen Fatma  ana ise okuntuyu elinde bile tutamayacak kadar yüreksiz. İyi de oluyor belki... “Ben dururken Sarmaşık kim oluyormuş diye yıkıp geçiriyor ortalığı evin annesi, süklüm püklüm oturmalar bitiyor, cengaver kesiliyor duyunca Sarmaşık’ın davetini... “Bu ne cesaret!”... fırlatıyor ellerine bırakılan okuntuyu... kendisi dururken Sarmaşık’a ne oldu. Neriman’ın odasından çıkması için de böyle bir şey gerekiyordu.

İhsan, Ökkeş ve Aslan yine topraklarında... geçen sene hastalıkdı, bu sene  iyi gibi görünen mahsülü de vuracak sanki kuraklık...  Cemal Ağa anılıyor o bilindik ‘muhakkak bir kusur bulan’ tavrıyla...  İhsan’ın mısır koçanlarına uzanışında Cemal Ağa ile ilk tanıştığımız sahne geliyor aklıma. Onun yaşlı parmakları yok kolaçan eden damadın tarlasını... eksikliği hissediliyor oralarda.  Kuraklık etkilemiş herkesi...  kooperatif sulamayı sırayla yapıyor çiftlikler arasında... gölette su kalırsa, sulanacak hem onların hem Süheyla’ların tarlaları da... Aslan her ne kadar ihtimal vermese de, inşallah ve maşallahlarla bekleniyor yine de sıra, onlar hazır etsinler adamlarını da... Gonca görünüyor mısırların arasından, annesi çıkmış sonunda odasından...   “Nihayet!” dedirten bir sevinçli haber bu İhsan’a kızından.

Kozcuoğlu çiftliğine giren yol alışık değil pek bisikletlilere...oysa iki tekerlek giriyor taprak yolda görüntüye... posta güvercini desem değil... Hüseyin’miş meğer... ama yine de güzel haberler, acil haberler taşıyor birilerine. Bisikletini bırakıveriyor çiftlik girişinde yol üzerine Fatma Ana’yı görünce... bu çocuğun Asi ablası nerede? Benzer bir heyecan ile koşa koşa geliyor Asi Hüseyin’e...  çok söze gerek yok... canda taşınan bir kağıt parçası gömleğin içinden çıkarılıp fısıltılarla veriliyor gözleri parlayan Asi’ye.  Kimseyi şüphelendirmemeliler... hemen uzaklaşıyor bisikletine binilip Hüseyin de.  Bir araba görünüyor... Defne ve Kerim yanaşıyor girişe... Asi güç bela vakit bulabiliyor elinde tuttuğu zarfı koyabilmek için cebine. Defne anlamaz mı olan biteni... bir taraftan öperken kardeşini, soruyor fısıldayarak o da, sanki bilmez gibi... “Kimden bu mektup bakayım?”...  Kerim şaşırıyor en çok bu işe... “Bu çağda hala mektup yollayan mı var? Kim bu antika adam?”... Kim olabilir Asi’yi böyle  aşkla sırlayan... atını aldığı anki gülüşü yüzünde o an. Önemli değil Kerim’in takılmaları... sms diye bir şey çıkmış... kimin umurundaydı. Asi, dokunduğu zaman dünyayı durduran bir adama... herşeyin ardını gören ve gösteren bir adama sevdalı. Demir’in, bir kağıt parçasında Asi’ye gönderebilmeyi başardığı şeylerin yeri daha doldurulamadı.  Defne ise kocasının bu yaklaşımından hayal kırıklığına uğramış gibi... mektubun yerini tutar mı sms hiç... birbirlerinin el yazısını bile tanımıyorlar... çok yazık onlara. Defne’nin işaret parmağı bir yol çiziyor kalbe giden Asi’nin vücudunda. Beyinden başlayan bu yolculukta aşk, geçerken yüreği çarptırıyor yerinden çıkarcasına ... sona vardığında ise sözcüklere dökülüyor... giriyor bu aşık kıza ulaşan sayfaların arasına. Asi’nin boş bulunuşundan yararlanıp emniyetle cebe konmuş zarfı kaçırırken kardeşinden, yaramaz çocuklar gibiler o anda ikisi birden.

Bedenleri sevdi ve çekti Asi-Demir’de birbirini... ama akılları da. Bu çocuksu mektup kapmacada... Defne’nin o aşk yolunu başlattığı yerin Asi’nin beyni olması çok doğru geliyor bana...  

Bu oyunlara bir son versin ama abla... haberi var mı anneleri fırtına gibi esiyor evde, o nelerle uğraşıyor oysa!..  Kerim yorumluyor bu ne anlama  geliyor onlar adına... “Kayınvalide ayaklandı haa!”...   Defne eve gönderiliyor, Kerim teyzesine, Asi hala mektubuna kavuştuğu o avlu ağzında... O mektup çıkıyor yine ortaya. Doyulmamış heyecanlar ötelendi ama orada. Sıkıca bastırıyor göğsune daha açamadığı, okuyamadığı, bilmediği sevgi sözcüklerini... ama varlar işte, parmaklarının altında. Kapalı kalacak o zarf biraz daha, ta ki Asi özel dünyasında o mektubu fırsat bulana kadar açmaya.

Kozcuoğlu Çiftliği...  evin hanımının sesini duyuyor günler sonra. Ne günlere kaldılar... Sarmaşık, babasına karılık etmeyen, meşakkateni çekmeyen, o yolun yolcusu bir kadın... mevlüdü, duası kabul olur mu onun? Rahmetliyi kapana kıstırdı, ses etmediler ama mevlüdünde herşeyi kendi elleriyle yapmaya kararlı Neriman. Kızlar ve Fatma sakinleştirmeyi başaramıyor ama İhsan yetişiyor allahtan... iyi haberi de kötü haberi de aldı çoktan... hiç merak etmesin karısı, gider konuşur Sarmaşık’la... uygun düşmeyeceğini söyler ona ama Neriman’ın ayaklanmış olması önemli olan.  Karısını böyle hayata küstüren, babasının katilinin henüz bulunamamış olması...  bunun da farkında İhsan. Taze bir bilgiyi de paylaşıyor evdekilerle... yeni bir savcı atanmış... izler, deliller olmasa da... ehil ve dikkatili biri işin başında olursa ortaya çıkar gerçekler... Cemal Ağa, eğrisiyle doğrusuyla özel bir adamdı, katili bulunmadan rahat edemeyecekler.  

Cemal Ağa’nın cinayet soruşturmasında bir ilerleme kaydedilememiş bu ana kadar... görevde olan savcı tayin edilmiş ve yeni bir savcı atanmış Antakya’ya. Emniyet’ten  adamlar karşılamaya gidiyorlar kendisini havaalanına.  Şehir hala çalkalanıyor Cemal Ağa cinayeti ile... kim yaptı... neden yaptı... merak konusu. Kaçakçılık geçmişine rağmen bir ileri gelendi Cemal Ağa buralarda. Yeni gelen savcının da ilk işi bu dosyayı neticelendirmek olacak, Olayın tek bir görgü tanığı var...  Demir Doğan. İfadesi tekrar tekrar alınmış zamanında ... ama şu anda yurtdışında.  Yeni savcı şaşırıyor bu duruma, “Kim bu Demir Doğan... ne iş yapar?”  O da buranın ileri gelenlerinden, sözüne güvenilir, saygı duyulan, çalışkan bir genç...  Yurtdışına çıkmasına müsade edilmesine yetmiş bu sıfatlar... halbuki Demir Doğan cinayet mahalinde bulunan bir adam. İşini titizlikle yapan biri bu yeni gelen... o gece konağa gelenler, Cemal Ağa’nın iş yaptığı köylüler, varsa ortakları, çalışanları, karısı, kızı, herkes... hepsinin ifadesi alınacak yeni baştan.

Sonunda bir fırsat yaratıyor Asi... cebinde Demir’den gelenle dolaşmak da güzeldi ama bilmeli artık ne demiş sevdiği...  daha odasından içeri girerken açıyor zarfı.  Gelen bir kart... Asi bunları almaya alışık gibi...önce dolanıyor resmin üzerinde gözleri...  sonra kaldırıp kapağı okuyor içindekini. Yatağının etrafından dolanıp oturuyor başucuna... kıymetlilerini sakladığı o ahşap  kutu görünüyor ekranda... içinde başka kartlar... saçılıyorlar Asi’nin yatağına.  Dallı çiçeklisi, sarı papatyalısı, çiğdem gibisi... bir başka hazineyi barındırıyor ardlarında herbiri. Demir için inanılmaz bir aşama... birer ikişer kelime gelen bütün beyaz sayfalarda...

Sen de
benim
kadar
mutlu musun?
Seviyor musun?

Asi’nin elleriyle  yatağa yayılan kartlarda, Demir’in sesi... duyduklarım gerçek mi? Geride bıraktıkları süreçte, onca acıyı da taşıyıp taşmış ki dudaklarından nefesleri... bu sevgi sözcüklerini kabullenmek güç... bir yabancı gibi... bu Demir’ mi?... Son gelen kart çözüyor mu birşeyleri...

Benimle...

