escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan Pendik Escort

En Yeni Dizi Magazin Haberleri

Yayında Olan Diziler

Tüm Günlük Diziler Burda

Güncel Dizi Fragmanları

Ferhat Nazım Beydemir’in Yeni Yazısı: “Selamaleykim Kovboy!!!”

Dizi Magazin, Editörden, Sinema 12 Aralık 2012

–          Hey Red!!

–          Merhaba Şerif!! Nasıl gidiyor?

–          Eh, iyi işte…

Oğlum!! Red abine bir çay getir hemen!

Ne yapalım, aynı…

–          Ne oldu, bir sorun mu var dostum?!

–          Lanet olası Kızılderililer… Apaçiler… Şimdi de üzerine Daltonlar eklendi. Red… benden dertlisi olur mu artık! Peşinden koş koşabilirsen hepsinin!

–          Takma kafana, hallederiz… Bence bunlar öyle büyük problemler değil… Geçen twitter’da da paylaştım, asıl sorunumuz Ortadoğu! Öncelikli baş ağrımız orası…

–          Ne!! Twi…???

–          Tabi! Sen Dalton’ların derdindesin ama İran bizim uçağı kaçırmış, şifresini de çözmüş, hiç umurunda değil! Face’de gördüm videosunu geçenlerde, bizim kovboylar forward’lamış.

–          Uçak… mı?!

–          Dostum, bence Türkiye’yle iyi geçinmeli. Stratejik ortaklığı zedeleyecek her türlü hareket bizi zor duruma düşürür. Acaba… acaba diyorum, Kara Murat’a mail atsam bize yardımcı olur mu? Ne dersin!?

–          ???

“Sinema nedir?” diye bir soru sorulur mu bilemem, ama böyle bir soruya cevap olarak “Beyaz perdede izleyiciye anlatılan hikâyeyi yaşatmak, hatta onu da hikâyeye dâhil etmek” diyebilirim. Birçok sanatın birleşmesinden müteşekkil bir sanat dalı sinema. Bünyesine müziği, fotoğrafçılığı, senaryoda edebiyatı, oyuncularının varlığıyla dramayı katmış, hatta bunların sayısını arttırabilirsiniz de. Zaten bir birleşme noktasında yüzünü göstermiş bize sinema. İzleyicisiyle de bütünleşmesi, daha doğru ifadeyle bütünleşebilmesi, onda gerçeklik algısı oluşturabilmesi, bu sanat dalı için varlığının gereklerinden.

Aynı şey diziler için de geçerli… Dizi, sadece tür olarak farklılıklar taşıyor sinemadan, yoksa yapılan şey, kullanılan malzeme her şeyiyle aynı. Yalnızca perdenin önünde değil, eski ifadesiyle de olsa, camın önündesiniz, o kadar. Bu yüzden az evvel ifade ettiğimiz sinemanın kemal noktası, miracı diziler içinde geçerli, hiç şüphe yok! Eğer bir dizi kaliteli olmak istiyorsa ilk önce izleyicisine kendini kabul ettirebilmeli, anlattığı hikâyesinin içine onu dâhil edebilmeli.

Dönem dizileri revaçta bu aralar. Neredeyse bütün kanallarda ya seksenleri-yetmişleri, ya Cumhuriyetin kurulduğu yılları, ya da daha eskileri, Osmanlı dönemini konu edinen diziler boy gösteriyor. Başında sarık, bir tutam sakalla karşımıza çıkanlar olduğu gibi, fötrünü şöyle biraz yana yatırmış kıvrım bıyıklılarda görünüyor dizilerimizde. Zengin bir sezonu yaşadığımız kesin, bu kadar çeşidin içinde boğulmamak bile zor. Ama gözümüze takılan eksiklikler de yok değil.

Yukarıdaki diyalog neden garip, neden saçma geldi size, sorabilir miyim? Red Kid’in bu asrın insanı gibi davranması saçma da ondan, değil mi?! O, döneminin insanı… Ona “Havaya attığım parayı ortadan del deseniz, süratle çıkardığı tabancasıyla onu pula çevirir ve sonra klasik namluya üfleme hareketinden önce vantilatör hızında çevirir elindekini. Ama twitter nedir, facebook ne işe yarar, bütün bunlar bir kenara, televizyon bile onun zamanına göre bilinmedik bir icattır. Bunlardan bahsedecek olsanız trene bakar gibi(!) size bakacaktır. Şayet onun dönemini perdeye ya da televizyona taşıyacaksanız, onun gibi düşünmeli, onun gibi hayal etmelisiniz, bir senarist için dönem filmlerinde, dizilerinde en çok tuzağın olduğu yerlerden biri bu bence.

Fatih Dizisi, Show Tv’de Feth edecek mi?

