escort balikesir escort bayan eskişehir escort izmit escort bayan tekirdağ escort bayan bursa escort ankara bayan
izmir escort
izmir escort
izmir escort
izmir escort

Adı Zehra Dizisi – Fox Tv

Bizim Hikaye’de Filiz Nasıl Bir Olayın İçine Giriyor?

Kanatsız Kuşlar’da Muzaffer Affetmek İstiyor

Siyah İnci’de Hazal’ın Büyük Kararı ne Olacak?

Yeşilçam Eski Bir Masal

Başkaları tarafından algıları yönetilen, başkalarının fikirlerine itibar edip kendi fikri kabul eden, okuma-yazma oranı ne kadar yüksek olursa olsun eğitim oranı düşük olan toplumlarda, yenilik/değişim zor bir süreçtir. Beyin öylesine başkasının kontrolüne geçmiştir ki, doğru gördüğü şeye bile itibar etmeyecek kadar başka fikirlere teslim olmuştur. Hal böyle olunca da ileriye bakmak yerine, hep geriye doğru göz kırmaya devam etmişizdir.

Yeşilçam’ın en popüler dönemleriydi. Televizyon Avrupa’da her eve girmişken bize henüz gelmemişti. İnsanların en büyük eğlencesi sinemalardı. Buda zamanla büyük taleplere sebep oldu. Öyle bir dönemdi ki, prensipleri ile ünlü olan rahmetli Ayhan IŞIK bile senede 12 film çevirmeyi kabul etmişti. 8-10 günde ya da iç içe çekilen sinema filmleri hızlı bir şekilde Anadolu’ya gönderiliyor ve akabinde bölge dağıtımcılarından yeni film teklifleri alınıyordu. İşte bu hızlı ve tehlikeli dönemde, Safa Önal gibi bir üstat ortaya çıktı. Makine gibi üretiyor ve hızla yazdığı her senaryo çekiliyordu. Bir dönem sonra 350’den fazla yazdığı senaryosu çekilen dünyanın tek senaristi olarak rekorlar kitabına girecekti. Mantık olarak elbette bir senaristin 350’den fazla farklı hikâyesi olan senaryo yazması imkânsızdı. Sektörün ivme kazanması ve hızını kaybetmemesi içinde, hızlı bir şekilde senaryoların yazılması gerekiyordu. Senaryo içindeki ana hikâyeye sadık kalınarak karakterlerde, mekânlarda ve isimlerde oynamalar yapılarak aynı senaryo yeniden yazılıyordu. Zaten başka türlüsü de mümkün değildi. Aynı senaryo başka isim ve başka oyuncularla yeniden çekilerek aynı hızla sinemalara gönderiliyordu. Bu akım ve hızlı dönemler herkese ciddi paralar kazandırmıştı elbette. Ve sonra Yeşilçam durağın dönemlerine geçti.

90’lı yıllar özel kanalların hayatımıza girdiği yıllardı. O zaman dizi film sektörü bu kadar acımasız değildi. Zaten kendi üretimimiz olan birkaç dizi film vardı. Genelde yabancı diziler ve ağırlıkta da günlük pembe diziler vardı. 2000 yılından sonra televizyon dünyasında bir hareketlenme oldu. Birden dizi filmlerde patlamalar meydana geldi. Önce sektör birkaç başarılı yapım şirketi ve senaristi tarafından kontrol altında tutulmaya çalışıldı. Sonra öylesine büyük bir pasta oldu ki, diziler önüne çıkanı hiç acımadan öğütmeye başladı. Ama ona rağmen ısrarla aynı kişiler sektördeki pastaya taliptiler. Onun içinde aceleleri vardı ve senaryolar hızlı yazılmalıydı. Yeşilçam gibi ellerinde mükemmel bir arşiv vardı. Oradaki filmler günümüze uyarlandı; ya da dönem filmleri olarak yeniden çekildi. Sonra yabancı dizilerden uyarlamalar başladı. Özündeki ana tema hep yanıydı. Aşk, dram, entrika… Oyuncular değişti, mekânlar değişti, çekenler, yazanlar herkes değişti ama değişmeyen iki şey vardı; Biri seyirci, diğeri de ana hikâye.

Seyirci her zaman aynı şeyleri farklı oyuncularla seyretmeyi tercih etti ve sevdi. 40 yıl önce çekilmiş ve büyük başarılara imza atmış sinema filmleri günümüze uyarlandı ve yeniden reytingler almaya başladı. Hal böyle olunca da yapımcılar ve kanal yönetimleri, 40, hatta 50 yıl öncesi zihniyeti ile olaylara bakmaya başladılar. Aman kaybetmeyelim, aman reytingler düşmesin, yok reklam pastasındaki payımız azalmasın korkusu ile 2014 yılında bile hala 1960 yılı mantığı ile yaşamaya devam ettiler. İşin tuhaf ve üzücü yanı ise hala seyircilerin bu tür algı yönetimlerine ses çıkarmamaları ve aynı şeyleri ısrarla seyretmek istemeleriydi. Ve sonra yarışmalar, evlenme programları, yemek programları, güncel programlar sadece isimlerini değiştirerek başka kanallarda boy göstermeye başladı. Ve 2014 yılında sinemalarda tutmuş işler, seri halinde yeniden çekilmeye başlandı.

Görünen o ki, bu algı yönetimi ve seyircinin bir türlü klasik hikâyeden çıkamayıp, aynı şeyleri tercih etmesi uzun bir süre daha devam edecek gibi. Bundan sonra kalite hızla düşecek ve önümüzdeki dönemlerde bildiğimiz şeyler, sadece isimleri değişik olarak önümüze gelecektir.

Bu sadece sanatta değil elbet. Siyasette, sporda, iş hayatında bir türlü kurtulamadığımız bir hastalıktır. Ne diyelim; Allah herkese akıl fikir versin.

Saygılarımla.

Arslan Yıldız

arslnyldz@gmail.com

loading...

loading...


Yorumlar
tekirdag escort ankara escort escort samsun escort bursa mugla escort

Henüz hiç yorum yapılmamış.

güvenilir casino siteleri bahis siteleri iddaa siteleri Sayfa da114 sorgu var. 7,415 saniyede yüklendi.
halkalı esocrt kayaşehir esocrt
cinsel sağlık