Telefonunun çalınmasıyla bölünüyor  Asi’nin düşünceleri...  cevaplıyor çağrıyı ve bekliyor sesizce Asi... “Canım... iyi misin?” duyuluyor öbür uçtan.  Gözlerini kaçırıyor bizden Asi... başka bir utangaçlık hali mi?.. Paris manzarası giriyor araya... Eyfel Kulesi...  “Kartını aldım” diyor Asi... “...ama kart falan yetmiyor artık haberin olsun!”... ve Demir  görünüyor... o, loşca bir koridorun ucundan yürürken bize doğru... Asi sitem ediyor... tamamlasın artık şu cümleyi, meraktan çatlattı Asi’yi.  Bu Demir’in sesi mi diye sorup duruyorum kendime deminden beri...  sevgi sözcükleri o kadar şaşırtıcı bir rahatlıkta ki... ya bu gelen kim? Andırıyor... ama gerçekten Demir mi? Asi “Çok özledim...” derken ona, Demir çıkıyor loşluklardan açığa... bu tanıdığımız biri değil ki...  Neler oluyor... saçlar uzatılmış, bıyık bırakılmış... 50’li 60’lı yıllardan çıkıp da gelmiş Demir sanki... neden ki? İhsan, Ali Uygur’u ilk gördüğünde, ben bu adamı tanımıyorum demişti... bende de benzer bir ruh hali. “Seni çok özledim” diyor Demir’e sevdiği. Yüzlerinde birbirlerine apaçık olabilmenin hafsalalarımıza  sığdıramadığımız tebessümleri... ısrarcı, aşkla haşırneşir bir  Demir bu karşımızdaki... doymayacak defalarca da duysa Asi’den bu sözleri... “Pardon!.. Duymadım... bir daha söyle”... Söylemeyecek Asi... ona ne, ona ne, duysaydı sevdiği. Asi’nin itirazında omuz silkelemeleri, Demir’in ısrarında, durup  o koridorda dikkatini konuşulanlara verişleri... “Neyi söylemeyeceksin Asi?”... söyletecek ona illa ki... “Seni özlediğimi”... Demir’de çok özledi... o kadar özledi ki son kartı kendi elleriyle verecek Asi’ye... Öyle mi?.. Ne zaman... “Yarın...” ... dönüyor Asi’nin sevdiği... “Gereçekten mi?”... Evet, dönüyor Demir... ama bekleyecek biraz daha o cümlenin tamamlanması için Asi, söyleyemez telefonda sevdiği.  Kulaklarına, bastırılmış bir kahkaya bürünüp geliyor sanki Demir’in “Olmaz”ı... Asi miydi sığınağında ona bilmeceler çözdüren...  tersine akan bu kız yoksa onun için üzülebilir mi, sevinebilir mi dedirten. Demir’de karşılık veriyor  belli ki mesafeler ötesinden.  Hayaller kurmayı sevdiği kadar sever oyunlar oynamayı Asi’yle Demir...  Asi ömür boyu nasıl onun olur? Kafası bununla meşgul. Demir’in kart oyunları meydandadır... onlarda iz sürümek, zor mudur? O suskun adam ya... hazırlığı budur. Asi’nin kapısı tıklatılıyor... Defne’nin başı içeriye doğru uzanırken, telefonu kapatıyor ... ama kurtulduğunu sanmasın sakın sevdiği, arayacak olduğunu söylüyor.

Asi, yatağına yaydığı kartlarını hızla toparlıyor avuçlarında. Defne, onun odasına kaçtığının ve gizli gizli mektubunu okuduğunun bal gibi farkında... Gizinden değil  oysa özel oluşlarından bu saklanışlar... bu yalnızlığı arayışlar... Demir’den gelen o satırlar, farzediyor ki Demir’i...  imalardan kurtulmuş... ama hala bilmece gibi. Onunla hiç başa çıkamayacak sanki...  ona gelişinde üzerinde aşkından başka bir şey istemeyen Asi... keşfediyor sevdiğinin zenginliklerini. Boşa değil bu inan, bu güven, bu aşk... bu sevgi. Onu uğraştırmayan biri ilgisini de çekemezdi. Ve aynı hassasiyetleri taşıyor yüreği... onun dışında biri okuyamaz ona özel gönderileni. Geri çeviriyor ablasının kartlarına gözatma isteğini önceleri... ama ne yazıldığıyla ilgili değil Defne, sadece ön taraflarına bakacak... ağır basan böyle bir aşka dokunma isteği. Fakat orada duruyor  aynı zamanda dizinin gerçekleri... Demir’le durumlarını bilmeleri gerekmiyor mu, babalarına ne zaman söylemeyi düşünüyor Asi? Sona erdiriyor bu soru kardeşinin yüzündeki gülümsemeyi, İhmal mi... çekinme mi... yoksa  güçlükle ulaşabildikleri bu iki kişilik dünyada olabildiğince saklı kalabilme isteği mi? Olmazlardan geri döndürdüler Asi-Demir’i... ‘biraz da kendilerini düşünen’ bir bencillik belki ama şartlarda hiç elvermedi.  Ortada annelerinin hali. Ancak bugün biraz toparladı kendini.  Birde ötelenip durulan... halledemediği  şu Ali konusu.  İş için birkaç kez buluştular ve her seferinde onunla konuşmaya çalıştı... Fakat başarısızdı Asi... onu yasta oluşlarıyla susturdu, Ali.  Ona ‘seninle evlenemem’ demesine fırsat vermedi... bir şey söyletmedi.  Bir ağırdan alış seziyorum Asi’de... illaki söylemek istese söylerdi. Bu da Asi’nin ruhsal reflekslerinden sanki... suçlu olduğunu hissettiği noktada, nasıl söyleyeceğini bilemiyorsa,  susmayı tercih ediyor...  Demir’in yanında işe başladığında İhsan’a söylemeyi ihmal etmişti... şimdi de evlenemeyeceğini söylemek konusunda Ali’yi... ‘ihmal’ demek içimden geldi ‘kaçış’ yerine... belki her ikisi de geçerli... kaçışlarda  Asi’ce değil mi... Daha ilerideki örnekler yaşandıkça ise ‘susma payları’ diye eleştireceğim Asi’yi...  Demir ile birlikteyken Ali’yi hayatında bekletmesi de ona uymayan şeylerden biri. Dizi boyunca istikrarlı olarak izleyeceğiz  onda bu susturan refleksi... Asi canlandıranı Tuba Büyüküstün ise bu duyguyu bize her zaman çok iyi verecek... o yeşil gözlerde aşk kadar suskunluklarda savuşturulmadan, yapyalın işlenecek. Gerçek gibi...

İhsan, Sarmaşık’ı ziyaret ediyor. Ailenin büyükleri dururken Cemal Ağa’nın kırk mevlüdü hazırlıklarına girişmesi uygun muydu, diye soruyor.  Sarmaşık, onların tarafından hiç ses çıkmayınca kendisinin de mecbur kaldığını söylüyor. Anlıyor İhsan... öğütlüyor ki... kalksın gitsin Neriman’ın yanına... özür dilesin ondan habersiz böyle bir şeye kalkıştı diye... gönlünü alsın büyüğünün, bir yol bulsunlar birlikte. Ne zamandır görmemiş belli ki İhsan Sarmaşık’ı... soruyor bir ihtiyacı var mı. Herkes kendi acısında... unutulmuş konağın son hanımı. Hatırlatıyor kendini Sarmaşık sanki böyle bir adımla... ‘ben de varım burada.’

Yeni savcı makamına ulaşmış... Şehirde ivedi çözüm bekleyen dosyayı çoktan eline almış. . Dikkat çekiyor Demir’in tek görgü tanığı oluşu. Önyargıyla yaklaşmıyor elbet ama kuşkulanmak da savcının rölü. Kaç isim varsa dosyada, Demir başı çekiyor aralarında...

Abla kardeş’in yatak odalarındaki konuşmaları, Neriman’ın serzenişleriyle bölünüyor.  Asi, Demir’i hemen arayamıyor. İlk bulduğu fırsatta ise soluğu salıncağınnda alıyor. En yakın hissettiği yerlerden biri burası sevdiğine... kendinden önce hayalleriyle oradaydı Demir Asi ile. Buralarda ortalık biraz karıştı, özür diliyor sevdiğinden geç arayabilişine.  Annesiyle, Sarmaşık dedesinin mevlüdü için birbirine girmek üzere. Kadınsal çekişmeler hiç de umurunda değil Demir’in, ama mevlüde yetişebilecek olması önemli. Ayağının tozuyla görecek sevdiğini... içindeki dayatmalara zor ‘susun’ diyor yüreği...onu bulur bulmaz bırakmak zorunda kaldı... değiştiriyor konuyu... “Cinayet soruşturmasıyla ilgili yeni bir gelişme var mı?”...  Olmaz mı... bu gün geldi yeni bir savcı... havalandırdı ifadenin sayfalarını... o da sana ulaşmaya pek kararlı. Asi, yine kapatmalı... tarlaya gidiliyor, onlarla olmalı. Çiftliğin kapısında görünüyor İhsan’ın açık kasa arabası... hava sıcak, kasaya yerleşmiş ablası... el uzatıyor hareket halindeki arabadan, çekiveriyor onu da içeri... herşeye rağmen nasıl mutlu Asi... nasıl yerinde neşesi... İhsan’ın dikkatini çekmiş Hüseyin’in çiftliğe gelişi... soruyor arkaya dönüp, Asi’ye miydi? Evet... derslerinde biraz yardıma ihtiyacı varmış da, matematik üstleniyor bütün suçu... aman da aman, ne matematikmiş bu... e.minim aritmetik ve geometri hiç bu kadar  yakın olmamıştı aşka tarih boyu.  İhsan takip etmemiş olabilir ama biz biliyoruz ki Demir abisinin özverilerinden biriydi Hüseyin’in bu yıl ki başarısı, elini onun üzerinden hiç çekmedi... hep pekiyiydi ufaklığın o seneki karnesi.  Başlara bağlanırken yemeniler veriliyor ablaya mutlu haber... “Demir geliyor...”  Asi’nin saçlarını darmadağan etmiş açıkta yol alıyor olmak... ne toka tutabilmiş ne yemeni savrulan dalgaları... ağız dolusu bir gülüş... ya gözlerinin aydınlığa çıkardıkları... pusular yok, puslu yeşillikleri. Bunlar Asi’nin göstermeyi başarabildikleri... ya yüreği... lafa boğmak istiyor Asi’yi ama alışık değil ki. Mutluluğa koyulmuş, bırakmış acıları geri... Deli Demir... deli Asi... deli yürekleri... yine yetişilmiyor ki.