Örnek vererek devam edeceğim. Türk sinemasının en büyük yapımlarından sayılıyor geçen yıl gösterime giren “Fetih” filmi. Yaklaşık 17 milyon dolara mal olmuş. Dünyadaki örnekleriyle yarışabilecek başarılı bir filmdi ki izleyiciden de desteğini almasını bildi. Ama öyle diyaloglar vardı ki yukarıdakinin gerisinde kalır, inanın. “Mehmet, Kostantinapol’u fethederek bir çağ açıp bir çağ kapatacaksın, bunu sen başaracaksın!”. Sorabilir miyim, ondan çok sonra, asırlar sonra gelecek tarihçilerin yapacağı tasnifi nereden bilebilirler? Avrupa’da, Asya’da ortaya çıkardığı sonuçlardan hareketle ifade edilen yeni bir çağın başlamasını, daha Fetih bir proje halindeyken nereden tahmin edebilirler?

Sonra şu “imparatorluk” ifadesi… “Mehmet, sen devleti büyük bir imparatorluk haline getireceksin!”. Osmanlı’nın böyle bir derdinin olmadığını anlayabilmek için, devlet tarihinde bir kere olsun imparatorluk ünvanını kullanmadığına baksak yeterli olur herhalde. Devlet-i Aliye, bir kere olsun emperyalizmin isimlendirilişi olan “İmparatorluk”u kullanmamış. Bunun da tarih kitaplarından alınıp yapıştırıldığı anlaşılıyor. Olan size oluyor, tarih kitabını mı okuyorsunuz, yoksa 15 yüzyılda mı yaşıyorsunuz, anlayabilmeye çalışacaksınız. Sadece Fetih’te değil, Zülfü Livaneli’nin Veda’sında da aynı durum vardı, tarih kitaplarının daraltıcı atmosferine mağlup olup gitmişti o dönem.  Keşke bilmediğimiz yönlerini anlatsaydı Atatürk’ün, keşke daha özelde tanıtsaydı bize onu.

Gündemde yine Muhteşem Yüzyıl var, başbakanın ifadeleri, dizinin yayından kaldırılacağı haberleri… Ama en çok gözden kaçırılan şey dizinin Fetih örneğinde olduğu gibi, Kanuni dönemine bu asrın insanı gibi bakması, elindeki dürbünle o dönemi göstermeye çalışması. 21. yüzyılın bencillliği çok iyi bilen insanlığının dar penceresinden, devletin başına kendini her şeyiyle feda ederek, fani olarak gelen yönetici kadrosunu görebilmek, tanıyabilmek mümkün mü?

O asırda, dizinin gösterdiği gibi, sadece kendinizi düşünen biri olsaydınız utancınızdan başınızı kaldıramazdınız. Çünkü edep, ahlak, tevazu toplumun zirvede temsil ettiği şeylerdendi o zamanlar, hatta millet olarak en büyük ihracatı dünyaya edebi-ahlakı-güveni pazarlayarak yapıyorduk. O dönemde Hollanda’da bir Türk’ün şahitliği başka milletlerden birinin şahitliğinden öte sayılıyor, iki insanın şehadette bulunması gibi değerlendiriliyordu. Dışarıda böyleyken sarayda nasıldır, varın siz düşünün. Tamam, onlar da insandı, elbette hata yapabilirler. Ama devletin de toplumun da başarısı ortada. Eğer kalifiye insanlar olmasalardı, böylesi altın bir dönem yaşanabilir miydi? Hürrem’in kıyafeti umurumda değil, ama onu baş belası bir şirret kadın haline getirmeleri, Kanuni’yi kadın düşkünü bir zavallı pozisyonuna düşürmeleri, döneme ve dönemin insanlarına bu asrın bir ferdi gibi bakmalarından kaynaklanıyor. İşte bu büyük bir yanlış… İleride dizinin yapımcıları bile bu noktayı nasıl kaçırdıklarına şaşıracaklar bence. Evet, öyle bir gücün içinde olduğunda bu asrın insanı, tam da dizide temsil edildiği gibi davranırdı! Ama Kanuni 21. yüzyılda yaşamıyor ki!

Uzun lafın kısası, diziler-filmler anlattıkları hikâyede gerçekliği tutturmak istiyorlarsa, özellikle böylesi dönem çalışmalarında, o zamanı alıp bağırlarında eritmemeliler. Kendileri dönemin bağrında erimeliler!

Ferhat Nazım Beydemir              fernazbey@hotmail.com

loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sorry, comments for this entry are closed at this time.

kaçak iddaa siteleri film izle güvenilir casino siteleri bahis siteleri iddaa siteleri Sayfa da90 sorgu var. 3,344 saniyede yüklendi.