escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan Pendik Escort

En Yeni Dizi Magazin Haberleri

Yayında Olan Diziler

Tüm Günlük Diziler Burda

Güncel Dizi Fragmanları

Cansel Elçin’in Yeni Rolü Batman’deki Joker kadar sempatik

Dizi Magazin, Dizi Röportajları 27 Ağustos 2011

Cansel Elçin

Cansel Elçin

Yeni dizisi ‘Yalancı Bahar’da ‘Dolandırıcı Selim’ olarak izleyeceğimiz Cansel Elçin, yeni karakteri için ‘Batman’deki Joker kadar sempatik’ diyor

 Yeni diziniz ‘Yalancı Bahar’ yakında başlıyor. Konusu nedir?

‘Yalancı Bahar’, geçmişte sevgilisiyle beraber dolandırıcılık yapan, ancak daha sonra başka bir hayatı seçen bir kadının öyküsünü işliyor genel olarak. Bu kadını Fahriye Evcen, kocasını ise Serkan Ercan canlandırıyor. Hırsız olan eski sevgili yani Selim’i de ben oynuyorum. Çok fazla deşifre etmek istemiyorum hikâyeyi ama Selim bir şekilde hapse giriyor ve intikam almak istiyor onlardan. Çok iyi planlı bir intikam hazırlıyor. Kendini eğitiyor hapishanede, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmak istemiyor. Hikâyemiz de aslında burada başlıyor.

Selim bayağı kötü bir karakter mi yoksa sempatik kötülerden mi?

Batman’deki Joker’i sevmiş miydiniz siz?

Ben şahsen sevmemiştim.

İşte Selim de o kadar sempatik (gülüyor).

Daha önceki rollerinizde hep çok klas, İstanbul beyefendisi bir Cansel Elçin izlemiştik. Bu sefer farklı bir karakter oynayacağınız için çekinceniz var mı?

Hayır, tam tersine mutluluk duyuyorum farklı bir rol olduğu için. Kötü bir adamı oynuyorum diye hiç düşünmüyorum. Kötü kötü bakmıyorum etrafa, sadece onun tutkularını ve isteklerini yaşatmaya çalışıyorum. Ona hak vermeye çalışıyorum. Selim olaylara tek bir açıdan bakıyor. Yenilgiyi kabul etmiyor.

Şu an tıraşlısınız gerçi ama bazı bölümler için sakal bırakmıştınız. İnternette okudum, çok değişik gelmiş insanlara.

Hani bahsettim ya, Selim’in birtakım planları var diye. İşte bu planlar için sakalını uzatması gerekiyor.

Tanınmamak için mi?

Evet, ama şimdi burada planlarını çok da deşifre etmeyelim. Çünkü benim karakterimin dört farklı halini izleyecek seyirciler. Oyunculuk içinde oyunculuk var bu işte. Selim oyunculuk yapıyor mesela dizide, o yüzden eğlenceli bir iş bence.

Bu sefer kendi sesinizi mi kullanacaksınız?

Bilmiyorum

Kim biliyor?

Bir şey söyleyemiyorum bu konuda, daha tam belli olmadığı için. Ama ben kendi sesimi kullanmak istiyorum tabii.

Sizin daha önceki işleriniz hep uzun soluklu olmuştu. Yeni bir işe başlarken bir formülünüz var mıdır, neden bu projenin içindesiniz mesela?

Farklı bir karakter oynamak istiyordum artık. Bunu da Faruk Turgut’a söylemiştim. Çok sevdiğim bir yapımcıdır ve onunla arada oturup projelerden konuşuruz. Ona canlandırmak istediğim farklı karakterden bahsettim. Biraz böyle saplantısı olan bir karakter oynamak istiyordum.

Daha öncekilerden epey farklı.

Evet aynen. ‘Gönülçelen’in bitmesine yakın bir zaman vardı, bir taslak gönderdi bana Faruk Turgut. Okudum ve çok beğendim hikâyeyi. Akışı hızlı, ilginç bir hikâyesi var. Diyaloglar da güzel yazılıyor. ‘Yalancı Bahar’ çok akıllıca yazılmış, her bölüm finali merak uyandıracak bir dizi. Ben bile o kadar merak ediyorum ki, arıyorum ‘Bundan sonra ne olacak?’ diye soruyorum, bana da söylemiyorlar. ‘Gönülçelen’ dizisinden sonra belki birkaç ay bekleyebilirdim. Ama hikâye çok ilginç geldi. Belki çok iddialı konuşacağım ama bir Amerikan filmi gibi oldu ilk bölüm.