Sarmaşık ziyaret ediyor Kozcuoğlu Çiftlik’i. Allem edip kallem edip yumuşatıyor Neriman’ı... böyle bir üste düşüşe Neriman da zaten dünden razı. Gelsin başında durdusun... bu mevlüdü konakta okutsun... tatlı dili affettiriveriyor kendini. Hem zaten Neriman ablası var artık birtek, başka kimsesi yok ki. Çağrılan misafirler, ayarlanan hocalar... ya şerbet... hele hele semaver....bir anda günün en önemlisi...  sanki günler boyu odasında suspus oturan Neriman değildi.

Yeni savcı için bir karşılama düzenlenmiş şehir kulübünde... Ali’de iyice şehirli olmuş belli ki, o da savcıyı karşılamak için bir araya gelenlerin içinde. Tanıştırıyor Cemal Ağa ile iş yapmak üzere olan bir iş adamı olarak kendini. Savcı Bey’in ilk ilgileneceği dava Cemal Ağa’nınkiymiş, öyle mi? Onaylıyor savcı Ali’yi...  dosya sıfırdan incelemeye alınacak, sorgu yeniden ama yeniymiş gibi başlayacak. Bu iyi... çünkü katilin hala elini kolunu sallayarak ortalarda gezişi, huzursuz ediyor herkesi. Çok oyalanmıyor Ali kulüpte, soruşturmanın yeniden başlıyor olduğunu bildirmeli... merhumun kızına hemen haber vermeli.

Gönüllü katılıyor harmana olgun mısırlar...  sevgiyle serpilmişler toprağa, sevgiyle büyütülmüşler... dev biçerdöver yutarken onları üçer beşer, güler oynar gibiler. Sıcak ve kurak hissettiriyor ama kendini, kamera biraz uzaklaşıp  genel panaroma ortaya çıkınca... Göz alabildiğine mısır tarlası... yanmış, kavrulmuş yaz boyunca. Allahtan ulaşılabilmiş harmana.  Bir çardak da burada kurulmuş soluklanmak için adamlara, tek gölgelik bu belki de, kilometrelerce yok başka, Aslan karşılıyor babalarını ve kardeşlerini orada...  Mısır tarlalarının yanında ise pamuk ekimi yapılmış komşu çiftliğin tarlalarında... orada da hummalı bir çalışma.  Görüyorum çitler yok, renkler var burada. Geçebilsem bile renklerinden başka engeller duraklatıyor beni orada... ağaçlıklarda araya gelen... pınarlara sora gelen bir aşk duyuluyor yanık bir sesten... yaşamışlık eskitmemiş olup biteni bu tarlalarda...  pamuklar sanki aynı pamuk, çanak yaprakları hala aynı acıtan kurumuşlukta... bir ses var ki, o da aynı kalmış... hiç değişmemiş... duymaya kalmaz buluyor o hassası İhsan’da... gerisi akıyor o pınarlar gibi bu yaşlı adamın aklına, ruhuna... kurudu mu sanılmıştı yıllarca anılmayınca, o yana bakılmayınca. Aşk da, ceza da, burada... İhsan’ı adımlarının götürdüğü yer çok geç kalınmış, ulaşılması imkansızlaşmış  bir ‘olur’ hayatında. Sadece beni değil, herkesi duraklatıyor Süheyla’nın sesi orada... Asi ve Defne farkedince bu sesin sahibini, merhaba demek için gidiyorlar hemen yanına. İhsan ve Aslan’da peşleri sıra. Tanıyamadılar Süheyla’yı, her şeyi farklı, yüzündeki vazgeçilmez asıklık bile hatta. Ne kadar çok şeyi değiştirmiş bu kırk gün Antakya’da. Süheyla saçlarının topuzunu açmış, arkadan bir bantla toplamış.Onda görmeye alıştığımız etekler yerlerini sımsıkı pantalona bırakmış, dinamik bir ruh hali seziliyor her anında... mutlu... şakalaşıyor onu tanıyamayan kızlarla. Ama herkes artık işinin başına... yapılacak iş çok tarlalarda.  Demir’in yokluğunda mahsulle kendisi ilgilenmek zorunda olduğunu söyleyen Süheyla’ya yardım için annesinin yanında kalıyor Aslan. Çiftlikte kimseleri bulamayan Kerim birlikte buluyor onları ekin başında... haberleri var, böyle birlikteyken konuşmaları iyi oldu aslında, Aslan da gelsin yanlarına. Demir’in ertesi gün geliyor olduğu haberi sevinçle karşılansa da, Zeynep ile ilgili verdiği talimatlar canını sıkıyor Süheyla’nın... yeğeni, köyde kalan Zeynep’in çiftliğe getirilmesini istemiş... nereden çıktıysa. Konuşturmuyor Aslan ve Süheyla, Kerim’i... konuşabilse söyleyecek planlarını ama teyzenin aklı hala başlarına olmadık işler açan, beladan başka hiç bir şey getirmeyen o kızda. Demir onu korumak için nişanlanacaktı az daha. Bu kadar iyi niyet de fazla... aştı hatta. Kerim’in zar zor fırsat bulup araya girmesiyle öğrenebiliyorlar ki, İstanbul’a göndermeyi planlıyor Zeynep’i  Demir aslında. Haber dolu bu gün Kerim... sonuncusu da şehre atanan yeni savcı hakkında. Farketmeden teyzesinin ve Aslan’ın yüzlerini soldurduğunu, haberini bırakıp gidiyor ilerideki çardakda gördüğü karısının yanına.

Çardakda ise önemli mevzular konuşuluyor iki kardeş arasında... sevgilisi gelecek ama Asi toz toprak içinde yuvarlanıyor... üstelik bir de umursamıyor gibi yapıyor...  belliki bu umursamaz görüntü sadece lüzum halinde kullanılıyor... etrafta kimsecikler yok artık, ablaya açılıyor... “Defne ben karşılamaya gitmek istiyorum”...  öncesindeyse  daha önemli bir şeyi halletmesi, Demir gelmeden Ali ile konuşması gerekiyor. Kerim, karısını alıp götürünce çardakta yalnız kalıyor. Artık Ali işini neticelendirmesi gerektiğinin farkında, telefonuna uzanıyor. Evlilik sözü verdiği adamı arıyor. Ali çiftliklerinde, annesiyle birlikte, yeni savcı ve baştan başlatılacak soruşturmanın detayları konuşuluyor. Onların konuşması içinse akşam teknede buluşmak üzere sözleşiliyor. Ali belli etmemeye çalışsa da, Neriman arayanın Asi olduğunu farkediyor. Konu onlar tarafından da biliniyor...

Aslan’a bir haller oluyor. Süheyla’ya yardım için kaldı onunla ama kendine faydası yok gibi görünüyor. Kerim’den duyduğu haber dilini damağını kuruttu...  ıslatası geliyor.  Uzandığı termosdan bir kaba su doldurmaya çalışıyor. Süheyla Aslan’ın farkında, hemen yardıma koşuyor. Günler evvel bıraktığımız akşamın detyaları yavaş yavaş bize gelmeye başlıyor.  “Bitmişiz...  Bak yeniden başlatıyorlar soruşturmayı. Ne olacak şimdi? Yalnış ettim, çıkamıyorum işin içinden. “  Aslan’ı çağırırlarsa ne diyecek onlara... nasıl sakin olsun... olamıyor, soruşturmanın derinleşecek olduğunu hissediyor o da. Öyle ya, kopuk kopuk gelen görüntülerde o akşam Aslan’da vardı Cemal Ağa’nın konağına girenler arasında. Üstelik daha gündüzünde bıçaklamıştı arazilerini Cemal Ağa’ya sattığı için birilerini akılalmazca.  Onun bu ‘dokunsan patlayacak’ hallerinin Arif babası da farkında... bu haller daha beter oldu Cemal Ağa’nın ölümünden sonra... Asi yatıştırmaya çalışıyor  İhsan ile Ariif’i... “Her yere yetişmeye çalışıyor... Ne yapsın? Kafası karıştı tabi.” Keşke sorun bu kadar basit olsa.

Demir, Paris görüntüleriyle geldi ekrana... hangi rüzgarlar attı onu bu uzak diyarlara. En son Melek’i ağlamaklı, hayata isyankar Paris uçağına uğurlamıştık... Kardeşinin birbaşına tedaviye gidişinin ardından o da düşmüş olmalı hemen yollara. Ziyaret ediyor şu anda da otellerindeki odada. Melek’in kolu çok iyi durumda, kaldırıp abisine uzatıyor... bir öpücükle mükafatlanıyor... doktorlar daha da düzelecek olduğunu söylüyor. Onun için herşey en güzel şekilde gelişiyor, peki Antakya’da bıraktıkları ne durumda...  yeni haber var mı orada. Bir savcının atandığı ve Neriman hanımın odasından çıktığı bilgisini paylaşıyor Demir onunla. İyi de... kiminle konuştu ve aldı bu bilgileri anında? Asi tabi ki... kim olabilir başka. Hani onlar vazgeçmişti birbirinden... haberleşiyorlar mı yoksa.? Evet... hemde her gün. Demir’in yeni imajında güç geliyor farketmek aşkın izlerini... ağzı kulaklarında verirken kardeşine bu bilgileri, bıyıkları saklıyor sanki   herşeyi. Alışmışlık ne kadar önemli demek ki. Dikkatimi dağıtıyor bu görüntüsü sürekli. Melek de çok seviniyor bu habere tabi ki... ama ya Ali... Demir “kapandı o konu” diyor... Asi, Demir’e inat Ali’ye evet demişti, Abisinin ‘önce o vazgeçti’ sözlerinin üzerine Ali’den duyduğu Asi’nin önemi...  Melek’in kulaklarından bu kadar çabuk silinebilir mi?

Traktörün çektiği römorkun içi silme mısır darısı dolu. Günün yorgunluğunu... hasadın üzerinde sere serpe yatarak gideriyor bu toprakların kızı... çocukluğunda da böyleydi, şimdi de aynı huyu. Bu çabadan mı alıyor gücü... emek ve inanç üzerine serilmiş... huzurlu. Zorlu bir görev bekliyor bu gece onu. Ali’ye gidiyor. İşi bırakma isteğiyle söze giriyor. Ali, onu fabrikada tutmanın zor olacağını tahmin ediyordu zaten, babasına yardım ettiğini, hasatta çalıştığını da biliyor. Asi toprağı özlüyor. Mutlu etmek için onu, bir çiftlik alarak orada yaşamayı öneriyor.  Yalnış başlangıç, sevgisiz temel oysa sorunları...  ne anlayışlı olma, ne idare... çözemez bunları. Burada hiç olunmamalıydı. Ali’nin hayallerini daha ileri götürmesine müsade etmiyor Asi, durduruyor. Ona daha önce söylemeye çalıştı. Dedesinin ölümünden sonra düşünecek de çok zamanı oldu. Onun için, ailesi için yaptıklarına minnettar... onunla mutsuz olmayı hak etmeyecek kadar da iyi biri. Acele etti evlilik teklifini kabul ederken Asi, oysa  bu ciddi karar böyle verilmemeli. Başka söz gerekli mi? Demir geliyor ertesi gün... bu bitişin ardında o var...  biliyor Ali.

Ali’nin bu vazgeçişe katlanmaktan başka elinde ne var?  Asi’nin bir başkasına aşık olduğunu bile bile kendisine evet dediğini, bunu baştan kabullendiğini görmezden gelerek kızıyor vazgeçişe şu an. Bütün içgüdüleri uyarmıyor muydu onu bu ana... neden durdurdu Asi’yi ve konuşturmadı asla?  Bir şey daha sıfırdan başlayacak Antakya’da... Ali’nin mücadelesi... Asi artık onun sanıyordu, ama bir sözle gelen bir sözle çıkıverdi hayatından. Onun için hazırlattığı masayı deviriyor yerlere hırsından.  

Asi ise İhsan’la yüzleşmek zorunda kalıyor daha eve vardığı  ilk anda... köpürüyor babası onun evlenmekten vazgeçtiğini duyduğunda. Ne yapmaya çalışıyor Asi, çocuk oyuncağı mı bu? Ali’yi sevmediği belliydi, hangi akla hizmet ona ‘evet’ dedi. Onlar daha bu kararını kabullenmeye çalışırken,  karşılarına vazgeçişiyle çıkıyor, bir delikanlının duygularıyla oynadı Asi. Buna hakkı var mı ki?... Ya işin diğer boyutu... o bu topraklarda, gelenek, göreneklerle büyüdü... herkes düğünün ne zaman yapılacağını sormaya başlamışken, böyle bir vazgeçişi nasıl karşılayacaklarını nasıl düşünmedi?  Bu sorumsuzluk... ailesini herkese karşı mahçup edişi... bunlar hiç mi aklına gelmedi. Yakında yeni bir evlilik kararıyla karşısına gelmez, umuyor ki...

Ertesi sabah... Kozcuoğlu çiftliğinde kahvaltı masasında  evin ahalisi. Neriman telefonda, Ceylan ile konuşuyor... sonunda istediğini elde etmiş, yatılı okula gitmiş evin en miniği. Söylesin bakalım bir ihtiyacı var mı? Okula alıştı mı? İhsan’sa Ziya’ya soruyor, Kerim’in yanında yeniden başlamayı düşünüyor mu? Neriman Hanım... yani anneleri... artık iyileşti... onlarda Gaziantepe dönecekler baştan karar verdikleri gibi. Annesini orada yalnız bırakması mümkün değil, bundan sonra annesinin yanı Ziya’ların yeri. Yarım yamalak da olsa duyuyor Neriman konuşulanları... alel acele sonlandırıp Ceylan’la görüşmesini, müdahale ediyor gecikmeden, kapatılsın bu konu. Çocukları hiç bir yere göndermez, burada kalacaklar... iş güç, para pul da düşünmesinler... babasının koskoca mirası var. Hiç İhsan’a göre değil dşbü bunlar. Cemal Ağa’nın malına mülküne göre mi hesap yapacak?  

Bu gün mevlüt var... Sarmaşık ile Neriman arasında karışıyor hazırlıklar... yer değişikliği konusunda bilgilendirilecek konuklar...  okumaya iki hafız birden katılacak, birde yemekler konusu var.... yapılmışlar ama konağa taşınacaklar...  Demir’lerin inşa ettiği otelin açılış işini üstlenen Defne, acil gitmek zorunda kalınca... Demir’i karşılamaya hazırlanırken havaalanında,  Asi’ye kalıyor bütün hazırlıklar.

Savcı hiç vakit geçirmeden başlamış çalışmaya... ilk konuştuğu, Ali... anlatıyor bütün bildiklerini. Onun anlattıklarının içinde savcının dikkatini çekense dosyada söz edilmemiş bir tehtit olayı. Cinayet gecesinde, şehir kulübünde, herkesin gözü önünde, Demir’in  Cemal Ağa’yı uyarışı. Kimsenin yaptığının yanına kar kalmayışı.  Savcının ikinci durağı, maktülün konağı... cinayetin işlendiği yatak odalarında görüyoruz onları. Sarmaşık anlatıyor Cemal’ini buluşunu... kan lekesinin kocamanlığını... bir bilse savcı bey, ne kadar iyi bir adamdı. Savcı’nın ilgisi, Sarmaşık’dan kapıda duran hizmetliye dönüyor... soruyor, “Sen ne biliyorsun... o gün birşey gördün mü?”... Birşey bilmez o,  Şoför olarak tutmuş bu genci evin hanımı... işe yeni başladı.Savcı uğurlanıyor evden, mevlüde çağırılarla , katili bulmasına dönük umatlarla... derken bir garip sahne yaşanıyor Şarmaşıkla, şoför arasında. “Her halinle şoför olmadığını belli ediyorsun... biraz çaba sarfetsen ne olur!!”... diye çıkışıyor bu genç kadın delikanlıya. Kot pantalon bile giyemiyor oysa bu genç, kabul etmezdi orada çalışmayı, Sarmaşık söylemiş olsaydı böyle olacağını en başta. Bu akşamsa çok ayak altında dolaşmasın, kimsenin dikkatini çekmesin... yeter bu şimdilik onlara.  Bu garip konuşmayı yorumsuz bırakıyorum burada.

Asi ne yapıp ne edip Demir’i karşılamak üzere havaalanına gidiyor ama uçağın rötar yapacağı anonsuyla karşılaşıyor. Her ne olursa olsun o gelene kadar beklemeye de kararlı ama Neriman fellik fellik kızını arıyor... telefon edip acele olarak konağa çağırıyor. Mevlütleri var, o nerelerde geziyor... ...  Demir’in gelmesini dört gözle bekleyen sadece Asi değil, Galip havaalanına ondan bile önce gelmiş bekliyor. Haftalardır yolgözlüyor... ne Demir ne Zeynep görünmüyorlardı ortada. Ama bir anda çıkıyorlar işte meydana. Demir uçakla dönüyor... Zeynep’in de çiftlikte olduğu haberi aynı anda ulaşıyor.  Çok bekleyeni var Demir’in ama onu havaalanından almayı bir tek Arif beceriyor.

Aile konağın girişinde mevlüt davetlilerini karşılıyor... Neriman telaşlı... şerbetler, çaylar, direktifler dilinden hiç düşmüyor. Sarmaşık mutfakta görevlileri koşturmaya giderken yine avlunun bir tarafında yayılmış oturan şoföre çatıyor... ayak altında dolanma demedi mi Sarmaşık ona, burada ne arıyor. Süheyla hanım da Arif ile hanımgöbeği tatlısı gönderiyor mevlüt ikramlarının arasına... Neriman’ın da misafirlerin de boğazında kalır yerlerse eğer Süheyla’nın elinden tek bir lokma... güzel mi görünüyor o hanımgöbekleri tabakta.... bir el çabukluğuyla buluyorlar yeri döne döne havada... tabak da paramparça... o güzelim hanımgöbekleri de heba.