Türkiye’de dizi sektörünü değerlendirmenizi istesem.

Burada dizi sektörü bambaşka bir sanat. Türkiye’de hızlı yetiştirme sanatı var. Salı günü çektiğin sahneyi perşembe günü 10 milyon kişiyle birlikte izliyorsun. Böylesi dünyanın hiçbir yerinde yok. Örneğin, tiyatroda insanlar sizi anında görüyor, sinema filminde 6 ay sonra. Ama Türkiye’den başka hangi ülkede salı günü çektiğiniz sahneyi bir hafta, on gün sonra izliyorsunuz? Avrupa’da bütün diziler, filmler bir sene önceden 13 bölüm olarak teslim edilir.

Dizi, sinema, tiyatro… Hangisini yapmak size en çok keyif veriyor?

Üçü de farklı iş. Hepsini yapmaktan keyif alıyorum ben. Şu aralar dizi ağırlıklı gidiyor.

Çocukken içinizde var mıydı oyuncu olma isteği?

Var mıydı bilmiyorum. Dr. Knock diye bir kitap vardır. Adam doktorum diye bir kasabaya geliyor ama aslında doktor değil. Kasabadaki insanlara psikolojik tedavi yapıyor ve herkes iyileşiyor. İlkokuldayım o zaman, öğretmen herkesi oynatıyor. Orada mesela çok heyecanlanmıştım.

Hoşunuza gitmiş miydi sahnede olmak?

Yok, gitmemişti pek. Öğretmen, sınıfta çok beğendiğim bir kızla birlikte çıkarmıştı beni sahneye. O kız değil de başka bir kız olsaydı böyle heyecanlanmazdım (gülüyor). 11 yaşındaydım o zaman.

Ondan sonra neler oldu?

Ondan sonra 16-17 yaşlarındayken, yolda arkadaşlarımla yürüyoruz, bir adam geldi yanımıza. ‘Burada klip çekiyoruz, gelmek ister misiniz?’ dedi. Biz de bir şey yapmıyorduk o an, gittik stüdyoya. George Michael’ın ‘Too Funky’ klibi çekiliyormuş meğer. Gittik figüran olduk. Bu işten sonra bile oyunculukla ilgilenmedim. Tekstil işleri yaptım. Türkiye’den havlu getiriyorduk. O dönem hayatım epey sıkıcıydı.

Ekonomi ve Sosyal Bilimler okudunuz, o alanda çalışmak istemediniz mi?

20-25 yaşlarındaki herkes var olmak ve fikrini söylemek ister, ben de bu yüzden, kalktım akşamları tiyatro kurslarına gittim. Kendimi daha iyi ifade edebileceğim bir yol buldum tiyatroyla.

Kaç yaşında gitmiştiniz Fransa’ya?

9 yaşımda. Türkiye’de ikinci sınıfı okumuştum ama Fransa’da yeniden başladım ilkokula. Hiç Fransızca bilmiyordum. İlk başlarda zorlanıyordum ama sonra ‘Ben artık bu ülkede uzun süre yaşayacağım, benim bu dili iyi bilmem gerekiyor’ dedim kendi kendime. Ve çok çalıştım Fransızcaya, iyice öğrendim bu dili. Kelimeleri sevdim. Bu arada kelime demişken, geçen gün Yekta Kopan’ın programında Molière’den bahsettim. Ama orada bir yanlış anlaşılma oldu.

Hemen düzeltelim o yanlış anlamayı.

Don Juan’ı oynamak istiyorum dedim. Ama gördüm ki burada Molière sadece komedi olarak algılanıyor. 4-5 tane komedi oyunu vardır ama komedyen değildir. Fransızca’yı en güzel dile getiren ve Fransızca’yı oyunlarından en iyi şekilde kullanan adamdır. Hatta La Langue de Molière (Molière’in dili) derler Fransa’da. Belli bir teknikle yazılmıştır, 12 hecelidir cümleleri, şiirseldir.

İstisnasız bütün cümleleri mi 12 heceli?