Erkekler için salonda düzenleme yapılmış... koltuklar kenara çekilip bolca sandalye konukların hocaları rahatça dinleyebilmesi için salona sıralanmış. Davete gelen kadın misafirler içinse avlunun bir tarafında özel oturma gurupları ayarlanmış. Salonun avluya bakan kapılarının kanatları ardına kadar açılarak mevlüdün her yerden rahatça dinlenebilmesi sağlanmış. Mevlüt başlıyor... Bir erkek salona şerbet dağıtırken, bir kadın da avluda hanımlara ikramda bulunuyor. Herşey yolunda görünüyor, şerbetler konuklara dağıtılırken Asi’de avluyla salonu ayıran kapılardan birinin yanına oturuyor. Cemal dedesinin ruhu  onu hoşlukla andıklarını duysun istiyor. Duyar mı?.. Umuyor. Severdi dedesini... ve bilirdi yeri başkaydı onun da dedesinde. Asiye’siydi onun... kıymetlisiydi. Onu özlüyor... Başka özlemlerde var ama yüreğinde... Dedesini andıkları bu günde, Demir’i de deli gibi özlediğini biliyor.  Bekleyemedi onu gelişinde... indi mi söylenen saatinde... yoksa uzadı mı gelişi... şimdi nerede?.. Bir gölge düşüyor yüzüne... bir el uzanıyor... gönderilen okuntunun mendili mi bu... ne olabilir sunulan kendine... kaldırıyor başını elin sahibine. Bir adam duruyor önünde... sessizce. Gözleri gözlerini bulana kadar yabancılar sanki biribirine... Asi’ye vuran göyge ve yüzündeki hüzün dağılıyor, onun Demir olduğunu farkedince. İlk defa görüyor onu böyle. Demir’i kısa saçlı ve bıyıksız tanıdı... ilk tepkisi... ”Değişmişsin!”...  gözleri sevdiğinin üst dudağını örten bıyıklarında takılı kalıyor bir müddetliğine... Demir yeni imajının onu şaşırttığını görebiliyor gözlerinde... soruyor “Beğendin mi?”..  Bıyıklı, bıyıksız, Demir’i seviyor Asi... her halinde görür onun özünü, “Alışmam lazım” diyor sadece. Havaalanındaydı... uçağı rötar yapınca kalamadı... burada olmalıydı... hüzün getiriyor ona bu dileğine ulaşamayışı... Bir hayal beliriyor Asi’nin sözleriyle oysa Demir’in gözlerinde... özgürce kucaklaşan görüntüleri beliyor yüzünde... şöyle bir etrafına bakınıp paylaşıyor bunu Asi’yle... “Şimdi dayanamayıp sıkı sıkı sarılacağım sana!”... Onu karşılayamayışının üzüntüsünü siliyor bu sözlerle Asi’den... “Sakın...” diyor sevdiği ona... bu ‘dayanamayış’ nasıl da aynı hayali gördürüyor ona... bir rezalet çıkar yoksa burada.  Ama gözleri ayrılamıyor birbirinden... özlem bitmiyor öyle bir anda. Hüseyin gelip elindeki şerbet bardakları dolu tepsiyi onların burnunun dibine kadar sokmasa, kaybolacaklar bakışlarında. Şerbetlerini alıp gönderiyorlar Hüseyin’i yanlarından ama bu sefer de Neriman yetişiyor aralarına... Burası kadınlara ait... erkeklerin yanına buyur ediyor Demir’i... bu şartlarda çok zor görüşebilmeleri. Uslu uslu giriyor Demir içeri.

Mevlüt başladı çoktan ama Aslan o gecenin hatıraları hala tazeyken kendinde konağın girişini avluya bağlayan kemer altında oturmuş gözlüyor içeride olup biteni öyle. Ökkeş yetişiyor koşa koşa mevlüde. Şaşırıyor oğlunu daha kapı girişinde oturur görünce. Kalabalıkmış, girmemiş Aslan ama ayıp olur İhsan ve Neriman’a diye, zorla kolundan tutup sürüklüyor  onuda kendiyle birlikte konağa.  Hemen ardından Savcı görünüyor merdivenlerde, ekibi ve Ali yanıbaşında... dikkat çekiyor girişleri salona... İhsan karşılıyor bu yeni gelenleri... Ali’yi tanıyor ama kim olabilir yanındaki... kalkıp karşılıyor yabancıyı.  Ama bir yabancı değil bu İhsan’ın üniversiteden sınıf arkadaşı... “Hoşbulduk İhsan’ diyerek şaşırtıyor gençlik tanışını. İhsan’ın gözlerindeki bulma arayışı... arkadaşının ismini inanmazlıkla söyleyen dudakları... bu şehre geldiğinden beri ilk defa güldürüyor yeni gelen savcıyı. “Namık?”...  Sıkı sıkı kucaklanıyor dostluklar... hayat ne garip,  karşılaştılar  bunca yıl sonra... İhsan hala kendine gelememiş durumda.  Neriman’ı çağırıp, tanıştırıyor hukuktan sınıf arkadışını karısına.  Çok memnun oluyor Neriman buna. Babasının katili hala ortada dolaşıyor, bütün ümitleri bu savcıda.

Mevlüt dağılıyor yavaş yavaş...  uzun zamandır yoklardı, Demir’i bulunca sıkıştırıyor avluda İhsan ve çocuklar. Melek nasıl... iyi mi... şimdi nerede... gelmeyecek mi?.. Teker teker cevaplayacak Demir soruları... Bütün aile ile konuşmak istiyor Neriman’la birlikte avluya çıkan Savcı... Demir Bey ve Ali Bey’de orada olmalı... Nedir bunun anlamı?..  İfade alınma mı?.. Değil, tam tersi savcının amacı... herkes bir aradayken soruşturmayla ilgili bilgi verecek... bu bir ihtiyaçtı.

Asi gelenleri karşılamak için orada bulunamadı... uğurluyor ama onları... konak artık boşalmış... avluya giriyor asi adımlar.. vazifelerini yerli yerince yaptı, artık sevdiğiyle  buluşmalı. Demir’de avluda sohbet ediyor evin gençleriyle... onun gelişini gördüğünde,  bir baş işareti ile yön veriyor... takip etsin kendini diye. Demir anında peşinde ama görünürde yok sevdiği, onun kaybolduğu kapıdan girince. Etrafına bakınıyor şöyle... bir yanda salon ve oturma bölümü... boş görünüyor... diğer yanda yatak odaları olmalı, öyle tahmin ediyor...  önündeki yemek masasını geçip ilerliyor...  arkada, bahçe gibi bir yere geçit veren kapılar açık, dantelli perdeleri yana sıyırıp bakıyor... kimseler görünmüyor... konağa birkaç kaç kez geldi... daha evvel detaylarına dikkat etmediği için şimdi hayıflanıyor... nereye gitmiş olabilir Asi... sabırsızlanıyor.

Kayıp mı oldu Demir konakta...  bu kez de Asi’mi onu bulmak istiyor... sanırım  yine Demir’e kendini aratıyor! Konağı avucunun içi gibi bilmenin avantajını yaşıyor... sevdiği hala bulunduğu bahçeye açılan perdelerin önünde etrafına bakınıyor... daha fazla vakit kaybetmek istemiyor...  sandaletli ayakları hiç ses çıkarmadan taş merdivenleri tırmanıyor...  elini uzatıp perdelerin arasından Demir’in kolunu sıkı sıkı tutuyor. Şaşkınlığına aldırmadan onları portakallı bahçeye indirecek merdivenlerden aşağıya çekiyor. Asi-Demir’i bir coşkunun beklediğini her ikisi de biliyor...  Demir, daha Asi tarafından kaçırılmanın hazzı dudaklarında, onu merdivenlerden aşağıya sürüklerken, ayakları düze değiyor...  ne olduğunu anlamadan sevdiğinin gözlerinde kayboluyor. Dünyayı durdururlardı hep onlar... bu sefer dönüyor...  Günlerin yokluğu, hasreti kucaklanıyor... Asi Demir’in kollarında... tanıdık asılışlarla boynunda... dönüyor onunla. Özledi bu kuytuyu, özledi bu başdöndüren dokunuşu... Demir’e serbest oluşu. Bu sıkı sıkı kucaklayış ne çabu onların oldu... ayrılan bedenlerinin birbirini yeniden buluşu bütün bilindikleri bitiriyor...  yeni kelimeler türetilmeli anlatabilmek için onları dedirtiyor... öncekiler coşkuyduysa... bu ne?.. Bilinmiyor!..

Gözü kara her ikisininde... bir ev dolusu aile efradının  dibinde... ama daha fazla ayrı olamazlardı günde. İlk gereksinimler bastırıldı... sıra gözlerinde. Asi’yi yavaşça süzüyor yere... sevdiğinin çılgın dalgaları bir fların esaretinde, gömemiyor kendini içlerine... parmakları dolanıyor ulaşabildiğinde... o da bilemiyor neye öncelik vermeli aralarında... herşey olabilseydi bir anda... ama onla sadece basit ölümlüler bu dünyada.  Gözlerinin sarılışları başlıyor bedenlerininki dindiğinde... Ama doymak bilemez bakışları... aç her zaman... renkleri bile yakın artık yeşiller kahvelerle. Özledi ona dokunmayı Asi... özledi ona dokunduğunda sevdiğinin gözlerinde bulduklarını... özledi parmaklarının keşfettiği dünyayı...  o da kendi gibi işte... bilemiyor nereye bakacağını, nereye dokunacağını... altüst ediyor yaşadıkları hep onları.  Parmaklarında, ensesinde uzamış şaçları, günün sıcağından nemlenmiş yanağı... dayanamayıp yine ona uzanışı...  “Canım...” diyen fısıldayışı...  ‘Canım’ diyen ruhunun karşılığını da duyar mı? Ondayken bile... ona bu kadar yakınken bile neden bu korkuları... acıyla kasılıyor kaşları. Demir’eyse yetmiyor yakınlıkları... buraya kadardı uslu adamlığı. Asi gözlerini kendinden alamıyor... Demir daha mı farklı. Bir küçücük temasa uzanabilir mi dudakları?..  Susadı... susattı kavuşmaları. Uzansa durabilir mi... uzanmasa pişman ölecek... deniyor şansını... Aslan... Ah Aslan... sen  olmasan başaracaktı!..  “Demir... neredesin... savcı bey bekliyor...“ Gitmesi lazım Demir’in... itiraz ediyorum içimden... ‘Ama... bu replik Asi’nin’ diyorum onlarla inatlaşırken...  Asi benden daha anlayışlı... “Tamam” diyor sevdiğine... biliyor muhakkak, karşı durmak olmaz senaristlerimize... hem baksanıza ardından gelen sözlere... “Akşam üstü sahile gel...”... vaatler yakın zaman içinde. Hasta düşürecek bu kopuşa gülerek bakabiliyorlar böylece...  İçine kapanık bir veda geliyor  bedenlerinden birbirine. Akla yatmaz öyle çekip gitme.  Bu vakitsizlikte, dokunma hakkını veriyor sevdiğine , o uzansın Asi’ye...  kendi eli de onun eliyle birlkte... beraber dolanıyorlar Asi’nin yanaklarından beline... alışıklar o soluklanışların içinde dokunmaya birbirlerine. Ya diğer demir elin ettikleri Asi’ye... o sıvazlayan dokunuş öpüşüne döndürecek Asi’yi her akla geldiğinde. Temaslara mı uzansın, Demir koklayışlara mı... neler oluyor o bahçede? Yeşilin onları en güzel çerçevelediği sahnelerden biri bitiyor Demir’in gidişiyle...  Asi gerideki perişanlığını toplamak için gayret gösterecek epeyice...  

Aslan’ın Demir’i telaşe ile arayışının bir sebebi var...  soruşturmanın yeniden açılacağı bilgisi ürkütmüş onu... eğer o akşam ile ilgili olan biten hakkında doğru ifade verseydi, olmazdı böyle bir korkusu... demek ki  sorun bu. Ama henüz göremiyoruz bütünü... Aslan katılmıyor ama, geri kalan bütün aile toplanmış Cemal Ağa’nın çalışma odasında. Savcı ile komiser bey de orada. Bu zamana kadar katilin yakalanamamış olması can sıkıcı. Özellikle yakınları ve ailesi için... ama polis içinde.  Namık bey biliyor ki, her cinayet bir nedene dayanıyor... bu nedeni bulurlarsa bulacaklar katili de. Hukuken gecikilmiş olsa bile açılacak tertemiz bir sayfada soruşturma hızlı bir şekilde başlatılacak. Oradaki herkes Cemal Bey’in yakını bu nedenle onların kendisine yardım edeceğine inanıyor savcı. İlk iş olarak da onlarda bulunan bütün kayıtlı silahların incelemeye alınmasını istiyor.  Bu nedenle resmi evrakla bir polis memurun kendilerine gönderileceğini bildiriyor. Dahası yeni başlamış olmasına rağmen, şu ana kadar dinlediklerinde ilginç detaylar ortaya çıktı... ama elbette bunları paylaşmıyor...  

Demir’in  eve gelişi heyecanla karşılanıyor. Yeni görüntüsü Süheyla’yı da şaşırtıyor...  teyze yeğenini bu haliyle de çok yakışıklı buluyor.  Ama bu anlar çabuk geçiyor. Aslan gibi Süheyla’yı da telaşlandırmış, soruşturmanın yeniden başlayacak olması. Aslan kavgacı diye şehirde mimlendiği için saklanmış belli ki bazı gerçekler... anlatılmamış tamamı... yoksa suçu onun üzerine yıkacaklardı. Bir hata var... Süheyla’nın hatası... Demir’den o istedi oğlunun da o gece orada olduğu ve  elinde silahla eve girdiği bilgisini saklamasını... onlar kötü bir şey yapmadı.  Peş peşe sıralıyor herşeyi... umuyor ki Demir’in başına bir iş açılmaz bu yüzden...  kaygılı.  Ortada hiç bir şey yokken, teyzesini daha fazla endişelendirmesinin yok bir anlamı... “Sanmam” diyor  ama Demir’de bu konuda sıkıntılı. Hep düşünmüş Süheyla... ya onları gören bir başkası olduysa? Ya bu yüzden Demir’in girerse başı belaya?..  Etrafta kimse yoktu, diye güvence veriyor Demir teyzesine, ayrıca artık bunları düşünmek için çok geç... önce Zeynep ile konuşacak... sonra atıyla çıkacak...  sözü var sevdiğine, bu sefer asla geç kalmayacak.

Asi kumsalda... ayakkabılarını çıkarmış, gün boyu ısınan kumların  üzerinden denize doğru yürüyor...  Bu ona tanıdık bir dünya değil, kumu, denizi tam olarak anlamıyor... bastıkça içine çekiliyor... ama deniz kabukları acıtarak kendilerini hissettiriyor..  Herşeyin olduğu gibi bu yaşamın da bir ruhu olmalı. O dünyanın saklısında,  gerisinde neler olup bitiyor? O, denizle hiç ilgilenmedi... Toprağa alışık ... ekine... yeşermeye...  bahardaki melemelere...  kuraklığa... böceklenmeye... Nasıl bir dünyaysa bu... çöl denizin dibinde... uzanmış biraz  yeryüzüne... görsünler ondan bir parça diye. Bu ‘gör’ deyişlere dikkat etmezdi daha önce... hassaslaştı yüreği aşkla... hassaslaştı Demir’le hayata.  İlgisini çekiyor artık bu dünya ... sığınağından başka huzur bulabildiği yerler keşfetti deniz ve kumla...  en büyük etki, Demir buna. Onunla anlam kazandı bu parça doğada... ev sahipleri oldu unutulmazlarına. Demir ‘gel’ini ilk kez burada uzattı ona...  bu kumlar şahit oldu sevdiğinin tenine ilk dokunuşuna... burada bıraktılar sevgili oluşlarını onunla. Ürpertiyor hala hatırladıkça.  Tamamen farklı sesler hakim aynı zamanda bu dünyada...  yaprakların hışıtısı yerini suyun keyfine bırakıyor, kimi zaman hırçın, kimi zaman uysal ses veriyor... rüzgar eserken hiç birşey önünde durmuyor, uğulduyor...  ağaçlarına yuva kuran minik kuşların narin ötüşleri  bu dünyada yerini martıların naralarına bırakıyor... herşey burada sanki daha acımasızca sürüyor. Ama Demir burayı seviyor... huzur bulmak için sahile geliyor... onun arabasına yaslanmış bulduğu halini hatırlıyor. Asi’yi gururla suçlayışını... kendinin onu zorlayışını... ‘seni seviyorum’un kimin dudaklarından çıktığının artık umursanmayışını... Nasıl bir şeydi yanağına uzanan elin onu Demir’e taşıyışı... bu gün benzer bir uzanışa ne kadar yaklaştı...  Ama o dokunuşlardan sonrası tam bir hüsrandı... Demir’in buluşmaya gelmeyişiyle başlayan bir cehennem azabı...  Korkuları, evhamları... yanlış anlaşılmaları... inatları... aslında hepsi birbirlerini yeterince tanımayışları... uçurumun kenarına kadar iteledi onları. Düşünmek istemiyor artık bunları... Bu gün yanına telefonunu bile almadı... Demir gelecek... gelmezse de Asi bekleyecek... kararlı. Şimdi ona huzur veren şeylere bakmalı...  sahile vardığında  denizle ıslak kum bulaşıyor ayaklarına... etekleri savruluyor yine rüzgarla... bağrını veriyor korkusuzca ona... aşkı parlıyor batmakta olan güneşin karşısında... nal seslerini duyuyor ardında... dönüyor...  Demir geliyor... bütün kalbiyle, bütün ruhuyla.