Evet, bütün cümleleri bu şekilde yazılmıştır ve kafiyelidir de aynı zamanda. Bu kadar güzel bir sanat varken ekonomiyi kim ne yapsın (gülüyor).

‘Cansel Elçin komedi oynamak istiyor’ diye mi yazmışlar yoksa?

Evet, öyle bir şey yazmışlar. Programda az zamanımız vardı onun için pek anlatamadım bunları. Çok önemli değil aslında.

Peki, Türkiye’ye gelişiniz nasıl oldu?

Türkiye’ye Tomris Giritlioğlu getirdi.

Siz Tomris Giritlioğlu’nun teklifine evet derken Türkiye’ye yerleşeceğinizi biliyor muydunuz?

Hayır, 3-4 aylığına geleceğimi düşünmüştüm.

Şimdi kaç yıldır buradasınız?

5 yıldır.

Peki artık burada kalıcı mısınız?

Bilmem. Bana ‘Yeni Zelanda’da bir dizi / film var gider misin?’ deseler, senaryoya bakarım eğer hoşuma giderse, farklı bir işse giderim.

İstanbul’a alıştınız mı iyice?

Tabii, İstanbul çok güzel ama kalabalık. Bu şehirdeki mahalle kültürünü çok seviyorum ben.

Radikal için bir yazı yazmıştınız geçen yıl, L’Illusionniste filmi hakkında.

O çok ani oldu. Ben o filmi izledim ve hayran kaldım. Hayranı olduğum Jacques Tati’nin senaryosundan uyarlamadır bu film. Kızı izin veriyor bir yönetmene ve bu yönetmen de filmi çizgi film haline getirip Jacgues Tati’nin mimiklerini kullanarak yeni bir film çıkarıyor ortaya. Bir sinema sitesine girdim, film hakkındaki yorumları okudum, bir baktım Jacques Tati’nin kim olduğunu bilmeyen biri o kadar saçma sapan bir yorum yapmış. Üzüldüm ve oturdum bir yazı yazdım. Sonra arkadaşım Doğu (Yücel) ile konuşuyordum. ‘Yazını çok beğendim, biraz daha uğraş üstünde, bakalım bir şeyler yapabilir miyiz’ dedi. Sonra işte yayımlandı o yazı. Ani oldu dediğim gibi, mesela şimdi bana birisi dese şu film hakkında bir şeyler yaz diye, belki yazamam.

Böyle yazılar yazar mısınız arada?

Yazarım.

Yarın bir gün bir romanınızı okur muyuz?

Roman değil ama iki tane senaryom var.

Birilerine götürdünüz mü senaryoları?

Yaparsam kendim yaparım birisine götürmem. Kendim yaparım yapımcılığını, yönetmenliğini ve oyunculuğunu.

Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?

Futbol oynarım. İngiliz takımlarını takip ederim, Premier Lig kanalını izlerim, en sevdiğim kanaldır hatta. Ayazma (Anadolu yazarlar ve müzisyenler ayak topu kulübü) diye bir futbol takımında oynuyorum ben. Orada Can Öz, Ender Özkahraman, Alpay Erdem, Bağış Erten, Harun Tekin, Mustafa Öztürk ve Hayko var. Böyle eğlenceli bir takımız biz. Sadece futbol üzerine değil elbette ki sohbetlerimiz. Her şeyden bahsediyoruz.

“SÖZLÜKTE YAZANLARI DEĞERLENDİRİYORUM”

Sosyal medyayı takip eder misiniz?

Resmi Facebook sayfam var ama ben ilgilenmiyorum, orayla ilgilenen bir iki kişi var. Twitter’ı kendim kullanıyorum ama.

Kullanıcı adınız nedir?

Kullanıcı adım cansellelcin. Birtakım sorular soruyorlar, onları cevaplıyorum.

Sözlüklere girip bakar mısınız hakkınızda ne yazmışlar diye?

Bakıyorum evet. Bakıyorum ve değerlendiriyorum.

Örneğin, oyunculuğum hakkında bir şeyler yazılmışsa üzerinde düşünüyorum, dikkatli olmam gerekiyor diyorum.

Bazen de gülüyorum yazılanlara.

Kaynak: Radikal Gazetesi

loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

film izle güvenilir casino siteleri bahis siteleri iddaa siteleri Sayfa da89 sorgu var. 3,489 saniyede yüklendi.