“Havaalanında seni beklerken...” diye başlıyor Asi... Demir tamamlıyor gerisini... “...saatler geçmek bilmedi”... hatta dakikalar... saniyeler... Asi’nin kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Bir an uçaktan inmezse ne yapacağını düşündü...  ama o zaten sevgisini korkularıyla yaşamayı öğrenmedi mi?..  Asi’yi hatırlatan biri vardı uçakta... Saçları dalga dalga... O da Asi gibi korkuyordu uçmaya... Demir’in  gördüğü herşeyde bir parça Asi var artık hayatında. Bunu Asi-Demir’i seyretmeyen bilmez belki... yıllardır orada oluşlarına rağmen tek bir defada Asi-Demir’e bağladılar hayatımızdaki pek çok şeyi. Yoksa Demir o yolcunun da elini tutup sakinleştirdi mi?.. Asi’nin elinden başka bir el tutar mı eli?..  İçinden geçirdiği de bu... uzanıyor ve tutuyor Asi’nin elini. Yandan kavradığı sevdiğinin eline, sıkı sıkı tutunuyor parmakları... göçüyor içeriye bilek damarlarınin arasındaki kası... hoyratlık değil bu, belkide Demir’in gücünün farkında olmayışının bir yanı... ne kadar itina etsede,acıtacak onu zaman zaman okşayışları. Habersiz... masum gülücüklerle karşılıyor  ona dönen kadınının bakışlarını.  Dağıtmalı dikkatlerini.  Gecikmeden sormak istediği  birşey var ona... Ali ile konuştu mu?... Asi’den gelen evet’i neredeyse bastıracak takip eden sorusu...”Ne dedi?.. Hiç bir şey... sadece tamam dedi. Garip, Ali’nin ısrar etmeyişi. Yalnız düşünme doğalına kaçtığını farketmiyor,  bir anlığına uzaklaşıyor Asi’den gözleri... deli gibi çalışıyor beyni...  tanıdığı Ali değil bu. Ama konuşmak istemiyor zaten Asi’yle onu... Sevdiğinin Zeynep’ten bahsetmeye başlamasıyla bırakıyorlar geride bu konuyu.  Zeynep çiiftlikteymiş... duymuş Asi... Sadece Ali ile değil Zeynep  için de canını sıkmıştı... özür diliyor Demir’den.  Demir’se, Zeynep’in ertesi gün Antakya’dan ayrılacağını söylüyor... onu İstanbul’a gönderiyor, böylelikle kızı kurtarmış olacaklarını umuyor. Asi anlamıyordu onun için yaptığı iyiliği...  ne olanlar anlaşılacak, ne de Asi anlayacak  gibi  değildi.  Demir’in ne yapmaya çalıştığının farkında şimdi.  Anlayışsızdı önceleri... fevriydi... Demir durduruyor onun sözlerini... “Kıskançlığın” diyor...  sevgiye ilişip gelen o ilkel kıskançlığı... konuşmasınlar artık bunları... hepsi geride kaldı. Asi’nin nedenlerini  Demir çok iyi anladı... Aralarında yanlış anlamalar olduğunu bildiği halde bir noktadan sonra kendisi de kıskançlığın onları soktuğu tehlikeli yola sapmadı mı? Demir imtiyazlı mı? Asi’yi nasıl suçlar, kendi de Zeynep’i onu incitmek için kullanmadı mı? Çok iyi biliyordu o kaskatı duruşların altında... aslında... Asi’nin dağılıp ufalandığını.  Onun yüzünde görmeyi başardığı acıyla dağlıyordu kendi acısını...  Hala gözlerinin önünde onun hediyesini artık sahiplenemediği akşamın anısı... o akşam kıydı... sarılıyor  şimdi Asi’ye sıkı sıkı. Barıştıkları akşam olamadı... ama şimdi yanında atı... o Asi’nin... hep onunla kalmalı...  Özleştiler çok... Asi ve atı... ama Demir kadar olamazdı.  Bu kendi bile olsa, bir daha onu kimselere vermesin sevdiği. Vazgeçmesin sevgilerinden bu kadar çabuk Asi. Tamam...  ama atı bir süre daha Demir’le kalmalı. O başka,  seve seve misafir eder... onun kıymetlilerini saklamaya alıştı.

Dolanıyor Demir’in kolları bir kez daha ona... bastırıyor  sıkı sıkı cana. “Seni seviyorum... inan bana... seni çok seviyorum Asi.”...  Öyle bir öğrenmişim ki bende aşkı bakışlarda aramayı, bulmayı, yaşamayı... mani olamıyorum, garipsemelerin ruhuma sızmasını... yabansı geliyor bu sözler, yetersiz geliyor... hatta gereksiz geliyor gözlerindekinin yanında, Asi’de ne yapacağını bilemiyor sanki, dinliyor Demir’i...  bir şey söylemeyecek mi...  Bir şey mi?..  Çok şey söylemek istiyor Asi. Fakat nasıl anlatsın kendini. Sanki konuşsa kelimeler duygularını tam ifade edemeyecekler gibi. Yine de duymak istiyor sevdiği.  O, aşka inanmayan Demir... muhtaç bu iltifatlara.Yürek çarpıntıları karışmışken yine sıkı sıkı sarılışlarında, Asi’de Demir’i seviyor... herşeyden... herkesten çok seviyor... Asi’nin saçlarına konan öpücük... “Canım benim... biricik aşkım.”diyen Demir... Cihanı tutacak bu açığa çıkışları... onlarsa unuttular dışlarındaki dünyayı.

Güneş batmak üzere bulutsuz  gökyüzünde... Asi-Demir hala sahilde... Gözler ufukta, birbirinin kuytusunda,, çökmüşler yine kuma. Dizlerine çektiği Asi’nin eline dokunan parmakları... okşayışları... aşka dokunuşun sarhoşluğunda. Demir’i göndermişti Asi’ye benzer dokunuşlarla bir başka gün batımında... Asi’yi alıyor şimdi... bu hesaplaşmalar, bu ödeşmeler artık aşkla. Kendine geliyor Asi’nin son kartpostalı hatırlayıp, soruşuyla. “Yarın...” diyor aldırmadan  sevdiği kadının çatılan kaşlarına. Böyle acar dikebilir miydi gözlerini ona eğer Asi neyin peşinde olduğunu anlasa? Yarının çalkantıları ne denli orada olsa da,  korkusuzca bakabiliyor Asi’ye  şu anda. Ertesi gün getirmeye söz veriyor kartpostalını “...ama elindekiler yanında olmazsa bir anlamı olmaz...  yarın onları da getir yanında.” Eksik parçayı eklerken lazım olacaklar bu adama. Bırakıp sevdiğini omuzunda, kaçıyor Demir hayallerindeki o ana. Bunca aşka e.min oluşa... cevap omuzbaşındayken ona teslim olmuş kadında...savunmasız  aşka... korku o heyecanlı bekleyişin yanında... gardiyanı hiç gitmiyor, hep tetikte ruhunda.  

Çiftliğe dönüş yolundalar şu anda... yüzleri asık, konuşmaları kaygı dolu... Tekrar ifadeler  alınacak Cemal Ağa’nın yeniden açılan cinayet dosyasında... hepsi tek tek yeniden sorgulanacak.  Demir’in ifadesi aynı mı olacak?... Bu soruş Asi’yi de ortak ediyor ortalıkta dönüp durana. Bilmiyor Demir. O gece en başında eksiksiz anlatmalıydı herşeyi. Yanlış bir karar verdiler... bir tek bunun farkında. Asi o zaman Süheyla Hanım’ı haklı bulmuştu. Aslan’ı korumak için bu ona doğru gelmişti. Ama şimdi e.min değil o da.  Dedesinin cinayetinin bir türlü aydınlatılamamış olmasından üzüntü duyuyor... bu e.min olmayışın ardında suçluluk mu hissediyor... Masum bir saklayış rahatsız ediyor vicdanı, neden olabilir mi katilin iz bırakmadan ortadan kaybolmasına... üstelik dedesini özlüyor da. Bir silah sesiyle bölünüyor konuşma...

Galip yine oradaydı... öyle gözü dönmüş ki korumalardan bile korkmadı... güpe gündüz Zeynep’i kaçırmaya kalktı... Süheyla silah zoruyla kızı son anda kurtardı... Zeynep buradan derhal uzaklaştırılmalı. Bu yeterli olacak mı? Galip’i bulup polise teslim etmekten başka çare kalmadı... çünkü asla rahat bırakmayacak kızı. Asi bu konuda da kaygılı... tehlikeli Galip, tehlikede sevdiği adam... dikkatli olunmalı. Gece aklına gelen bir planı ertesi gün uygulamaya koyuyorlar. Asi, bir peruk ve Zeynep’in giysileriyle görüntüsünü değiştirerek Demir ile birlikte evden çıkıyor... çiftliği uzaktan göz hapsinde tutan Galip zokayı yutuyor, Demir’in yanındaki kadının Zeynep olduğunu sanarak onları takip etmeye başlıyor. Köy yolunda Demir’in arabasının önünü kesip, Zeynep sandığı Asi’yi arabadan indirmeye kalkıyor... arabadaki kadının nişanlısı olmadığının farkına geç varıyor... bu arada Demir onu gafil avlayıp elindeki silahı alıyor... zaten bu arada polisler yetişiyor.... duruma el koyuyor. Ama soracak bunun hesabını Galip Demir’e...  tehtitler savuruyor polislerin kollarında sokulurken emniyetin arabasına...  “Canına okuyacağım... o benim aşkımdı...  yaktın kendini Demir... bana yar etmedin, bunun hesabını vereceksin bana. Sana da kimseleri yar etmeyeceğim...” ... Boş tehtitler bunlar Demir için... Galip önemli biri değil hayatında, polisler ilgilenecek artık onunla. Dönüyor arabasının yanında onu bekleyen aşkına. Bu halini hiç sevmedi Asi’nin... yüzü gülmüyor, o başındaki peruğu sıyırıp saçlarını açana kadar da. Bütün bunlar yaşanırken, Zeynep çoktan çıktı İstanbul yoluna.

Bir deve dikeni görüntüsüyle giriyoruz  sonraki sahneye... bir harabe... Asi-Demir  sağlı sollu boylarını aşan yıkıntılardan el ele tutuşarak geliyorlar bize... yollarının üzerinde aşmaları gereken koca koca taşlar... engeller... kimi yerde durup beklenerek, kimi yerde el uzatıp çekerek, çekilerek yol buluyorlar kendilerine...  Öylesine bir gezinti değil bu, bir hedefe yürüyor gibiler kararlılıkla birikte. Elleri her fırsatta uzanıyor  birbirine. Nereden buldu burayı Demir yine? “Keçi...” deyişi akla geliyor Asi’ye... bayılır sevdiği böyle yerlere.  Sandaletleri izin veriyor hissetmesine bastığı yerleri, bazen ezilmiş toprak  bazen taşlar ayaklarının altında, ellerini bereleyebileceğini düşünmeden tutunuyor her yana, e.minim yer yer çıplak bacaklarına dokunarak varlıklarını belli ediyorlar çalı çırpı ve dikenler hatta... Asi ... apaçk herşeye, her yana... duysun yer gök deniz... duysun geçmiş, şimdi, gelecek... Demir yanında. Geniş basamaklara dönüşmüş taşblokları merdiven edip kendilerine tırmanmaya devam ediyorlar iyice... Demir önde artık... çıkıp en tepeye, elini veriyor sevdiğine...  Dünyanın taaa ucuna geldiler birlikte... Rüzgar sert esiyor... ama alevlerini alabiliyor sadece... alışıklar şiddetlilerine... vızgeliyor şu haliyle. İlk sorduğu kartpostallar Demir’in Asi’ye... getirdi mi diye... “Iıı ııhhh unuttum!” diyor Asi onun yüzüne...  ne tatlı hıncını almak bütün dünlerin Demir’de... hep o mu şakalaşacak... hep o mu at koşturacak Asi’de... ne kadar bekletti onu kendine. Hayalkırıklığı yayılıyor Demir’in yüzüne... getirmemiş tembihlemesine rağmen kartpostallarını...oysa  bütün planlarını kurdu onların üzerine. Ne inat şu sevdiği, ne alttan almaz... ne dediğim dedik... ne asi... onunla ödeşmenin peşinde... O da getirmemişti son kartpostalını söz verdiği günde. Arkasını dönüyor Asi’ye, görmesin hayalkırıklığını yüzünde... Asi, uzanıp Demir’in arka cebindeki kartpostala , kapıp bir çırpıda, sallar mı havada? Yapmaz  ne aklı başındayken... ne de kendi heyecanlarında çalkalanıyorken ruhu şu anda. Kıyamazda daha fazla eziyet etmeye sevdiği adama... uzanıyor kemerine asılı el yapımı çantasındaki beyazlıklara...  çıkarıyor  günlerdir ellerinden düşmeyen kartpostalları açığa. Üzerinde bulundukları kaya bloğun kenarına ilişip, diziyor onları bir bir karşısına....  Demir sözler, rüzgar olup uçmasınlar...  taştan ağırlıklarla sabitlliyor onları dünyalarına...  Kartpostalları da artık Asi-Demir gibi yanyana. Zamana yayıldı geldi... sabra sığındı geldi her bir sözcük... ruha dokundu geldi... bekledi, beklendi aşkla. Demir neden sonra farkedebiliyor, oyun etti sevdiği ona. Söyletiyor söyleyeceğini işte bir kez daha sevdiği kadına... Demir’in gözleyen bakışları arasında dağa, taşa aşklarını yazıyor Asi... bunu bile başardılar aşklarıyla... şimdi sıra eksik parçada... o da bu adamda...

Yürek çarpıntılarıyla izledi sevdiği kadını, gözgöze geldikleri o ilk andan bu yana... tereddütsüz dizilen her sözcük değiyor onlara. Titriyor son kelimeyi koyarken bilmecesine... o an böyle bir an olmalı... titremeli... titretmeli karşısındakini de... Eğilip usulca sevdiğinin yanına, yerleştiriyor ‘evlenir misin?’i, “benimle”nin ardına...  bağbozumuna erişiyorlar aşklarında...


(I) Okuntu; bir nevi davetiye. Bu, bir parça kumaş, bir mendil, bir yazma olabileceği gibi şeker türünden şeylerde olabiliyor. Dizide beyaz bir mendile şekerleme konarak hazırlanmış ‘okuntu’ nun dağıtıldığın gördük .
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2011, 23:43:08 Gönderen: e.min » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #39 : 03 Eylül 2010, 23:49:13 »

Sevgili forum dostları...

Söz verdiğim gibi 35.bölüm ile Asi Dizisi 2.sezon yorumlarımı vaktinde başlatıyorum. Ne var ki bölüm ardındanlarla işlediğimiz sezonlarda teknik bir sorun yaşanıyor ve henüz çözülemedi. Yorumcu ve paylaşımcı diğer arkadaşlardan ayrı hareket etmeyi arzulamadığım için devam eden bölümleri sorun çözülene kadar bekletmek istiyorum. Sayfaları takip eden dostlarla bunu paylaşmak istedim. 

Şehir dışında olduğum için mesajlarınıza hemen dönemeyebilirim, gecikmeli gelecek cevaplarım için şimdiden özür dilerim. Keyifli okumalar diliyorum.
Sevgiler...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
asiyim
Ziyaretçi
« Yanıtla #40 : 22 Eylül 2010, 17:46:49 »

Sevgili Mine,güzel içten sımsıcak yorumlarını bekliyorum(z)
İnci tanesi  Göz Kırp o mükemmel yorumlarına şahit olmak Asi ve Demirle birlikte daha büyüleyici bir hale bürünüyor  Yes'le
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #41 : 27 Eylül 2010, 12:18:12 »

Sevgili asiyim... çok teşekkürler mesajın için... şu anda bu başlık atıl durumda diye hiç dikkat etmemişim mesajına, inanmayacaksın ama  tesadüfen gördüm... bu kadar geç yanıt verebildiğim içinde çok üzüldüm. En kısa zamanda gelmeye başlayacak yorumlar... söz.  Yes'le
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
asiyim
Ziyaretçi
« Yanıtla #42 : 27 Eylül 2010, 12:29:00 »

Rica ederim sevgili mine..  s20  .Ben Gül hatırladın mı bilmiyorum= asidemirim  Yes'le
Seni çevrimiçi görüyordum.Yazmayınca merak etmiştim.Sonra unuttu dedim herhalde öyle de oldmuş...Özledim yazılarını...Baştan okuyamıyorum biliyorsun...Yüreğim el vermiyordu.Ama şimdi çok özledim ...Kendim elimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum ama kendini yineliyorum sanırım...
Hoş ne kadar anlatmaya çalışsak ne derece anlatabiliriz orası ayrı ama senin yazıların artık güç veriyor bana...Özlem denizinde boğuluyorum onlarla...
Bu arada şimdi onları izliyordum  s14 Onları tamamlayacak yerine doldurucak hiçbir çift bulamadım ben...

Yazılarını merakla bekliyorum...

Sevgiler... s21
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
e.min

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1270


Site
« Yanıtla #43 : 29 Eylül 2010, 00:48:18 »

Sevgili Gül... seni nasıl hatırlamam... sadece açıktan yazdığım mesajlarda rumuz kullanmaya itina ediyorum, o nedenle "asiyim" diye  seslendim sana. Bir alışkanlık sadece. Gerçi artık Asi Ailesi birbirini yakınen tanıyor ama bende farketmeden bir alışkanlığa döndündü bu, hiç düşünmeden yapıyorum. 

Bu aralar yoğunluğum var, hemde inanılmaz bir şekilde. Çok düzensiz girebiliyorum siteye,  aslında o kadar yazmak ve katılmak istediğim mesaj oluyor ki, üzüntüyle ayrılıyorum forumdan da bunu yapamadığım için. Ama dönebildiklerime döneceğim muhakkak sonra, çok geç olmazsa... Yazılarımın sana güç verdiğini okumaktan çok mutlu oldum... onun için varlar zaten... rüya görmediğimizi kayda geçirmek için... onları unutmak mümkün değil zaten ama ileriye taşımak için varlar. Aradan seneler geçti, biten bir çalışma için yeni sayfalar açılıyor üst üste... bu boşuna değil. Yakında daha çok birlikte olabilmek ümidiyle... sevgiyle kal. Yes'le


Moderatöre Bildir   Kayıtlı
asiyim
Ziyaretçi
« Yanıtla #44 : 29 Eylül 2010, 12:32:38 »

Tamam Sevgili Mine...Bizde genelde kullanmıyoruz...Ama oradakiyle buradaki farklı olduğu için dile getirmek istedim sadece Yes'le

Anladım....Yoğunluğun bitince tekrar aramıza dönmeni onları anlatmanı sabırsızlıkla bekliyor olacağım... s27
Masalımız,destanımız daha bitmedi...Anlatılacak daha çok şey var... s20
Bende yapılan her çalışmada ,yorumlarda bir çok forumda onların yaşatılmasına çok seviniyorum.Zaten böyle bir çift ve aşk yaşatılmalı sonsuza dek...

Asıl sevgiler benden..Görüşmek dileğiyle... s20
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6 7 8   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  




Televizyondizisi.com forumu hiçbir kurumla bağlantılı olmayan yoruma dayalı bir platformdur.Forum içerisindeki yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.Televizyondizisi.com bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez.Forum yönetimi olası bir şikayet durumunda tüm yazıları silme veya düzenleme hakkına sahiptir.
Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2006-2009, Simple Machines